Mükemmellik arayışımız gitgide artıyor. Mükemmel eş, anne, iş kadını olmak, mükemmel çocuk yetiştirmek, mükemmel vücutlara sâhip olmak için irréel bir dünyâda yaşıyor, “gerçek Benliğimizden kopuyor, farklı kimliklerle özdeşleşiyoruz. Mükemmel olma yolunda ideâl bir Benliğin peşinden koşarken gerçek Benliğimizi kaybediyoruz.

Ne olacak?

 

Fransızca irréel kelimesinin İngilizcesi unreal, Türkçesi Gerçek Dışı.

Bunların felsefî ve çapraz kültürel açılımları olduğu için üzerinde durdum. Fransızlar için irréel olan bir şey, Bir Ortadoğu veya Uzakdoğu kültürü için son derecede reel olabilir. Örnek olarak, bizim coğrafyada “ben Tanrı’yım” diyene şizofren denirken, bir Hint için bu çok normâldir (Sai Baba örneğinde olduğu gibi). Gene Fransızlar için irréel olan bir şey, İngiltere’de çok reel olabilir (Fransızların Sağlıklı dediği kişiye İngilizler “Hipomanik” hâttâ “Manik” teşhisini kolayca koyabilirler. Türkiye, Atatürk ve arkadaşlarının getirdiği lâik, demokratik ve müspet bilimi en önemli “mürşid” yâni yol gösterici olan yol olarak gören, etnik farklılıklara aldırış etmeksizin herkesi Türk olarak kabul eden eşsiz (yegâne, unique) paradigmasından gayet bilinçlice bir şekilde koparılıyor. Dünyâda da artan savaşlar, göçler, sosyal belirsizlik ev anomi, kaos sebebiyle özdeşim-benimseme (identification) nesneleri altüst olmuş durumda.