Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

YENİ KAŞARDAN TOST, ESKİ KAŞARDAN DOST OLMAZ

Bakın benim sevgili Kürt kardeşlerim nasıl da korunup kollanmakta, Türkler ise sistematik olarak yok edilmekte

Garb, dünyânın “öteki” kısmına hep düşman olmuştur, öyle de kalacaktır.


Bizleri Alevî, Şiî, Sünnî, Kürt, Türk diye birbirimize gırtlaklatırlar. İşleri bitince de “demokrasi getirmek” bahânesiyle hem yeni silâhlarını dener (düşük yoğunluklu Uranyum bombaları filân) hem de öncelikle onlara hizmetkârlık, uşaklık edenleri rezil kepâze edip bir de güzel asarlar.

"Gelin el ele verelim, yoksa yarın işleri bittiğinde sizi çok kötü günler bekler" dediğim için “Kürt Düşmanı” ilân edildiğim yazı ve haberleri bir hatırlayın.

Şu anda hedef Türk’lerin küre-i arzdan temizlenmesidir.

Çünkü binlerce senelik devlet geleneği olan ve tek lâik demokratik, nüfusunun ekseriyeti Müslüman olan devlet biziz. Türkiye’yi bölmek, kalanını da Kürdiyeleştirmek için bütün satılmış kalemşorlar, medya ve Avro-Dolarlar çalışmakta.

Sanıyorlar ki bu toprakları ve altındaki serveti (petrolü ve bor’u), üstündeki pırlantayı (su) size bırakırlar. 10 sene zarfında küresel ısınmanın hazin bedelleri ödenmeye başlandığında, yerkürenin yaşanabilir pek az bölgelerinden biri hâlini alacak bu topraklara Evanjelistler ve Üstün Hristiyan Beyaz Adam gelmeye karar verdiğinde ne Barzanî ne de Talabani kalır. Bu gün bize yöneltilen silâhlar, daha da tekâmül etmiş bir şekilde size teveccüh edilir.

Türkiye’yi parçalamak için kullandıkları Öcalan’dan ise öyle bir öç alınır ki, havsalalara sığmaz!

Haydi, el ele verelim, gelmeyelim bu vahşi, soykırımcı, hâin insanımsıların oyunlarına.

Hele Türk olup da entellik uğruna bu kardeş hârbine çanak tutan…

Bana “kafatasçı faşist Atatürkçü” diye milletin içerisinde lâf eden profesörcüğü ve benzerlerini asla anlamıyorum.

Saddam’ın sonu hepimize, Batı’nın kucağını seven herkese ibret olmalıdır.

***

Bunun bir devamı olarak, biraz da Doğu Perinçek’ten ve bugünlere olan seyahatinden bahsetmek istiyorum.

Google’dan pastalayarak hayatını özetleyelim:

Yargıtay Başsavcı Yardımcılığı görevinde bulunan ve dört dönem Adalet Partisi’nden Erzincan milletvekili seçilen, Erzincan Kemaliyeli Sâdık Perinçek ve Malatya Darendeli Lebibe Perinçek'in oğlu olan Doğu Perinçek, babası yedeksubaylık görevini yaptığı sırada Gaziantep'te doğar. İlk ve ortaöğrenimini Ankara Sarar İlkokulu, Atatürk Lisesi ve Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde yapar. Ardından yükseköğrenimini yapmak üzere Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girer, o dönemde bir süre Almanya'ya giderek çalışır.

1962 ve 1963’te toplam 10 ay bulunduğu Almanya’da işçilik yapar; Almanca öğrenir. Bu sâyede ayna nöronları iyice çalışarak, belli ki işçi yoldaşlarıyla hiperempati kurmuş olur!

Haziran 1964'te lisans tahsilini tamamlar, aynı fakültenin Kamu Hukuku (Devlet Teorisi ve Kamu Hürriyetleri) kürsüsüne asistan olarak girer. Aynı yıl siyasî görüş olarak Bilimsel Sosyalizmi benimser (MKD: Bunun Diyalektik Materyalizm’den hiçbir farkı yoktur; kelime oyunları). Dört yıl Siyasî İlimler Derneği Türkiye Bölümü yöneticiliği, dört yıl Türk Hukuk Kurumu yöneticiliği yapar.

İyi derecede Almanca ve orta derecede İngilizce bilmektedir, evli ve dört evlât sâhibidir.

Mart 1968'de tamamladığı “Türkiye’de Siyasî Partilerin İç Düzeni ve Yasaklanması Rejimi” adlı doktora teziyle, hukuk doktoru olur. Yine aynı zamanlarda Fikir Kulüpleri Federasyonu (Dev-Genç) Genel Başkanlığı görevini üstlenir ve 1968’de gerçekleşen kitlesel gençlik eylemlerinin önderlerinden olur.

1968 Kasım’ında arkadaşlarıyla birlikte Aydınlık dergisini kurar. Millî Demokratik Devrim tezlerini savunur, 1969'da yasadışı Türkiye İhtilâlci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) örgütünü kurar. 12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından tutuklanır ve TİİKP davasında, Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca 20 yıl hapse mahkûm edilir. İki buçuk yıl kadar hapis yatmasının ardından, 1974 Temmuz’unda genel afla serbest kalır (20’ye karşı 2.5 sene). Bu dönemde kendisine orduya sızma suçlaması da yöneltilir. Perinçek’le bağlantısı olduğu öne sürülen devrimci subaylar, 12 Mart dönemindeki “Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü” ve “Şafak Subaylar grubu” davalarından yargılanır. 28 Ocak 1978’de Türkiye İşçi Köylü Partisi'ni kurar; aynı yılın 20 Mart’ında Aydınlık’ın günlük gazete biçiminde yayımlanmasına öncülük eder. Aydınlık gazetesinin bu dönemde yayınladığı “Bilinmeyen Sol” yazı dizisi büyük ses getirir.

12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından tutuklanır. 8 yıl hapse mahkûm edilir, Mart 1985’te serbest kalır (8 yerine 5 sene). Ocak 1987’de haftalık 2000’e Doğru dergisinin genel yayın yönetmenliği ve başyazarlığına gelir. 2000’e Doğru dergisinin, 1987’de Mehmet Eymür'ün kaleme aldığı MİT Raporunu açıklaması büyük ses getirir. 10 Nisan 1990’da "Sansür Sürgün Kararnâmesi’nin" çıkarılmasının ardından Diyarbakır Cezaevi'nde üç ay tutuklu kalır.

1991 yılında 2000’e Doğru dergisi genel yayın yönetmeni iken, Suriye’ye giderek Bekaa Vâdisi'nde PKK lideri Abdullah Öcalan'la görüşür. Görüşmeler önce dergide neşredilir, ardından kitap olarak basılır.


Âşıkâne ve sımsıcak fotoğrafları gözleri yakar!


Sevgi sınır tanır mı?

Bu muhabbete kim taş koyabilir?

Şirin mi şirin...

İşte bu kadar!

DGM'de beraat eder. Sohbetlerinde, Abdullah Öcalan ile görüşen diğer gazetecilerden farklı olarak, Körfez Savaşı sonrası PKK’nın “Batılılaştırılması” tehtidine dikkat çeker; Kürt sorununda emperyalist inisiyatifi dışarıda bırakan, Ortadoğulu bir çözümü savunur.

Buradaki iyi niyetliymiş gibi gözüken bu çıkışın altında, içinde, kenarında ve her tarafında İsrail’in, bütün Arap ve Kürt âleminin de olduğu coğrafyada herkesin birbirine girip, ortada Türk kalmamasının hesabı vardır. Aksini tasavvur etmek mümkün mü?

Arkasına bütün Batı’yı ve ABG’yi almış İsrail, Suudîler, Kürtler ve ayrılmaya teşvik edilen diğer bütün etnik gruplar arasında Türkler “vurmazsan ahmaksın” şeklinde bir ortak hedef olarak kalacaktır.

Doğu Perinçek, 1991’de Türk Ceza Kanunu’un 141. maddesinin kaldırılmasıyla siyasî haklarına kavuşur ve aynı yılın Temmuz ayında Sosyalist Parti 2. Büyük Kongresi’nde genel başkan seçilir. Sosyalist Parti’nin bölücülük suçlamasıyla Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması üzerine kurulan İşçi Partisi’ne 10 Temmuz 1992'da genel başkan olur. 28 Şubat sürecindeki aktif tutumuyla öne çıkarak, bu dönemde “Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın” kampanyasını başlatır, “ordumuz tankları resmî geçit için almadı”, “TSK, Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmiştir” sözleriyle dikkat çeker!

Arkadaşımız, darbeci olmuştur bu sefer

2005 yılında İsviçre’deyken Ermeni’lere 1915 yılında soykırım yapılmadığını iddia eden bir konuşması nedeniyle gözaltına alınır. İsviçre yargısı kendisine “Ermeni Soykırımı’nı inkâr" gerekçesiyle 90 gün tecilli hapis ve 16.873 İsviçre Frangı para cezası verir.

Arkadaşımız, Türkçü olmuştur bu sefer

Ergenekon örgütü soruşturması kapasamında 21 Mart 2008 günü 04:30 sularında evine baskın yapılmak suretiyle, Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sâhibi ve baş yazarı gazeteci İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu ve pek çok İşçi Partili’nin de aralarında bulunduğu isimlerle birlikte gözaltına alınır. Yapılan sorgunun ardından tutuklanır. Hâlen Silivri Cezaevi'nde tutuklu olan Perinçek, silâhlı terör örgütü kurma, yönetme, zorla hükûmeti ıskata teşebbüs, TC hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik, açıklanması yasak belgeleri temin etme suçlamasıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmaktadır.

Tahminim odur ki, ilk “çıkacaklardan” birisi de gene kendisi olacaktır.

***

Ne CV Değil mi?

Girip çıkmadığı hiçbir yer ve ortam olmayan, tutarlı bir şekilde tutarsız davranarak sürekli olarak kendini hapse attıran (hani, “dışarıda rahat edemeyen”) ve kökten inançlı bir Komünist.

Bir Komünist'in milliyetçiliği/ulusalcılığı ancak bu dünyâda vehmettiği müstakbel cennete kavuşurken millî oluşumları da araç olarak kullanırlar (tıpkı Lenin'in düşüncelerinde olduğu gibi)...

Maocu takılmıştır hep.

Defalarca baskına uğramasına ve elemanlarının gözaltına alınmasına vs. rağmen, bu TV kanalı neşriyatına bildiği gibi devam etmektedir.

Orada program yapanların da hepsi “ulusalcı” geçinen agresif Diyalektik Materyalist’lerdir.

Muhtemelen pek farklı kaynaklardan “beslenen” bu kanala bir dönemler ben de çıkmıştım birkaç kere; artık uzak duruyorum.

Baksanıza, adam kaç kere girmiş, kaç kere hemencecik çıkıvermiş.

Biz bir girersek, daha çıkamayız; çıkarmazlar!

Çünkü tam olarak neyin peşindeler, ne yapmak istiyorlar, artık görebiliyorum:

Diğer dinbazlar onu unutturmaya ve din düşmanı olarak gösterip berhava etmeye çalışırlarken, bunlar da Komünist, Ateist bir Atatürk imagosu enjekte ederek halkın afyonlanmasına hizmet ediyorlar.

   Yâni aralarındaki fark büyükmüş gibi olsa da, aslında yok…

Mehmet Kerem Doksat – Nişantaşı – 06 Ocak 2007 Cumartesi

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Ekim 2012 Pazar


Güncelleme:

Bana sürekli olarak tenkitler yollayan bir takipçiyle aramızda cereyan eden muhavereyi nakletmek istiyorum (şimdilik yorumsuz):

Cengiz Çetiner: Bu sefer olmadı Hocam... Siz Sayın Perinçek'in şahsında, cumhuriyetin günümüzde tek savunucusu olan büyük bir kitleye de hakaret ettiniz...

20 saat önce

Mehmet Kerem Doksat: Sayın Cengiz Bey, normâl şartlar altında böylesine fevrîce tepkilere cevap vermem ama bâri baştan örnek teşkil etsin diye bir mesaj vermek istemiyorum. Makalemdekilerin yalan, iftira, misenformasyon veya dezenformasyon olduğuna dâir itirazınız varsa, onu belirterek tenkit edin. Size de "Cumhuriyet'in TEK savunucusu olan büyük bir kitle" demekle, Komünist-milliyetçi(!) olan bu gruptan başka gruplara, kişilere hakaret ettiniz desem cevabınız var mı? Yok! Rasyonaliteden uzak kalmadan, duygulara kapılmadan, iyi düşünerek tepki veriniz. Yazdıklarımda ve koyduğum fotoğraflarda hata varsa kızınız. Saygılar...

19 saat önce

Cengiz Çetiner: İşçi Partisi homojen bir kitle değildir....Müşterek yanları Millî Demokratik Devrim'dir..Cumhuriyetçi ve Devrimcidirler ...Komünist bir parti hiç değildir,ama parti içinde marksistler de vardır.İki de bir de Onun Apo denen katille konuşmasını dile getirirler..O konuşmanın tutanakları mevcuttur..Emperyalizmle birlik olma diyor..MAli Birand bunu söyledimi kendisine?Siz ise sevdiğimiz bir kişiye Kaşar diyorsunuz...Sonra da fevri olduğumuzu dile getiriyorsunuz..Attila İlhan'a gitmeden önce bunları yazsaydınız su kaldırırdı..Şimdi ise belli bir öfkeniz var..Yani bizi fevrilikle suçlayacağınıza,biraz söylediğimiz sözlerin bilincinde olalım...İşçi Partisi hakkında biraz etüt yaparsanız söylediklerinizle hiçbir münasebetin olmadığını anlarsınız...Bu insanlar niye bu kadar seviliyor..Bunu araştırsanız kâfidir..Ayrıca siz de önümüzdeki koyu karanlığa karşı çıkan insanları yıpratmaktan vazgeçin.....

19 saat önce

Mehmet Kerem Doksat: Gene mugalâta, gene lâf kalabalığı. Benim efendice cevabıma verdiğiniz emir kipli cevap da daniskası. "Etüd yapmadan" hiç bir şey yazmam ben. Doğu Perinçek, ayrılıkçıbaşı kaatil herife "emperyalizmle birlik olma" diyecek, öpüp okşayacak. O da "valla haklısın Doğucuğum" diyerek doğru yola gelecek, öyle mi? Komik yâhu. Allah'tan sözünü dinlemiş ki, Türkiye bölünmenin ve iç hârbin sınırına geldi. Acep dinlemese ne olacaktı? Bahsettiğiniz Millî Demokratik Devrim de ne ola acep? Bu yazışmalardan iyi mâlzeme çıkıyor, teşekkürler...

JAPONYA’DA DİNÎ İNANÇLAR VE AHLÂK ANLAYIŞI
TERAPÖTİK İTTİFAK ve İLİŞKİ

Related Posts

 

Yorum 7

Already Registered? Login Here
Guest - Murat Türk on Pazartesi, 06 Mayıs 2013 06:58
doğu perinçek

soğuk savaş dönemi kapanmıştır. Olaylara hala sol-sağ olarak bakanlar analiz yeteneğinden yoksundur. Artık milli olanlar ve gayri milli olanlar vardır. Günümüzde doğu perinçek ve işçi partisi milli cephenin şu anda önderliğini yapmaktadırlar. Bir mhp li olarak işçi partili arkadaşları cesaretlerinden dolayı tebrik ediyorum. Bağnaz bir şekilde eski litaratür kavramlar ile vatanseverleri yıpratmayın. Anti emperyalist duruşla ve atatürk paydasında birleşen, milli bütünlükten yana kim var ise partili ve partisiz herkezi milli cepheye davet ediyorum. Yazarlığım yok, sıradan vatandaşım ama benim yaptığım bu birleştriici çağrıyı sizin gibi yazar geçinen insanlardan da bekliyoruz ...

0
soğuk savaş dönemi kapanmıştır. Olaylara hala sol-sağ olarak bakanlar analiz yeteneğinden yoksundur. Artık milli olanlar ve gayri milli olanlar vardır. Günümüzde doğu perinçek ve işçi partisi milli cephenin şu anda önderliğini yapmaktadırlar. Bir mhp li olarak işçi partili arkadaşları cesaretlerinden dolayı tebrik ediyorum. Bağnaz bir şekilde eski litaratür kavramlar ile vatanseverleri yıpratmayın. Anti emperyalist duruşla ve atatürk paydasında birleşen, milli bütünlükten yana kim var ise partili ve partisiz herkezi milli cepheye davet ediyorum. Yazarlığım yok, sıradan vatandaşım ama benim yaptığım bu birleştriici çağrıyı sizin gibi yazar geçinen insanlardan da bekliyoruz ...
Arda H. Civelek on Pazartesi, 06 Mayıs 2013 08:35
Belki de yeniden değerlendirmek lâzım gelir...

Sevgili Kerem Hocam,

Yaşımın imkân verdiği nispette, Aydınlık'ın haftalık bir mecmua olarak yayımlandığı zamanlardan bu tarafa, hemen hemen 7-8 senedir Perinçek'i tâkip ederim. Seçimlerde alabildiği oy itibâriyle, tesir alanının büyüklüğü oldukça şaşırtıcı olan İşçi Partisi'nin son 10 yılda savunduğu, kanımca isâbetli politikalar nazâr-ı dikkatimi celbetmektedir. Dolayısıyla, sâdece mâzisine bakılmak sûretiyle bu hareketi kategorik olarak reddetmek, en azından devr-i AKP'de verdiği mücâdeleleri görmezden gelmek mânâsına gelecektir.

Doğu Perinçek hemen her daim, Türk sol hareketinin en "labil" ismi olmakla ithâm edilir. Doğrudur, zirâ bugün savunduğu fikirlerle geçmişteki maceraları arasındaki mukâyese, bu ithâmı anlaşılır kılmaktadır. Ama ömrünün ciddi bir bölümünde hürriyetinden mahrum bırakılmış, 70'ine merdiven dayamasına rağmen hâlen içeride olan bir insanı ve onun şahsında, günümüzün belki de en cevval muhâlefetini yapan hareketi mahkûm etmek doğru olmaz.

Aydınlık hareketini değerlendirmeye, hareketin lideri Perinçek ve âilesinden başlayalım:

-(SÖZDE) Ümraniye Dâvâsı'nda tutuklanan ilk isimlerden biri Doğu Perinçek'tir. -Doğu Perinçek, yukarıdaki yorumlardan birinde belirtildiği üzere, önderliğini Merhum Rauf Denktaş'ın yaptığı Talât Paşa Komitesi ile birlikte, soykırım palavrasına karşı Avrupa'da ciddi bir mücâdele vermiştir. -Bu meyanda üzerinde durulması gereken bir başka husus da, yine Ermeni mes'elesi konusunda Rus arşivlerinde ciddi çalışmalar yapmış olan Mehmet Perinçek'in de, hakikâten komik bir iddianâmeyle Silivri'de tutuklu bulunmasıdır. Doğu Perinçek'in büyük oğlu Mehmet Perinçek, İ.Ü. Atatürk İlke İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisidir. Tandansı ne olursa olsun, millî bir dâvâda böylesine önemli bir görev ifâ eden üretken bir beyni hapsetmek, meydanı Taner Akçam'lara bırakmak demektir. -Yukarıda erişkesi paylaşılmış videoda söyledikleri, Doğu Perinçek'e 16 yıl hapse patlamıştır. (Bir çırpıda aklıma bunlar geldi, dışarıda gürültülü bir şampiyonluk kutlaması var!)

Gelelim Aydınlık grubuna. Malumuâliniz, bu grubun günlük ve aylık olarak neşredilen 3 farklı yayın organı var: Aydınlık Gazetesi ile Teori ve Bilim ve Ütopya mecmuaları. Yazarlarına bir bakalım:

-Aydınlık: Kurtul Altuğ, E.Tuğamiral Türker Ertürk (Eski DHO Komutanı), E. Tümamiral Cem Gürdeniz (Balyoz Tutuklusu), E. Korgeneral İsmail H. Pekin (Balyoz Tutuklusu), Şahin Mengü (Eski CHP MV'si), Özdemir İnce, E. Tümgeneral Naci Beştepe, Emin Gürses, Sabahattin Önkibar, E. Orgeneral Çetin Doğan, E. Tuğgeneral Noyan Umruk

-Teori: Prof. Dr. Sina Akşin, Prof. Dr. Erol Manisalı, Prof. Dr. Alparslan Işıklı, Arslan Kılıç

Bu noktada, içinde bulundurduğu son derece geniş bir yelpazedeki bunca isim de dikkate alındığında, Aydınlık'ın, Perinçek'in şahsına yönelik tenkitlerle gözden çıkarılamayacak ölçüde önemli bir grup olduğu samimi inancındayım.

*

Geçenlerde, Ankara'nın meşhur sahaflarından birinde, o gün tanıştığım, 60'larında bir inşaat mühendisi beyefendi ile sohbet ediyorduk. Kaçınılmaz bir biçimde memleket kurtarma bahsini açmış bulunduk ve söz Milîi Merkez Platformu'na geldi.

Kendisi, Milîi Merkez'in büyük ölçüde İşçi Partisi'nin fikirlerini savunmasından rahatsız olduğunu; aynı şekilde, olaylı bayram kutlamalarında başı çeken TGB'yi Ulus Meydanı'nda görmekten de hoşnut olmadığını söyledi. Bu, Millî Merkez'in 23 Nisan'daki kurultayında Mümtaz Soysal'ın konuşturulmamasıyla ayyuka çıkan bir ihtilâfı gösteriyor: Şöyle ki, millî-gayri millî ayrımının Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı ölçüde keskin olduğu günümüzde, milli güçlerin henüz toparlanma aşamasındayken yeni bir bölünmeyle karşılaşması tehlikesi ufukta belirmiştir. Hâli hazırda, Türk Solu Dergisi -ki içinde Türkkaya Ataöv, Yekta Güngör Özden gibi isimleri barındırmaktadır- hummalı bir Aydınlık muhâlefeti yapıyor. Buna mukabil, Aydınlık da Türk Solu'nu, millî güçlerin içindeki Truva Atı olmakla ithâm ediyor. (2003'teki "Ordu Göreve" mes'elesi).

Son olarak ordu içindeki Avrasyacı klik meselesine temas etmek istiyorum. Silâhlı Kuvvetler bünyesinde, bilhâssa Soğuk Savaş sonrası güvenlik politikalarının yeniden yorumlanmasıyla, NATO'nun eski ehemmiyetini kaybettiği ve ulusal menfaatlerin NATO üyeliğinden geçmediğini öne süren bir görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüş, E. Org. Tuncer Kılınç'ın Akademiler'de yaptığı konuşmada açıkça belirtilmiştir. Bu temâyülün güç kazanmaya başlamasına mukâbil olarak da, içeride ve dışarıda Ordu karşıtı faâliyetler hız kazanmıştır. Dikkat buyurunuz, bilhassa Türk Deniz Kuvvetleri'nde yaşanan tasfiyelerde hedefteki subayların önemli bir kısmı MİLGEM projesinde bilfiil görev almış, Güney Osetya Savaşı'nda Karadeniz'i ABD'ye kapatmış, kritik vazifeler üstlenmiş subaylarımızdır. Bu tavrın oluşumunda Doğu Perinçek'in orduya sızma gayretlerini esas etken olarak göstermek zorlama bir tespit olur. TSK'nın bugün içinde bulunduğu durum, son 20 yıllık periyottaki milli tutumunun rövanşının alınıyor olmasıyla açıklanabilir. Bunun arkasında Batı'nın olduğu son derece açıktır.

Bugün Sn. Erdoğan, konuşmalarında İşçi Partisi'ni hedef alıyor ve muhalefeti bu şekilde dağıtmaya çalışıyorsa, bu harekette bir kerâmet var demektir. Geçmişte kaypaklığa varan yanlış tutumları bir yana, Perinçek'in liderliğini yaptığı bu hareket bünyesinde son derece değerli isimleri bulundurmakta ve şahsi kanaatimce gelecek vaat etmektedir. Bugün bizlere, yani millî güçlere düşen görev bir olmak, birlik olmaktır.

Bence de Doğu Perinçek ikinci bir değerlendirmeyi hak ediyor.

Ankara'dan bâki saygılarımla...

MKD: Sayın AHC, yazdıklarınızın içindeki "kerâmet" kelimesi bana epey ilginç geldi. Başka bir şey demeyeceğim ama ufacık bir hâtıram: Bilim ve Ütopya grubunun Attilâ İlhan salonunda evrimsel psikiyatriyi anlatırken Freud'un ve Marx'ın görüşlerini eleştirdiğim için tâcize uğradım. En sonunda "ben hep Tanrı'ya inandım" deyince de linç edilmek üzereyken zor canımızı kurtardık karımla beraber.

Selâm ve sevgiler...

0
Sevgili Kerem Hocam, Yaşımın imkân verdiği nispette, Aydınlık'ın haftalık bir mecmua olarak yayımlandığı zamanlardan bu tarafa, hemen hemen 7-8 senedir Perinçek'i tâkip ederim. Seçimlerde alabildiği oy itibâriyle, tesir alanının büyüklüğü oldukça şaşırtıcı olan İşçi Partisi'nin son 10 yılda savunduğu, kanımca isâbetli politikalar nazâr-ı dikkatimi celbetmektedir. Dolayısıyla, sâdece mâzisine bakılmak sûretiyle bu hareketi kategorik olarak reddetmek, en azından devr-i AKP'de verdiği mücâdeleleri görmezden gelmek mânâsına gelecektir. Doğu Perinçek hemen her daim, Türk sol hareketinin en "labil" ismi olmakla ithâm edilir. Doğrudur, zirâ bugün savunduğu fikirlerle geçmişteki maceraları arasındaki mukâyese, bu ithâmı anlaşılır kılmaktadır. Ama ömrünün ciddi bir bölümünde hürriyetinden mahrum bırakılmış, 70'ine merdiven dayamasına rağmen hâlen içeride olan bir insanı ve onun şahsında, günümüzün belki de en cevval muhâlefetini yapan hareketi mahkûm etmek doğru olmaz. Aydınlık hareketini değerlendirmeye, hareketin lideri Perinçek ve âilesinden başlayalım: -(SÖZDE) Ümraniye Dâvâsı'nda tutuklanan ilk isimlerden biri Doğu Perinçek'tir. -Doğu Perinçek, yukarıdaki yorumlardan birinde belirtildiği üzere, önderliğini Merhum Rauf Denktaş'ın yaptığı Talât Paşa Komitesi ile birlikte, soykırım palavrasına karşı Avrupa'da ciddi bir mücâdele vermiştir. -Bu meyanda üzerinde durulması gereken bir başka husus da, yine Ermeni mes'elesi konusunda Rus arşivlerinde ciddi çalışmalar yapmış olan Mehmet Perinçek'in de, hakikâten komik bir iddianâmeyle Silivri'de tutuklu bulunmasıdır. Doğu Perinçek'in büyük oğlu Mehmet Perinçek, İ.Ü. Atatürk İlke İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisidir. Tandansı ne olursa olsun, millî bir dâvâda böylesine önemli bir görev ifâ eden üretken bir beyni hapsetmek, meydanı Taner Akçam'lara bırakmak demektir. -Yukarıda erişkesi paylaşılmış videoda söyledikleri, Doğu Perinçek'e 16 yıl hapse patlamıştır. (Bir çırpıda aklıma bunlar geldi, dışarıda gürültülü bir şampiyonluk kutlaması var!) Gelelim Aydınlık grubuna. Malumuâliniz, bu grubun günlük ve aylık olarak neşredilen 3 farklı yayın organı var: Aydınlık Gazetesi ile Teori ve Bilim ve Ütopya mecmuaları. Yazarlarına bir bakalım: -Aydınlık: Kurtul Altuğ, E.Tuğamiral Türker Ertürk (Eski DHO Komutanı), E. Tümamiral Cem Gürdeniz (Balyoz Tutuklusu), E. Korgeneral İsmail H. Pekin (Balyoz Tutuklusu), Şahin Mengü (Eski CHP MV'si), Özdemir İnce, E. Tümgeneral Naci Beştepe, Emin Gürses, Sabahattin Önkibar, E. Orgeneral Çetin Doğan, E. Tuğgeneral Noyan Umruk -Teori: Prof. Dr. Sina Akşin, Prof. Dr. Erol Manisalı, Prof. Dr. Alparslan Işıklı, Arslan Kılıç Bu noktada, içinde bulundurduğu son derece geniş bir yelpazedeki bunca isim de dikkate alındığında, Aydınlık'ın, Perinçek'in şahsına yönelik tenkitlerle gözden çıkarılamayacak ölçüde önemli bir grup olduğu samimi inancındayım. * Geçenlerde, Ankara'nın meşhur sahaflarından birinde, o gün tanıştığım, 60'larında bir inşaat mühendisi beyefendi ile sohbet ediyorduk. Kaçınılmaz bir biçimde memleket kurtarma bahsini açmış bulunduk ve söz Milîi Merkez Platformu'na geldi. Kendisi, Milîi Merkez'in büyük ölçüde İşçi Partisi'nin fikirlerini savunmasından rahatsız olduğunu; aynı şekilde, olaylı bayram kutlamalarında başı çeken TGB'yi Ulus Meydanı'nda görmekten de hoşnut olmadığını söyledi. Bu, Millî Merkez'in 23 Nisan'daki kurultayında Mümtaz Soysal'ın konuşturulmamasıyla ayyuka çıkan bir ihtilâfı gösteriyor: Şöyle ki, millî-gayri millî ayrımının Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı ölçüde keskin olduğu günümüzde, milli güçlerin henüz toparlanma aşamasındayken yeni bir bölünmeyle karşılaşması tehlikesi ufukta belirmiştir. Hâli hazırda, Türk Solu Dergisi -ki içinde Türkkaya Ataöv, Yekta Güngör Özden gibi isimleri barındırmaktadır- hummalı bir Aydınlık muhâlefeti yapıyor. Buna mukabil, Aydınlık da Türk Solu'nu, millî güçlerin içindeki Truva Atı olmakla ithâm ediyor. (2003'teki "Ordu Göreve" mes'elesi). Son olarak ordu içindeki Avrasyacı klik meselesine temas etmek istiyorum. Silâhlı Kuvvetler bünyesinde, bilhâssa Soğuk Savaş sonrası güvenlik politikalarının yeniden yorumlanmasıyla, NATO'nun eski ehemmiyetini kaybettiği ve ulusal menfaatlerin NATO üyeliğinden geçmediğini öne süren bir görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüş, E. Org. Tuncer Kılınç'ın Akademiler'de yaptığı konuşmada açıkça belirtilmiştir. Bu temâyülün güç kazanmaya başlamasına mukâbil olarak da, içeride ve dışarıda Ordu karşıtı faâliyetler hız kazanmıştır. Dikkat buyurunuz, bilhassa Türk Deniz Kuvvetleri'nde yaşanan tasfiyelerde hedefteki subayların önemli bir kısmı MİLGEM projesinde bilfiil görev almış, Güney Osetya Savaşı'nda Karadeniz'i ABD'ye kapatmış, kritik vazifeler üstlenmiş subaylarımızdır. Bu tavrın oluşumunda Doğu Perinçek'in orduya sızma gayretlerini esas etken olarak göstermek zorlama bir tespit olur. TSK'nın bugün içinde bulunduğu durum, son 20 yıllık periyottaki milli tutumunun rövanşının alınıyor olmasıyla açıklanabilir. Bunun arkasında Batı'nın olduğu son derece açıktır. Bugün Sn. Erdoğan, konuşmalarında İşçi Partisi'ni hedef alıyor ve muhalefeti bu şekilde dağıtmaya çalışıyorsa, bu harekette bir kerâmet var demektir. Geçmişte kaypaklığa varan yanlış tutumları bir yana, Perinçek'in liderliğini yaptığı bu hareket bünyesinde son derece değerli isimleri bulundurmakta ve şahsi kanaatimce gelecek vaat etmektedir. Bugün bizlere, yani millî güçlere düşen görev bir olmak, birlik olmaktır. Bence de Doğu Perinçek ikinci bir değerlendirmeyi hak ediyor. Ankara'dan bâki saygılarımla... MKD: Sayın AHC, yazdıklarınızın içindeki "kerâmet" kelimesi bana epey ilginç geldi. Başka bir şey demeyeceğim ama ufacık bir hâtıram: Bilim ve Ütopya grubunun Attilâ İlhan salonunda evrimsel psikiyatriyi anlatırken Freud'un ve Marx'ın görüşlerini eleştirdiğim için tâcize uğradım. En sonunda "ben hep Tanrı'ya inandım" deyince de linç edilmek üzereyken zor canımızı kurtardık karımla beraber. Selâm ve sevgiler...