Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

İZMİR İNTIBALARI

Hani insanın basiretinin bağlandığı, şaşırıp kaldığı ve kendisine arkadan hançer saplandığını hissettiği zamanlar olur ya…

Hani apışıp kalma derecesinde şaşırdığınız şeyler cereyan eder ya…

35 senelik bir mecmuanın (Türkiye’nin en eskisidir) aynının, sizden bağımsız olarak ve gıyabınızda elinizden alındığını istihbar ederseniz şaşırırsınız ya.

Ahde vefa denen şeyin ne olup olmadığını sorgularsınız tam o dönemlerde!

2001’den beri başarıyla yürüttüğünüz editörlüğe “paralel” bir yapılanmanın ortak olduğunu, ortada fol da yumurta da yokken aynı isimde bir dergiye tahvil yoluyla neşriyata başlayacağını neredeyse kargalardan işitip şaşırırsınız ya…

Acaba bunca senedir neden birkaç kişi hâricinde kimse makale yollamadı” diye düşünmez misiniz o takdirde?

Muhterem” lâkaplı Fevzi Samuk hocamızın ricasını emir telâkki ederek, Yeni Symposium dergisinin editörlüğünü üstlenmemi müteakip, “davranış bilimleri” ibaresini de ekleyerek, her konuya açık bir bilişsel ve bilimsel kaynak olması için, ismini Literatür Symposium şeklinde değiştirmiştim ve kendimden pek emin bir şekilde uluslararası en nitelikli mecralara taşınması için gayret sarf ettim…

Okumaya devam et
  3527 Hits
  0 yorum
3527 Hits
0 yorum

KORDON'da MEDYA FAVASI

Birazdan tayyare uçacak, Neslim’le Kerem büyücülükten, psikoterapilerden manik depresif bir şekilde bahsedecek.

Pardon, Neslim tripoda (sacayağı gibi bi şi) konmuş SONY Handycam ile kaydedecek.

Erol Göka da, Mine Özmen de hidâyete erecek.

Ayşe Arman, kalkmış, teşhir ettiği kızın Kenterler’le ilişkisini vurgulamış.

Sabuncular’ın mâlikânesinde her ikisiyle de tanıştım.

Gâyet mütevâzı ve iyi insanlardı.

Milliyetperver, sâhici, adam gibi adamlardı.

Sabuncular da…

Hani, işi Selâniklilere taşıyacak.

Prof. Yalçın Küçük zâten profesyonel olarak hapiste…

Bu kadar ilginç reklâm yaratmak için Alman olmak gerek.

Hitler mi?

O Polonya’daki bir nesebi gayrisahih zavallı bezirgândı.

Dünyânın canına okuması söylendi, yaptı.

Ayşeciğim, Joseph Goebbels’i bilirsin değil mi?

İyi bir özdeşleşme-benimseme nesnesidir.

Acaba mı!

***

Çocukluluğum da Dormen Tiyatrosu’nun kulislerinde geçti; hâttâ kenardan köşeden bir figüranlık dahi yapmış olabilirim.

Hâldun Bey her devrin, her şeyin, her  gönlün adamıdır ve ölümsüzdür.

Ne de güzel gözlükleri vardır...

11-12 yaşlarındayken Poyraz Reklâm’dan gelen ısrarlara dayanamayıp “orda bir köy var uzakta” şarkısını radyodaki canlı yayında pek de güzel söylemiştim. Sonra da yeğenleriyle flört etmiştim; gittiğimiz diskoda Atillâ Atasoy da vardı, ben ısmarlamıştım.

Tatlı Su Reklâmcısı Profesör de sürekli olarak “yaşlı yaşlılar, “çok yaşlı yaşlılar” filân diye yazmış.

Ben tanrı değilim de, millet kul.

Sen, Sosyal Psikolog Üstün Bey’e selâm söyle.

Tarsus Amerikanlılık raconu olmaz böyle…

Oradaki kimse sevmiyor maalesef yazdıklarını da, yaptıklarını da.

Ben şimdi ne kadar absürdite varsa, onu patlatmaya gidiyorum Gâvur İzmir’e:

Reiki, Feng Shui, akupunktur, assisted sex, fist fu.king, özel masajlar, Ayurveda ve tabii ki özel masaj ve sex terapileri.

Veeee PSİKANALİZ.

Okumaya devam et
  4129 Hits
  0 yorum
4129 Hits
0 yorum

MERT ŞİŞKO ve TAKKE DÜŞECEK, KEL GÖRÜNECEK…

 

STV’de Mert Şişko isminde komik suratlı bir adam haberleri sunarken uyandım.

Lütfen http://www.ataryemez.com/gazete/canli-yayinda-olanlar-oldu-goruntulu/ adresine bakınız...

Neslim “günaydın” dedi ama aslına “tünaydın” tabii.

Gölgeler çoktan uzamaya başlamış, 3.5 metrelik Foton Değişimi “start” almış.

Komşuda bir Beyin Omurilik Sinir Sistemi Cerrahı, Ermeni Meselesinin aslını astarını anlatmış, kaçırdım ama STAR TV’de beni köşeye sıkıştırmaya çalışan ve bol bol anıran kadın geliyor aklıma.

Ben ise elimdeki eski çağrı âletlerinden birisiyle POLİMED’e ulaşmaya çalışıyorum, telefon gibi kullanılır hâle gelmiş. Karşıma sarkastik bir herif çıkıyor ve “o Kerem Doksat ikide bir bir yerlere gider, biz de burada karı satarız” diyor.

Daha kalkalı beş dakika oldu, şimdi bunları yazıyorum.

Abdullah Öcalan’ı paketleyip bize teslim ettiklerinde, ilâhi bir mânidar tesadüfle cep mikrofonu bozulan Ankormen Reha Muhtar öfkeden zıp zıp hoplarken Show TV’debu bir oyundur, inanmayın, yeni bir Yasef Arafat yaratılıyor. Başımıza daha çok iş gelecek” diyorum.

Bütün psikiyatri câmiası bana kızıyor.

"Solcular" nasıl olup da Allah’ın Diyalektiğine karışırım diye “öykeli”, "Sağcılar" her zamanki gibi keskin inançlı ve onlar da Allah’ın işine karıştığım için kızıyor bana.

Hilmi Ziya Ülken geliyor aklıma, bir de rumuzu Peygamber olan bizim şoför.

Efendim, Mert Şişko’nun karşısında aksakallı bir dede “bize Ramazan Müslümanı demesinler, Şevval ayında oruçlar 6 gün daha sürer, sünnet öyle; böyle oruçlara Beyaz Geceler denir”, diyor; aklıma masonluk geliyor. Aslında Farklı Gece demek olan bu kadınların da locaya alındığı özel toplantılar bizim icadımız. Birisi birilerinden aşırmış yâhut insanoğlunun davranış portföyü böyle zâten. Bence ikincisi… Hani, kim demiş, nerede yazılmış, bir bilen var mı? Yok.

Mert Şişko da bir türlü anlayamıyor, tefsire tefsir katarak Hermeneütik yapıyor.

Bizim “Peygamber” zâten nefsini terbiye edecek diye 10 (on) gün önceden başlamıştı, şimdi ne kazurat edecek?

Hilmi Ziya Ülken nereden mi düştü beynimin frontal lobuna?

Bilmediğini Bilmeyen Adam...

Cemil Meriç Amcam çok kızardı ona, “hasbî mütefekkirmiş, hiçbir şeyinde samimi değildi” diye.

Mert Şişko, bu arada, Kayseri’deki taraftarlara ahmaklık yarışmasında birinci gelmeleri için yardımcı oluyor.

Yalan mı, bakın bu “felsefecinin” eserlerine:

  • Umumi İçtimaiyat (1931)
  • Aşk Ahlâkı (1931)
  • Türk Tefekkürü Tarihi (1933-1934)
  • İnsanî Vatanperverlik (1933)
  • Türk Filozofları Antolojisi (1935)
  • Türk Mistisizmini Tedkike Giriş (1935)
  • İçtimai Doktrinler Tarihi (1940)
  • Ziya Gökalp (1942)
  • Dinî Sosyoloji (1943)
  • Şeytanla Konuşmalar (1943)
  • İslâm Düşüncesi (1946)
  • Ahlâk (1946)
  • Millet ve Tarih Şuuru (1948)
  • Sosyolojinin Problemleri (1953)
  • Veraset ve Cemiyet (1957)
  • Tarihî Maddeciliğe Reddiye (1958)
  • Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1966)
  • Eğitim Felsefesi (1968)
  • İslâm Felsefesi (1969)
  • Varlık ve Oluş (1969)
  • Bilgi ve Değer.
  • Ruh ve Beden Meselesi…

Ben bunlardan birkaçını okudum sâdece, hele Tarihî Maddeciliğe Reddiye çok mühim bir “yapıttı”. Yâhu, bir adam intihâl yapmaksızın tek bir ömürde bu kadar çok şey yazabilir mi?

Mümkünatı yok ama bol keseden atarsan olur. “En değerli fikir eserleri” arasında da yer bulur.

Ha, o kişi mason muydu?

Gidip Özgür Masonlar Büyük Locası’na sorun, bana düşmez.

Çok sallamış ama çok…

Yahudi kökenli İtalyan Kriminolog Cesare Lombrosso “Criminal ne” diye sorup doğuştan suçlu olarak gelen kişileri târif etmişti. Öjeni, Sosyal Darwinizm konularında kalemşörlük yapan bir Pozitivist Kriminoloji mensubuydu (aklıma bizim Suç ve Delil programının değerli sunucusu geliyor).

 

O da acayip bir herifti: Doğuştan suçlu kişiler ile ilkel ataları arasında kalıtımsal bir bağ vardı. Bir şekilde ilkel atalarına çekmişlerdi. Toprağı bol olsun, hayatının bir dönemini suçlu insanların kişisel durumlarını takip etmek için için hapishânede geçirmişti, yâni hapse girmek için suç işlemişti. Araştırma sonuçlarından iki ilginç örnek olarak “dolandırıcılık suçu” işleyen insanların genellikle kısa boylu ve şişman olduklarını, eğer bu tipe uygun değilse dolandırıcıların birçoğunun gözlerini kırpmak gibi çeşitli tiklere sâhip olduğu sonucuna varmıştı.

Adler aşkına...

Okumaya devam et
  7044 Hits
  0 yorum
7044 Hits
0 yorum

ÇEŞME’DEN AYRILIRKEN…

Her ayrılık hüzünle doludur, tıpkı hayatın her safhasının olduğu gibi… Hüzün doğurgandır, dişidir ve varoluşun en temel yaşantılarından da biridir.

Hiç boş kalmadık şükür ama mutlaka görüşürüz diye ümit ettiğim pek çok kardeşimle hemzaman davranamadık, bir başka sefere kaldı bermutat.

Mutlaka göreceğim diye kararlı olduğum dostları olduğum kadim dostları bağrıma basma tâlihini Allah bana ve Neslim’e nasip etti.

Hamdolsun.

Dost Pide’den İskender kebaplarımız geldi, birazdan da kapıları iyice kapayıp Huysuz Virjin İstanbul’a doğru topuklayacağız gazı.

Bu sefer gündüz araba kullanacağım çünkü yarınki program çok yüklü.

Beykent Üniversitesi’nde Sayın Rektörümüz ve diğer mesai arkadaşlarımızla beraber yeni öğrenim senesinin programını yapacağız, öğleden sonra ise çok sevdiğimiz muayenehânemize gideceğiz. Orada bizi bekleyen çok iş var, çok.

Ayrıca, Cimbom Rotary'i de epey ihmâl ettim.

Vallahi gıklarını çıkarmadılar.

Şükranlarım onlarla olsun.

Somali’de Büyükelçiliğimize saldırmışlar, bir şehit üç yaralı var.

Sayın Başbakan “bunlar sözüm ona Müslüman olacak” diyor, Muhterem Zevceleri First Lady ise "Türkiye’de ne kadar büyük demokrasi olduğunu" anlatıyor.

Suriye ile alenen kapıştık, en muhtaç olduğumuz şeydi.

Kürdistan fiilen ve resmen kuruldu ama inşallah “süreç” bunu hâlledecek.

Hamdolsun.

Okumaya devam et
  4372 Hits
  0 yorum
4372 Hits
0 yorum