Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

MUSTAFA SARIGÜL'E BİRKAÇ SORU

Sayın Mustafa Sarıgül,

İsminiz, kaderinizi belirler.

Ben astrolojiye de, benzeri saçmalıklara ve hurafelere de güler geçerim ama sizin çok off sight pozisyonunuz var:

ABG'ye gittiniz, nasihatle döndünüz.

Siz Cem Boyner misiniz (o da bir garip şekilde ense tıraşını aksatmıştı o zamanlarda), Bülent Ecevit misiniz, yoksa Can Dündar veya Zülfü mü?

Kalktınız güzelim Nişantaşı'nı târumar ettiniz.

Sizin yüzünüzden, mal sâhibimiz baba yadigârı mülkünü sattı.

Şimdi de yedi avukatlı, Aziz Üstel mukallidi yöneticimiz apartmanı boyatıyor.

Üst kattaki Aziz Dostum Diş Hekimi Can Ergene bas bas bağırıyor: "Burasının asbestli giriş bölümünü ellemediler, şimdi süslüyorlar" filân diye. 

Adana'da "kucakta rahat durmaz Melâhat" diye bir deyiş vardır.

Allah, Kitap aşkına, siz kimsiniz?

Bir kapıcı dairesinde başlayan hayatınızda ona buna yağ bal satarak, seksek oynayarak felâket bir şekilde yükseldiniz (gözümüz yok, helâl-i hoş olsun).

Demin baktım, Kadim Arkadaşım Gülben Ergen, gene programına göbek atarak kilo verme yollarını öğreten adamı çıkarmış. O da kesmemiş, "rûyalarınızı yorumlarım, hepinizi tohumlarım" diyen fırıldağı ekrana taşımış. Benim muayenehânede tatbik ettiğim silik hipnoz tekniğini aşırmıışlar, Astrolog bozuntusu gene Şeytan çıkarıyor; herhâlde toplu hâlde Manik Depresif oldular ki, kitabımın reklâmını yapmaya başlamışlar. Onu benim bir eski arkadaşım da çok iyi tanır; bonservisi sağlamdır...

Bu arada, geliş geçmiş en mütevâzi kişi olan En Muhterem Sevil Atasoy'un reyting rekorları kıran programına beni çıkarmayacağını öğrendim. Çok kırmışım kadıncağızı...

Tipiniz de gittikçe Baykal'a benziyor. O da zoru görünce hemen kaçıvermişti; tıpkı Bülent Ecevit, baba oğul İnönüler gibi; kaçtı.

Okumaya devam et
  4732 Hits
  3 yorum
4732 Hits
3 yorum

KARMA, KADER ve KEDER HAKKINDA…

Bizim tercihlerimiz, emel ve amellerimizin dışındaki yaşantılar veya olup bitenleri kabaca KARMA olarak isimlendirebiliriz.


Bunu ben çizdim: GÜM!

Anamızı, bacımız, kavmimizi, âidiyetimizi, mensubiyetimizi, kimliğimizi, yönelimimizi

Biz seçmedik.

Bütün bunlar ta Büyük Patlama’dan önce, Planck Zamanında, Levh-i Mahfûz’da yazılı idi zâten.

Uyuşturucu, uyarıcı veya başka bir madde kullanmak kaderdir ama gene de mukadderat (pre-destination) müsaade etmedikçe ölemezsiniz, öldüremezsiniz.

Emekli bir öğretmen oğlunu vurup intihar ettiyse bu tamamen irade dışıdır çünkü cinnet söz konusudur, buna içine giren Thanatos cini yol açmıştır.

Kürtçüler her yerde ayaklanıyorsa, mütecâviz ve mütecessis ama kifâyetsiz muhterisler her makamı işgâl etmiş ve önünüzü tıkıyorlarsa, bilin ki bu kendi eserinizdir.

Bodrum’daki kadın şekerden daha tatlı, baldan daha şifâlı kanişle denize girince para cezası kesen yetkililerin kafasına ne düşmüş olabileceğini de bilemem ama o kadıncağızın kendi tasarrufudur.

Gece kulüplerinde garsonluk yaparken kızlarını satmaya kalkan kadın öyle yapmağa mahkûmdu, kızları da kendisini bıçaklamaya.

Doktorum programında canlı yayında ölmekte olan yaşlı bir kadını teşhir ediyorlarsa, bunun sorumlusu RTÜK’tür.

Bir Doktor Amca (Prof. Dr. Oktay Ergene) ona yardım ederken naş olacak, ablak ablak bakmaktayım! Saçını okşayarak “neyiniz var” diyor Yıldız Teyze’ye!

"Çüş" diyemedim çünkü teyze beni yemiş...

1 TL’ye kahve makinesi almak için birbirini ezen halkın bu davranış patolojisinin mimarı da bu memleketi yönetemeyenler değildir öyle icap etmiş, öyle olmuştur.

Kaderinizi kendiniz yazmışsınızdır.

Geçen gün ağır bir otistik vak’ayı mûsikî mırıldanarak ve monoton bir sesle konuşarak hipnotize edip sâkinleştirdiğimi American Journal of Hypnosis veya Filânca Journal of Psychonalaysis’e yollasam, inanmayacakları için neşretmezler.

Daha önce kaç kere dünyaya gelip gittiğimi ben bilemem, bu mümkün veya muhtemel midir derseniz cevabım ancak sükût etmek olabilir.

İkrardan mı?

Yoo, sâdece bilemediğim için.

Bunu bana kim öğretti?

Eski Komünist, Cin gibi bir Yahudi: Sir Karl Popper.

]

Hava pırı pırıl, bütün bağlantılar tam ama bizim Digitürk belli kanalları göstermiyor!

Kanal D’ye ve STAR TV’ye mahkûm oluyorum.

Çıkıp Beşir Bey’i mi döveyim?

Deli misiniz, kafanızı soğuk duşa mı soktunuz!

Mukadder olduğu için öyledir.

Yeni Blendax alırsam saçlarım pırıl pırıl olacakmış, almam işte!

Finish Quantum Jel de elinize, gözünüze, dizinize dursun.

Ben sizden bir tek şey istiyorum: Para.

Banka hesabım mı?

Neslim henüz uykuda, sülâlemden pek az kişi kaldı…

  Belki ben de tekrar yatarım.

Bir daha da uyanamam.

        Boyut değiştirmek için her sebebe de, illete de sâhibim.

                Ama biliyorum ki gene bir şey olmayacak bana.

          Misyonum sona ermedi çünkü.

                                    Dandini dandini dastana…

                Danalar girmiş bostana.

     Öpüyorum…

           Yetmezse,

    Devamı arkadan gelir.

Bilirim ben…

   Anjina pektorisin sırf burun kaşınmasıyla seyredebileceğini de.

                  Değil mi Bingürcüğüm?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 16 Eylül 2013 Pazartesi


Not: Hürriyet'ten Nil Karaibrahimgil bu makaleden aynen plajiarizm yapmıştır. Lûtfen kendisini This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden protesto edelim :D.

Okumaya devam et
  4387 Hits
  2 yorum
4387 Hits
2 yorum

ELLİ ALTI SENEDE NELER GÖRDÜM 1


İnsanoğlu doğarken ağlar, sebebi zâhiren nefes almak içindir ama işin sırrı Öz’den (Essence) ayrılmak ve Madde hâline geçmektir (Substance). Erenler buna “ete kemiğe bürünmek” derler…

Yâni işin kökündeki en temel sıkıntı Ayrılmaktır: Separasyon Anksiyetesi; rahmi özleyecektir ve sık sık ağlayacaktır.

Bunu gördüm.

O özledikleri arasında bütün Kâinatların bilgisi vardır ama artık onları unutmuştur, hatırlamak için debelenip duracaktır: Anamnesis (setredilmiş: üstü kapatılmış) Hakikati, tekrar tekrar keşfetmek için mağaranın kapısına bak da bak

Avanak avanak!

***

Elimde hediye olarak gelen birkaç şişe rakıyı poşette taşıyordum, psikiyatri asistanıydım. Mehmet isminde bir Diş Hekimi beni Eyüp’te bir toplantıya götürdü. Millî Görüş’le orada tanıştım.

Beyaz çoraplı, kahverengi ayakkabılı, kravatlı ama siyah renkte takım elbiseli kişi şöyle diyordu: “Artık, birtakım unvanlara kavuşmak, terfi etmek için bâzı derneklere üye olmak gerekmeyecek, üzerinde çalışıyoruz”.

Aynen öyle oldu!

***

O dönemlerde, doçentken, tek evlâdında Down Sendromu (Trizomi 21) olan Prof. Mim Kemâl Öke, TGRT’de, canlı yayında yeşil cüppeli, sarıklı bir adama yağlı ballı davrandığı için isyan ettim, “hocalıksa hocalık, en iyisini ben bilirim ve yaparım” diyor.

Vallahi doğru çünkü hâlâ öyle.

Ama sonra bana babasıyla annesini gönderdi, akabinde nedense sırra kadem bastılar.

Çırpınarak!

***

Aynı TV, aynı merkez binâsı ama bir gariplik var çünkü emekli bir öğretmen olan Patron’un, Gülben Ergen’le zinâ ettiği dedikodusu dönüyor.

İşi örtbas etmeye gayret ettikçe batağa dalıyor, Kara Delik sanki.

Haykırarak!

***

Gene TGRT’de şimdilerde çoktan rahmete kavuşmuş bir İlâhiyat Profesörü ile canlı yayında tartışıyorduk (böbrek yetmezliği sebebiyle Hindistan’da organ nakli yaptırmıştı ve bundan hicap ediyor, çılgınca harsa hizmet için çabalıyordu). Benimle ilgilendikleri için Yeşilköy’de yemeğe çağırmışlardı ve mükemmel bir sofraya oturduk. Tam muhabbete başlıyorduk ki, Ayhan Songar Hoca masayı teşrif etti, sahneyi benden çaldı, vuslat başka bir bahara kaldı.

Onlar da ben de kararlıydık, idarî binâda buluştuk, ortam sterildi.

Tamam, devam” diye anlaşıyoruz.

Para pul yok!

Babamın sâyesinde doçent ve profesör olan Yaşar Nuri Öztürk’ü dâvet ettim televizyona çıkması için.

Yanımda büyük duayen ve efendilik timsali Prof. Dr. Özcan Köknel var; YNÖ daha ilk on dakikada kavgaya başlıyor. Özcan Hocasiz hâddinizi çok aşıyor ve küstahlık ediyorsunuz” diye ayar çekiyor.

Ben de “sizi ben dâvet ettirdim, unuttunuz mu” diyorum.

YNÖ iyice öykeleniyor, saatlerce süren TV yayınında rating rekoru kırılıyor ve telefonu “küt” diye kapatıyor.

Üçüncü rauntta “knock out” yâni.

Akabinde babam dünyâya küsüp akciğer kanserinden elimde boyut değiştiriyor.

Ya şimdi?

YNÖ, Edep Ayarı Bozuk Kadın’la TV’lerde kendini teşhir ediyor.

Çırpınarak!

***

Gene duayen bir Ruh Hastalıkları Uzmanı, övüne övüne numaradan hastaymış gibi yapan bir herifi nasıl elektroşok yapa yapa adam ettiğini anlatıyor.

Okumaya devam et
  4574 Hits
  0 yorum
4574 Hits
0 yorum

NATIONAL SCHIZOPHRENIC TÜRKİYE

Atatürk Türkiyesi'nin daha önceki dönemlerinde geçtiği darboğazlarda hep bir yarılma (splitting) ve kutuplaşma vardı: CHP'liler X Demokrat Partililer; sağcılar X solcular; Sünniler X Aleviler.Yâni, bir psikiyatrik vak'a çalışması gibi bakarsak, Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak sınırda (borderline) bir hâldeydi. Kimlikler ve âidiyetler ak-kara şeklinde ikiye ayrılmıştı ve herkes "öteki" ile kavgalıydı. "Ötekinin", "kendisinin" de târifi belirsiz olduğu için, alt kimlikler hâlinde kendi içlerinde de çatışırlardı bu kutuplar.

Meselâ 12 Eylül öncesinde 60 küsur sol fraksiyon vardı, birbirlerine "tarikat" der ve hepsi de diğerlerine faşist diye kızıp kavga ederlerdi kendi aralarında. Ama iş "hakiki faşolara karşı çıkmak olduğunda, birleşirlerdi: Ülkücüler.

Dinciler o dönemlerde hep sinsice her iki tarafa da yakın durdular ama muazzam şekilde gelişip yayıldılar. Plân sinsice ama gören gözler için alenî idi: Batı, yavaş yavaş memleketimizi tam bir Ego [Benlik] dağılmasına (Kohut tâbiriyle, Kendiliğin [Self] parçalanmasına) sürüklemek için gerekenleri yaptı! Maâlesef biz de yeterince uyanık ve dikkatli olamadık, düştük oyuna. Atatürk'ün inkılâplarıyla gelen yeni düzenin kesin savunucusu olan Türk Silâhlı Kuvvetleri halkına yeterince inemedi ve Batı destekli darbeler yaptı.

Okumaya devam et
  3763 Hits
  0 yorum
3763 Hits
0 yorum

ŞUNDAN BUNDAN…

 

Önce şu görüntüleri bir seyredin:

ve

Yetenek Sizsiniz Türkiye (bu ismi tek olarak söyleyince şöyle oluyor: Yeteneksizsiniz Türkiye) adlı yarışma programında Hülya Avşar, 4 yaşındaki baterist Baha Bayırlı’nın onun poposunu öptü!

Hülya Avşar: Seni yüzükoyun yatırmak lâzım. Pantolonu çıkartmak lazım, sonra o popoyu… Öpeceksin öpeceksin…

Baha Bayırlı jüri üyeleri Acun Ilıcalı, Hülya Avşar ve Sergen Yalçın’a “acıkmışsınızdır alın” diyerek birer mandalina verdi. İnanılmaz bir sevimlilik…

Hülya Avşar dayanamadı ve Baha Bayırlı’nın poposunu ısırdı. Allah’tan Baha Bayırlı pantolonunun çıkartılmasına izin vermedi.

Hülya Avşar: Hani poponu ısıracaktım.

Baha Bayırlı: Yine mi?

Hülya Avşar: Geleyim mi?

Baha Bayırlı: Gel.

Hülya Avşar: Ne yapacam biliyor musun?

Baha Bayırlı: Popomu ısıracaksın.

Hülya Avşar: Bu sefer pantolonunu indirip ısıracam.

Baha Bayırlı: Öyle mi?

Hülya Avşar: Korkmuyor musun?

Baha Bayırlı: Korkuyorum.

Hülya Avşar: Hadi başla şimdi ısırırcam acır.

Baha Bayırlı: Başlıyorum.

Ben bir psikiyatrım ve milyonların önünde, bu yaştaki bir çocuğa, böylesine alenî pedofilik espriler yapılmasının son derecede hatalı olduğunu duyurmak istiyorum.

Nerede RTÜK?

Devletlû’nun emriyle “the greatest love maker”’ın (Kanunî için Birinci Başhanımefendi Semra Özal’ın kırdığı pottur: “low” diye okunması icap eden kelimeyi “lav” diye telâffuz edince, Lady Diana gülmekten perişan olmuştu) hayatının anlatılışının değiştirildiği bu günlerde, bu alenen yanlış işe neden bir şey denmez?

]

***

Şimdi de son günlerin polemiğine gelelim.

Devletlû şöyle demişti:

]

Irkçılık şeytandan mıdır bilmem ama kelimeyi kullanışı doğrudur.

Okumaya devam et
  4578 Hits
  2 yorum
4578 Hits
2 yorum