Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Enrico Macias

Sevgili Mekâncılar

 

Enrico Macias (d. Gaston Ghrenassia, 11 Aralık 1938), Cezayir’in Konstantin kentinde doğdu.  Yahudi  kökenli Fransız şarkıcıdır.

Babası Arap-Endülüs müziği türü olan Maluf kemancısı olan Macias, 15 yaşındayken daha sonra kayınbabası olacak olan Cheikh Raymond Leyris'in orkestrasında çalmaya başladı. İş yaşamına öğretmen olarak başladı, ancak bu arada gitar çalışmalarını da sürdürdü.

1961 yılında, Cezayir Bağımsızlık Harbi kızışırken, Yahudi ve Avrupa kökenliler genellikle Fransa'nın yanını tuttular, bu nedenle de bağımsızlık yanlılarının tepkisini çektiler.

]

 

22 Haziran 1961'de kayınbabası Cheikh Raymond Leyris bağımsızlığa karşı olduğu ve Fransa’nın tarafını tuttuğu için katledildi.

Bunun üzerine şarkıcı 29 Temmuz 1961'de, karısı Suzy ile Cezayir'den ayrılıp Fransa'ya gitti.

O zamandan beri Cezayir’e dönmesine izin verilmemiştir.

Fransa’ya geldikten kısa bir süre sonra Paris’e yerleşen Macias, iş hayaqtını müzik alanında sürdürmeye karar verdi.

Önceleri Arap Maluf parçalarını Fransızcaya tercüme edip söylemeyi denedi.

Daha sonra yeni Fransızca parçalar yaparak kafelerde ve kabarelerde seslendirmeye başladı.

Genel olarak Fransa’da Arap-Endülüs müziğinin, Arap-Musevi müziğinin bir yorumcusu olarak tanındı.

Bu dönemde adını Gaston Ghrenassia’dan “Enrico Macias'a” çevirdi.

1962 Yılında Cezayir'den Fransa'ya gelirken gemide bestelediği "Adieu mon pays" ("Hoşça kal ülkem") adlı parçayı yayınladı.

Parçayı TV'de seslendirmesi bir günde Fransa’da tanınmasını sağladı.

Bunun sonucu olarak ilk Fransa turunu 1963’te Paola ve Billy Bridge’in alt şarkıcısı olarak yaptı.

1964 Yılında da Türkiye, İsrail ile Yunanistan’da ilk yurtdışı dinletilerini verdi. 

Bunu Güney Avrupa ülkelerindeki, Sovyetler Birliği, Japonya ve daha sonra ABD ile Kanada’daki konserleri takip etti.

Şarkıları daha çok Fransızca konuşulan ülkelerde ve eski Fransız sömürgelerinde tutuldu.

Türkiye’de de bir dönem çok tanınan şarkıcının birçok şarkısı Türk şarkıcılarca Türkçe seslendirildi.

İsrail’e olan sevgisi, desteği ile bilinen Enrico Macias, 14 Şubat 2007'de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağcı Nicolas Sarkozy’yi desteklediğini açıklamıştır.

Büyük sanatçılar da bazen yanılabiliyor demek ki!

 

***

Genel olarak sol görüşlü olarak bilinen şarkıcı, bu desteğinin nedeni olarak sosyalist aday Ségolène Royal’in İsrail ile Hizbullah’ı eşit seviyede görmesi olarak açıklamıştır.

Şimdi sizi bu nedense ABD’de hemen kimsenin tanımadığı sanatçının vatan hasreti dolu ezgileriyle baş başa bırakıyorum.

Bilim, Atatürk, Evrim ve sevgi dolu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Ocak 2018 

Okumaya devam et
  1412 Hits
  0 yorum
1412 Hits
0 yorum

HABABAM SINIFI

Sevgili Mekâncılar,

Hababam Sınıfı, yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in  üstlendiği, Rıfat Ilgaz’ın  romanından uyarlanan 1975 çıkışlı Türk filmidir.

Özel Çamlıca Lisesi’ne yeni atanan müdür muavini ve tarih öğretmeni olan Mahmut Hoca (nam-ı diğer Kel Mahmut) kopya çeken, okuldan kaçıp maçlara giden, hocalarla sürekli kafa bulan öğrencilerle dolu okulun 6 Edebiyat A sınıfını (nam-ı diğer Hababam Sınıfı) ilginç ceza yöntemleriyle disiplin altına almaya çalışır.

Fakat aynı zamanda öğrencilerin haylazlığı dışında ciddi olaylar da yaşanmaktadır.

 

Oyuncular

Kemal Sunal - İnek Şaban

Adile Naşit – Hafize Ana

Halit Akçatepe- Güdük Necmi

Tarık Akan – Damat Ferit

Münir Özkul – Kel Mahmut, tarih hocası ve müdür muavini

Muharrem Gürses- Okul müdürü Muharrem Gür

Feridun Şaylı- Domdom Ali

Sıtkı Akçatete - Paşa Nuri, Fizik hocası

Cem Gürda- Tulum Hayri

Akil Öztuna - Akil Hoca, Felsefe hocası

Kemal Ergüvenç - Kemal Hoca

Ayşen Gruda - Yarışma Sunucusu

Ergin Orbey - Hüseyin Şevki Topuz

Ahmet Arıman- Hayta İsmail

Ertuğrul Bilda - Külyutmaz Necmi, Biyoloji hocası

Talat Dumanlı - Kürt Sıtkı, Matematik hocası

Hayri Karabey - Rıza Hoca, Coğrafya hocası

Cengiz Nezir- Bozum Cahit

Bülent İğdiroğlu - Kalem Şakir

Hakkı Karadayı - Veysel Efendi

Ekrem Düner - Doktor Bekir

Bilge Zobu - Beden Hocası

Dilaver Gür – Dilaver

Selim Naşit – Süslü Selim

Tuncay Akça – Bacaksız

Gazanfer Şener- Kikirik

Ercan Gezmiş - Postal Rıza

Bülent Onaran- Palamut Recep

Harikulâde bir filimdir; herkese hararetle tavsiye ederim.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 8 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1575 Hits
  0 yorum
1575 Hits
0 yorum

Normal Basınçlı Hidrosefali (Adams Hakim Sendromu=

Sevgili Mekâncılar

Hastalığın ilk tanımlandığı yıllarda alçak basınçlı hidrosefali olarak tanımlanmakta idi. Yürüme, idrar yapma, algılama ve idrakte bozulmalar, normal basınçlı hidrosefalinin klasik kliniği olan bir üçlemedir (triad)

 


 

Ancak bu, üçleme her zaman görülebilir demek değildir. Hastalığın seyri ve hastalığın saptandığı dönemdeki bulgular kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Hastalığın erken dönemlerinde hastalarda sadece yürüme bozukluğu var iken bazı hastalarda henüz hastalık ilerlemesi devam ettiğinden diğer belirti ve bulgular görülebilir.

***

Bu üçleme, genellikle sinsi bir şekilde yürüme bozukluğu olarak başlar. 

İdrar tutamama şeklinde olan idrar yapma problemleri ve algılama akabinde de idrak kusurları daha sonra gelişir.

Bu ikisinden hangisinin daha erken geliştiği hakkında kesin bir yargı yoktur. 

Bu klinik tablodaki belirtilerin nasıl geliştiği hakkında genel görüş birliği sadece idrar tutamamanın da olduğudur.

Diğer ikisi hakkında genel görüş birliği yoktur.

***

İki tip normal basınçlı hidrosefali vardır: Primer (idiyopatik) normal basınçlı hidrosefali): Yapılan bütün araştırmalara rağmen belirli bir sebep bulunamaz.

***

Sekonder normal basınçlı hidrosefali: Bulaşıcı hastalık, subaraknoid kanama veya geçirilmiş kafa travmasına bağlıdır.
Görülme sıklıkları eşittir.

Her ikisinin de gidişatı aynıdır.

Aralarındaki tek fark görülme yaşıdır.

İdiyopatik (sebebi belirsiz) olanlar genellikle 60 yaştan sonra görülür, ikincil olanlarının belirli bir yaş dağılımı yoktur.

Sekonder tip (sebebi belli) olduğu yazılmadıkça birincil idiyopatik olan tip ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Karar verme sürecinde, izlenecek olan yol:

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

Ameliyat uygulanmalı mı konuları üzerine odaklanır.

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

FİZYOPATOLOJİ

Yapılan çok sayıda araştırmaya rağmen, kesin fizyopatolojik bir mekanizma ortaya konulamamıştır.

Beyin omurilik sıvısının emilimine karşı direnç artması, genel olarak kabul edilen mekanizmadır.

Klasik görüş Beyin Omurilik Sıvısının emiliminin venöz sinüslere Pacchinion granülleri yolu ile olduğudur. 

Son zamanlara intraventriküler emilimin bozulmasının daha ön planda olduğu bildirilmektedir.

Her ne kadar bu hastaların ventrikül içi basıncı normal veya hafif yüksek olsa da, olayın başlangıcında ventrikül içi basıncı yüksek olmalıdır.   
                                               ***

Adams ve Hakim’e göre (sendromu ilk tanımlayanlar) BOS geri  emilimi azalınca kafa içi basıncı artar.

Zaman içerisinde ventriküller genişler ve yeni bir kafa içi basıncı oluşur.

Bu basınç normal kafa içi basıncına eşittir veya hafif yüksektir

Bir başka görüş, kranio-spinal kompliyansın (ventriküller, subaraknoid mesafe ve intrakranial sisternaların hacim olarak BOS bulundurabilme kapasitesi) azalması sonucu normal basınçlı hidrosefalinin geliştiği yönündedir.

Bu teoriye göre; olaylar, kranio-spinal bölgede BOS hacim olarak bulundurma kapasitesinin (kraniospinal kompliyans) azalmasına bağlı olarak gelişir.

Normal şartlarda, her kalp atımında kafa bölgesinde bulunan Boyun Omurilik Sıvısı (BOS) omurilik aralığa doğru kaçar.

Eğer omurga kanal uyumu yeterli değil ise  bu durum zaman içerisinde  ventriküllerin genişlemesine yol açar. 

Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte, Alzheimer ve diğer beyin damar hastalıkların görülmesi oldukça sıktır.

Tedaviye riayette veya damar sertliği durumlarında, Willis poligonunda Wind kessel (elastik arterlerin kalp sistolünde genişleyip, kalp diastolünde (sistol öncesi duruma dönmesi) etkisini azaltır.

Azalan bu etki sonuçta beyin dokularının aşırı kanlanmasına ve en sonunda da oluşan bu durum nedeni ile beyin parenkiminde (dokusunda) zedelenmelere yol açar.

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali de serebral, serebellar derin gri cevher bölgelerinde (putamen, globus pallidus ve nucleus kaudatus) beyin kan akımının azaldığı saptanmıştır.

Bu doku zedelenmesi sonucunda oluşan doku kaybı ventriküler genişlemesinin nedenidir.

Kan dolaşımı azalması sonrasında toksik metabolitlerin beyin dokusundan temizlenemediği ve Alzheimer hastalığının gelişiminin bu şekilde olduğu öne sürülmektedir. 

Bir başka araştırmaya göre, venöz dural sinüsler de kompliyansın azaldığı (atardamar kan barındırma kapasitesi) gösterilmiştir.

Bu durumun BOS emilimini azaltacağı tabiidir.
Aşırı kanla beslenme, periventriküler alanlarda daha belirgindir.

Şant takılmasından sonra, hipoperfüzyonun bu bölgelerde düzelme göstermesi hipoperfüzyonu ispatlamıştır.

***

İdiyopatik hidrosefali saptanan hastalarda BOS alınması (tap testi) ile bölgesel kan akımının arttığı saptanmıştır,

Hikâye

Hastanın şikâyetleri, belirtileri ve bunların gelişimi, hastanın bunama tablosu olabileceği de göz önüne alınarak, hasta yakınlarına sorularak alınmalıdır.

a-   Hastanın yaşı: Hastalar genellikle 40- 45 yaşın üzerindedir.

b-  b- Şikâyetlerinin başlangıcı: Sinsi başlangıçlıdır, genellikle en az 3- 6 aylık öykü vardır. İlerleyici özelliktedir.
c- Bu yakınmaları açıklayacak, ilave nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalık yoktur.
d- Şikâyetlerinin başlamasının hemen öncesinde şikâyetlerin nedeni olabilecek beyin zarı iltihabı, kafa travması, kafa içi kanaması yoktur.
2- Klinik

c-   Yürüme bozuklukları

Hastalar geniş tabanlı olarak (ayaklar arasındaki açıklık) olarak dengesiz bir şekilde yürürler,

Adımlar arası mesafe kısadır.

Adım atıldığında, ayağın yerden yüksekliği kısadır,

Yürüme esnasında sağa-sola, öne-arkaya sallanma artmıştır,

Kendiliğinden veya itilme ile arkaya doğru devrilme eğilimi görülebilir.

Hasta kendi etrafında 180 derece dönerken, tek hareket ile dönmeyi yapamaz, bir kaç hamle ile dönmeyi tamamlayabilir,
Yürürken, ayak parmakları dışa doğru döner. 

Yürüme bozukluğu, zaman zaman Parkinson ile karıştırılabilir.

Ancak aralarında farklar vardır.

Parkinson’lu hasta yürürken hafif öne kasılarak yürürken, İNBH dik olarak yürür, Parkinson’lu hasta yürürken genellikle kollarını sallamaz, İNBH de ise sallanır.
Fizyopatolojisi:

Yürüme bozukluklarının oluşumunda, genel kabul edilen bir görüş olmayıp çok farklı teoriler bulunmaktadır.

Bunlar III ventrikül dilatasyonuı kapsüla internada bacaklara giden kortiko-spinal ileti yollarını bası altında tutması sonucu geliştiğini ileri sürer. Ancak yapılan uyartılmış motor potansiyel çalışmalar (MEPs) bu yollarda böyle bir olayın olmadığını ortaya koymuştur.

Mesezensefalon basısı veya  atrofisi: Mezensefalonun arka bölümünde, motor hareketin başlamasını sağlayan mezensefalik lökomotor bölge bulunmaktadır.

Basınç değişiklikleri ile bu bölge bası altında kalabilir veya atrofiye gider. Bu durum MR ile de ortaya konmuştur.

Sonuçta yürüme bozuklukları görülür. Bu teoriyi savunanlar, şant uygulamasından sonra mezensefalonun normal çapa geldiğini göstermişlerdir.

Ancak bu konuda genel görüş birliği yoktur.

Kortikal işlev: Eski görüşlerde, yürümenin otomatik bir fonksiyon olduğu ve minimal bir kortikal veri alınımı ile oluştuğu düşünülürdü. Ancak son çalışmalar, yürümenin algılama, dikkat ile ve uygulama şeklinde olduğunu ortaya koymuştur.

Bu işlevler, alın lobunun Brodmann’ın 9., 24. ve 32. alanlarından sağlanmaktadır. Bu bölgenin basısı ile ortaya çıkan işlev bozukluğu yürüme bozuklularını ortaya çıkarır.
b- İdrak ve kavrama işlev bozuklukları
Belirtiler;
1- Hastaları uyaranlara karşı tepki verme süreleri uzar (Psikomotor yavaşlama),
2- İnce motor işlemlerin hızında ve doğru gerçekleştirilmesinde yavaşlama,
3- Dikkat etme ve dikkatin sürdürülmesinde zorluk,
4- Hatırlamada, özellikle de yakın hatırlamada bozukluklar,
5- Kişilik ve davranış bozuklukları,
6- Birbirini takip eden işlemlerin yapılmasında zorluklar
görülebilir. 

Fizyopatolojisi ile ilgili teoriler

1- Beyaz cevher ve subkortikal gri cevherin (bazal ganglionlar) mekanik olarak gerilmesi sonucu gelişebileceği öne sürülmüştür. Ancak, çok belirgin ventrikül dilatasyonun olmadığı idiyopatik hidrosefali olan vak’alarında görülmesi ve şant uygulanmasından sonra belirgin ventrikül küçülmesi olmaksızın düzelmenin görülmesi bu varsayımı tartışılır hâle getirmiştir.

2- Basınç etkisi ile ortaya çıktığı öne sürülmüş, ancak bu çok az basınç değişikliği ile nöronal işlev bozukluğu olma ihtimalinin çok az olması nedeni ile genel kabul görmemiştir.

***

BOS’un aquaductus Sylvii’den hiperdinamik bir şekilde geçmesi öne sürülmüştür. Genel olmasa bile bazı vak’larda olabileceği kabul edilmektedir.

***

Toksin birikmesi: BOS dolaşımında yetersizlik ve yeterli BOS yapımının olmaması, bunun sonucunda da metabolitlerin atılmasındaki azalma nedeni ile böyle bir klinik tablonun oluşabileceği öne sürülmüştür.

İnterstisyel ödem: Hidrostatik olarak periventriküler bölgelerde oluşan bu ödemİn, diğer belirti ve bulgular gibi algılama ve idrak ile ilgili bozukluklara da yol açtığı düşünülmektedir.

Beyin kan akımının azalmasının, algılama ve idrak bozukluklarına yol açabileceği öne sürülmektedir.

c- İdrar Kaçırma

İdrar kaçırma şeklinde olabileceği gibi, normal sıvı alımına rağmen çok sık idrar yapma ihtiyacı olarak da görülebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta nörojenik mesane, üriner sistem patolojileri veya diabetes mellitus' tur.

Fizyopatoloji
Detrusor kasların hiperaktivitesine bağlıdır. Olayın, sağ frontal lobda bulunan işeme merkezleri ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür.

RADYOLOJİ

Teşhiste çok önemlidir. Sadece ventrikülün genişlemiş olarak bulunması genellikle bir anlam  ifade etmez. MR en uygun tanı yöntemidir.
MR Özellikleri
Hastalarda ventrikül dilatasyonuna (ventrikülomegali) ek olarak
- BOS dolanımını engelleyen bir patoloji yoktur (non komünike hidrosefali)
- Evans indeksi > 0.3 ten büyüktür  (Şekil 4). Bu değer yaşlı hastalarda varyasyonlar gösterebilir. Frontal hornların en geniş yeri le ( şekilde A), karnyumun en geniş iç ölçümü( şekilde B) orantısı ( A / B ) bu değeri verir. 

Frontal bölgeler yuvarlak olarak görülür

 Kallosal açı < 50  derece 

Ölçüm, ventriküllerin orta bölümü seviyesinden yapılır.

Bu açının normal değeri 100-120 derecedir. Bu açının normal değeri 100-120 derece arasındadır.

- Ventrikül dilatasyonu ile mukayese edildiğinde daha az olan sulcus genişlemeleri (Şekil 1 E) görülür. Vertekse yakın bölgelerde sulcus genişlemeleri çok azdır  Bu durum Corpus callosumun incelmesi ve  yukarı doğru kalkması nedeni iledir

- Hippokampal atrofiye (Alzheimer hastalığı) bağlı olmaksızın lateral ventriküllerin temporal boynuzlarında ve 3. ventrikülde genişleme görülür. Bunun nedeni, bu bölgelerde atrofiye uğrayabilecek kadar geniş kortikal ve subkortikal doku olmamasıdır. İlerlemiş vak’alarda 4.cü ventrikül dilatasyonu görülebilir.
- Subependimal BOS kaçağının görülmesi. Beyaz daire içindeki alanlar BOS kaçağını göstermektedir.

-BOS akım boşluk sinyalinin (void sign) artmış olması: BOS boşluk görüntüsü, aslında tamamen fizyolojik bir olaydır. Bu hareket en belirgin olarak Sylvian sisterna ve Aquaduct' ta görülür. 

Kalbin her sistolünde BOS hareket eder. BOS’uun akuadukt'tan geçişinin hızlı olması sonucu görülen bir belirtidir. Bazı yazarlar, bu belirtinin görülmesinin şant' a iyi cevap alınacağının bir göstergesi olarak kabul eder, ancak bunun tam aksi görüşte olanlar da vardır.

MR görüntülerinden en az bir tanesinin olması idiyopatik  normal basınçlı hidrosefali kuşkusu için yeterli görülür.

Birden fazla  MR bulgusunun varlığı teşhis açısından daha değerlidir.

Belden sıvı alınması ile BOS basıncının ölçülmesi
İdyopatik normal basınçlı hidrosefalide normal BOS basıncı ifadesi tartışmalıdır. 
Normal kişilerde yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı: Ortalama  34 - 122 mm Su (0.9 - 8.8 mm Hg)
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali bulunan hastalara yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı 45 - 150 mm Su ( 3.3 - 11 mm Hg) basıncıdır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefai de açılış basıncı normal kişilere göre biraz daha yüksektir.
Açılış basıncını 105 - 190 mm Su basıncından yüksek olması, diğer kriterlerin (anamnez, belirti, radyoloji) varlığında teşhis açısından önemli bir veridir. 

TEŞHİSTE SONUÇ:
Yukarıda yazılanların hepsinin varlığında, hastalar %100 olarak İNBH teşhisi alabilir mi?

Bu kadar kesin olarak söylemek maalesef mümkün değildir. 
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefalinin teşhisinde zaman zaman kuşkuda kalındığı bilinen bir durumdur.

Bunun nedeni, serebrovasküler olaylar, Parkinson hastalığı ve Alzheimer gibi dejeneratif hastalıkların ileri yaşlarda görüme sıklığıdır.

Hidrosefali ex vacuo da zaman zaman teşhiste zorluklara yol açabilmektedir. Normal basınçlı hidrosefali de kesin teşhisten söz etmek mümkün değildir.

Sadece, olma ihtimali vardır. Bu durum, yüksek ihtimal (probable) veya bir ihtimal (possible) olarak tanımlanmaktadır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali genellikle ileri yaş gruplarında görülmektedir. Bu yaş gruplarında sıklıkla beyin damar hastalığı, Parkinson hastalığı, Alzheimer gibi beyin dejeneratif hastalıkların da sık görülmesi sebebi ile klinik uygulamada 1-Tek başına normal basınçlı hidrosefali olan hastalar, 2- Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte beyin doku kaybına yol açan hastalığın bulunduğu hastalar olmak üzere iki tip hastadan söz edilebilir. 

***

Burada önemli olan nokta, hastada normal basınçlı hidrosefalinin bulunup bulunmadığıdır. Bu iki grup arasındaki fark, tedavi sonuç farkı, yani hastanın bütün şikâyet ve belirtilerinin düzelip düzelmeyeceğidir. Hastalarda ilave patoloji var ise bazı şikâyet ve belirtilerin özellikle de demansiyel tablonun ve demansiyel tabloya bağlı idrar kaçırmaların düzelmeyeceği söylenebilir.

Bu durum, hasta ve hasta yakınları tarafından da bilinmelidir.
Ameliyat uygulanmalı mı?
Yüksek ihtimalle, İNBH teşhisi alan hastalara ne gibi tedavi uygulayacağız?

Öncelikle, cerrahi dışında bir tedavinin olmadığını söylemeliyiz. Uygulama cerrahidir (şant takılması)
İyi seçilmiş hastaların  yaklaşık 80%' i cerrahiden yarar görürler.

Burada, en önemli noktalardan biri, belirtilerin ortaya çıkışı ile cerrahi arasında geçen süredir. Cerrahi ne kadar geç uygulanır ise, düzelmenin derecesi ve düzelen belirtilerin sayısı azalmaktadır.

Geç kalınmış vak’alarda dahi, en azından yürüme bozukluğunun düzeldiği görülmektedir. 

Burada en önemli sorun, yüksek veya daha düşük ihtimalli İNBH olan hastaların, şant uygulamasından yarar görüp göremeyeceğidir. Bunun belirlenebilmesi için Tap testi (TT) uygulanmaktadır.

TAP TESTİ
Lomber ponksiyon ile BOS alınması temeline dayanır. Amaç BOS miktarını azaltmak ve sonuçta hastanın belirtilerinin geçip geçmediğini saptamaktır.

40 - 50 ml BOS alınır. Hastanın test önce ve sonrası belirtileri takip edilir. Düzelme olup olmadığı gözlenir.
Bir defa yapılan tap testi duyarlılığı düşüktür (low sensisitivity) (21 - 61%). Negatif çıkması, hastalara ameliyat uygulanmaması yönünde kullanılmamalıdır. Sonucun negatif çıkması durumunda, bu test bir birini takip eden 3 gün içinde 3 kez tekrarlanır.
 Bazı kliniklerde, devamlı BOS boşalması ile cerrahinin yararlı olup olmayacağı araştırılmaktadır. Bu uygulamada lomber kateter ile devamlı olarak BOS drenajı yapılır.

Bu uygulamada günde en az 150 ml BOS 3- 5 günlük uygun iğne ile alınır. Bu testin bu klinikler tarafından daha doğru sonuç verdiği bildirilmiştir. 
Tap testi, ilk 24 saat içerisinde her hangi bir zaman diliminde değerlendirilebilir.

Savaşsız, sevgi ve dayanışma dolu günler temennisiyle hayırlı bir 2018 diliyorum.

***

Bu arada tarih tekerrür ediyor. Bunu bilahare yazacağım…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 6 Ocak 2018 Cumartesi

Okumaya devam et
  1790 Hits
  0 yorum
1790 Hits
0 yorum

KISA PSİKOTİK ATAK

Bouffée délirante, Batı Afrika ve Haiti’de yaygın olan bir kültüre bağımlı sendrom yani bozukluktur.

 

Bu sendromda saldırganlığın ani bir saldırganlık patlaması olur ve atak sırasında kişi gerçekten var olmayan şeyler duyabilir veya görebilir.

 

psychotic ile ilgili görsel sonucu

 

Aynı zamanda belirgin kafa karışıklığı ve psikomotor uyarılmaları da içerir.

Bu sendrom ayrıca görsel ve işitsel hallüsinasyonlara veya paranoyaya neden olabilir.

Bouffée délirante, kısa ömürlü psikoz için Valentin Magnan tarafından 1886 yılında kullanılmaya başlanan Fransızca bir terimdir.  

Magnan bunu geçici psikotik veya psikoz reaksiyonlarını tanımlamak için kullanmıştır.

Bouffée délirante reaksiyonlar, tipik büyücülük veya büyücülük yoluyla büyülü zulüm, yoğun bir korku ile çöktürülmüş paranoid hezeyanlar ve genellikle eşlik eden hallüsinasyonlar ile kısa süreli ani ataklardır.

Bouffée délirante, ABD'de bulunan bir kısa psikotik bozukluğa benzemektedir.

Etiyolojide Dopamin Beta Hidroksilaz enzimi sorumlu tutulur.

Tedavide haloperidol, zuklupentiksol ve olanzapin düşük dozlarda verilebilirse de, çoğu vak’a kendiliğinden düzelir

Bilim, anlayış, kardeşlik ve sevgi dolu günlere…

Bu arada Evrimsel Psikiyatri Kitabı üzerinde de çalışmaktayım.

Yeni yılınız kutlu olsun…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 3 Ocak 2018

 

Okumaya devam et
  1782 Hits
  0 yorum
1782 Hits
0 yorum

ATATÜRK DİKTATÖR MÜYDÜ?

Sevgili Mekâncılar

Diktatörlük, otokratik bir hükûmet  biçiminde, yönetimin diktatör tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür.

Genellikle üç anlamda kullanılır.

Mesela MÖ 2. yüzyılda yaşayan Romalı General Lucious Cornelius Sulla buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Hükûmet yönetimindeki tek bir kişi veya küçük bir grup tarafından denetlenebilen insanlar böyle anılırlar.

Bu durum zor kullanılarak veya miras yoluyla edinilmiş olabilir.

Bu tür diktatörler halklarını özgürlüğe kavuşturmaya çalışmış veya kavuşturmuş olabilir.

Günümüzdeki kullanımında ise diktatörlük, yasal olarak anayasalarda veya devlet içerisindeki diğer politik ya da sosyal faktörler tarafından sınırsız bir liderlik imkânları kazanan, otokraside mutlak üstünlüğü bulunan yöneticilerdir.

20. yüzyıl ve erken 21. Yüzyılda aile diktatörlüğü aile nispeten bir şekilde kalmıştır.

Bazılarına göre ise totalitarizm türündeki bir yönetim biçiminde hükûmete veya yöneticilere diktatörlük kaynağının nereden geldiği, o diktatörlüğün tanımlanmasına kaynak oluşturmaktadır.

Bütün anlamlarda diktatörler, toplumdaki insanların rızaları olmadan; birden fazla hayat tarzı ve görüşü sağlamayarak çoğulcu bir yapıda bulunuyor olabilir, insanların hayatını her yönüyle denetliyor ediyor olabilir, tamamen tek bir insandan gelen güç doğrultusunda tezat bir yönetim sağlıyor olabilir, hedeflerine ulaşmak için her türlü meşru veya gayri meşru yöntemleri kullanıyor veya savunuyor olabilirler.

Diktatör kelimesi Latince’de emir veren, dikte eden anlamına gelir.

İdeolojik

Devlet içindeki bütün yetkileri kendi elinde tutup en üst düzeyde bulunan yöneticidir. Bu kişi aynı zamanda partisinde mutlak lideri olup dışişleri bakanlığı ve orduda başkomutanlık yapabilir. 

Tek parti rejimi söz konudur.

Bu tür diktatörlüklerde demokrasiden söz edilemez. Katı bir liderlik ilkesi vardır.

Bu diktatörlük çeşidi daha çok benzer sistemler olan Nazizim ve Faşizmde görülmüş olup bu diktatörlük çeşidinde en çok ünlenmiş olan kişi Adolf Hitler’dir.

Otoriter bir liderin sadece kendi kişisel çıkarına veya nüfusun sadece küçük bir bölümünün yararına değil de toplumun bütününün faydasına bir politika izlediği hükûmet şeklidir.

Müşfik ve hayırsever bir diktatör, referandumlar yoluyla bazı demokratik kararların alınmasına izin verebilir. Çoğu diktatör rejim kendini daima hayırsever olarak gösterir ve demokratik rejimleri sürekli olarak dağınık, verimsiz ve bozuk olarak gösterme eğilimi içerisindedirler.

]

Tek parti diktatörlüğü

Tek parti diktatörlüğü de kişi diktatörlüğü içerisinde ele alınmaktadır.

Devletin idaresinin ve her türlü yetkinin tek bir parti elinde bulunmasıdır. Tek parti rejimi söz konusudur.

Bu diktatörlük çeşidinde de demokrasiden  söz edilemez. 

Partinin başında otoriter bir lider olabileceğinden kişi diktatörlüğüne benzeyebilir, bu konuda Sovyetler Birliği'nin Gürcü dönemi lideri sapkın Stalin örnek gösterilebilir.

Askerî

Devlet idaresinin orduda bulunmasıdır. Bu tür yönetimlere cunta adı verilir. Siyasi partiler bulunmaz, bulunsa bile ordu kontrolünde varlığını sürdürür.

Askerî yönetimlerin başına geçmiş kişiler genellikle yönetime darbe yoluyla gelmiştir.

Bu diktatörlük çeşidini uygulayan en ünlü kişilere Franco ve ABD’lilerin itibarsızlaştırarak katlettikleri örnek Kaddafi, Saddam gibi liderler örnek olarak verilebilir.

Atatürk ise onarıcı, yapıcı ve ilke ve inkılâplarıyla modern Türkiye’yi kurmuş büyük bir dâhi ve ulu bir önderdi.

Başka hiç kimse onun ilke ve inkılâplarını gerçekleştiremezdi.

Dünyanın en haklı İstiklâl Harbini kazanmıştı; en son olarak da, sıtmalı haliyle Hatay’ı ilhak etmişti.  

Bu bakımdan, Ulu önder bir diktatör değil, yapıcı ve onarıcı bir liderdi.

Yunanistan’da olaylara geçmişe bakarak düşündüğümde, kendisini şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene.

Mehmet Kerem Doksat

 

29 Aralık 2017 – Atina – 29 Aralık 2017 Cuma

Okumaya devam et
  1649 Hits
  0 yorum
1649 Hits
0 yorum