Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BİZ DE KENDİ DEMOKRASİMİZİ ve MEDENİYETİMİZİ KENDİMİZ GETİRSEK!

Dünya demokrasi tarihine bir göz attım demin. Neler gördüm ve hatırladım. Batı, akıl hastalarını içlerinde şeytan var diye lavmanlarla, kusturucularla ve ateşte kızartarak tedavi ediyordu karanlık çağlarında! O dönemlerde biz musıkî, meşguliyet ve sevgiyle yaklaşırdık meczuplarımıza, mecnunlarımıza...

Gene o zamanlarda Avrupa'daki Çingeneler ve Araplar üzerinde büyük baskı vardı. Araplar'ı zâten kâtledip yolladılar ama çingenelerin özgürlük kazanması ancak 20. asrın başında gerçekleşmiştir İspanya'da!

Peki, Amerika tarih sahnesine nereden çıktı ve ABD nasıl kuruldu?

Dünyamızın o tarafını ilk keşfedenlerin kim oldukları konusu biraz efsânevîdir. MÖ 30.000'li yıllarda (bir hesaba göre ise 15.000'lerde) buzul döneminde Sibirya-Alaska arasını yürüyerek aşan Homo sapiens sapiens, daha sonra kuraklıktan uzaklaşmaya çalışan Asyalı kabileler, Batı'dan gelen Vikingler, başka Keltik kökenli halklar, Afrikalı balıkçılar.

Muhtemelen en büyük paya sâhip olanlar birincilerdi. Bunlar bütün Kızılderilileri, Lâtin Amerika medeniyetlerini kuran gruptu ve Orta Asya'daki proto-Türkler'le kesin olarak aynı neseptendiler.

Peki, bizim yâni Türkler'in Amerika kıtasının keşfine yol açılmasındaki rolü var olmuş mu?

Vallahi olmuş!

Aslında Amerika'nın coğrafî olarak ilk keşfi 10.yüzyılda Grönland'ın doğusunda bir koloni kuran İzlandalılar tarafından gerçekleştirilmiş. Fakat gerçek anlamda sosyal keşif 1492 yılında Kristof Kolomb'un yolculuğu sonucunda olmuş. O tarihlerde Asya ile ticaret yapmak isteyen Avrupalılar arada engel teşkil eden Türkler karşısında sürekli mağlûbiyete düştükleri için Doğu'ya başka yollardan ulaşmaya çalışıyorlarmış.

Kristof Kolomb

Kolomb 1451'de İtalya'daki Cenova kentinde doğar ve ilk kez küçük bir çocukken denize açılır. Daha sonra Lizbon'a yerleşir ve Portekizli bir soylunun kızıyla evlenir. Lizbon'daki çeşitli deniz maceraları ona birçok beceri kazandırır. Uzakdoğu'ya gitmeyi çok istemektedir ve sebeplerini kısaca şöyle açıklar: "Altın, Tanrı ve Hitay. O zamanlar Kuzey Çin'e Hitay adı verilmektedir. Kolomb'un Uzakdoğu'ya gitme isteği bir saplantı hâline gelmiştir. Altın sâyesinde Çin ve Japonya'dan baharat ve ipek getirerek zengin olmayı hayâl eder. Bir Hristiyan'dır ve bu inancı yaymayı da çok istemektedir. 15. yüzyılda, insanların çok büyük bir kısmı dünyanın düz olduğuna inanmaktadır. Kolomb ise yuvarlak olduğunu düşünenler arasındadır. Uzakdoğu'ya ulaşmak için Avrupa'dan Afrika şeridinden Doğu'ya giden bilindik bir yol vardır ama Kolomb bunu kullanmak yerine Batı'ya doğru giderek bu düşüncesini ispatlamayı ummaktadır. Buna pek kimseler inanmamaktadır. İşte bu yüzden para konusunda sıkıntı çeker ve yola çıkamaz. Yıllar sonra 1492'de İspanya Kraliçesi Isabella ve Kral Ferdinand ona gerekli parayı verirler.

Kolomb, 3 Ağustos'ta 3 gemi ile birlikte yola koyulur. Bu sonu belirsiz maceraya tayfa olarak seçilenlerin hemen hepsi işsiz güçsüz, ayyaş, psikopat ve benzeri adamlardır. 9 Eylül'de Kanarya Adaları'ndan açık denizlere doğru yol alırlar. O dönemlerde gemiler kıyıdan çok fazla uzaklaşmazlardı ve kara görünür bir şekilde ilerlerlerdi. Fakat Kolomb ve tayfası uzun süre karadan mahrum bir şekilde ilerler. Bu durum tayfaların canını sıkmaya başlar ve artık geri dönmek için can atar hâle gelirler, isyan sesleri yükselir. Kolomb da adamlarına birkaç gün daha kara görünmediği takdirde eve dönme sözü verir. Fakat günlüğüne yazdığı yazılarda bunun hiç de böyle olmadığı ve ne kadar kararlı olduğu açıkça görülür. Nihâyet 12 Ekim'de Pinta adlı geminin gözcüsü karayı görür. Gördüğü aslında Amerika açıklarındaki Bahamalar'ın Watling Adası'dır. Kolomb ise Hitay'a vardığını düşünmeye devam eder. Uzakdoğu'ya varacağı tarihi inanılmaz bir ölçüde yanlış hesaplamış olması nedeniyle karanın görünmesi onu şaşırtmaz. Yaşadığı sürece bu yanlışlığı kabûl edemez ve yaptığı keşfin önemini bir türlü kavrayamaz.

Kolomb bu adaya San Salvador adını verir. Orada yaşayan yerli halk son derece misâfirperverdir ve ticaret yapmaya isteklidirler. Kolomb ise Doğu'nun zenginlikleri hakkında çok az delil bulabilmiştir. Yerli halk yardımıyla Hitay'ı bulmak için tekrar yola koyuldular. Bu yolculuk sırasında Küba ve La Espanola adını verdiği adalara uğrar ve bir an önce eve dönüp bulduklarını anlatmak için sabırsızlanır. 1492 yılının Noel'inde Santa Maria isimli gemi La Espanola yakınlarında kayalıklara çarparak batar. Diğer gemilerde batan geminin mürettebatı için yer olmadığından adamları geride bırakarak İspanya'ya dönerler. Burada âdeta kahraman gibi karşılanırlar. Bulunan yerler Hint Adaları olarak anılmaya başlanır.

İkinci bir sefer için hazırlanan Kolomb 1493'te yeni bir filoyla yola koyulur. Geride bıraktığı adamlarının yerliler tarafından öldürüldüğünü öğrenir çünkü başlardaki misâfirperverliklerine mukabele olarak ırza geçme, soyulma, vurulma gibi muamelelere mâruz kalan yerliler onlardan nefret etmişlerdir. Kolomb ve arkadaşları kurdukları yerleşim yerinde ise gerek yerlilere gerekse İspanyollar'a pek de iyi davranmaz. 1496'da İspanya'ya geri döndüğünde kötü davranışlarının haberleri çoktan İspanya'ya ulaşmış ve Kral ile Kraliçe bu duruma çok kızmışlardır. Yine de 1498'de gitmesine tekrar izin verirler ancak huzursuzluktaki artış yüzünden yeni bir vali atarlar. La Espanola'da çıkan bir isyanı bastıramayan KolombKüba'ya döndüğü anda Vali tarafından tutuklanır ve İspanya'ya zincire vurulu bir şekilde geri gönderilir. Isabella onuaffeder Kolomb'un fakat şerefi ve gururu da çok zedelenmiştir. Bu yüzden, öldüğünde zincirlerle gömülmek ister gördüğü kötü muâmeleyi hatırlatması için.

Diğerleri

Bu yolculukları Americo Vespucci ve Sebastian Cabot gibi diğer kâşiflerin seferleri takip eder. Her ne kadar bu toprakların Hindistan değil de yepyeni bir kıt'a olduğunu ilk keşfedenin 1499 yılında Americo Vespucci olduğu düşünülse de, adı geçen üç kâşiften hangisinin "en hakiki kâşif olduğu konusunda kesin bir görüş birliği yoktur. İlk defa 1507 yılında Waldseemuller isimli amatör bir Alman coğrafyacı bir makalesinde bu yeni kıt'aya Americo Vespucci'den esinlenerek America der. Kıt'anın adını Columbia yapma teşebbüslerine mukabil, bu isim çok tutar ve daha sonra Kuzey'deki büyük karaların da keşfedilmesiyle Kuzey ve Güney Amerika olarak ikiye ayrılır.

Müstevlî ve muhteris Üstün Hristiyan Beyaz Ranger'ler baş belâsı Kızılderililer'den kurtulmak için he yolu denerler. Birbirlerine kırdırtırlar, talan ederler ve trajik olanı, bir Indian için hayat demek olan Buffalolar'ı uçurumlardan döküp öldürerek hayat damarlarını kuruturlar. Buffalo Kızılderili'nin her şeyidir etiyle, sütüyle, derisiyle, dışkısıyla. Aç ve bî-ilâç kalan Kızılderililer birer birer düşerler ve tarihin en iğrenç soykırımlarından biri yaşanır; kaynaklara göre 20 ilâ 50 milyon arası gerçek Amerikalı katledilir. Hâlen hayatta kalanların ise alayı alkolik ve depresyonda. Nitekim aynı güzelliği Japonlar'a yapacaklardır ileride ama bombayla...

Ne Şerefli Bir Mâzisi Var Anlayın Bu Demokratların.

1776 yılında İngiltere'den ayrılarak 1789 yılında ilk anayasasını kabûl eden Amerika Birleşik Devletleri dünyanın ilk modern demokrasisidir (bu zihniyetteki adamların demokrasi mefhumlarını varın siz düşünün). 19. yüzyıl boyunca Kuzey Amerika kıt'asında hızla yayılan ABD, ilk hâlini teşkil eden ilk 13 eyalete (The 13 Original States) birçok yeni eyalet ekler ve bugünkü hâlini alır. Kısa tarihindeki en buhranlı iki dönem 1861-1865 yılları arasında gerçekleşen Kuzey-Güney Savaşı (Civil War) ve ekonomik çöküşün gerçekleştiği 1930'lu yıllardaki Büyük Buhran (Great Depression/Crisis) dönemidir.

Hâlâ ırkçıdırlar, yasal olarak kölelik kalkmışsa da, pratikte el'an sürmektedir. Son derecede câhil, dünyadan bîhaber ama karnı fazla iyi doyan sosyal debil bir nüfusa hükmeden en fazla %3 ilâ 5'lik bir seçkinler idareyi ellerinde tutarlar. Göstermelik iki ana fırkadan seçim yaptığını sanan demokrat Amerikan halkı aslında onları yönetecekleri seçecekleri seçerler ve göz boyayıcı kampanyalarla oyalanıp afyonlanırlar.

Oyun sürer. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'ndan ve 1991'de sona eren Soğuk Savaş'tan zaferle ayrılan, iki atom bombası sallayarak insanî yollarla harp bitiren (başkanları o dönem aynen böyle demişti) ABD, 21. yüzyılda Dünyanın Tek Süper Gücü olarak varlığını sürdürmektedir. Alenî ve Derin Dünya Devleti'nin merkezidir ve tarihî misyonunu sürdürerek her yere demokrasi götürmeye devam eder.

Nerelere Demokrasi Götürürler?

Öncelikle Dünya Savaşı sâyesinde Japonya ve Avrupa'ya hizmet ederler. Kuzinleri İngilizler'le beraber Osmanlı'yı göçertir, akabinde sun'î devletçikler e Vehhabilik sâyesinde Suudiler'e demokrasi getirirler. Arada Vietnam'da filân yeni silâhlarını denerler. En son olarak da Irak'a demokrasi getiriyorlar. Allah râzı olsun, günde ortalama 50 ilâ 100 kişi ölüyor, her tarafı Kürt istilâsı için kışkırtıyorlar, kafamıza çuval geçiriyorlar, ampûl yaktırıyorlar. İlk tezkerede atmış bin tam teçhizatlı Coni'yiTBMM kararı ile memlekete oturtup demokrasi getiremeyince, bütün hile-i şerriyeleri, alçaklıkları yaparak dört bir yandan bizi kuşatmaktalar.

Yâni, biz istesek de istemesek de bize demokrasi getirecek bu Büyük Ağabey!

Eh, Bizim Gibi Şanlı Millete Yakışır mı Sonradan Görme Coni'ye Demokrasiyi Getirmeyi Bırakmak?

Tabii ki yakışmaz arkadaş. Bu kadar destekle sığır sürüsünü soksan kazanacağı seçimden tabii ki zaferle çıkanların aslında Türkiye'ye Amerikan ve Batı demokrasisini getirmeye, vatanı eyaletlendirmeye filân taşeronluk yaptığını gören ordu meclise gitmez yemin töreninde ve takibe geçer. "Mâdem öyle, işte böyle diye sabırla müşahedede kalır. Her gün Şehadet haberleri yağar.

Sonrası mı?

22/07/2007 tarihli Kim Nereye Girecek yazıma bir bakın lûtfen.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 06 Ağustos 2007 Pazartesi

TRANSANDANSIN (MİSTİK ve ARTİSTİK YAŞANTILARIN) ve...
NASIL SÜR'ATLE KENDİMİZE YABANCILAŞTIRILDIK
 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Kaan Özsayıner on Perşembe, 31 Ocak 2013 07:16
Tek Dişi Kalmış Canavar

En son Fransa'nın Mali'ye saldırışını ve jetleri ile bombardıman altına alışını izledik. Düşünüyorum Fransız zerafeti, entellektüelizmi, felsefesi, sanatı nerede diye. Mali'yi bombalayanlaer ile Avrupa'nın en ihtişamlı medeniyetini yükselten millet aynı millet olamaz dedim. Sonra tekrar gözden geçirdim Amerika'yı talan eden önce Hollandalıları sonra İngilizleri, akabinde Afrika'yı ve Asya'yı nasıl köleleştirip soyduklarını hesaba kattım. Almanları, İspanyolları, İtalyanları. Hepsi acımasız birer katil gibi gözümün önüne geldi tarih sahnesinde. Zenginliklerinin, ürettikleri bilim ve sanatın aslında çokta iktisadi olmadığını farkına vardım. Bu denli bir emperyalist katma değerle oluşması gereken birikim insanlığı çok daha ileri götürecek bir kaynaktı.

Nefret ediyorum ama bir diğer yandan da dönemin en önemli gücü ve değeri olarak saygı duyuyorum. Bu çelişki beni rahatsız ediyor..

0
En son Fransa'nın Mali'ye saldırışını ve jetleri ile bombardıman altına alışını izledik. Düşünüyorum Fransız zerafeti, entellektüelizmi, felsefesi, sanatı nerede diye. Mali'yi bombalayanlaer ile Avrupa'nın en ihtişamlı medeniyetini yükselten millet aynı millet olamaz dedim. Sonra tekrar gözden geçirdim Amerika'yı talan eden önce Hollandalıları sonra İngilizleri, akabinde Afrika'yı ve Asya'yı nasıl köleleştirip soyduklarını hesaba kattım. Almanları, İspanyolları, İtalyanları. Hepsi acımasız birer katil gibi gözümün önüne geldi tarih sahnesinde. Zenginliklerinin, ürettikleri bilim ve sanatın aslında çokta iktisadi olmadığını farkına vardım. Bu denli bir emperyalist katma değerle oluşması gereken birikim insanlığı çok daha ileri götürecek bir kaynaktı. Nefret ediyorum ama bir diğer yandan da dönemin en önemli gücü ve değeri olarak saygı duyuyorum. Bu çelişki beni rahatsız ediyor..