Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

SERDAR TURGUT ve AHMET HAKAN NEDEN ORADALAR?

Düşünüyorum da, bir gazeteci genel yayın yönetmeniyken komik suratlı makalelerini klavyeye aldığı bir sıradan köşe yazarı konumuna düşmeyi nasıl hazmeder? Her gün en az iki yazı yazan, haftada bir iki kere de birileriyle röportajı yayınlanan, sürekli olarak penisten ve mâzideki "cinsel deneyimlerinden bahseden bu değerli gazetecinin motorunun duman çıkardığı belliydi. Allah'tan birileri daha bunu gördü ve motor yanmadan konumunu değiştirdiler.

Kim mi, tabii ki Serdar Turgut (ST)! Kendisiyle hiç tanışmadım ama eski Maocu olduğunu, New York'u pek bir özel sevdiğini, Economy Class'ta avam içerisinde uçmak zorunda kalınca nasıl daraldığını (sosyalist ama pek de bir elit), geçirdiği beyin damar hastalığından sonra Tanrı'ya inanmaya başladığını ama bunu avamınki gibi yaşamadığını, karısı Rana'dan nasıl korktuğunu okuduk da okuduk.

Gene dönelim ilk suâle, nasıl hazmeder? Yâni, bu tenzil-i rütbeden sonra en azından aynı gazetede neden durur?

Cevabını geçen gün öğrendim: Ayda asgari 10.000 USD aldığı içinmiş. Muhtemelen doğrudur.

Bu ücretin karşılığında klavyeye aldığı bugünkü yazısından birkaç iktibas (imlâsına filân hiç dokunmuyorum):

"Tamamen sakin bir akşamüstü bir kitap dükkânına girdim. Eşkıyalık yapmak için çıkmış olduğu dağdan biraz önce inmiş görünümü olan bir adam geldi yanıma. MKD: Eşkıya, şakîler demektir, yâni çoğuldur. "Şakîlik yapmak için demesi gerekir. Devam edelim: ". Çünkü nedense dediğim hiçbir lâf ilk defasında katiyen anlaşılamaz. Sorunun benden kaynaklandığını da zannetmiyorum. Çünkü IQ düzeyim genel ortalamanın bir hayli üstünde. MKD: Yâni ST o kadar zeki ki, kimseler onu anlayamıyor! Devam edelim: " 'Buyur' lafını duyduğumda katil olsam acaba hafifletici nedenler bulunması mümkün mü? Örneğin; bu kelimelerin olağanüstü sinir bozucu olduğunu hâkime kanıtlayabilirsem, onun soracağı her soruya 'Buyur' diye cevap versem filan, o zaman elimde bir adet leş varken bile hapiste kısa süre yatar çıkarım herhalde. MKD: Bir kere katil öldürmek demek, kaatil ise öldüren; yâni bu kelimeyi yanlış kullanmış. Çok yaygın bir hataya o da düşerek "kanıtlamak demiş; kanıt, delil demek; "kanıtlayabilsem" saçma bire kelime, "ispatlayabilsem" demeliydi. Son bir vahim hata da, muhayyel olarak katlettiği şakîden "leş" diye bahsetmesi. Leş, hayvanlar için kullanılır, insanın ölüsüne ceset denir. Bilmediğinden yapıyorsa bir ayıp, bilerek yapıyorsa bin ayıp. Öfkesinin sebebi de satış görevlisinin "buyur demesi! Belki de "ne var lan dese hoşuna giderdi. Yâhu, bu ülkenin câhil veya orta sınıf insanı, feodal biat kültürünün de etkisiyle, muhatabına "buyur der; daha nâzik olanı da "buyurun der. Ben de sıklıkla kullanırım. ST'u kızdıran ne ki.

Peki, kadim Ülkücü, Şaman, Deist (kendi öyle yazdı; Türkiye'de büyük medyada köşe yazarlığı yapan birisi böyle gaf yapar mı yâhu), yeni "eski köklü solcu gelenekten arkaik arkadaşım, Bilgi'li Hâlit Kakınç neden yazmaz olmuş? Onu da birkaç kaynaktan öğrendim: "İsterseniz devam edin ama ücretsiz olsun denince, insan haklarına aykırı olan bu talebi(!) haklı olarak reddeden HK, üniversitesine geri dönmüş.

***

Uzun zamandır Ahmet Hakan'ı (AH) takip ediyorum.

En son olarak da Papermoon'da yemek yerken (ek not: yemekleri güzel değildir)  Baykal ile çok yakınlaşmışlar, ikisi de birbirlerine açılıyorlarmış çünkü (biri halka ve mü'minlere açılıyor, öbürü de imam hatip kültüründen seçkinliğe sıçrıyormuş).

AH çok zeki, muhteris ve tepesi attı mı Devletlû'yu aratmayacak kadar kabarabilen birisi. Yazılarını azıcık takip edenler bilir. Geçen gün "geri iade etmek diye saçmaladı, kendisini ikaz eden e-mesajlardan çok etkilenip bunu düzeltmiş ama "bu sâyede ne kadar çok okunduğunu anlayıp sevinmiş, öyle yazdı.

Birkaç kere e-mesajla tahsilinin ne olduğunu suâl eyledim, bir türlü cevap alamadım.

Doğan Grubu'nun bu zâtı iddialı, hâttâ saldırgan bir köşe yazarı olarak transfer etmesinin amacı neydi acaba?

Sanırım birkaç cevabı var bunun.

Biri, mütedeyyin hâttâ mutaassıp kesimlere şirin görünmek.

Diğeri, bu kişinin kaçınılmaz olarak âniden atladığı sınıfa intibakının imkânsızlığını tek taraflı aynanın arkasından seyredip, bu "kabak çiçeği sendromunu temaşa etmek ve ettirmek. Balonu iyice şişiriyorlar; en son olarak da AH'nın imam hatip seneleri kitaplaştırılacakmış!

Nitekim ilk zamanlar temkinlice ve hafif şaşkınca yazarken, artık kükrüyor, tehdit ediyor (Melih Gökçek son örneği) ve ârafta dolanıyor. İmam hatipli kimliğiyle, sosyetik gazeteci kimliği zaman zaman karışıyor, uçtan uca salınıyor, şaşkınlık yaşadıkça da öfkeleniyor.

Nihâi olarak, donanımı yetersiz ama getirdiği ses yüksek olan bu delikanlı eninde sonunda harcanacak. Patronu, onu aldığı gibi kapının önüne koyacak zamanı geldiğinde. İşte, o gün çok ama çok yalnız kalacak. Dönebileceği bir Bilgi'si yok, âidiyeti ve mensubiyeti kalmamış.

No Man's Land'de kalmak korkunçtur; hani uluslar arası havaalanında pasaportsuz debelenmek gibi bir şey; üstelik olmayan pasaportu verecek merci de yok. Herkes selâmı keser, Papermoon'daki garsonlar bile yüzüne ekşi ekşi bakar insanın!

Peki, AH bunu göremiyor mu, en azından arada bir kendisiyle iç hesaplaşma yapıp "neden ben, nereye ben ve niçin ben diye sormuyor mu?

Sanırım hayır. Gözü boyanmış durumda, yaşamakta, yaşattırılmakta olduğu tatlı rûyayı gerçek sanıyor.

Hayırlısı.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 20 Aralık 2008 Cumartesi

ÖFKE, BİÂT ve ŞÜKÜR KÜLTÜRÜ
İNKILÂB ne DEVRİM ne?
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil