Hani insanın basiretinin bağlandığı, şaşırıp kaldığı ve kendisine arkadan hançer saplandığını hissettiği zamanlar olur ya…

Hani apışıp kalma derecesinde şaşırdığınız şeyler cereyan eder ya…

35 senelik bir mecmuanın (Türkiye’nin en eskisidir) aynının, sizden bağımsız olarak ve gıyabınızda elinizden alındığını istihbar ederseniz şaşırırsınız ya.

Ahde vefa denen şeyin ne olup olmadığını sorgularsınız tam o dönemlerde!

2001’den beri başarıyla yürüttüğünüz editörlüğe “paralel” bir yapılanmanın ortak olduğunu, ortada fol da yumurta da yokken aynı isimde bir dergiye tahvil yoluyla neşriyata başlayacağını neredeyse kargalardan işitip şaşırırsınız ya…

Acaba bunca senedir neden birkaç kişi hâricinde kimse makale yollamadı” diye düşünmez misiniz o takdirde?

Muhterem” lâkaplı Fevzi Samuk hocamızın ricasını emir telâkki ederek, Yeni Symposium dergisinin editörlüğünü üstlenmemi müteakip, “davranış bilimleri” ibaresini de ekleyerek, her konuya açık bir bilişsel ve bilimsel kaynak olması için, ismini Literatür Symposium şeklinde değiştirmiştim ve kendimden pek emin bir şekilde uluslararası en nitelikli mecralara taşınması için gayret sarf ettim…

Uzun seneler boyunca beraber çalıştığımız, bir kısmının asistanlığından profesörlüğe yükselmesinde bizzat yardımcı olduğum mesai arkadaşlarımın, hiç haber vermeden bir akademik kurul toplantısı yapıp, kendi özlerinden ve tarihlerinden neşet etmiş bir dergiye rakip neşriyata başladığını telefonlardan öğrenirsiniz…

Biraz empati yapın.

Yâni kendinizi benim yerime koyun.

Ne düşünür dünüz ve neler hissedersiniz?

Ben öfke yaşamaktan ziyâde, derin bir sukut-u hayâl ve “neden, niçin, nasıl, hangi gerekçeyle, kimler” diye hissedip düşünmeye başladım.

Açtığım telefonlarda herkes bir şeyler kıvırdı ve topu birbirlerine attılar.

Kırıldım ama kızmadım.

Darıldım ama gücenmedim.

Sâdece biraz şaşırdım.

Sanırım doku uyuşmazlığının tabii bir neticesiydi bu.

Gene de bit yeniği nedir, bu kumpasa nasıl olup da âlet olmuştur diye en samimi olduğum ihtisas arkadaşımı aradım…

O da kem küm etti.

Arkasında hiçbir kaynak bile olmayan makalelerin hem çevrimiçi hem de adrese bilâ ücret teslim edildiği bir dergiyi yaşatıp, daha da verimli ve faydalı hâle getirmek için çabalamamın sonucu demek ki bu olacakmış.

İnsanlık hâli diyorum, alıştık.

Menfaatler ve makam hırsı gâlip gelince, hep böyle olur.

Aksine bir yorum yapamıyorum.

Eh, kaçınılmaz olarak bütün yayın kurulu listesinde de şahsî inisiyatifimi kullanarak, radikal değişiklikler yapacağım.

Bilimsellikten asla tâviz vermeden çıkacak bu dergi.

İnsan 58 yaşından gün almaya başlayınca, tabiplikle hekimlik farkını daha fazla müdrik oluyor.

Diyalektik bir aksülâmel…

Hamama giren terler” diye bir atasözümüz vardır, bu cehennemî sıcaklarda alınan haber beni daha da terlemek için motive etti.

Yaz sonunda da uğrayıp, eski günlerdeki gibi bir “grand vizit” yapacağım.

Herhâlde bir çay ve tost ikramını da paylaşırız..

Yolunuz açık olsun arkadaşlar.

Ama unutmayın, etik ve moral açıdan hiç de şık olmadı.

Herkese yer de, imkân da var nasıl olsa…

Kolay gelsin, ne diyeyim…

Sonuç: Literatür Symposium yoluna devam edecek, Index Medicus da dâhil olmak üzere, Ayhan Hoca’nın bıraktığı mirasla yolunda yürüyecek.

Sizler gene katkılarınızı sürdürün lütfen!

Her konudaki (Amerikan İngilizcesi başta olmak üzere) makalelerinizi This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it., This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. ve This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adreslerine bekliyoruz…

***

Gelelim Çeşme’ye

Bence dünyanın en yakışıklı, en güzel insanlarının yaşadığı bir yer.

Çünkü insanlar tam Türkiye aşuresinin numuneleri.

Ne zaman yolum buraya düşse şunu görürüm:

Seks, içki, bol duman, sokaklarda öpüşüp sevişecek kadar güçlü dürtüleri olan gençler.

Biliyorum ki o dumanın içerisinde çok şeyler var ve tipik bir avcı toplayıcı ile ziraatçı buluşmasının merkezi...  

Tarih boyunca, kültürel zıplamalar hep buralarda inkişaf etmiş, gelişip kemâle ermiştir.

Barcelona, Paris, Londra, Çukurova vs.

Hep böyledir.

Buralardaki insanları bekleyen tuzakların en başında da uyuşturucu, uyarıcı, kafa buldurtucu her türlü zehrin kolayca temini ve pazarlanması gelir.

Esrar ve türevleri (kannaboidler) de yetmiyor artık.

Bonzai, eroin ve diğer her türlü musibet böyle yerlerde hızla istimâl, akabinde sûistimal edilip, akabinde de iptilâ (addiction) gelişir. Artık çakmak gazı dahi bu amaçla kullanılmakta...

Sigara, bütün bu maddelerin "geçiş maddesi" olarak bilinir. 

Ben bu meredi senelerce içip vaktinde bıraktığım için, ne kadar muzır ve tehlikeli olduğunu çok iyi bilirim.

Aman Güzel İzmirliler ve Çeşme'deki herkes, bunların peşinde dolaşmayın ve tuzaklara düşmeyin.

Çünkü hem her türlü ruhsal ve bedensel hastalık bunlarla patlar, gelişir ve insanı intihara kadar sürükleyebilir.