Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Filipinler'e Seyahat...

Çok para gözlü, muhteris, zırdeli ve ukalâ dümbeleği bir monşer olduğum için,

Aşağıdaki kendi ellerimle çektiğim belgeseli pazara sunuyorum:

Ola ki birileri sponsor olur, ben de tamamını medyaya servis ederim.

Bu seyahatin arka plânı çok hazindir...

Senelerce sigara ve Marmara Purosu içerek akciğerlerini mahveden Pederim, nihayet İstanbul'a dönüp, Nişantaşı'nda da muayenehanesinin düzenini oturtmuştu. Orada da çok kahır dolu yıllar yaşadık, açlık sınırına geldik. O zamanlar Dilberler Mağazası vardı, onun üzerindeki ikinci kattaki daireyi kiralamıştı. Hem ev hem ofis şeklinde geçen çileli senelerden sonra nihâyet Selâmiçeşme'deki güzelim parka bakan evi de mülkümüze katmıştık. Artık İstanbul'a kavuşmuşlardı, para kazanmaya başlamıştı.

d]

Zor gülen yüzünden kahkahalar bile çıktığı oluyordu. Plânlar yapıyorlardı.

Hâttâ, siyah beyaz televizyondan renkli olana geçip, bir de Beta Sony Video Oynatıcısı almıştı.

Bir gün beni balkona çağırdı ve "Oğlum, son zamanlarda dispnem çok arttı. İntermed'de akciğer filmi çektirdim. Tümöre benzer şeyler çıktı" dedi ve ekledi: "Tam da artık huzura kavuşacakken"... Gözleri dolmuştu (bunu pek az müşahede etmişimdir; hep vakur ve inatçıydı aslında). Düşünüyorum da, o da Aspergerliydi çünkü çok aşırı çalışmaktan sevmeyi unutmuştu.

Tepemden aşağı kaynar sular indi ve derhâl bir karar verdim: Bundan sonra ne derse desin, hangi fırçayı atarsa atsın, asla gıkımı çıkarmayacaktım.

Nitekim aynen de öyle oldu...

Öyle bir kanser türüydü ki, ne protonlar ne de hücre zehirleri fayda edebilecekti.

Hâttâ Önde Ayhan Hoca, bütün klinik tam bir hiyerarşi içerisinde, o zamanki Dekan Bey'in odasına yürüdük; çünkü kendisi "solunumcuydu".

Tek çâre o tarafın alınmasıydı ama diğer akciğer de yetersizdi, yapılacak bir şey yoktu.

Göstermelik bir radyoterapiden sonra, daha önce Ilıcak Ailesi'ne (Baba Ilıcak o zamanlar hayattaydı) güvenip giderek bilimsel araştırma yaptığı ama dönüşte parasının ödenmediği bir seyahatte edilen bir söz vardı: "Siz buraya tekrar geleceksiniz"...

O da buna uydu; kısıtlı maddî imkânlarımızı sonuna kadar zorlayarak biletleri alıp önce Singapur'a gidip birkaç gün kaldık. Sonra da ver elini Manila...

Moon Tarikatı hemen bu fırsatın üzerine atladı ve bize "mânen" sâhip çıktı. Maddî yardımdan çok daha fazlasını yapıp, gerekli bağlantıları ve randevulaırı ayarladılar.

 

Bütün seyahat boyunca da CIA takibindeydik zâten.

Otuz yaşlarında bir ajan hep bizlere refakat etti; notlar alıp resimler çekti.

Bu arada, emperyalizmin iğrenç yüzünün en somut ve iğrenç delilini gördüm: Pezo'nun üzerinde ABD Bayrağı'nın resmi vardı! Hâlâ da mevcut.

ed]

Zâten tamamı Müslüman olan bu bahtsız insanları Kral Philip kılıçtan geçirerek zorla Katolik yapmıştı ve o zamandan beri de Allah'ın gazabı hep üstlerine yağdı.

Çoğu sokakta doğup büyüyor ve ölüyordu.

Hindistan cevizinin her şeyi, keza akrepler, çıyanlar, fareler... tek gıda kaynaklarıydı.

ed]

Ne hüzünlü bir şey ki, yerlileri çok iyi ve barışçıl insanlardı ama fuhuş, madde ve insan kaçakçılığıyla birlikte, başta AIDS olmak üzere, ner türlü mel'ûn hastalık kol geziyordu.

Otobanlarda zehirli gaz fışkırtan çağ-dışı arabalar biteviye gidip geliyordu...

Bu arada, evvelki gün "sistemden" gelen bir rûya gördüm...

Okumaya devam et
  4671 Hits
  3 yorum
4671 Hits
3 yorum

SEZAR ve TÜRKİYE

İlk Sezaryen Seksio, Sezar'a yapılmış olabilir mi?

Bugün Pazar.

Hristiyanî tatil günü ama Gregoryen takvime göre…

Ne bitmez tatilmiş be, ben çok sıkılırım tatillerden'

İnsan, çalışmak için yaratılmıştır, bütün âlemler gibi. Atalet yoktur.

Hâlbuki her takvim kusurludur çünkü tarihin okunu istediği yöne tevcih eder ve oradan öncesi ve sonrasını gasp eder.

Zaman ise çok farklı tiplere ayrılır:

-Kronolojik zaman (izafî).

-Biyolojik zaman (eğişken; progeriada çok asabî, depresyonda yavaş, manide hızlı, şizofrenide kaotik ve en Öz’e yakın olan!

-Medyatik zaman: Hep geri kalır.

-Atabekik zaman: Hep ileri gider.

-Rolex zamanı: Haftada 5 dakika ileri gider ve tamiri için 2 (iki) aylık süre ve İsviçre Frangı cinsinden anasının örekesi para isterler, yedek de vermezler!

ed]

Bâzı yöreler hâriç, pek çok ülkedeki mâbedlerde kendi bildiğim şekilde Ulu Yaratan’a dua ettim.

Konu pek değişken olabiliyordu ama barış, dostluk, sâhicilik, kardeşlik hep esas tema oldu.

Keşke bütün âlemde her gün kısacık bir ân için herkes kendi içine dönüp, özüne (essence) dönüp, murakabe-i nefs (kendini sorgulama) ile maddî yönünden (substance) kurtulup kendini bulsa.

Gregoryen takvime göre 56, yaşımdan günler çalıyorum.

Zaman çok rölatif (göreceli), vakit ise kısadan da öte, uzun.

Buut (boyut) değiştirmeden önce kırdığım bütün kâlbler, acıttığım bütün yürekler, heyecanını tahrip ettiğim bütün gönüllerle aramı düzeltmek tek amacım (erek: ülkü: teleoloji).

Bunu bana hiçbir din, ideoloji temin edemez.

Sâdece kendi weltanschauungum (hermeneütik, yorumsama) benim rehberim olabilir.

Onun da ne kadar objektif (nesnel), ne derece hakiki (verite transandantal) olduğunu bilemem ama e azından kendi doğrumu (truth) yakalamamda benim öz rehberim olur.

Uzun zamandır aramızda anlamsız soğuk yeller esen Değerli Yazar ve Bilim Adamı Murat Bardakçı ile dün geceki canlı yayında buzlar eridi, içim sıcacık oldu.

Lütfen http://tvarsivi.com/player.php?e=113698 adresini tıklayın...

Sanırım tamamı yüklenmek üzere, yatmadan önce de "Lâ Mevcûde İllâllah" diye teşekkür ettim.…

O muhteşem manzaralı terasında Fransa’dan getirttiği kazlardan yemeyi iple çekiyorum ve muhayyel (imgesel) ama mukadder (kaçınılmaz) büyük buluşma tahakkuk edecek: Önem ve değer sırasıyla MA Celâl Şengör (5 lisan mükemmel), İlber Ortaylı (11 lisan mükemmel), Murat Bardakçı (4 lisan mükemmel) ve M. Kerem Doksat (iki lisan, Englisy very good) bizim fazla da mütevâzı olmayan fakirhânede buluşup söyleşeceğiz…

Cemil Meriç (5 lisan mükemmel), Recep Doksat (iki lisan, French très bon) ise ruhlarıyla bize refakat edecekler.

Tardif Tahsilât yaparken anacığımı çok kırdı çok...

Belki Güneş Taner Beyefendi’nin (iki lisan, excellent)  lûtfedip telefonla davet etmek zarafetini gösterdiği evinin avlusunda...

Ama biliyorum ki bu en geç bir iki ay içerisinde vuku bulacak.

Hele bu pentagram ile canlı yayında vuslat olursa, TAO Programı 3 gün sürer!

Aman Muradım..

Tabii ki anlaşamayacağız, anlaşmak için vakit kaybetmek en ağır günahtır!

Çünkü Karma öyle yazmıştı, kendi eserimiz olan Kaderlerimiz ise bizleri ahbap etti. Kıymetini de, değerini de bilmemek O’na haksızlık hâttâ küfür olur.

Ne yazık ki bu vuslat kamuya kapalı olacak çünkü avam bizim derimizi yüzer, havas ise taşa tutar çünkü “Havas ilmi Kur’ân ve sünnet üzeri yapılan mânevî bir tedavi şeklidir. Bir ismi de RUKYE ilmidir. Rukyecilik Allah Resûlü (S.A.V)'in tedavi şeklidir. Bu tedavi, mânâ âleminin doktorlarından ve mürşidlerinden alınan himmet ile yapılır” gibi acayiplikler dolanıyor siber fezâda.

Hâlbuki Havas gerçek olarak Nûrlar (Envâr) demektir.

Bir zahmet http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/avam-ve-havass-farki makalemi teşrif eder misiniz?

Onlar havalı Cıvalı değildir.

Öyleyse de kâziptir (sham), sahtedir.

Hele Melâmîlik’ten dem vurup da el ayak öptürüyor, hiçbir bilimsel referans vermeden Hz. Mevlânâ’dan nakil diye “gel gel…” muhtevalı makaleler yazıyorlarsa, küffardandırlar. Câhiller’den daha tehlikeli şeytanlardır!

Baktım, Amerikan spor kanalı ESPN2’nin Friday Night Fights isimli boks programının yeni tanıtım yüzü Tyson, basın toplantısında yaptığı açıklamada, alkolün etkisinde kalmadığı bir hayat istediğini belirterek, “ölmek istemiyorum. Ölümün eşiğindeyim, çünkü iflâh olmaz bir alkoliğim” ifâdesini kullanmış. Hayatının büyük bölümünde kötü bir adam olduğunu söyleyen 47 yaşındaki boksör, birçok kötü şey yaptığını ancak affedilmek istediğini ifade ederek, “artık farklı bir hayat istiyorum. Altı gündür ne alkol ne de uyuşturucu madde kullanıyorum ve bu benim için bir mucize. Ayık olduğum konusunda herkese yalan söyledim ama değildim. Bu benim altıncı günüm. Bir daha asla kullanmayacağım” şeklinde görüşlerini aktarmış.

Biraz önce Gülay Fırat isimli pırıl pırıl bir gazeteci bir hastası hakkında fikir aldı benden.

Elimde Okat Yayınevi tarafından 1960’larda piyasaya çıkarılan, Doktor Recep Doksat’ın, von Urban’dan naklettiği bir kitap var: Cinsî Başarının Esasları.

 

Eğitim amaçlıdır ve ellenemez!

Evde özenle saklamışım ama kırk kere taşınınca mekân idraki nâkıs oluyor ve Neslim de gözleri pırıl pırıl bana sürpriz yapıyor, elinde babamın eseri.

Başarısının derecesi ortada: tek veled benim!

Hipnotizma’dan sonraki ikinci kitabı bu…

O zamanlar ne Haydar var ne de Duman.

Var da, mevcut değil çünkü kafadan atma yazmış, gene de epey hizmeti olmuş.

Ben de Oral mı, Anal mı hangi dönemdeysem kahkahayı basıyormuşumdur garanti.

Birazdan Can Dost, Selçuk Erez Hoca’yla mama yemeye gideceğiz.

Küçükusta gene televizyona çıkmadan kaçmak sevaptır ama haberler başladı, imbat!

   Destinasyon (varış yeri) mi?

      Söyleyeyim:  Recep Tayyip Erdoğan Lokantası.

         Neme lâzım pâdişahım…

            Unutmadan, Suriye, Suriyelilerindir!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ağustos 2013 Pazar

Okumaya devam et
  4225 Hits
  1 yorum
4225 Hits
1 yorum

TARİH, İDEOLOJİ MİDİR?

Önceleri Marksist, sonra "Osmanlı" olan Cemil Meriç "tarih ideolojidir" diyordu.

Prof. İlber Ortaylı

Yanlış anlaşılmaya yol açmamak için izahta fayda var: Buradaki merâm tarihin "materyalizm" veya "idealizm" anlamında bir ideoloji olduğu değil elbette ki; tarihi gâliplerin ideologlarının yazdığı, yazdırttığı.

Kıbrıs kökenli bir psikiyatri profesörü olan ve Amerikan Devleti'nin politik danışmanlığını da yaptığı bilinen psikanalist Prof. Dr. Vamık Volkan, "yıkıcı narsisistlere" örnek olarak Hitler'i, "yapıcı narsisisitlere" örnek olarak da Atatürk'ü verir. Pekâlâ, ABD'nin resmî lisanı İngilizce değil de Almanca olsaydı (-ki, oylamayı tek farkla kaybetmiştir) ve 2. Cihan Hârbi'ni de Almanya kazansaydı, dünyâ günümüzde böyle mi olacaktı?

Aynı kişilerden nasıl bahsediliyor olurdu o takdirde?

Okumaya devam et
  5406 Hits
  0 yorum
5406 Hits
0 yorum