Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

PROFESÖR Doktor Aziz Sancar

Nobel ödüllü Bilim Adamı Aziz Sancar’ın “Ben Allah’a inanıyorum, isteyen evrime inanır” şeklindeki sözlerinin çarpıtıldığını belirtildi ama aslında hiç de öyle değil.

***

Aziz Sancar’ın “ben Müslüman’ım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak

gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir” demiş.

Aziz Sancar’ın “en eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde

şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı” dediğini söylemiş.

***

Türkiye’de evrimin eğitim müfredatından çıkarılması sonrası Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar, “Türkiye’de evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok kızdırdı. Türkiye’nin çok sorunu var demiş.

***

 

]

Bir krizden öbürüne geçiyoruz. Ben Allah’a inanıyorum, evrim olmuş olmamış fark etmez, inanan inanır, inanmayan inanmaz demişti.

***

Aziz Sancar evrime inanıyor, “ben Allah’a inanırım. İsteyen evrime inansın” inansın diyor”.

Kendisi bilim adamı. 

Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim — değişime bizzat şahit olmuş bir bilim adamı.

Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez.

Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar…

Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye — değişime şahit olmuş bir insan.

Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı.

Bilim adamları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler.

Sancar ise, Fotoliyaz geninin — proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını ispat etti ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene — proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni 'Kriptokrom' adıyla tescilledi!

***

Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla mümkün  değil. Bunları bildiğim için Sancar'a sordum, nedir bu?

Nihayet Gürcistan'dan önceki gün döndü ve cevap verdi: Evrim gerçektir!" güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle" demiş.

***

Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibi durmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, bütün enerjimizi bu yapay kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır”

Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye…

***

Peki, gerçek neydi?

“Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu cevabı verdim: ‘Ben Müslüman’ım ve Allah'a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.'

Aziz Hoca: “Yapay kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz… Bence bu yapay kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika'dan ithaldir. Batısı’ndaki Tennessee’dedir ve Türkiye'deki birçok ‘yaratıcı buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle meşgul ediyor.'

BİLEREK YANLIŞ YANSITILMIŞ

Aziz Sancar'ın kendisine verdiği “Aziz Sancar'ın evrim ve evrimcilerle ilgili şu görüşlerini” de aktardı: “En eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.'

***

Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor.

***

Sebebi, Gwen'in okuduğu yıllarda Teksas’ta orta eğitimde evrim okutulmamasıydı.  Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitesinde okudu.  Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki “şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz.  “Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır”.

Aziz Hoca, Azerbaycan'daki konuşmasının Türkiye'ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor.

***

Medyaya hiç de çıkmak istemediğini belli.  Kendisine gelen görüşme, söyleşi ve benzeri taleplerine hayır diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.

Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanser yapıcı tahribatının haritasını,  “Piri Reis Haritası’nı yapabilir miydim” demiş.

***

Aziz Sancar bir bilim adamı ve Nobel almış. İzmir’de bir Atatürk evi kurmuş ve Allah’a inanıyor.

Ben de öyleyim.

***

Ben ve karım evrimin filmini çektik ve ta Afrika’da Ümit Burnu’na da gittik. Zulu’ları ziyaret ettik.

zulu ile ilgili görsel sonucu

 Zulular

Merkantilist bir ekonomi anlayışları var.

Eğer bir kadın bekârsa ve bakireyse, fiyatı 40 öküz.

Boşanmışsa ve evlenmek isterse 30 öküz...

***

Trafik soldan ve ipek böceği larvası ikram ettiler, tabii ki yiyemedik ama kendilerine özgü bir erkekliğe kabul edilme törenleri var.

ipek böceği larvası ile ilgili görsel sonucu

El sıkışıyorlar ve ayinler düzenliyorlar.

Sonra da hep beraber esrar içip kafa bulmadan ayakta kalıyorlar!

Bir kısmı Katolik, çoğu Şaman…

***

Birkaç güne kadar bunları youtube’a yükleyip çok güzel bir belgesel hazırlamış olacağız.

***

Sonra da Evrimsel Psikiyatri Kitabı ve ver elini Almanya.

Yakınlarda Can Ataklı'yla ve eşiyle yemek yiyecek ve en 200 sene daha yaşayacağız.

can ataklı ile ilgili görsel sonucu

Halk ve Ulusal TV, bir de National Geographic. 

Hiçbirinde sansür yok...

Sevgiyle, bilimle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Eylül 2017

Okumaya devam et
  1164 Hits
  0 yorum
1164 Hits
0 yorum

UYKU APNE SENDROMU

Sevgili Mekâncılar,

Uykunun sağlıklı hayat için vazgeçilmez bir olgu olmasının yanı sıra solunum sisteminin aslında zarar gördüğü bir dönem olduğunu, sağlıklı kişilerde bile bu olumsuz değişiklikler yaşanırken, uykuda solunum bozukluklarının en önemli tablosu olan obstrüktif uyku apne sendromunun [Obstructive Sleep Apnea Syndrome (OSAS)], bu hastalarda hastalığı kötüleşmesi ve ölüm riskinin artmasına yol açar.

***

Uykuda ölümlere kadar varan ağır sonuçları olduğunu bildiğimiz bu hastalık tablosunun erken ve daha da önemlisi uygun tedavisi OSAS’lı vakalar için hayati önem taşımaktadır.

***

Diğer yandan gerekli incelemeler yapılmadan tedavi uygulanması, özellikle ticari kaygıyla, gereksiz yere veya uygun olmayan cerrahi müdahalelerin uygulanması ise olayın farklı bir boyutunu oluşturmaktadır.

***

Ne yazık ki, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de yeterli sayıda uyku laboratuvarı olmaması nedeniyle, bu hastaların önemli bir kısmına polisomnografik inceleme yapılmadan tedavi başlanılmaktadır. Ben genellikle Prof. Dr. Hakan Kaynak'a yollarım hastalarımı. Başka merkezler de var tabii, onlara da gönderiyorum.

***

Uyku Apne Sendromunun özgün tedavisi ve tedavi algoritması ise SAS konusundaki tanımlamaların keyfi belirlenen kriterlere dayanmasına karşın, klinik önemi olan vakaların belirlenmesi ve bu konudaki çalışmalarda ortak bir dil kullanılabilmesi amacıyla bir sınıflama yapılması gerekmektedir.

***

Bu amaçla kullanılan kriter apne-hipopne indeksi (AHİ)’dir. AHİ > 5 olan vakalar OSAS olarak kabul edilmekle birlikte klinik önemi olan vakalarda AHİ > 20’dir.

Çünkü bu vakalarda ölüm riskinin AHİ < 20 olan gruba oranla anlamlı derecede arttığı gösterilmiştir.

***

Bu kıstas dikkate alınarak yapılan sınıflama Bu katı sınırlamalara karşın, her hastanın ayrı bir antite olarak ele alınması, uygulanacak tedavinin yararları, zararları ve başarı oranını iyi değerlendirip, hastanın onayını da alarak özgül tedavinin ona göre planlanması gerekir.

***

Hastalığın ağırlığı ne olursa olsun OSAS tedavisinde ilk aşama, genel tedbirleri uygulanmasıdır.

***

Risk Faktörlerine Yönelik Tedavi:

Kilo verme: Aşırı kiloluluk Uyku Apne Sendromunda en önemli risk faktörlerinden biridir.

Özellikle merkezi şişmanlık hem üst solunum yolu (ÜSY) açıklığını daraltarak hem de karında yağ birikimi ile solunum örüntüsünü etkileyerek Uyku Apne Sendromuna eğilimi arttırmaktadır.

Ayrıca, şişmanlık hava kötüleştirir eder, akciğer hacimlerini etkiler ve Üst Solunum Yolu yetmezliğini kolaylaştırır.

Orta yaş grubunda beden kitle indeksi (BKİ) > 29 olanlarda Uyku Apne Sendromu riski, aşırı şişman olmayanlara ki- yaşla 8-12 kat artmıştır grupta artar.

Şişmanlık çocuklarda da riski arttırır, ancak bu risk erişkin grubun yarısı kadardır.

Aşırı şişmanlarda lateral farengeal yağ yastıkları ve gırtlak seviyesinde cilt altındaki yağ dokusu artmıştır.

Buna bağlı olarak, şişman OSAS’lılarda Üst Solunum Yolu daha dardır ve bu durum manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleri ile ortaya konmuştur.

Bu sebeple, boyun çapının BKİ’ye göre daha önemli bir risk faktörü olduğu ileri sürülmektedir.

Obezite ve Uyku Apne Sendromu arasındaki yakın ilişkiye bağlı olarak kilo verme, tek başına veya diğer tedavi yöntemleri ile kombine olarak uygulandığında çok iyi sonuçlar verir.

Aşırı şişmanlarda fazla miktarda kilo verilmesi belirgin şekilde apnelerde (nefes durması) azalması ve kan gazlarında düzelmeye neden olur.

Çeşitli cerrahi yöntemler ile %50 oranında zayıflatılan hastaların belirgin biçimde solunum durmalarının ve semptomlarının azaldığı, %10-15 oranında zayıflatılanlarda ise sonucun bu kadar iyi olmadığı belirtilmiştir.

Yine de en az %10 oranında zayıflayabilen Uyku Apne Sendromlu hastalarda apnelerin ve uyku bölünmelerinin azaldığı, Oksijen almanın ve gündüz uykululuğunun düzeldiği bilindiği için hastalar mutlaka kilo vermeye yönlendirilmelidir.

Kilo vermek için; diyet, mide hacmi küçültme veya intestinal by-pass operasyonu, fenfluramine, phentermine gibi iştah azaltıcı ajanların kullanımı denenmektedir.

Bu yöntemlerden en uygunu bir endokrinologun kontrolü altında hastanın yaşı ve sistemik hastalıkları göz önünde bulundurularak uygulanan diyettir.

Mide hacmini küçültme operasyonları gibi birtakım cerrahi yöntemlerin hem postoperatif çeşitli komplikasyonları olur.

Özgün tedavi Ağız içi araç tedavisi CPAP/BİPAP tedavisidir Cerrahi tedavi Kombine tedavi, risk faktörlerinin azaltılması, Kilo verme, Uykuda uygun yatış pozisyonu, Alkol ve sedatif-hipnotiklerden sakınma sayılabilir

Eşlik eden hastalıkların tedavisi Hipotiroidizm, Akromegali, Şeker Hastalığı Aşırı androjen salınımı, Üst Solunum Yolu hastalıklarıdır

Solunum sistemi hastalıkları, kalp solunum hastalıklarda ve trafik ve iş kazaları konusunda ikaz vardır, hem de hastaların bu operasyonlara rağmen birkaç yıl içinde eski kilolarına ulaştıkları gösterilmiştir.

İştah azaltıcı ajanların bir kısmı pulmoner hipertansiyon yaptıkları gerekçesi ile kullanımdan kaldırılmıştır.

Yeni nesil ilaçların ise yan etkilerinin minimal düzeye indirildiği söylenmekle beraber uzun süreli etkileri henüz bilinmemektedir.

Yatış pozisyonu: Uyku sırasında yatış pozisyonu OSAS’ın ağırlığını etkiler. Pek çok hastanın apneleri belirgin olarak sırtüstü pozisyonunda artar.

Apne sayısının pozisyonla değişmesinin sebebi, pozisyonla Üst Solunum Yolu’nun boyut ve fonksiyonlarının değişmesidir.

Doksan derece oturur halden yatış pozisyonuna geçildiğinde yer çekiminin de etkisine bağlı olarak hem apneli hem de normal bireylerde gırtlak açıklığı daralır.

Bu daralma sırtüstü pozisyonda, yana doğru yatış pozisyonuna göre daha fazladır.

Pozisyon aynı zamanda gırtlaktaki kasların işlevlerini de da etkiler.

Oturur pozisyondan yatar pozisyona geçmek gırtlaktaki adale gerginliğini arttırarak üst solunum yolu tıkanmasını kolaylaştırır.

Ayrıca, sırtüstü pozisyonunda dil arkaya kayarak soluk geçişinin pasajın daha da daralmasına sebep olur.

Bu noktadan hareketle, hastanın sırtüstü yatması engellenerek OSAS ağırlığının azaltılacağı düşüncesiyle çeşitli yöntemler denenmiştir.

Hastanın sırtına (veya pijamasına) yastık parçası, kum torbası, sırt çantası veya tenis topu yerleştirmek, böylece hastanın sırtüstü döndüğünde rahatsız olmamasını sağlamak işe yarayabilir.

Sırtüstü dönme sonucu devreye giren sesli veya titreşimli alarm sistemi kullanmak sık olmasa da kullanılabilen bir yöntemdir ama uyku niteliğini bozar.

***

Bu yöntemlerle obstrüktif apnelerin sayı ve şiddetinin düşürüldüğü gösterilmiş olmakla birlikte uyku sağlığı açısından uygun bir tedavi şekli değildir.

Hasta, uygulanan yöntem sebebiyle her sırtüstü dönüşünde uyanacak ve bu da uykuda bölünmelerine sebep olacaktır.

Bugün için daha çok kabul gören görüş hastalara yana dönerek yatmasının tavsiye edilmesi ama ek tedbirler alınmaması yönündedir.

Alkol ve sedatif-hipnotiklerden sakınma: Obstrüktif uyku apnelerini arttıran eden faktörlerin başında alkol ve sedatif ilaçlar gelir. Sigara içilmesi en büyük risk faktörüdür

Hastanın sırtına tenis topları yerleştirilmesi, sonra ve çevresel maruziyetin de hava yolu iltihabının arttırarak OSAS için bir risk teşkil ettiği bilinmektedir.

Etil alkolün apnelerin sayı ve süresini arttırdığı, desatürasyonları derinleştirdiği bilinen bir gerçektir.

Alkol, apnesi olmayıp basit horlaması olan, hatta hiç horlamayan bireylerde bile apne oluşumuna sebep olabilir.

Çünkü alkol, diyaframdaki faaliyeti etkilemeksizin gırtlaktaki genişletici adalelerin elektromiyografik aktivitesini, nörolojik uyarılması baskılayarak azaltır.

Böylece yutak yetmezliği rahatlar. Ayrıca alkol, mukozalar üzerine tahriş edici ve kan damarlarını genişletici etkisiyle gırtlaktaki ve burundaki direnci arttırır, bu da akciğer zarındaki ve gırtlaktaki negatif basıncın artmasına yol açar ve yine üst solunum yolu yetmezliği kolaylaşır.

Etil Alkolün bu etkileri, kandaki seviyesinin en yüksek olduğu sıralarda, yani alımından sonraki ilk saatlerde görülür.

Apneli bireylerin uyumadan 4-5 saat önce alkol alımını kesmesi gerekmektedir.

Uyku Apne Sendromlu bireylerin sedatif-hipnotik ilaç kullanımından da sakınması gerekmektedir.

Diazepam seçici olarak nervus hipoglossusun ve nervus rekürrensin aktivitesini azaltır.

Bu sinirler genioglossus ve posterior krikoaritenoid kasları, yani gırtlak ve yutak bölgesinin katılığını sağlamada önemli rol oynayan kasları sinirlerle denetlemedir.

Bu sebeple, sedatif ilaç kullanımı ile üst solunum yolu iflası kolaylaşır.

Eşlik Eden Hastalıkların Tedavisi

OSAS’ın pek çok hastalıkla ilişkisi vardır. Ancak bunlar içinde özellikle hipotiroidi ve akromegalinin ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu hastalıklarda tek başına hastalığa özgü tedavi verilmesi OSAS’ı ortadan kaldırabilmektedir.

Hipotiroidli hastalarda sıklıkla obstrüktif apnelerin görülme nedeni, kilo alımı, dil büyümesi ve iskelet kas miyopatisidir.

Sabah aç karnına L-tiroksinle yapılan yerine tedavisi sonucu apneler azalır, hatta kaybolur.

Tiroid işlevleri normalleştiğinde OSAS’ın da ortadan kalkması mümkündür.

Normal nüfusa göre akromegalilerde OSAS tablosu daha sık görülmektedir.

Hipofiz ameliyatı veya da pituiter irradyasyon ile OSAS düzelir.

Büyüme hormonu düştükçe AHİ’nin de azaldığı gösterilmiştir

Trafik ve İş Kazaları Konusunda Uyarma

Her ne kadar bir tedavi şekli olmasa da, belki de ondan daha da önemli bir diğer konu ise OSAS’lı hastaların trafik ve iş kazaları konusunda ikaz edilmesidir.

OSAS’ın klasik semptomlarından biri olan gündüz aşırı uyku hali, trafik ve iş kazalarının iyi bilinen bir sebebidir.

Tedavi edilmemiş OSAS’lılar kötü sürücülerdir ve normal nüfusa kıyasla 2-7 kat daha fazla trafik kazasına neden oldukları saptanmıştır.

Risk altındaki bu hastalarda risklerin belirlenmesi ve hastaya bildirilmesi en önemli aşamadır.

Şayet, hastanın ciddi bir problemi varsa veya yüksek riske sahip bir işte çalışıyorsa (ticari şoförler, pilotlar ve saire), teşhiş konulup tedavi uygulanıncaya kadar bu hastalar göreve çıkmamaları konusunda uyarılmalıdır.

Yalnız trafik kazaları değil, aynı şekilde bu hastaların yol açtığı iş kazalarının da önlenebilmesi amacıyla OSAS’lıların yakıcı, ezici, kesici cihazların kullanıldığı dikkat gerektiren işlerde (torna, hızar, press, fırın, döküm vs.) çalışmamaları gerektiği vurgulanmalıdır.

Tıbbî Tedavi

Gırtlaktaki genişletici adele sağlamlığını arttırarak apneleri engelleyen, uyku yapısını bozmayan ve önemli yan etkileri olmayan bir ilaç ne yazık ki mevcut değildir.

Protriptilin, medroksiprogesteron, asetazolamid gibi üzerinde en çok çalışılan ilaçlara kısmen cevap alınmışsa da, bugün için kabul edilen görüş OSAS tedavisinde ilaçların yerinin olmadığıdır.

Ancak, henüz deneme aşamasında olan ve ilk sonuçlarının yüz güldürücü olduğu söylenen ilaç çalışmaları da vardır.

Protriptilin sakinleştirici olmayan bir trisiklik antidepresandır.

Apne sayısı ve OSAS şiddetini azalttığı gösterilmiştir.

Protriptilinin REM (seri göz hareketleri) üzerine süprese edici etkisi vardır.

En fazla sayı ve şiddette apne REM’de görüldüğü için bu ilaç REM’i azaltarak OSAS üzere Obstrüktif Uyku Apne Sendromu Tedbirler ve Medikal Tedavi Tüberküloz ve Genel diğerlerinde etkili olur.

Diğer bir etkisi de nervus hipoglossusun (dil altı sinirinin) faaliyetini arttırmak yönündedir ki böylece gırtlağın genişletici kas tonüsü artmış olur.

Protriptilinin ağız kuruluğu, idrar tutukluğu, idrar tutamama, ataksi gibi çok sayıda antikolinerjik yan etkisi vardır.

Sadece hafif OSAS’lılarda ve apnelerin baskın olarak REM’de görüldüğü vakalarda, sürekli pozitif hava yolu basıncı gibi diğer daha etkili tedaviler tahammül edilemezse, yan etkilerine dikkat edilerek denenebilir.

Bir serotonin reseptör antagonisti olan fluoksetin, protriptilinle aynı etkiye sahiptir, ancak yan etkileri çok daha önemsizdir. Protriptilin yerine kullanılmasını öneren araştırmacılar vardır

Medroksiprogesteron: Bir progesteron derivesi olan bu hormon, solunumda dakika volümünü arttıran, hipoksi ve hiperkapniye verilen solunum cevabını güçlendiren bir solunum uyarıcısıdır.

Obezite-hipoventilasyon sendromunun eşlik ettiği durumlarda PaCO2 değerini normale getirdiği gösterilmiştir.

Menopoz dönemdeki şişman ve hiperkapnik kadınlarda diğer tedavi yöntemleri uygulanamıyorsa denenebilir.

Üst Solunum Yolu kas işlevini arttırdığı düşünülerek yapılan bazı eski çalışmalar, apne sayısını azalttığını göstermiş olsa da, ileri çalışmalar OSAS’ta tedavi edici etkiden söz etmemektedir.

Asetazolamid: Böbrek tübülüslerden karbonik anhidrazı bloke ederek metabolik asidozu indükler.

Ayrıca, beyin bölgesinde karbon dioksid transportunu bloke edip bu gazın basıncını arttırabilir ve beyin omurilik sıvısında bikarbonat oluşumunu engelleyebilir.

Bunun sonucunda metabolik asidoza tepki olarak alveoler ventilasyon artar.

Bu ilaç daha çok uykudaki periyodik solunumda, yani Cheyne-Stokes solunumunda endikedir.

Almitrin: Apne ve hipopnelerin süresini kısaltır ama uyku yapısına ve solunum bozukluğuna etkisi yoktur. Kan gazlarını da etkilemez.

Ana atar damardaki kemoreseptörler üzerinde uyarıcı etkisi vadır. Bu etki apneye bağlı hipoksemi sırasında uyanmayı sağlar. Pek çok çalışma OSAS’ta hiçbir düzeltici etkisinin olmadığını göstermiştir.

Teofilin: Yaklaşık 20 yıl öncesinde metilksantinlerin solunum uyarıcısı olduğu bildirilmiştir. Teofilin ve aminofilin Cheyne-Stokes solunumunun tedavisinde kullanılmıştır.

Merkezi apneleri azalttığını gösteren çalışmalar olmakla birlikte obstrüktif apnelere etkisi gösterilmemiştir.

Nikotin: Solunumu uyarır eder. Kedilerde alt solunum yolu kaslarının aktivitesini göğüs duvarı kas faaliyetinde oranla daha fazla arttırdığı gösterilmiştir.

İnsanlarda OSAS üzerine olumlu etkisini gösteren çalışma yoktur

Striknin: Uyku sırasında indüklenen Üst Solunum Yolu hipotonisini telâfi etmeye yarayan motor nöron aktivitesinin eşiğini azaltan glisinin antagonistidir.

Zehirli etkisi fazla olan bu ilaç köpeklerde iyi sonuç vermiştir ama insan çalışmaları aynı şekilde sonuçlanmamıştır.

Nalokson-Naltreson (Endorfin İnhibitörü) Endorfinin solunum kontrolü üzerine etkisi vardır. Ayrıca, endorfin ve dopaminerjik hücreler arasındaki ilişki, ana atar damardaki kemoreseptörlerden gelen uyarıların baskılanmasına neden olur.

Bu mekanizmalar nedeniyle apneleri ortadan kaldırabileceği düşünülmüştür. Çalışmalar çelişkili sonuçlar vermektedir.

L-Triptofan: REM süresini uzatır. NonREM’deki obstrüktif apneleri yok ettiği düşünülmektedir.

***

Bu sabah değerli meslekdaşım ve Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Timuçin Oral babasını kaybetti.

timuçin oral ile ilgili görsel sonucu

***

Bir sıkıntım olsa gidebileceğim pek az meslekdaşımdan biridir.

Taziye telefonundan başka yapabileceğim yoktu.

***

Bilimle, sevgiyle ve sağlıkla kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 13 Eylül 2017 Çarşamba

Okumaya devam et
  1161 Hits
  0 yorum
1161 Hits
0 yorum

HAARP HAKKINDA

Sevgili Mekâncılar,

Geçen gün Ulusal Kanal’da Sayın Can Ataklı’nın yönetiminde katıldığım televizyon programına bazı tepkiler geldi.

Kıyamet Silahı olarak da bilinen HAARP, Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı demektir. Bu program ABD Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülür ve iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere kurulmuştur. Araştırma merkezi Alaska’dır.

HAARP fikri, ilk kez Sırp asıllı ABD'li bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmıştır.

Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nun hizmetinde olan önemli bir projedir.

HAARP’ın yapabileceklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz,

1- İklimleri değiştirmek

2- Suni Deprem yaratabilmek

3- İnsan bilincini kontrol edebilmek

4- Sel ve kuraklık oluşturabilme.

***

Bu önemli bilgiyi geçen gün Halk TV’de Sayın Can Ataklı ile beraber çıktığım canlı yayından sonra bana gelen,

Sayın Haluk Dural’ın yolladığı mesaj üzerine zikretmek istedim ve gerçekten böyle bir tesis var kadim dostumuz ve müttefikimiz ABD’nin Başkanları bu silahı deprem ortaya çıkartmak ve elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir.

Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadır.

Tesla bu çalışmanın temelini atan kişidir. Tesla iyonosfere gönderdiği radyo frekanslarının çok daha kuvvetli bir şekilde geri döndüğünü fark etmiş ve bunun üzerine çalışmıştır. 

***

Çalışmanın ana işlevi; iyonosfere doğru yüksek hatta çok yüksek radyo frekansları göndermektir.

HAARP tam 180 kablodan oluşur ve toplamda 36 Milyon Watt enerji açığa çıkarır.

Amerika’da ise bir elektrik santrali sadece 52 bin Watt kullanabilmektedir.

Bu projenin gücünü buradan çok daha iyi anlayabiliriz. 
Bu silaha “Kıyamet Silahı” diyenler de var ki haksız sayılmazlar.

HAARP, gelişen Teknoloji ile ileride çıkacak muhtemel savaşlarda kullanılabilecek çok tehlikeli bir silahtır.

Çünkü HAARP’in özelliklerinden biri, istenilen yerde deprem oluşturabilmesidir.

Bu sebeple birçok ülke Amerika’dan HAARP çalışmalarını durdurmasını talep etmiştir.

HAARP ile ilgili görsel sonucu

HAARP İLE İLGİLİ KOMPLO TEORİLERİ

Projenin yapımının 1995 yılında bittiğini ve hemen ardından denek istedikleri en büyük komplo teorilerinden biridir. Bu komplo teorilerine göre HAARP ilk defa “Gölcük Depremi”nde denenmiştir.

Eski Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit depremin bir komplo olabileceğini düşünüp araştırılmasını istemişti.

Bunu Ecevit rahmetli olduktan sonra bir TV Programına katılan Afete Hazırlık ve Deprem Derneği Başkanı Ahmet Mete Işıkara (Deprem Amca idi lâkabı) açıklamıştır.

MEHMET IŞIKARA ile ilgili görsel sonucu

 

Kendisi deprem sonrası arayıp araştırmasını istemiştir. Depremden önce ve sonra gelişen bir kaç ilginç olay da depremin normal bir deprem olmadığı düşüncemi sağlamlaştırıyor.

Depremden önce denizde büyük bir ateş topu ortaya çıkmış. Bunu depremden sonra birçok balıkçı doğrulamıştır ve birçok görgü tanığı vardır.

Bunun dışında HAARP’ın en büyük belirtisi olan gökyüzü renginin değişmesi de depremden önce herkesin ilgisini çeken bir olaydı.  

Depremin beklenenden uzun sürmesi, telefonların çalışmaması bunlar hep kuşku uyandıran olaylardır.  

HAARP ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler gösterir. Yani burada tam tersi “Belâ geliyorum der”.

***

Artık devir değişti ve savaşlar sessiz oluyor. Deprem bunun en stratejik ve akılcı olanı. Depremi sadece “Allah yapar” yaklaşımı da ne yazık ki artık geçerliliğini kaybediyor.  

***

HAARP, namı değer Kıyamet Silahı birçok felâkete sebep olmuştur ve böyle giderse olmaya devam edecektir.

Bu cihaz genelde hareket halindedir ve sorumlusu olduğu deprem çoktur.  

Yakın dönemde gerçekleşen ve son zamanın en büyük depremlerinden biri olan Japonya Depreminin de bu korkunç cihazın bir oyunu olduğu düşünülmektedir.

Komplo Teorisyenlerine göre, Gölcük depremi sırasında yaşanan ve acaba deprem bir HAARP saldırısı mı dedirten “tesadüfler”: Deprem günü Gölcük’te basit bir devir teslim töreninde ABD’li ve İsrailli üst düzey komutanların oluşu, Deniz üssünde hiç bir Türk subaya giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının oluşu olarak özetlenebilir. 

 

***

Olay daha dünya basınına yansımamışken İsraillilerin yardım çalışmalarına başlamış olması,depremden önce denizde büyük bir ateş topunun ortaya çıkması, Gökyüzü renginin değişmesi,

Depremin beklenenden uzun sürmesi, Telefonların çalışmaması gibi olaylar gözlemlenmiştir.

***

Evimde DVD’si de var, isteyen herkesi ağırlayın bu silahın boylamlar boyunca mikrodalga yayarak ABD’lilerin istedikleri ülkede denizlerde birkaç santigrat derece ısınma ve deniz suyunda kabarcıklar oluşmasına ve bunu depremin takip ettiğini yol açtığını o dönem herkes gözlemlemiştir.

***

Maalesef böyle bir tesis var ve ABD’nin başında her kim varsa, bunu istediği gibi kullanmıştı.

***

Akıl, hikmet ve bilim en önemli rehberimiz olsun.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 12 Eylül 2017

Okumaya devam et
  1612 Hits
  0 yorum
1612 Hits
0 yorum

İSTİKLÂL CADDESİ ne HÂLE GELDİ

İstanbul’un en işlek ve her milletten insanın dolaştığı yerdir.

En son bir arkadaşımızın iş yeri ziyaretine gittiğimizde gördüğüm manzara şöyleydi:

Her etnik gruptan insan dolaşıyordu ama garsonların tamamı çok entellektüel oldukları için, başta Arapça olmak üzere her lisanda konuşuyorlardı.

***

Ortadaki tramvay oranın alametifarikası olmasına rağmen toprak kazılmıştı ve polis hoparlörlerinden geçmiş dönemlerde ne kadar aleyhimize olan şey vuku bulduysa, bunların anonsu yapılıyordu.

Dönercilerin olduğu bölgeden sola kıvrıldığınızda Arapça ve Kırmançça dâhil her lisan konuşuluyordu ama Türkçe en son geliyordu.

***

Neslim’le ben ta Afrika’ya kadar gidip Zulu Kabilesini Johannesburg’da ziyaret ettik.

Bu insanlar son derce fakir ve muhtaç durumdalar.

Trafik soldan çünkü Amerikan ve İngiliz sömürgeciliği tamamen hâkim.

***

Vahşi hayatın içerisine girdik ve bütün seyahati videoya çektik.

Bu insanlar hâlâ merkantilizmle geçiniyor, sünnet yapıp ibadet ediyorlar ama para yerine öküz kullanıyorlar.

***

Amacımız ilk seyyahların takip ettiği (başta Darwin olmak olmak üzere yerleri ziyaret ettik.

istiklal caddesi ile ilgili görsel sonucu

Diyetisyenim Canan Uysal bana oldukça muhafazakâr bir diyet verdi ama ben zaten bir süreliğine içkiye kedi irademle son verdim.

***

Bir süre frontal lobumunun sayesinde verdiğim kararla alkol kullanmayacağım ki, buna da irade denir.

İrade bir frontal lob işlevidir. Burası iradenin merkezidir ve biz insanların en yüksek düzeydeki karar merkezidir.

frontal lob ile ilgili görsel sonucu

Demin Hayrettin Dereli ve Berti Erbeş’le konuştuk. Bulaşacağız.

Evrimsiz ve bilimsiz kalmayın.

Sevgim ve saygılarımla

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 09 Eylül 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  1100 Hits
  0 yorum
1100 Hits
0 yorum

HANGİ MİLLETİN SOYUNU KIRDIK?

Son Not:

[1] : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08). Doğu Perinçek lehine oy çokluğu ile karar veren heyetin iki hakimin verdikleri karşı oyun gerekçesinin 23. Paragrafında “Soykırımın inkârı suçunun unsurları, actus reus  (suçun maddi unsuru) açısından olduğu gibi mens rea (suçun manevi unsuru) açısından da kanıtlanmıştır. Actus reus bakımından başvuran (Doğu Perinçek) “uluslararası yalan” olarak nitelediği Ermeni soykırımını aleni olarak inkâr etmiş, Ermeni halkını Türk Devletine saldırmakla itham etmiş” diyerek Doğu Perinçek’i suçlu bulmuşlardır.

 

Karşı oy kararı için Emekli Büyükelçi Pulat Tacar’ın değerlendirmeleri:

 

pulat tacar ile ilgili görsel sonucu

Actus reus, ceza hukukunda öldürme eyleminin yani fiilin bizatihi kendisidir. Ancak her öldürme fiili aynı derecede değerlendirilemez, zira kaza sonucu öldürme, önceden tasarlayarak öldürme, tahrik nedeni ile öldürme, meşru müdafaa nedeniyle öldürme vb çeşitli öldürme eylemleri vardır. Bunlar ceza hukukunda ayrı ayrı cezalandırılır.

 

Hâlbuki soykırım özel kasıt (dolus specialis, İngilizce as such) ile öldürmektir. Yani “Bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (as such ) yok etmek amacıyla” öldürmektir. Dolus specialis 1948 Sözleşmesinde yazılı fiillerin (suçların), bir gruba mensup insanlara, sırf o gruba mensup, oldukları gerekçesi ile işlenmesidir. İçinde ırkçılık taşımaktadır.

 

Soykırım hukukunda zamanla uygulamaya yönelik bazı nüanslar ortaya çıkmıştır. Bunların başında Uluslararası Adalet Divanının (UAD-Lahey) Bosna Sırbistan kararı gelir (International Court Of Justice, Application Of The Convention On The Prevention And Punishment Of The Crime Of Genocide (Croatia V. Serbia), 3 February 2015, Judgement).

 

 

Mezkûr karar 1948 Soykırım Sözleşmesini hazırlayan konferansta uzun müzakereler sonunda kabul edilen "as such" terimine ağırlık vermiş, kararda Latince dolus specialis (özel kasıt) olmadan bir eyleme soykırım denilemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca bunun ıspatına ilişkin çıtayı çok yükseklere çekerek, soykırımı ispatı çok güç olan bir suç niteliği haline getirmiştir. UAD sadece Srebrenitsa'da yapılanları soykırım sayarak, Yugoslavya iç savaşındaki diğer benzer olaylarda dolus specialis’ in ispat edilemediğini vurgulamıştır.

 

Mehmet Kerem Doksat - 

Okumaya devam et
  1147 Hits
  0 yorum
1147 Hits
0 yorum