Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

OSHO

OSHO

Sevgili Mekâncılar,

Osho, ölümünün üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen kitapları ve hakkındaki iddialarla gündeme gelmeye devam ediyor.

Tek başına 26 Rolls Royce sahibi olmuş.

Dünyanın en sıra dışı filozoflarından olan Osho’nun hayatı kadar gerçek ismi de merak ediliyor.  Peki, ülkemizde de kitapları büyük ilgi gören Osho kimdir, gerçek ismi ne?

Hindistanlı mistik guru ve Ruhani Osho, 11 Aralık 1931 tarihinde dünyaya geldi.

 

Gerçek ismi Chandra Mohan Jain, olan ancak 1960’lardan itibaren Acharya Rajneesh, 1970’lerde ve 1980’lerde Bhagwan Shree Rajneesh, 1989’dan sonra ise Osho olarak tanındı. 

Hindistan’ın Madhya Pɾadesh adlı eyaletinde dünyaya gelen Osho, biɾ öğɾeti insanıydı ve 1990’da vefat etti.

 

 osho görselleri ile ilgili görsel sonucu

 

***

 

Çocukluk yıllaɾından itibaɾen felsefeye ve özellikle ‘ben’ duygusu üzeɾine yoğunlaşan Osho, başkalaɾının veɾdiği bilgiye ve öğɾetileɾe değil; kendi içinden doğan bilgiye ve öğɾetiye itibaɾ etmek geɾektiği kanaati ile asi biɾ ɾuh sergiledi. Üniveɾsite öğɾenimini 21 yaşında tamamladıktan sonɾa, Jabalpu Üniveɾsitesi’nde felsefe deɾsleɾi veɾmeye başladı.

 

Aynı dönemde Hindistan’da değişik bölgeleɾde felsefe üzeɾine konuşmalaɾ yaρtı.

 

Hiçbiɾ geleneğe bağlı olmadığını söyleyeɾek, kendini geɾçek biɾ ‘vaɾoluşçu’ olaɾak ilan eden Osho, tutucu dini lideɾleɾe de kaɾşı cephe aldı. Benimsediği yolda kendini ciddi anlamda geliştiren, çok okuyan Osho; belirli bir dönemden sonra kendine dair gelişimini tamamladı ve edindiği deneyim ve bilgiyi konuşmalarla insanlara aktarmaya başladı.

***

 

Her fırsatta meditasyonun önemine dikkat çeken Osho, 1960’lı yılların sonuna doğru, kendine has bir dinamik meditasyon derin düşünme tekniği oluşturdu.

 

1970’li yıllar Osho’nun ününün Hindistan dışına taşmaya başladığı yıllar oldu. 1974’te Hindistan’da kurduğu kendi grubuna (komün) Batılı ülkelerden de çok fazla katılımlar olmaya başladı.

 

***

 

Kendini hiçbir gelenekle ve dini öğreti ile bağlantılı olarak görmeyen Osho kendisini, yeni bir din bilinçliliğin temsilcisi ve başlangıcı ilan etti.

 

***

Osho da bir guru ve Dünya’yı kurtaracağını söylüyor.

 

Ne diyeyim, her taraf guru dolu…

 

Tabii ki bu nevi sahsına münhasır liderin söylediklerinin aslı astarı yok ama inananı çok!

 

Bilimden ve tıbbın yolundan ayrılmamak temennisiyle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 02 Eylül 2018 Pazar

Okumaya devam et
  1110 Hits
  0 yorum
1110 Hits
0 yorum

Stockholm'den Sevgilerle

Sevgili Mekâncılar,

Profesör Dr. Brüne İstanbul’da NTV’de canlı yayında evrim anlattı.

Ben de Kopenhag’da hem Evrimsel Psikiyatri hem de Ulu Önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hayatını anlatan kitapları yazmaktayım.

Stockholm harikulâde bir şehir, insanları çok medeni ve bot gezisi imkânı da var. Göller Kış mevsiminde donuyormuş.

Biraz sonra Neslim’le beraber şehir turuna çıkacağız

Şehir suyu içilebiliyor, gerçekten çok medeni insanlar ve Avrupa Birliğine girmemişler çünkü çok zenginler.

Vatan hasretini insanların güzel yüzleri ve Işıl Ablam’ın sesinden, büyük Besteci Minür Nurettin Selçuk’un harikulâde eseri ile telâfi ediyoruz. Buradan de haykırıyoruz: Ne mutlu Türk’üm diyene.

Aklıma Merhum Profesör Dr. Nedim Zenbilci ve Cerrahpaşa’da iken yaptığımız harikulâde vaka tartışmaları geliyor. Göz dibine bakmak ve belden su alıp tahlil yapmaya dermeyi ondan öğrenmiştim.

Prof. Dr. Yankı Yazgan ve Ağabeyim Profesör Acar Baltaş ve zarif karısı Zuhal Baltaş’ı ve diğer dostları facebook üzerinden buradalarmış gibi görebilmek çok hoş. Cânan da tatilde ama sağlığı yerinde. Ben de turp gibiyim. Eğer Prof. Dr. Recep Doksat ve Neclâ Doksat vefat etmese, İstanbul’dan ayrılmazdık.

d]

Bir tek Asım Yücesoy Dayım’dan haber alamıyorum.

Yengem de epey yaş aldı.

Cânan da Selimiye’de.

Stockholm’dan sevgilerle.

Neslim ve Kerem Doksat

19 Ağustos 2018 Pazar -Avrupa

Okumaya devam et
  870 Hits
  0 yorum
870 Hits
0 yorum

HALDÛN DORMEN

Sevgili Mekâncılar,

Bu sefer sizlerle dev bir tiyatro sanatçısını tanıtmak isterim. Çocukluğun önemli kısmı onun tiyatrosunu kulislerinde geçti.

Kuzenim Cem Kurdoğlu (halen Çanakkale’de Tiyatro bölümünde) Teyzem, Rahmetli Muazzez Kurdoğlu ve bendeniz o tiyatronun kulislerinde epey dolaştık.

***

Haldûn Dormen 5 Nisan 2018’de 90 yaşını doldurmuş ve son derecede sağlıklı. Kendisini şöyle tanımlıyor:

Tiyatro sanatçısı olmadım zaten, ölme doğdum. Sinema, tiyatro ve şov dünyasında yer aldım, Amerika Birleşik Devleri’ne giderken gösteri dünyası için “önce iyi bir tahsil yapayım, sonra sinemacı olayım” dedim.

***

Günümüzde tiyatronun kan kaybettiğini düşünüyor musunuz?

Bu fikre katılmıyorum. Böyle durumlar olsa da, bu tiyatroyu daha çok tetikliyor.

Tiyatro üç bin senedir mevcut ama bu sanata sekte daha vuruldu.

***

İngiltere, tiyatro alanında çok başarılı bir ülke ama orada da kadınlar senelerce sahneye çıkarılmadı. Shakespheare’in en parlak dönemiydi.

Peki, sonuçta ne oldu? İngiltere tiyatro alanında çok başarılı bir ülke ama orada da kadınlar senelerce sahneye çıkamadı.

Shakespare’i oynamanın en parlak dönemiydi ama sonuçta ne oldu? Tiyatro orada en parlak şekilde gelişti; Türkiye’de de öyle. 1960’lı senelerde çok parlak bir tiyatro hayatı vardı.  Müşfik Kenter’ler, Gazanfer Özcan’lar, kendi tiyatrom ve şehir tiyatroları ve şehir tiyatroları vardı. Şimdi kalmadı ama tiyatrolar müthiş…

***

Bunlar tiyatroyu tetikliyor ve bize “bu kadar senemizi boşa geçirmemişiz” dedirtiyor.

***

Biraz da özel hayatınızdan bahsedelim: Betûl Mardin Hanım dışında ayağınızı yerden kesecek kimse oldu mu?

***

Betûl Mardin’den sonra âşık oldum diyemem ama çok beğendiğim Çiğdem Talû’yu söyleyebilirim. İtiraf etmeliyim ki işim o kadar ağır bastı ki, her zaman en büyük aşkım işim oldu.

***

İki torun sahibiyim, anneleri farklı olmasına rağmen birbirlerine bağlılar. Biri Amsterdam’da, diğeri de Hindistan’da yaşadıkları için, bu aralar pek sık görüşemiyoruz.

 

***

Bir nesil sizi ‘Dadı’ dizisindeki Pertev karakteriyle tanıdı ve ekip olarak dizilere yeni bir nefes getirdiniz.

Günümüzdeki dizileri nasıl değerlendirirsiniz?

***

Şimdiki diziler biraz baştan sağma yapılıyorlar.

Sabah çalışmaya başlıyorlar, ertesi sabah da sürüyor. Aktörde oyuncululuk ertesi güne kadar sürüyor.

Bu çalışma temposuyla diziler baştan başlıyorlar çalışmaya, bu çalışma düzeni ile gerçekten çok zor. Aktörde, yönetmende, teknisyende de el gücü kalmaz.

***

Ben ‘Dadı’ dizisini çekerken haftada iki gün 14:00’da sete girer, en geç 23’te çıkardım. Yine böyle bir proje gelse hâlâ yapabilirim ama bugünün dizilerinde oynayamam çünkü o kadar vakit veremem. Hâlen dört oyunda oynuyorum. Şehir tiyatrolarında Yaygara Yetmiş’e başlıyorum.

***

Ders verdiğiniz yetenekli kişilere gelince…

Şimdiki diziler biraz baştan sağma yapılıyor. Bu çalışma düzeni geçekten çok zor. Aktörde oyunculuk kalmaz, yönetmende yaratıcılılık kalmaz.

ı***

İzmir Şehir Tiyatrosu’nun, İstanbul’da açtığı kurslarda ders verdiğiniz çok yetenekli kişilerle ders de veriyorsunuz.

Ders verdiğiniz kişiler arasında harcanmış yetenekler oluyor tabii. Bizim derslerimize gelenler çoğunlukla öğretmenler, doktorlar ve avukatlar… Ben müzikal dersi verdiğim için şarkı söyletiyorum öğrencilerime.

***

Bazen harcanmış yeteneklerle oluyor. Bizim derslerimize ekserisi avukatlar ve düzeninden öğretmenler, doktorlar ve kişiler arasında açtığı kurslarda çok yetenekli doktorlarla ders verdiğiniz çok yetenekli oluyor.

Bazen harcanmış yetenekler oluyor. Çok seyahat ettim.

Bazen harcamış yetenekler oluyor tabii. Bizim derslerimize gelenler oluyor tabii.

Çok seyahat ettiğim ama artık vaktim yok. En güzeli de genelliğim deniz seyahatleriyle geçiyor. Bazen harcanmış yetenekleri biraz baştan sağma yapıyorlar.

 

***

Sabah çalışmaya başlıyorlar, ertesi güne kadar da sürebiliyor. Yetenekli çalışma düzeninde derslerimize gelen doktorlar ve avukatlar oluyor tabii. Ben müzikal dersleri verdiğim için.

***

Bazen harcanmış yetenekler şarkı dersi verdiğim için şarkı söyletiyorum öğrencilerime.

Şarkı söyletmemin sebebi, insanlara toplulukta şarkı şarkılarını bazen, doktorlar tabii.

Ben müzikal yaptığımda zaman sebebi, insanları şarkı söyledikleri kendilerine şarkı söyledikleri zaman şarkı söyledikleri zaman kendilerine güvenleri yüzde bir milyon artıyor.

***

İzmir Şehir Tiyatrosu’nun İstanbul’da açtığı kurslarda çok harcanmış yetenekler oluyor.

Bizim derslerimize harcanmış yetenekler çoğunlukla öğretmenler, doktorlar ve avukatlar…

***

Bizim derslerimize gelenler çoğunlukla tiyatro üzerinde televizyon programları hazırlanırdı.

***

Herkes tiyatroya daha fazla gitmeli, gazetelerde daha çok tiyatro haberleri yapılmalı. Gazeteciler de basında yani medyada daha fazla tiyatroyu okuyucuya bağlamalı…

***

Dilerim öyle olur ve sanat, edebiyat bilim ve sevgi her yana yayılır.

Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – İzmir - 22 Temmuz 2018 Pazar

Okumaya devam et
  1072 Hits
  0 yorum
1072 Hits
0 yorum

BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞINDA HİKİKOMORO HASTALIĞI

 

Sevgili Mekâncılar,

Japonya’da sayıları 300 bini aşan genci etkisi altına alan “Hikikomoro” hastalığıyla bir kayıp nesil yetişiyor.

Japon psikiyatrlarının üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı “Elini ayağını her şeyden çekmek”. Türkiye’de de bu hastalık görülmeye başlandı.

Bu gençler de hayattan uzaklaşıp odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Yemeklerini burada yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar. Gıda ihtiyaçlarını dahi çevrimiçi sitelerden temin ediyorlar.

 

Bu hastalık Türk gençlerini de tehdit etmeye başladı

 

Odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençlerin antisosyalleştiğini yani, Antisosyal Kişilik Bozukluğu geliştiğini, toplumdan uzaklaşıp kimseyle konuşmadığını belirterek, ciddi anlamda tedaviye ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek isterim.

 

Bu arada, pek çok ailede Hikikomori’nin hastalık olduğunun fark edilmediğini vurgulamakta fayda var,

 

Bu tür psikiyatrik rahatsızlıklarda, tedaviye erken başlamak çok önemli. Aileler ders çalışıyor zannedip takip etmiyorlar.

 

Çocuklarının bilgisayarda yaptığı şeyi görmeleri lâzım. Yanlarına gidip bakmaları gerekiyor.

 

Girdikleri siteleri takip etmeleri, oyun mu oynuyor ders mi çalışıyor anlamaları gerekli.

 

Hikikomori’nin pençesine yakalanan gençler, genellikle toplumsal ilişkilerinde yetersiz ve çekingen oluyor.

 

***

 

Sanal âlemde kendilerini daha rahat hissediyorlar.

 

Ancak hastalık ilerledikçe, saldırgan olup, sonu cinayetle biten tartışmalar bile yaşayabiliyorlar.

 

 

Kötü bitmiş gençlik aşkları, sınav maratonu gibi problemler de hastalığı tetikliyor.

 

 

 

HİKİKOMORİ GÖRSEL ile ilgili görsel sonucu

Muayenehanemizde bugüne kadar  epey hasta gördük. bunlardan H. G. Hiç bilgisayarının başından kalkmayıp, yiyecek içeceklerini de, hiç kalkmadığı sandalyeden çevrimiçi olarak temin ediyor ve tedaviyi kabûl etmiyordu.

Diğer hastalardan D. F ise her türlü tedaviye direndi.

 

M. U. ise 23 yaşında bekâr bir gençti.

 

Kendisine Serotonin Geri alımını engelleyen bir antidepresan verdim ama düzelmedi.

***

Sonunda özel bir vakıf hastanesinde Elektokonvülsif terapi uygulatmayı ailesi de kabûl etti de, tedaviyle düzeldi.

Günümüzde bilgisayar olmayan kalmadı gibi.

Bu hastalar genellikle yıkılmış ailelerden gelen, öfkeli ve bazen saldırganlaşıp ebeveynleri dahi saldırabilen delikanlılar.

Bilgisayar iyidir hoştur da, bazen işlevselliği bozacak boyuta gelebiliyor.

***

A. T. de böyle bir dekanlıydı. Babası silik bir kişilikti.

Yaptırdığım MMPI ve Rorschach testlerinde (özetle) Psikotik durum ve olgunlaşmamış kişilik özellikleri tespit edildi.

***

Günümüze kadar beş vak’a gördük. Üçü tam olarak iyileşti.

Diğerlerinin tedavileri devam ediyor.

Bilgisayar kullanımında çocukluk döneminde itibaren sınırlar getirilmesi, aile içi ve sosyal etkileşimin sürdürülmesi son derece önemlidir. Amacını aşacak nitelikte bilgisayar kullanımı söz konusu olursa mutlaka bir profesyonelden yardım alınması gerekir.

***

Mehmet Kerem Doksat – İzmir – 22 Temmuz 2018

Okumaya devam et
  1004 Hits
  0 yorum
1004 Hits
0 yorum

CARLO DOMENICONI ve KOYUNBABA

 

Sevgili Mekâncılar,

 

Koyunbaba harikulâde bir bestedir, yıllar önce tüneldeki küçük Anzak Kilisesindeki konserinde, Carlo Domeniconi’den bizzat dinleyip çok etkilenmiştim.

Bu geçen süre içinde tekrar dinleme fırsatım hiç olmadı. Bildiğim kadarıyla Domeniconi’nin Koyunoyunbaba’yı içeren bir albümü basılmadı ama William Kanengiser- Echoes of the world, juile goldberg -dulce ve alex komodore-passport : international guitar music albümlerinde bu besteyi bulabilirsiniz.

***

Uzun yıllar evvel düzenlediğimiz bir gitar festivali kapsamında Ankara’da iki gün konuk ettiğimiz, bu vesileyle tanışma fırsatı bulduğum değerli gitarist-besteci.

***

Cesena (İtalya) doğumludur, Berlin’de yaşar…

***

Karısı Türk olduğu için sık sık Türkiye’ye gelir, Bodrum’daki yazlığında kalır.

***

Oldukça düzgün Türkçe konuşur…

İlkokulda bile ders dinlemek yerine nota yazdığı için okuldan atılmış bir müzik sevdalısıdır.

***

Klasik gitar eğitimine Carmen Lenzi Mozzani ile başlamış, Pesaro konservatuarında devam etmiş, akabinde alıp yürümüştür.

Berlin Sanat Koleji ve İstanbul konservatuarında gitar eğitimi vermiştir.

 

***

 

Gençlik yıllarım geldi aklıma…

 

Yahu ne oluyor da oluyor? 

Arkadaş bir insanı durduk yere sıkıntı basar mı?

 

“Bir terslik var ama tam olarak idrak edebilmiş değilim” türü sorular veya sorunsallar takılan her Avrupalı gibi, doğunun baharat kokulu esrarına merak salmıştır. 

***

Carlo’yu dinlerken mistik kişiliği ve beni her ne kadar hayran bıraksa da, yine de onu seviyorum gibi bir havaya sokardı.

Akademik gitarcılardan çok farklı bir yapısı ve müzik anlayışı vardı. 

Sürekli olarak doğaçlama peşindeydi ama öyle “dur gitarı çalmaya çalışayım, belki alnımdan öpen olur” demezdi.

“Gitardan harikulâde sesi çıkarıp müzikte yeni bir çığır açayım, duman çıkarayım” tarzında çalardı.

 

Klasik gitarı sokup sağa sola vursam, böyle bir anarşist kisvesi altında prim yapabilir miyim acaba gibi düzeysizliklere hiçbir zaman meyletmemiştir.

 

ed]

 

 

***

Eserleri klasik gitar edebiyatının en özgün eserleri arasındadır.

Eline gitar almış her Türk gencinin az buçuk bildiği Koyunbaba’nın hâricinde ve ötesinde çok değerli eserlere imza atmıştır.

 

Mesela Sinbad, Sinbad’a yolculuk, kendine özgü yorumuyla düzenlediği Klasik Gitar konçertosu, bunlardan sadece birkaçıdır.

Bunların haricinde Küçük Prens için müzik gibi, ismine yakışır sadelikte ve samimiyetteki eserleriyle gönüllerimize taht kurmuştur.

1932 yapımı Luigi Mozzani marka gitar kullanırdı 

Eserleri genelde özel akort gerektirdiği için Hannabach marka düşük akort edilir tel kullanırdı.

 

Gitarın ince mi teli dışındaki bütün tellerde akort düşülmesi gerekiyordu.

Denizcilikle de ilgilenirdi, mistik ve kendine özgü yorumu ile gönüllere taht kurmuştu. İslam tasavvufuna meraklıydı.

 

Zeki Müren’i andıran gözleri, Beethoven’ini hatırlatan saçları olan gitar üstadıydı.

 

Kendi eseri olan Koyunbaba’yı ondan dinledikten sonra başka yorumuna kulak kapatmamıza sebebiyet vermiş müzik dehasıydı.

 

Müzisyen Adil Arslan’la beraber birlikte Batı Doğu Divanı ve üryan isimli albümlere imza atmıştır.

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda
cinque pezzi in stile classico opus 56b
opus 56b cinque pezzi in stile classico tre preludi opus 144b don quijote suite opus 123
aradan sonra da perlen des orients (Dünya’nın ilk resitalini vermişti).

 

***

1001 gece masallarından tınısal imgeler çalardı.

Gitarcafe’de iki kez canlı dinleme mutluluğuna eristiğim gitar efsanesi, gelmiş geçmiş en büyük gitarist ve bestecilerden birisiydi...

Türk olmayıp da özgün Türk müziği besteleyebilen yegâne usta, ustaların ustasıydı...

Ayrıca, Türkçesi de çok hoştu...

 

21 Kasım 2012 günü, Kızıltoprak Yankı sanat evinde, mütevazı ve etkileyici bir resital veren, büyük bir Klasik Gitar üstadıydı.

 

***

Gitarda akort sistemi her değiştiğinde akla gelen büyük adamdı.

Uygun akorda gelip tellere dokunduğunuzda adeta bütün parça kulağınıza çalınmış gibi etki bırakırdı.

 

***

Koyunbaba ile zaten tam anlatmak istediği yere götürürdü insanı; arkanızda bütün samimiyetiyle sıcacık bir köy, yemyeşil tepeyi aşınca masmavi, uçsuz, bucaksız bir deniz dururdu adeta...

Bir de uzun ince bir yoldayım düzenlemesi vardı ki, Anadolu topraklarını bu kadar iyi yorumlayan ender insanlardandır. 

Yalnızca Koyunbaba isimli bestesini bildiğim sanatçıydı.

Hem klasik gitarı sevdirmişti hem de İngilizceyi.

 

***

 

O zamanlar Atatürk Kültür Merkezi faaldi.

Bir gün, İngiltere’den Christopher Parkening isimli bir klasik gitar üstadı gelmişti.

***

Sahnedeki performansı harikulâdeydi ama Türk kültüründen pek nasip almamıştı.

 

Sahneye çıktığında bütün salon sustu ve herkes iki elini de tam bir ustalıkla kullanan bu virtüözü dinlemeye başladı.   

 

Carlo, salonun arkalarında oturuyordu. Parkening olağanüstü bir teknikle eseri icra ediyordu ki, gözü ortalarda oturan Carlo’ya takıldı…

 

***

 

Carlo yerinden hafifçe doğrularak sahneye çıktı, izin isteyerek klasik gitarı eline aldı ve Koyunbaba’yı icra etti.

***

Salonda çıt çıkmıyordu, Parkening’e bakıp, nazikçe “öyle değil, böyle icra edilir” demişti ama hiç nobranlık veya ukalâlık etmeden…

 

Meğer rint ve sakin kişiliği, mistik ve nazik yapısı herhâlde bazılarına fazla gelmiş olmalı ki, Türkiye’den gitmiş.

 

***

 

Çok üzüldüm gitarın Mütevazı Profesörü Raffi Arslanyan’dan haberi işittiğimde.

 

Raffi Hoca 83 yaşında ama biyolojik yaşından çok daha genç ve 40’ını geçmemiş gibi. O kadar mükemmeliyetçi ve her şey tam olsun istiyor ki, youtube’a bu güne kadar hiçbir yorumunu yüklememiş.

 

***

Arada Büyükada’da bir tekneyle çinakop avlıyormuş ama evi hâlâ Kurtuluş’ta. Evdeki kamerayı alıp, eğer izin verirse kaydedip kendim yükleyeceğim ilk defa…

 

Şimdi sizi kaybettiğimiz bu dâhi ve harikulâde eseri Koyunbaba ile baş başa bırakayım…

 

Sevgiyle, barış, tolerans ve dostlukla kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 01 Temmuz 2018

Okumaya devam et
  1283 Hits
  0 yorum
1283 Hits
0 yorum