Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KISA ÖYKÜ

Çok sevinçliydi Genç Yarbay,

Ne de olsa kızın babası, çok zengin bir armatör olan Hulûsi Bey, kızını Genç Yarbay'a verecekti.

Genç Damat Adayı öylesine heyecanlıydı ki, henüz terhis olmasına da az olmasına rağmen çoktan abayı yakmış ver âşık da olmuştu.

Damat Adayı  ve ekibi geminin kıç tarafıyla bodoslamadan yanaştılar ünlü armatörün yatına.

Armatör çok zengin bir adamdı ve kızı da hemencecik vermeye hiç niyetli değildi.

Ha, hikâyenin geçtiği yer Ege Sahillerindeydi ve bu adam da çok muhteris bir âşıktı.

Ne yapsın genç adam, ikinci el aldıkları BMW’de hemen bütün ailesini kaybetmişti ve bunun için yapabileceği bir şey de yoktu.

 

Ailesinin tamamı da trafik kazasında vefat ettiğinden olacak, alkollü içkilere de hemen hiç merakı yoktu ama bütün amacı, hâttâ emeli de âşık olduğu güzel kadına kavuşmaktı.

Ne yapabilirdi, memleket kan, ateş, Molotof ve barut kokuyordu ama hayat da devam ediyordu.

Hayattaki tek yakını, akrabası olarak gördüğü Komutanı Ahmet Bey’le beraber usulca filikayla yanaştılar.

Armatör pek çatık kaşlı ve aptal da hiç olmayan bir adamdı ama damat adayı kızı sevmişti bir kere...

Ne yapabilirdi ki?

Kolay mıydı zengin kızı kapmak.

Tam da terhis olmasına iki ay ya vardı, ya da yoktu ama pek azimliydi.

Oradaki genç, yaşlı, bütün ahali güvertedeydi, nedense yavuklusu pek yoktu ortada.

Yanaştılar çok zengin adamın yatına ama hiçbir tereddüdü de yoktu çünkü kafayı koymuştu kızı almak konusunda.

Kanca atarcasına yanaştılar tam da armatörün yatına ama kıza abayı yakmıştı bir kere ve fena hâlde âşık olmuştu.

Yeni psikiyatr olmuştu ve mesleğine de âşıktı.

Komutanı belki de tek hayatta kalan akrabasıydı.

Çatık kaşlı komutanın da rütbesi Yarbaydı ama bunu mutlaka anlatmalıydı sevdiği kıza.

Çapayı atarak yanaştılar zengin adamın gemisine, genç adam, karnında bir tuhaflık olduğunu sezinledi.

Sanki fenalık geçirmekteydi ve çok da garip bir hâlet-i ruhiye içerisindeydi.

Usulca komutanına döndü ve "haydi, çıkalım şu geminin ortasına" dedi ve hemencecik atladılar oraya.

Tabii ki ilk görüşteki aşklar çok câzipti.

Bütün armatörler gibi, zengin adam da müstakbel damadına çok sıcak bir gözle bakamıyordu.

Damat adayı "ne olacak şu memleketin hâli", "herkes de çok öfkeli" diye geçirdi içinden ama mutlaka bir bildiği vardı memleketi idare edenlerin.

Güvertede topu toplu beş altı kişi vardı ama çok fena hâlde tutulmuştu kıza...

Güverteye çıkar çıkmaz, kayınvâlide adayı fenalaştı ve yere düştü. 

Zaten aşkı için ölümü de göze almıştı çoktan genç aday.

Fırladılar güverteye ve dünyalar güzeli gelin adayı olan Fisun da oradaydı.

Fisun müstakbel kocasını görünce önce afalladı ama sonra da koşup ona sarıldı.

"Sana çılgın gibi âşığım" diye düşüverdi sözler ağzından.

Emel  ismindeki eşinin yanında mahcup olmak istemeyen zengin armatör, hiç de tâviz verecek gibi değildi.

Kızını vermek istemeyen Hulûsi Bey de pek nazlıydı ama yıldırım aşkı da asla sınır tanımazdı...


1993'te vefat etmişti Merhum

Küpeşteye çıkar çıkmaz sarıldı Fisun'a. Gencin gözleri çakmak çakmaktı çünkü  hayatta kalan kimsesi yoktu.

Ne bir akraba, ne bir hısım, ne da başkası.

Aniden fenalaşmış olan kayınvalide için acemi psikiyatrın teşhisi hazırdı: "Histeri".

Kadıncağızın hâlini görünce, derhâl bacaklarını havaya kaldırdı ve beynine Oksijen gitmesini sağladı.

Meşhur Valsalva Manevrasıydı yaptığı (burnunu tıkayarak nefes almasını sağladı) esasında ama kimseler farkında değildi bunun öneminin.

Çapayı Ege'nin mavi sularına salmalarının akabinde anında müdahale ederek, kadıncağızın hayatını kurtardı.

Kadıncağızın ağzına kendininkini yaklaştırdı ve hemen yandaki hücumbottakilere seslendi: "Bize derhâl âcil yardım için personel gönderin" diye kükredi ve yapıştırdı dudaklarını kadıncağızın leblerine.

Derhâl sakinleşen Hulûsi Bey de yumuşadı.

Akabinde kendisine hitap eden Hulûsi Bey "gel evlât, birer kadeh şampanya içelim" dedi ama genç adam bu çeşit meşrubat veya içki içmek hususunda çok müşkülpesentti ve "hatırınız için bir iki kadeh alayın efendim" dedi.

İçtiler kadehleri ama gözü hep nişanlısındaydı.

Müstakbel Kayınvalidesinin fenalaşmasının aslında histerik değil de, şiddetli bir postüral hipotansiyondan ortaya çıktığını idrak etmesi, kayınpederin nabzını tutmasına yetmişti. 

Sonra hemşireler ve diğer yardımcı personel geldiğinde de bunu teyit ettiler çünkü kalbi 62-63 civarında atıyordu.

Damar yolunu açtılar ve Serum Fizyolojik vererek, hem nabzını, hem de kan basıncını düzelttiler. Bunların daha tıbbiyenin ilk senelerinde öğretilen şeyler olduğunu hatırladı.

Ayılmıştı kadıncağız. Saadetle baktı ona ve gülümsedi, "gelmiş geçmiş olsun efendim, sizi Allah bize bağışladı" dedi ürkekçe.

Kadın da ona baktı ve "sağ olasın genç adam, sen olmasaydın hâlim niceydi" dedi.

Akabinde de geminin burnuna kadar yürüdüler ve derinden bir "oh" çektiler hep beraber.

Sordu, "hiç intihar etmeyi düşünmüş müydünüz"?

Kadının cevabı sarihti: "Asla, benim canım tatlıdır ve böyle bir şeye tenezzül de, tevessül de etmem"!

Her neyse, devam edeyim anlatmaya...

Genç damat adayının ekonomik sıkıntısı vardı ve kendini kötü hissediyordu.

Zaten ömür boyu iktisat ederek biriktirdiği üç beş bin Lira da suyunu çekmek üzereydi!

Bütün bunlar ona çok eskilerden kalma hâtıralarını hatırlatmaktaydı çünkü o vahim trafik kazasından hayatta kalan hemen hiç kimse yoktu ve tek hısmı da Ahmet Komutan'dı artık.

Eski yerli filmleri hatırladı ve Hulûsi Bey karakterinin nasıl da Hulûsi Kentmen'e benzediğini hatırladı.

Denizaltında çalıştığı için, Nusret Gemisi ile yapılan kahramanlıkları da biliyordu.

Neyse, hemen hayat öpücüğünü de kondurmuştu ve kadıncağız mütebessim bir çehreyle gülümsemişti: "Allar râzı olsun yavrum, yaşayabiliyorsam hâlâ, bunu sana borçluyum".

"Nayır, n'olamaz" diye şaka yapmak geçti içinden Cüneyt Arkın kıvamında ama pek mecali de kalmamıştı.

Bir nevi cinnet hâlinde yakmıştı abayı genç kıza.

Bu cinnet kelimesi de aslında câni, cehennem ve benzeri kavramlarla akrabaydı.

Bir zamanlar Marmaris'te yaşayan Zakkumcu Ziya geldi aklına.

"Acaba o hâlâ orada icra-i tababet eyliyor mu"diye aklından geçirdi.

 Zamanında ne gündem olarak kullanılmıştı, hele Turgut Özal döneminde.

]

Onun kabrini de ziyaret etmişti İstanbul'a bir gittiğinde ve şimdilerde bir velî hâline getirilen bu zatın, konfederasyondan bahseden ilk kişi olduğunu hatırladı.

Şimdilerde de memleket eyaletlere bölünmekteydi ama yapabileceği, bir nefer olarak tatbik edebileceği hiçbir şey yoktu.

Uzatılan purodan dahi nefes almak istemedi ve "ben komprador veya patron değil, mütevâzı bir neferim" diye geçirdi içinden...

Aklına eski yerli filmler geldi ve içinden gülümsedi.

"Ben kiiiim, medyadaki karelerde yer almak kim" diye derin bir soluk aldı.

Puronun bir nev'î fetiş ve statüko sembolü olduğunun farkıdaydı ve kanserden, veremden ölmeye de hiç niyeti yoktu!

"Belki de Zakkum Ekstresi artık ilâç olmuştur" diye düşündü. O zamanki moda hâlâ var mıydı, neden öyle bir şey söylenmişti, bilemiyordu. 

Neyse, işimize bakalım...

Puroyu da dudaklarına koymadı genç adam. Daha hayat seyahatinin en başında idi ve erkenden bu dünyadan gitmeyi hiç düşünmüyordu...

Şampanyadan birkaç yudum aldıktan sonra, hemen ağzını çalkaladı ve "bunları kullanmanın anlamı yok ki" diye soluklandı azıcık...

Sonradan yavaşça dudaklarına bir bûse kondurdu Fisun'un  kayınpeder adayının şaşkın, azıcık öfkeli ama aslında perestişkâr ve müsamahakâr bakışlarından hiç çekinmeden...

Devam etti öpmeye ve sonunda ikaz geldi: "Yeter genç adam, daha nikâhı bile kıyamadık... Ne bu acelen?

Mahcubiyet ve hâddini bilme arasında bocaladı. "Aslında ağzının ortasına bir yumruk atsam ne olur, benimle başa çıkamaz ki. Sonuç olarak az buz yakın dövüş eğitimi almadım" diye iç çekti ama çok ayıp olurdu ve örflere de uygun kaçmazdı!

Kick-boks, Taekwon do, Karate....

Ne varsa öğrenmişti ama abayı yakınca bunların hiçbir hükmü kalmıyordu. 

Entellektüel olmanın kime ne faydası var... İki "l" mi yoksa tek mi; aydın olmak nedir?

Aziz Nesin merhumun dediği gibi, bu milletin %60'ı ahmak mıdır diye geçirdi içinden.

Onu da cayır cayır yakmak için neler yapılmıştı ama şimdilerde kocaman bir vakfı vardı ve orada herkese ücretsiz eğitim ve öğretim veriliyordu. Oğlu da çok ünlü bir matematik hocası olmuştu.

Nedense fazla insan içine çıkan birisi değildi ama çiftlik gibi olan arazinin bir yerlerinde gömülüydü merhum.

Kitaplarının da çoğunu kıraat etmişti ve "Namus Gazı" sonrasını okumak içinden gelmemişti çünkü fazla ideolojik hâl almıştı.
Madımak Katliamında şehit olanları hatırladı ve gözleri doldu...

ed]

"Hâlâ bu güzelim ülkede insanlar neden birbirini gırtlaklıyorlar" diye hayıflandı ama yapabileceği bir şey de yoktu.

Bir muz aldı ve yedi, yeşil elmayı da ısırdı. Bunlar ezelî ve ebedî aşkın sembolüydüler.

"Bir kere âşık olunca, o hiç unutulmaz" diye iç geçirdi. 

İşimize bakalım dersek, bunun da mutlaka iyi bitmesi şart; farkında olduğumun farkındayım.

İllâki kötüler kaybedecek, iyiler kazanacak...

Aklına Fransız - Belçika mizahını şâheserleri olan Red Kit, İtalyan zevki dolu Asteriks ve Tom Miks gibi çizgi romanlar geldi.

Artık Uzay Yolu da vizyondaydı, yeşil kanlı Mr. Spock hâlâ hizmetimizdeydi ve Atılgan uzay gemisiyle zamanı aşarak seyahat edebiliyorlardı da, geçmişi ziyaret etmek hâlâ imkânsızdı!

Nobel de, Oskar da devam ediyor verilmeye ama eski tadı yok bunların. 

Öyküdeki kahramana dönelim...

Hulûsi Bey pek mağrurdu ama o kadar da yufka yürekliydi...

Hemen geleneksel türküyü söyledi:

embed]

embed]

Devrim Şehidiydi o!

 Sonra da "Allah'ın izni, peygamberin kavliyle" diye kızı istedi...

embed]

Verdiler tabii ki...

Sonunda da onlar evlenip, çoluk çocuğa karışacak tabii ki...

Kalanını o zaman yazarım.

Bu aralar bize kız istemeye gelecekler, kimi mi?

 

 Canım Eski Sekreterim Pakize ve bir minnoş kızcağız, onu değil tabii ki, şaka...

Bu absürt denemenin, kızım Ayşe Cânan Doksat'la bir ilgisi varsa, tamamen tesadüfidir!

Mehmet Kerem Doksat -Tarabya - Helecanlı Günler - 18.02.2015

EVRİMSEL PSİKİYATRİNİN TERAPİYE KATILIMI İÇİN BİR ...
HIZLI TÜKETİM TOPLUMU ve MUTSUZLUK
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil