Konuyla ilgili pek çok şey yazılıyor, söyleniyor.

Kimisi bu adamların kişiliklerini, kimisi de kimliklerini sorguluyor. Kimisi neredeyse sövüyor.

Ben sâdece bir kişiyi takdir ettim (o da son dakikada fikir değiştirtmezse): Sezen Aksu! Çünkü bu işler sarpa sararsa, başının sıkıntıya girebileceğini çok iyi hesaplamıştır.

Daha önceki makalelerimde Sistem nedir, Süreç nedir konularını işlemiştim.

Bu sefer de, tamamen plânsız programsız ve absürt (saçmanın da saçması) bu Âkıl Adamlar uygulamasının Genel Sistemler Teorisi’ne göre hatalarını anlatmak istiyorum. 

***

Temel beşerî bilimlerin öğretildiği bütün üniversitelerde, temel ders konularından birisidir bu…

Beşerî bilimler (İngilizce: Humanities) doğal ve sosyal bilimlerin temel denete dayalı yöntemlerinden ayrılan, büyük oranda analitik, eleştirel veya spekülatif yöntemler kullanarak insan durumunu inceleyen disiplinlerdir. Beşerî bilimlerle ilişkili disiplinlere örnek vermek gerekirse, antik ve çağdaş lisanlar, edebiyat, tarih, felsefe, din, görsel san’atlar, performans san’atları (müzik dâhil) dalları zikredilebilir. Bâzen beşerî bilimlere dâhil edilen diğer ek alanlar ise antropoloji,  alan çalışmaları, iletişim ve kültürel çalışmalardır; bununla birlikte, bu alanlar sıklıkla sosyal bilimler dâhilinde ele alınırlar.

Batı’da beşerî bilimlerin kökeni antik Yunan'a uzanmaktadır.

Roma döneminde, yedi liberal san’at kavramı ortaya çıkmıştır: Gramer, retorik ve mantık ile birlikte aritmetik, geometri, astronomi ve müzik. Nitekim bu konular daha sonraları da bu kompozisyon içinde önemlerini korumuşlar ve Ortaçağ boyunca da eğitimde gösterilen temel konular olmuşlardır.

Rönesans döneminde önemli bir kayma yaşanmış ve beşerî bilimler uygulamadan ziyâde incelenmesi (çalışılması) gerekilen konular olarak görülmeye başlanmıştır ki bu geleneksel alanlardan edebiyat ve tarih gibi alanlara yaşanan bir kayma ile birlikte gerçekleşmiştir.

Yâni Aydınlanma ve Reformasyon’dan sonraki aydın (münevver) modelinde bütün temel beşerî bilimlere nasibince vâkıf, eleştirel ve diyalektik tartışmayı bilen, irfân sâhibi (bu kelime son zamanlarda İzmir’lilere atılan çamurun aksine bilme, anlama ve kültür mânâlarına da gelir; işin trajikomik tarafı, tasavvufî bir terim olarak kullanıldığında da klâsik dinci mânâyla alâkası yoktur) kişi anlaşılıyordu. Bu da, Kıt’a Avrupası’da, lâikliği kaçınılmaz bir şekilde yerleştirmiştir.

Bu vizyon, 20. Asır’da postmodernist hareket tarafından reddedilmiştir ki, postmodernist hareket, beşerî bilimleri demokratik bir topluma uygun olacak daha eşitlikçi (egalitaryan) bir şekilde yeniden târif etmeye uğraşmıştır.

Hâlbuki modernite de, postmodernizm de emperyalizmin pazara sürdüğü yeni oyunlardan, oyuncaklardan başka bir şey değildir.

Bunlarla bölme, ötekileştirme, etnik ve radikal milliyetçilik yâhut dincilik dayatılır olmuştur.

Bir sistemin homeostazisini (dengeler-üstü dinamik dengesini) korumak için, onu meydana getiren alt sistemlerin ve birimlerin, tam bir sinerji (enerjinin aynı yöne akıtılması) ve eşgüdüm (koordinasyon) hâlinde çalışması şarttır.

Eğer bu süreçler nihâyette buluşacakları ortak bir hedefe koşmazlarsa (konverjans) ve farklı amaçlara yönlenirlerse (diverjans), kaçınılmaz bir şey olarak sistem çöker, berhava olur! 

***

Sistem kavramının omurga noktasını, azıcık farklı kelimelerle de olsa, tekrar hatırlayalım:

Sistem, belli bir amaca yönelik her türlü sürecin topyekûn ve âhenk içinde çalıştığı bir olgudur (vâkıadır).

Gelelim Âkıl Adamlar Projesi’ne

Bu da bir sistemdir ve memleketimizde sözüm ona Türk-Kürt Barışı temin ve tesisi amacıyla devreye sokulmuştur.

İşte, en dehşetengiz akıl dışı şeyler bu noktada toplanıyor:

Analar ağlamasın, barış olsun, millet rahatlasın” da, “ananı al da git, Sayın Apo, Esed cezasını bulacak” da diyen Başbakan, bu milletin ne olduğunun târifini hiçbir zaman yapamadığı gibi, Türk Milliyetçiliğini de, Kürt Milliyetçiliğini ayakları altına alıp, akabinde alenen Kürt’lere tâviz veriyor.

Bu çok kötü bir çifte-açmazdır!

Âkıl Adam diye gönderilenlerin %90’ı ya Türk düşmanı, ya Ermeni destekçisi, ya dinci, ya faydacı, ya da ne taraftan oldukları veya ne gibi bir özelliği olduğu belirsiz kişiler…

Yâni bu projenin amacı belli değil ve tamamen çifte-açmazlarla, iç tutarsızlıklarla dolu.

Millete barış ve dayanışma vaadi veriliyor ama o milletin ne olduğu belirsiz.

Halk aç, bî-ilâç ve artık isyan ediyor, karşılığında dayak ve biber gazı buluyor.

Alenî isyanları, gösterileri, aydınlar bildirgesini küçümsüyor.

Çok net olarak Hasta Adam dönemindeki Osmanlı’ya perestiş ediyor (öykünüyor) ama Lâle Devri’nden beter şartlarda yaşıyoruz.

Ve Başbakan herkese hakaret ediyor.

İşsizlik ve enflasyon konularında misenformasyon yapılmakta…

Ama yandaş medyada dahi padişahlık özlemi için yaptıkları eleştiriliyor.

Yâni bu projedeki süreçler nihâyette buluşacakları ortak bir hedefe koşmuyor (konverjans) ve farklı amaçlara yönleniyor (diverjans)…

Bu proje, bilimsel olarak ve kaçınılmaz bir şekilde çökecek, berhava olacaktır!

İşte, ondan sonrasını tahayyül edebiliyorum ama şimdilik yazmamayı tercih ediyorum. 

   Yazıktır bu insanlara…

      Ve elbette hesabı sorulur!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 04 Nisan 2013 Perşembe