Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

DÜN GECE GENÇLERBİRLİĞİ ÂKIL ADAMLAR TOPLANTISINDAYDIM

Bir buçuk senelik fâsıladan sonra özleyip, gözümü kararttım ve leventler gibi daldım tribündeki yerime.

Bir de baktım ki, ne Teknik Direktör'de motivasyon kalmıştı, ne de futbolcularda... Tribünlerdekiler arasında en genç olanlar ben civarda, sayıları Hamtaş çatlasa otuzu geçmiyor.

En son katıldığımda oturacak yer yoktu. İçimi buruk bir hüzün kapladı.

Neredeydi o eski şâşaa, ihtiraslı keşif merakı hâttâ tecessüs heyecanı, hezeyanı...

Beş yönü de tozlu bir bir hüzün kaplamış, kimsede mecâl kalmamış.

Ne şarapta tad var, ne Agap'ta heyecan, ne tuzlu ekmeği paylaşma arzusu, ne kılıç şangırtısı...

Herkesin ayakları zangır zangır sallanıyor çünkü âyinin hiçbir şeyi yolunda gitmiyor.

Ümit'le, Îman'la, Şefkat'le bekliyoruz ve Alçak Gönüllülüğü övüyoruz.

Ama hâlâ bin senelik ustaları refere ediyoruz. Ortalık o kadar alaca karanlık ki, uykudan, esnemekten çenelerimiz ağrıyor...

Bilgisayar dahi tembelleşmiş, projektörü tanımıyor. Tanıyınca da perde Nûr'dan kaçıyor. Nihâyet vuslat vukû bulduğunda ise vakit gece yarısına yaklaşıyor. Havalandırma devreye girdiğinde ise romatizması veya -sanmam ama- hafif bunaması olan ustalar nereye kaçacaklarını şaşırıyorlar; mazgallara öfkeyle bakıyorlar.

Dayanamayıp Atatürk'ümüzü, Rauf Denktaş'ı ve Mozart'ı anıyorum. Birtakım homurdanmaya karışık mırıldanmalar kulağıma geliyor ama hiç aldırış etmiyorum. Koskoca bir usta âyan beyan kitabında yer alanlara istinat etmeyip de karşıdaki inşaatın istinat duvarına mı dayanacağım?

Neyse, hayırlısıyla toplantı bitiyor ve usûlüne uygun olarak kapıda herkes birbirini öpüyor.

Güneşin ışıklarının istese de ulaşamayacağı derinliklerdeki metrovâri yerleşkede bir umutla taam etmeye doğru yol alıyoruz, tıpkı yumurtaya odaklanmış sperm gibi. Dölleyeceğiz ki, sıhhâtli ve neslimizi devam ettirecek güzel bireyler yaratacağız.

Sofraya oturuyoruz, fire iyice artmış, işçiler on on eş kişiye düşmüş.

Fakıyr da iyice yabancılaşmış; karşısına getirilen kuşa bakıp duruyor, "hangi filumdandır acep" diye derin düşüncelere dalıyor...

O arada söz isteyenler sıraya giriyor.

Birisi anasını Yoğun Bakıma yatırıp gelmiş, birisi Ergenekon'daki Mahpus'tan fırlayıp avdet etmiş. Daha ne yapsın Kadoşlar?

Sonunda ambivalansımı yenip, son bir gayret söz alıyorum: Belâgat, hitâbet, hoşsohbet ve sevgiyi, bilgiyi paylaşmak değil mi erek?

İlk darbeyi o esnâda yiyorum: "Gene bir buçuk saat konuşacaksınız, buyurun".

!!!

En fazla bir buçuk dakikada mizahî bir şekilde anlatmaya çalışıyorum hâli pürmelâlimi.

Hapis kaçkını olanın zâten gözlerinde yaş bile yok, ferleri kaçmış. Uğur Dündar'ın yaşı belirsiz hâli gibi cemâli.

"Biliyorum, ben çekilmez bir adamım ama gene de birkaç şey paylaşayım istedim" diyor.

İkinci darbe o sırada vuruluyor: "Peçeteleri hazırlayınız"!

Ondan sonraki iki futbolcu kendilerini methederken başım zonkluyor.

Bu muydu öğreti, bu muydu bize vaât edilenler?

Diğer futbolcular kendilerini methediyorlar, yakışır...

Bu arada yolunu bilmeyenler kaybolmasın diye ring seferleri ihdâs merkezden mesajlarla duyuruluyor ama herhâlde işin içine Şeytan karışıyor ki, ikisinden biri boş çıkıyor.

Ruznâmelerde de (gündemler) aynı kaos var ama sahne aynı da, oyuncular sâbit olarak hiç değişmiyor:

Bir önceki Büyük Teknik Direktör artık oyuncaklardan sıkılmış, Kaos anlatıyor; bir sonraki safhada herkesin Yıldız Falı'na bakılacak.

Bütün Zamanların En Büyük Oyuncusu artık nokta atışını bırakmış, San'at ve Futbol anlatıyor.

En ilginci de, alınması neredeyse imkânsız hâle gelen Kombine Tribün Loncaları Biletleri'ne parayı kıydığınız takdirde, bu işin Kıdemli Ustası, hâlâ bozonlar tarafından korunup kollanmadığınızı kitabı hediyesi ile anlatıyor.

Yâni, demem o ki, oyuncular belli; roller önceden merkezden tâyinle belirlenmiş.

Adem-i Mutlakiyet kalmamış, Hz. Âdem her şeye "gayrı kaabil-i rücû" bir şekilde hâkim olmuş.

Şimdiki En Büyük Teknik Direktör tam bir hasenat, hesap ve kitap adamı; daha fazla pamuk ellerimizi ne kadar ceplerimize sokarsak, nasıl daha ziyâde sevâba gireceğimizi müjdeliyor.

Türkiye ile Futbol'un Karma'sı ve Mukadderatı aynı, fark kalmamış.

Birileri karar veriyor, sizler zavallı kuklalarsınız.

Çırpındıkça batarsınız.

Her taraf aynalarla dolu, nereye baksanız kendinizle baş başasınız.

O takdirde...

Küçüleceksiniz ve öğreneceksiniz:

İnadına buradayım, gitmiyorum, kalacağım ve domuz sıkısı bağlarla da işkence etseniz...

Susma Hakkımı Kullanacağım.

Bir daha 30 derece sıcaklıkta ve New Year's Eve'den sonra geldiğimde tribünlerde hâlâ seyirci varsa...

"Oynamaya devam" deriz.

Ama elleriniz hâlâ temiz olsun ve Kalfalık Rûhu Hep korunsun...

Dilerim öyle olsun!

MKD

DERSHÂNE SORUNUNU NASIL ÇÖZERSİNİZ?
YENİ SENE YAKLAŞTIKÇA ARTAN ÇALIŞTAY ve WORKSHOPLA...
 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Cem Savas on Çarşamba, 11 Aralık 2013 10:54
Oynanan fútbol zevk vermiyor...

Merhaba,

Ben 5 yıldır bu ligde top koşturuyorum. Bu nedenle de halen amatör ruhum devam ediyor. İşlerden ve benzeri kişisel zamanlardan çalarak antrenmanlara ve maçlara katılmaya çalışıyorum ama sizinle aynı fikirdeyim. Oynanan futbol zevk vermiyor. Bu durumu ortadan kaldırabilecek bir takımda olmama rağmen çoğu maça dostlar alışverişte görsün parolasıyla çıkıyoruz. Federasyon nezdinde bazı yeni kurallar ile oyun zevki arttırabilir diye düşünüyorum.
Her şeye rağmen takım arkadaşlarıyla akşam maçlardan sonra yenen yemeklerin ve sohbetin tadına halen doyulamıyor. Bu sebeple Alman futboluna devam etmek, mücadeleyi hiç bir zaman bırakmamak adına takım futboluna katkıda bulunmak için elimizden geleni yapmak gerekiyor. Üstelik sizi Ankara'daki sahamızda da görmekten mutluluk duyarız. Keşke ziyaretçimiz olsanız.

Saygılarımla.

MKD: Bilmukabele Sayın Cem Savaş, keşke...

0
Merhaba, Ben 5 yıldır bu ligde top koşturuyorum. Bu nedenle de halen amatör ruhum devam ediyor. İşlerden ve benzeri kişisel zamanlardan çalarak antrenmanlara ve maçlara katılmaya çalışıyorum ama sizinle aynı fikirdeyim. Oynanan futbol zevk vermiyor. Bu durumu ortadan kaldırabilecek bir takımda olmama rağmen çoğu maça dostlar alışverişte görsün parolasıyla çıkıyoruz. Federasyon nezdinde bazı yeni kurallar ile oyun zevki arttırabilir diye düşünüyorum. Her şeye rağmen takım arkadaşlarıyla akşam maçlardan sonra yenen yemeklerin ve sohbetin tadına halen doyulamıyor. Bu sebeple Alman futboluna devam etmek, mücadeleyi hiç bir zaman bırakmamak adına takım futboluna katkıda bulunmak için elimizden geleni yapmak gerekiyor. Üstelik sizi Ankara'daki sahamızda da görmekten mutluluk duyarız. Keşke ziyaretçimiz olsanız. Saygılarımla. MKD: Bilmukabele Sayın Cem Savaş, keşke...