Yaşayabiliyor musun?

Hani nefes alabiliyor musun? Her neye inanıyorsan inan, her ne senin için kutsalsa, ona şükredebiliyor musun?

Soluk alabiliyor musun veya kim ne derse desin, akciğerlerini şişirebiliyor musun?

Bunu yaparken de şöyle bir gerinip, falanca veya filanca yaştayım demeksizin, hâlâ hayatta olduğunu fark edebiliyor musun?

İşte yolun başındasın dostum.


Unutma ki her şeyin başı önce hayatta kalabilmek ve nefes alabilmektedir.

Yaşamanın verdiği hazzı yaşamanın ve bundan dolayı da bir “oh” diyebiliyor olmanın değerinin farkında mısın?

Neden, niçin, nasıl filân demeksizin, sırf varolduğunu fark edebildiğinden dolayı içinde bir sevgi ve yaşayan, yaşamayan ve hayatın tadını almaya programlanmış her şey veya kişi, nesne için haz duyabiliyor musun?

Eşcinselleri bir hasta olarak değil de, bir hayat tarzı, Transseksüelleri ise bir tercih konusu olarak görebiliyor musun?

Yahut kendini aşırıya kaçmaksızın kendini sorguladığında, huzurla nefes alabildiğinde, ölüm hâlâ kapını çalmadığı için umutlu musun?

Damarlarındaki kan hâlâ akmakta mı ve sen de bunun farkında mısın?

Eğer uğruna kendini feda edip, uğrunda maddî mânevî her şeyi feda edebilecek kadar vaktin ve nakdin varsa...

Bir bakım evinde veya huzur evinde, kimsesizler mezarlığında son bulamayacaksa ömrün, gereken hazırlıkları yaptın mı?

Sokrates kadar sorgulayıcı, Marks kadar münkir veya Popper gibi kafan karışık olsa dahi…

Düşünmekle var olmak aynı şeydir sanmakta isen hâlâ Descartes kıvamında…

Hele bir de ayarlayabildiysen kefen paranı. Kimselere aman diyemeyecek kadar sağlama almışsan arkanı.

Artık hayatına bir format atmanın, şekil vermenin zamanıdır dostum…

Önce bunların olmazsa olmazlarını (sine qua non) bir özetleyelim:

1.  Tedbirli olmak

2.  Borç takmamak, mevcutsa da vefat öncesi ödemekte iyiysen

3.  Yarın ölecekmiş gibi burası, hiç gitmeyecekmiş gibi orası için çabalayabiliyorsan...

4.  Hayatının bilhassa yaşlılık dönemlerinde ihtiyar (düşünen ve fikirlerine hürmet edilip danışılan birisi) olabilmişsen...

5.  Tevzi edebilmişsen emeğini vârislerin arasında vasiyetinde...

6.  İster bir mozolede yakılacak, ister câmide son duan yapılacak, isterse de havra da yâhut bir köyün kuytu köşesinde toprakla / suyla buluşacaksanız.

7.  Kısacası dostum, ölümsüz olmayı eserlerinle garantiye alabilmişsen…

İşte şimdi sarabiliriz filmi en başa…

***

Sor şunları dostum:

Bir kere, ebeveynini sen mi seçtin?

Planlı ve programlı bir evliliğin mi ürünüsün yoksa evlâtlık mı alınmışsın?

Acaba bir sperm bankasından döl alınarak üretilmişsen ve herkesin beyaz olduğu bir ailedeki tek zenci sen misin?

Bütün bunlara rağmen atılmışsan hayat mücadelesine…

İtibar ve sosyal statünden bağımsız olarak, birey olabilmişsen veya bunun için çabalayacaksan...

Seninle dalga geçen, aşağılayan yahut methedenler arasında bir elmas gibi başın dik dolaşabileceksen,

Kendini aşmak için de emeğini azami derecede kullanabiliyorsan…

İnsansın!

Haydi, çıkalım yola beraberce…

***

Bir yerlerde dünyaya gözlerini açtın; farz edelim ki bu bir doğumhâneydi ve ebenin teki popona şaplak atarken, yorgun bir tabip seni çıkardı, uykulu bir çocuk hekimi de “Apgar …” dedi.

Hımmm…

Belki de prematüre idin yahut sezaryenle terk ediverdin ananın rahmini.

Sonuç olarak artık doğdun bir şekilde ve yaşayamaya devam etmek zorundasın.

Irkını, tanı, milletini ve inançlarını sen tayin etmemiştin başlarda ama zamanla bu irade eline geçecek ve baş kaldırabilen veya munis birisi olmak sana kalacak ve hayatın kendine yatırım yapmakla, kendini aşmakla geçmek zorunda kalacak.

Bir kere hep yalnızsın, bunu bil.

Felsefedeki mutlak-bencilik denen solipsizm değil kastımız; Hakikat yolculuğundaki her kararında ve aşamada, en son karar mercisi sen olacaksın, unutma!

İnsan doğarken ağlar, bu doğru ama tamamen reflekstir ve ağlamasan akciğerlerin havayla dolamaz, birikmiş sümük ve diğer artıkları atamazdın.

Demem o ki, bu romantizm henüz senin şuur sathında değildir ama ebeveynine, aile efradına çok şirin gelir.

Genellikle kutsanırsın bir şekilde; hangi dine veya inanca dair olduğu da senin elinde olmamıştır.

Artık kişisel evrimindeki seyahat başlamıştır.

Eğer etrafta bakıp öğrenecek liderler yoksa (bunlara alfa dominant gibi isimler verilir), yapayalnız ve şaşkın bir maymundan yahut bir kurt çocuktan başka bir şey olamayacaksın.

Dünyada çok örneği var bunların.

***

Daha annenin rahmindeyken başlarsın görmeye ve işitmeye. Bu dönemde sana Mozart’ın huzur verici şarkıları, Sufi müziği dinletilirse ve ebeveynin seninle muhabbete daha o zamanlar başlarsa.

Evet, doğru okudun dostum. Eğer daha rahimdeyken seninle konuşup şakalaşırlarsa, annen ve baban sana huzur verecek hormonları plasenta denen rahim eşi tarafından yollayabildiyse, daha zeki ve hazırlıklı geleceksin bu âleme…

Buna İntrauterin Evre (Dönem) denir.

Sonra da belki de en büyük travmalarından biri gelecektir: Doğum. Hep çekeceksin hasretini ana rahminin ama bunun şuurunda olmayacaksın. Bu da bir travma aslında tıpkı Otto Rank'ın işaret ettiği gibi.

Önce kakanı ve çişini tutmayı öğrenmelisin; yaş doğumdan sonraki ilk bir-bir buçuk sene. Anal Dönem yâni hayatın ilk evresi!

Hiç merak etme; eğer apartmanda yaşamışsan, mutlaka kakanla halıyı boyamışsındır kahkahalar atarak. Mahcup olamayasın diye ailen bahsetmemiş olabilir ama sorarsan gülmekten kırılarak anlatacaklardır.

Neyse, vakti geldiğinde başlayacaksın her bir şeyi ağzına sokup tanımaya.

Buna Oral Dönem denir.

Ağzın en büyük haz organındır ve her bir nesneyi ağzına sokarsın tanımak için.

Her bir şeyi tanımaya çalışmaktasın henüz ve emeklemen de bunu takip edecektir...

Nefes alabiliyor musun?

Her neye inanıyorsan inan, her ne senin için kutsalsa, ona şükredebiliyor musun?

Soluk alabiliyor musun veya kim ne derse desin, akciğerlerini şişirebiliyor musun?

Bunu yaparken de şöyle bir gerinip, falanca veya filanca yaştayım demeksizin, hâlâ hayatta olduğunu fark edebiliyor musun?

İşte yolun başındasın dostum.

Unutma ki her şeyin başı önce hayatta kalabilmek ve nefes alabilmektedir.

Yaşamanın verdiği hazzı yaşamanın ve bundan dolayı da bir “oh” diyebiliyor olmanın değerinin farkında mısın?

Neden, niçin, nasıl filân demeksizin, sırf varolduğunu fark edebildiğinden dolayı içinde bir sevgi ve yaşayan, yaşamayan ve hayatın tadını almaya programlanmış her şey veya kişi, nesne için haz duyabiliyor musun?

Yâhut kendini aşırıya kaçmaksızın kendini sorguladığında, huzurla nefes alabildiğinde, ölüm hâlâ kapını çalmadığı için umutlu musun?

Damarlarındaki kan hâlâ akmakta mı ve sen de bunun farkında mısın?

Eğer uğruna kendini feda edip, uğrunda maddi manevi her şeyi feda edebilecek kadar vaktin ve nakdin varsa...

Bir bakım yahut huzur evinde, kimsesizler mezarlığında son bulamayacaksa ömrün, gereken hazırlıkları yaptın mı?

Sokrates kadar sorgulayıcı, Marks kadar münkir veya Popper gibi kafan karışık olsa dahi…

Düşünmekle var olmak aynı şeydir sanmakta isen hâlâ Descartes kıvamında…

Hele bir de ayarlayabilmişsen kefen paranı. Kimselere aman diyemeyecek kadar sağlama almışsan arkanı.

Artık hayatına bir format atmanın, şekil vermenin zamanıdır dostum…

Önce bunların olmazsa olmazlarını (sine qua non) bir özetleyelim:

1   Tedbirli olmak,

2.  Borç takmamak, mevcutsa da vefat öncesi ödemek,

3.  Yarın ölecekmiş gibi burası, hiç gitmeyecekmiş gibi orası için çabalayabilmek şiarın olmuşsa!

4.  Hayatının bilhassa yaşlılık dönemlerinde ihtiyar (düşünen ve fikirlerine hürmet edilip danışılan) birisi olabilmişsen,

5.  Tevzi edebilmişsen emeğini vârislerin arasında vasiyetinde,

6.  İster bir mozolede yakılacak, ster câmide son duan yapılacak, isterse de havra da yahut bir mezranın kuytu köşesinde toprakla / suyla buluşacaksan,

7.  Kısacası dostum, ölümsüz olmayı eserlerinle garantiye alabilmişsen…

İşte şimdi sarabiliriz filmi en başa…

***

Bir kere, ebeveynini sen mi seçtin?

Planlı ve programlı bir evliliğin mi ürünüsün yoksa evlâtlık mı alınmışsın?

Acaba bir sperm bankasından döl alınarak üretilmişsen ve herkesin beyaz olduğu bir ailedeki tek zenci sen misin?

Bütün bunlara rağmen atılmışsan hayat mücadelesine…

İtibar ve sosyal statünden bağımsız olarak, birey olabilmişsen veya bunun için çabalayacaksan...

Seninle dalga geçen, aşağılayan yahut methedenler arasında bir elmas gibi başın dik dolaşabileceksen,

Kendini aşmak için de emeğini azami derecede kullanabiliyorsan…

İnsansın!

Haydi, çıkalım yola beraberce…

***

Bir yerlerde dünyaya gözlerini açtın; farz edelim ki bu bir doğumhâneydi ve ebenin teki popona şaplak atarken, yorgun bir tabip seni çıkardı, uykulu bir çocuk hekimi de “Apgar …” dedi.

Hımmm…

Belki de prematüreydin yahut sezaryenle terk ediverdin ananın rahmini.

Sonuç olarak artık doğdun bir şekilde ve yaşaya devam etmek zorundasın.

Irkını, ten rengini, milletini ve inançlarını sen tayin etmemiştin başlarda ama zamanla bu irade eline geçecek ve baş kaldırabilen veya munis birisi olmak sana kalacak ve hayatın kendine yatırım yapmakla, kendini aşmakla geçmek zorunda kalacak.

Bir kere hep yalnızsın, bunu bil.

Felsefedeki mutlak-bencilik denen solipsizm değil kastımız; Hakikat yolculuğundaki her kararında ve aşamada, en son karar mercisi sen olacaksın, unutma!

İnsan doğarken ağlar, bu doğru ama tamamen reflekstir ve ağlamasan akciğerlerin havayla dolamaz, birikmiş sümük ve diğer artıkları atamazdın.

Demem o ki, bu romantizm henüz senin şuur sathında değildir ama ebeveynine, aile efradına çok şirin gelir.

Genellikle kutsanırsın bir şekilde; hangi dine veya inanca dair olduğu da senin elinde olmamıştır.

Artık kişisel evrimindeki seyahat başlamıştır.

Eğer etrafta bakıp öğrenecek liderler yoksa (bunlara alfa dominant gibi isimler verilir), yapayalnız ve şaşkın bir maymundan yahut bir kurt çocuktan başka bir şey olamayacaksındır. Dünyada çok örneği var bunların.

***

Daha annenin rahmindeyken başlarsın görmeye ve işitmeye. Bu dönemde huzurla sana Mozart’ın huzur verici şarkıları, Sufi Müziği dinletilirse ve ebeveynin seninle muhabbete daha o zamanlar başlarsa.

Evet, doğru okudun dostum. Eğer daha rahimdeyken seninle konuşup şakalaşırlarsa, annen ve baban sana huzur verecek hormonları plasenta denen rahim eşi tarafından yollayabildi ise, daha zeki ve hazırlıklı geleceksin bu âleme

Buna İntrauterin Evre (Dönem) denir.

Sonra da belki de en büyük travmalarından biri gelecektir: Doğum. Hep çekeceksin hasretini ana rahminin ama bunun şuurunda olmayacaksın.

Önce kakanı ve çişini tutmayı öğrenmelisin; yaş doğumdan sonraki ilk bir-bir buçuk sene. Anal Dönem yâni hayatın ilk evresi!

Hiç merak etme; eğer apartmanda yaşamışsan, mutlaka kakanla halıyı boyamışsındır kahkahalar atarak. Mahcup olamayasın diye ailen bahsetmemiş olabilir ama sorarsan gülmekten kırılarak anlatacaklardır.

Neyse, vakti geldiğinde başlayacaksın her bir şeyi ağzına sokup tanımaya.

Buna Oral Dönem denir.

Ağzın en büyük haz organındır ve her bir nesneyi ağzına sokarsın tanımak için.

Her bir şeyi tanımaya çalışmaktasın henüz ve emeklemen de bunu takip edecektir...

Hâlâ bir daktilon veya taş plakları çalabilen bir gramofonun var mı -ki cızır cızır da olsa- dinleyebilsen Safiye Ayla'yı?

Münir Nurettin’den (Kahveci Güzeli rumuzlu) Kalamış'ı dinleyebiliyor musun nostalji için?