Neden, niçin, nasıl cezalı olduğumu bir anda fark ettim.


Bütün mes'ele Atatürk'ün putperest olması, yâni Buddha'ya tapması: Aydınlanmış Adam!

Necip Fâzıl Kısakürek'i hayatımda iki kere gördüğümü hatırlıyorum .

Biri, bahçe içerisindeki mâlikânesinde Alparslan Türkeş'in kaçmasını tenkit ederken "biz bile örgüt kurduk" diyor.

Yanında kavruk bir genç var; örgüt müthiş.

Öbürü ise Atatürk Kültür Merkezi'nde kendisine şâir-ül şüerâ ödülü verilirken...

Babam sahneye çağrılıyor ve "putperest yetiştirilen nesillerin yeni putlara da tapması kaçınılmazdır" diye bombayı patlatıyor: GÜM!

Ortalık buz kesiyor ve toplantı daha kısık sesle devam ediyor ama kayıtlardan kaçınılmaz ki.

İspiyonlayıcılar dâima hazır... 


Hâlen Kanal 8'i seyrediyorum.

İzmirli Hanımefendi gene konuklarından fazla konuşuyor.

Birisi göbek atıyor, üzerinde kuş resmi var.

Uçuyor yâni.

Tıpkı Uçuran gibi...

Yârın da Morgil çıkacakmış.

Ben ise bakın neler yumurtluyorum:

d]
 
İşte, bu metamorfozis beni mahkûm ettiriyor ezelden ebede kadar!

Alın işte, Atatürk mason!