Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

YALNIZ ADAM

Uyandım, bir baktım ki Kadir Ağabey, meçhûl bir Abla’yı (kod adı Zeynep) tavlamak için bir Kötü Adam’ı kurşunla karnından vurarak korkuttu. Kadın da zâten gazeteci ama öyle olduğunu kimse bilmiyor.

Yâni ikisi de fena hâlde yalnızlar!

Tıpkı bugün Yalçın Bayer’in köşesinde bahsettiği Can Ataklı dostumun şimdilik olduğu gibi.

Bu bilginin kaynağı Kutsal Metinler denen elyazmalarıdır.

Efendim, önceleri O (yâni Ulu Yaratan veya Yarattıran yâhut Mimar) var ama mevcut olamamaktan sıkılıp Havva ve Âdem’i kendi sûretinden yarattı.

Sonra onları Cennet’e koydu ama rivayet muhtelif; bâzısına göre bu Diyalektik Schism (zıtlara bölünme) ile zâten ilk İblis de, Melek de, Cin de aynı şey olmaktan çıkıp, plüripolarize (çok kutuplu) oldular.

Ama hepsi yalnızdı çünkü aralarındaki husumet asla bitmeyecekti.

Nuh, kavmini Yanlış Olana biât ettirmemek için çektiği anksiyeteden dolayı kekeleyerek denizleri aştı ve ihvana kaçtı.

İsa’nın ise işi pek müşküldü çünkü annesini Cibril’in yâni Mr. Gabriel’in döllediğini, aslında bu masum kadının yarımay şeklinde bekâret zarı olduğunu, bu sebeple de masum ve saf addedilmesi icap ettiğini anlatsa… Kimse inanmazdı.

Gitti, yapayalnız hâlde bir ağacın altında oğlunu doğurdu, yâni İnsanoğlu İsa’yı.

Bunu ahaliye anlatmak pek güçtü, kimse yutmazdı.

Bari en iyisi işi Oğluma bırakayım” dedi.

O da hayırlı evlâtlığını esirgemeyerek “bakın, ben aslında masum bir meleğim ama size bu sûretle göründüm. Aslında ben hem Rabbim, hem onun oğluyum, hem de Nasıra’nın yeri itibariyle, Kudüs’ün Rûhuyum” dedi.

Bu çok makûl ve mantıklı şeylere hemen inanıp orayı terk ettiler ama içlerinde hep bir kuşku kaldı.

Bu sebeple de hem Meryem, hem İsa hep yalnız kaldılar ama bu onlara güç ve sabır verdi.

Bu sayede çok ama çok çalıştılar.

İlm-i tefsir yâni Hermeneütik de böyle doğdu.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…

   Olmadı netekim.

      Olmuyor

         Ve olmayacak!

Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – 10 Ağustos 2013 Cumartesi

Bilgi için İnternet'e hamile Panda yazın.

Okumaya devam et
  3391 Hits
  0 yorum
3391 Hits
0 yorum

AVAM ve HAVÂSS FARKI

Sevgili Dostlarım ve Kardeşlerim, 

Memnuniyetle müşahede ediyorum ki, canlar bir olmaya başladılar; kimi sağdan, kimi soldan.

Kimi devletsiz ve herkesin eşit olduğu bir dünyaya, kimi filânca dine yâhut falanca ideolojiye veya teleolojiye inandıkları için emek sarf ediyorlar. Ama nihâyet farkına varmaya başladık ki, kısa-orta vâdedeki amaç da araç da aynı: Millî bütünlüğü ve vatanın bölünmezliğini müdâfaa ve muhafaza etmek.

Şu kahredici hayatın yükünü kaldırabilmek için, hayatın bir anlamı, amacı veya kutsal gâyesi olması ihtiyacı insanoğlunu muhtelif arayışlara itmiştir, itmeye de devam edecektir. Bu muazzam suâlin, arayışın cevabı olarak da bu dünyâda ve başka âlemlerde çıkış yolları türemiştir.

Müstakbel bir ütopik dünyâyı tahayyül, en azından tasavvur etmeye çalışıyorum: Hiç savaş ve sınıf farkı kalmamış, kavga yok, sömürü yok.

Böyle bir hülyânın adı mâlûm-u âliniz, Komüniz’mdir (Marksist olan veya olmayan); saygıdeğer bir ideolojidir ve gerçekleşebileceğine inanabilseydim eğer, komünist olurdum. Olanlara da hürmetim sonsuz; yakın arkadaş muhitimde bu ideolojiden olanlar pek çoktur. Belki de gerçekleşir, bilemiyorum (perestişkârı olduğum, eski Marksist, büyük filozof Popper da bunu söylerdi).

Okumaya devam et
  4495 Hits
  0 yorum
4495 Hits
0 yorum

CELÂLLENMENİN ZAMANI MI?

Sevgili Prof. Dr. Celâl Şengör'ün yazdığı ve kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul'un 219 üyesine birden gönderdiği mektup gündeme bomba gibi düştü! Önce mektubu iktibas edeyim (ufak imlâ düzeltmeleriyle; çünkü Radikal'den aktardım ve Celâl'in bâzı vahim Türkçe hatalarına düşmediğinden eminim):

"Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arz etmiştim.

Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestîsi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan, üniversitelere dinî bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihâyet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabûl edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölâtivist bir temeli vardır ve bu temel onu bâzı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misâlleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyası'na, Çin Halk Cumhuriyeti'nden Amerika Birleşik Devletleri'ne kadar değişen çok geniş bir yelpâzede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur.

Okumaya devam et
  3465 Hits
  0 yorum
3465 Hits
0 yorum