Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

ESKİ DOSTLAR DÜŞMAN OLMAZ

Sevgili Mekâncılar,

60 yaş bitiyor ve hâlâ hayat devam ediyor.

Ne mutlu ki harika dostlarım var ve bununla teselli buluyorum.

Kimisi İstanbul’da, bazısı İzmir’de bir kısmı maalesef yurt dışında…

Önemli olan Müjdat Gezen, Yılmaz Özdil, Soner Yalçın, Uğur Dündar gibi Atatürkçülüğü ve laikliği savunmak.

Can Ataklı’yı da unutmamak gerek. Hayrettin ve Günay Dereli, aileleri.

hayrettin dereli ile ilgili görsel sonucu

Ömür ve Demet Şensöz, Sadi ve Güniz Sızmaz, Zeren ve Selçuk Erbakan, Macide ve Devrim Ünal, Tahir ve Figen Sümer, Mustafa Morgil, Efsun-Ünal Ersözlü, Zeynep-Hasan Hanyalı ve daha niceleri...

Tabii ki bir derya olan Berti Erbeş... 

berti erbeş ile ilgili görsel sonucu

yılmaz özdil ile ilgili görsel sonucu

Bu memlekette kimse kalmasa da ben ve karım duracağız.

Ne mutlu Türk'üm diyene…

Polimed'in 26. kuruluşunu da kutlayacağız çok yakında....

Sevgi, dostluk, ilim ve irfanla....

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 10 Mayıs 2018 Perşembe

Okumaya devam et
  1917 Hits
  0 yorum
1917 Hits
0 yorum

DÜŞÜNCE ve DUYGULAR

Sevgili Mekâncılar,

Başımıza gelen olumsuz olaylara bir tepki olarak ortaya çıkar. Ancak söz

konusu sıkıntının önemli bir kaynağı olayın kendisi ise başka bir kaynağı

da duruma ne şekilde baktığımız, olayları ne şekilde algıladığımız yani

olaylara olan bakış açımızdır ve sonunda ne şekilde idrak ettiğimizdir.

***

Hayata bazen olumlu bazen de olumsuz açıdan bakarız. Söz konusu bakış

açımız baktığımız yerde ne gördüğümüzü etkileyen önemli bir veridir. İçinde

bulunduğumuz şartların olumlu mu olumsuz mu olduğu tabii ki önemlidir.

***

Ancak çeşitli durumlarım olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu belirlerken

kullanabileceğimiz tek veri değildir. Çünkü olaylara, durumlara ve genel

olarak hayata ne açıdan baktığımız da orada ne gördüğümüzü belirleyen

verilerden başka bir tanesidir.

 

*** 

Bu verileri değerlendiren, çevremizdeki olayları, durumları yorumlayan, onları

anlamamızı sağlayan ve bakış açımızı oluşturan beynimiz, yani daha genel

olarak bilişşel sistemimizdir.

*** 

Bu bilişsel sistemimiz, şimdiye kadar tecrübe ettiklerimizin oluşturduğumuz

kalıp düşüncelerden ibarettir.

 ***

Bu sefer öncelikle bakış açımızın olayları ve durumları değerlendirmemizi

nasıl etkilediğini değerlendirip, bu bakış açımızın duygu, düşünce ve

davranışlarımızda hangi yollarla ortaya çıktığını göstermek istiyorum, son

olarak da gerçekçi düşünmenin yöntemleri üzerine tavsiyelerde bulunacağım.

***

Olayları ve durumları yorumlayan bilişsel sistemimiz yani beynimizin her an

en doğru ve en gerçekçi yorumu yapmıyor olabilir. Bazen beynimiz de hata

yapar.

 

***

Herhangi bir durumu veya olayı yorumlamamızı sağlayan bilişsel sistemimiz

zaman zaman duruma ilişkin ipuçlarını gerçekte olduğundan farklı

değerlendirip durumu gerçekte olduğundan farklı algılayabilir, sonra da idrak

edebilir.

***

Bilişsel sistemimiz mükemmel değildir. Zaman zaman yorumlama hataları

yapabilir. Bütün bunların üzerine bir de içinde bulunduğumuz

duygudurumunun verileri eklenince bazı durumlarda somut şartları yeterince

nesnel olarak değerlendirememek oldukça doğaldır.

***

Ancak olumlu duygular genel olarak bize çok zarar vermezler.

***

Bu tür duyguların çok fazla etkisinde olduğumuzda, gerçeği, olduğundan bir

parça farklı algılıyor ve idrak ediyor olsak da düşünsel ve fiziksel olarak

gücümüz, enerjimiz yerinde olduğu için durumu hâlâ net olarak

değerlendirebiliriz ve çözüm ihtimallerin üretebilecek halde oluruz.

 

Oysa olumsuz duygular bizi düşünsel ve fiziksel olarak da olumsuz etkiler.

***

Moralimiz bozuk olduğunda daha kolay yorulur, kendimizi daha güçsüz

hissederiz. Enerjimiz daha azdır. Durum her ne ise onu düzeltecek çözüm

önerilerini üretmek bile başlı başına bir güç gerektirir, fakat bazen o gücü

içimizde bulamayız. Resmin tamamı yerine olumsuz olan tarafına kilitlenmek,

durumu düzeltmek için düşünme ve çözüm üretme yetimizi kısıtlar zaman

zaman.

***

 

Kendimizi çökkün ve olumsuz hissettiğimiz anlarda aklımızdan da olumsuz

düşünceler geçer. Bunlar akla gelen, o duygu hali sona erdiğinde unutulan

küçük sloganvari küçük cümlelerdir.

***

Genellikle kendimizle ve dünyaya bakış açımızla ilgili tarzımızı yansıtırlar ve

en önemlisi her zaman gerçekçi olmazlar.

***

Mübalağalı, durumu gereğinden fazla kişiselleştiren, çok fazla genelleyici ve

çeşitli gerçeklik saptırmaları ihtiva eden cümleler olabilirler.

***

“Bugün yolda arkadaşım bana selam bile vermeden geçip gitti. Onu kıracak

bir şey yapmış olmalıyım.”

***

“Bu sınav çok kötü geçecek. Ödevlerim de iyi gitmiyor. Ben bu bölümde

okuyacak kadar akıllı biri değilim.”

***

“Bu korkunç bir hata! Bu işi doğru dürüst yapmayı asla öğrenemeyeceğim...”

 

Hatta bazen canımız çok sıkkın olduğunda kendi kendimize, arada bir de olsa

şöyle mırıldanıyor olabiliriz:

 

“Kimse beni sevmiyor.”

“Herkes beni yargılıyor.”

“Elime aldığım her şeyi berbat ediyorum.”

 

***

Veya “çok güçlü olacağım ve kimseden yardım istemeyeceğim”, “bu çarpık

düşüncelere sahip olduğum için aptal sayılırım”.

 

***

Bunlar bizi engelleyen, moralimizi daha da bozup olayları serinkanlılıkla

değerlendirme ve çözüm bulma yollarımızı tıkayan düşüncelerdir.

***

Sıkıntımız arttıkça bu tür olumsuz düşüncelerin sıklığı da artar ve bu tür

düşünceler arttıkça onlara daha fazla inanmaya başlayabiliriz.

***

Hayatımızda olan olaylar hakkında bu tür düşüncelere sahip olmamızın çok

çeşitli sebepleri olabilir.

***

Bazen tesadüfen olumsuz olaylar üst üste gelir ve bizde durumun kötü

gideceğine ilişkin bir izlenim bırakır.

 

***

Daha sonra bunlar sorgulanmaksızın kabul edilen düşünceler haline gelip bizi

engelleyici, çözüm yollarını tıkayıcı bir hal alabilir.

 

İşte bu bir kısır döngü (daire-i fâside) halinde gitgide artan bir olumsuz ruh

halini beraberinde getirebilir. 

***

Düşünce, duygu ve davranışlarımız bir bütün halindedir. Her biri bir diğerini

etkiler. Olumsuz bir duygudurumu içerisinde olduğumuzda aklımızdan geçen

olumsuz düşünceler moralimizin daha da bozulmasına neden olur.

*** 

Moralimizin bozulması ise çoğunlukla durumu düzeltmeye yarayacak yapıcı

davranışlar yerine canımızı sıkan ve durumu bizim için daha da zorlaştıracak

davranışlar içine girmemize sebep olabilir.

***

Ortaya koyduğumuz olumsuz davranışlar bazen olumsuz olayların başımıza

gelmesine de sebep olabilir.

***

Düşünce - Duygu - Davranış

Durum hakkında alternatif düşünceler üretmek aynı durumu daha gerçekçi

değerlendirmeye ve yapıcı davranışlar üretmeye yardımcı oluyor.

***

Bu var olan durumun daha somut ve nesnel bir değerlendirmesini yapmaktır.

Yani bir anlamda resmin tamamını görebilmek için çaba sarf etmektir.

***

Çünkü yoğun duygular içerisinde olduğumuzda nesnel değerlendirme

yapamadığımız zamanlar olabilir, var olan durumu olduğundan çok daha

abartılı olarak yorumluyor olabiliriz. 

***

Kendinizi doyumsuz hissettiğimiz anlarda aşağıdaki yöntemler işimize

yarayabilir:

 

DUYGUYU BELİRLEMEK

İçinde bulunduğumuz duygudurumunu belirlemeye çalışmak.

“Öfkeli veya üzüntülü müyüm?”

“Yoğun bir kaygı mı yaşıyorum?” Bunun için egzersizler yapmak çok önemli.

Her şeyden bağımsız sadece o ana inerek o duyguyu belirlemek, farkındalık

sağlamak, olumsuz düşüncelerden kurtulmak için en büyük adımlardan biridir.


***

DÜŞÜNCELERİ KAYDETMEK

 

Olumsuz düşünceleri mümkün olduğu kadar çabuk bir kenara yazmak

genellikle işe yarar. Çünkü zaman geçtiğinde unutulma ihtimalleri yüksektir.

“O anda aklımdan neler geçiyordu?”

 

Durumun tanımını yapmak olumsuz düşünceleri hatırlamakta çoğunlukla işe

yarar.

 

“O anda neredeydim?” “Ne yapıyordum?” “Yanımda kim(ler) vardı? Bu

insan(lar) benim için ne ifade ediyor?”

***

SORGULAMAK

 

Düşüncelerin gerçekçiliğini sorgulama aşamasıdır. “Bu düşündüklerim ne

kadar gerçekçi?” “Böyle düşünmek bana ne katıyor?” “Bana faydalı

düşünceler mi yoksa daha olumsuz hissetmeme mi yol açıyorlar?”

*** 

ALTERNATİF DÜŞÜNCE GELİŞTİRMEK

 

Daha gerçekçi, faydalı ve duruma uygun düşünceler bulmak.

 

“Daha keyifli olduğum bir anda ne düşünürdüm?”

 

“Güvendiğim bir arkadaşıma bu düşüncemi söylesem bana ne derdi?” “Aynı

şeyi sevdiğim bir arkadaşım bana anlatsa ona ne derdim?” “Ne tür düşünce

hataları yapıyorum?”

***

Düşünce Hataları

Aşırı genellemek

Ya hep ya hiç şeklinde düşünmek (kutuplaştırmak).

Olumsuzlukları büyütmek (olumsuz süzgeç)

Olumluyu geçersiz kılmak

Karşımızdakinin zihnini okumak

Hatalı falcılık yapmak

Duygusal mantık yürütmek

Me’li ma’lı şeklinde düşünmek

Etiketlemek

Kişiselleştirmek

Felâketleştirmek

Olumsuz duygularımızla başa çıkmayı öğrenmek başlangıçta kolay

olmayabilir.

 

***

Çektiğiniz güçlük cesaretinizi kırmasın. Olumsuz düşünceleri yakalamak ve

alternatif fikirler üretmek herhangi bir beceri gibidir. Zaman alır.

***

Düzenli bir şekilde alıştırma yaparak alışkanlık haline gelip zamanla

hızlanabilir.

***

OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZE MEYDAN OKUMANIZA

YARDIMCI OLABİLECEK SORULAR

 

Durumu yeterince değerlendirmeden acele sonuçlara mı varıyorum?

Böyle düşünmek beni nasıl etkiliyor?

Bu düşüncenin avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Küçük bir olumsuzluğu genel bir doğruymuş gibi mi değerlendiriyorum?

Tek bir olumsuz olaydan hareketle durumun kötü olduğuna ilişkin çıkarımlar

mı yapmaya başlıyorum?

***

Ya hep ya da hiç şeklinde mi düşünüyorum?

Olumlu olan tarafları göz ardı mı ediyorum?

Cevabı olmayan sorular mı soruyorum?

Sadece benim bakış açımın mı doğru olduğunu varsayıyorum?

Durumu ve olayları kabul etmek ve başa çıkmaya çalışmak yerine sadece

söyleniyor muyum?

***

Elimde yeterli veri olmadan karşımdakinin ne düşündüğünü tahmin etmeye mi

çalışıyorum?

0"}[/embed]

Olayların olumsuz gideceğine ilişkin peşin hükümlerim mi var?

Gerçeği duygularımdan yola çıkarak mı bulmaya çalışıyorum?

Kendi kendime koyduğum mükemmeliyetçi kuralları gerçek ve değişmez

olgular olarak mı varsayıyorum?

***

Durumumu değiştirmek için elimden bir şey gelmeyeceğine mi inanıyorum?

Benim hatam olmayan bir durumdan dolayı kendimi mi suçluyorum?

Her şeyi çok kişisel olarak mı değerlendiriyorum?

***

Mükemmel olmaya mı çalışıyorum?

Deneyip görmek yerine falcılık mı yapıyorum?

Durumu net olarak görüp değerlendirmeye çalışmak yerine sadece

isimlendirmeye mi çalışıyorum?

***

Bütün bunlardaki ortak amaç farkındalık sağlamak.

***

Yaşadığımız durumu sağlıklı değerlendirebilmemiz için, o an tablonun

tamamına bakarak değerlendirme yapmamız gerekiyor.

***

Bunun için de olabildiğince an’a odaklanmak ve gerçekçi olmayan

düşüncelerimizi sorgulamakta fayda var.

Bir de hepimizin asla unutmaması gereken bir gerçek var:

Eski dostlar düşman olmaz. 60 küsur yaşındayım ve artık hiç kuşkum yok.

Eski dost sizi mutlaka bulur, dostluklar paha biçilmez şeylerdir.

Daha iyi, iyinin düşmanıdır.

Böyle bir dostum bana şöyle demişti: “Dost zaten vardır, muhit ise edinilir”

Dostluklar gül gibidir beslenilmek isterler.

Hep dostlukla, bilimle ve evrimle kalın. 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya- 24 Ağustos 2017

Okumaya devam et
  1470 Hits
  0 yorum
1470 Hits
0 yorum

AK ve KARA

Sevgili Mekâncılar,

Hayatta bazen öyle noktalar gelir ve öyle şeyler yarsınız ki, işiniz güzcünüz hikâye yazıp hikmet içerisinde sükût etmek zorunda kalırsınız. Hayat devam etmektedir ve sadece yazarak ayakta kalabilirsiniz. İnsanın en büyük varlığı ve yaşayış sebebi dostlarıdır.

hermes ile ilgili görsel sonucu

***

Tek yapmanız icap eden tamam mı devam mı diye karar vermektir.

Hayatta en önemli şey dostluktur ve diğerkâmlıktır.

Dostlarınızı ihmal etmeyin ve hiçbir şey yapamıyorsanız bile bir telefon edin veya mail atın.

Yalnız kalmadığınızı göreceksiniz. Geç de olsa cevap gelir.

ürk mitolojisinde başrol oynayan tanrı ve tanrıçaların sıfatları, işlevleri ve isimlerinin etimolojik anlamları, yukarıdaki gezegen ve gezegensel sıralamaya uygunluk göstermektedir. Buna göre; Satürn Kara-Han, Jüpiter Ülgen, Mars Kızagan Tanrı, Venüs Umay (Ayızıt), Merkür Mergen Tanrı’yı karşılamaktadır.

***

 

Kayra Han (Kara Han) 

Altay Türklerine göre gökyüzündeki tanrıların en büyüğü Kara Han’dır. Kara Han 17. katta oturur. Kara Han Dünya’nın yaradılışı ve sonu gibi konularda daima ön plandadır.

 ***

Kara-Han yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir çam diker ve 16. kata oğlu Ülgen’i oturtur. Kara-Han, dokuz kişinin bu dallardan türemesini, dokuz milletin de buradan meydana gelmesini ister.

 Kara-Han, insanoğlunun “ata” ve “anasıdır”.

 ***

Şamanlara göre Kara Han’ın Ülgen, Kızagan, Mergen adında üç oğlu vardır.

 ***

Ülgen (Bay Ülgen)

 ***

Ülgen göğün 16. katında Altın dağda ikamet eder ve Altın bir taht üzerinde oturur. Tahtı Ay’ın ve Güneş’in ötesindedir. Ülgen, gök cisimlerini yönetir, yağmur yağdırır, gök gürültüsü ve yıldırımları da o gönderir.

 

Tanrı Ülgen biri ak biri kara taşla gelerek ateşin nasıl yakılacağını insanlara öğretmiştir.

 

Gök gürültüsü ve şimşek bütün mitolojilerde Gök Tanrı’nın silahıdır ve yıldırımıyla vurduğu yer kutsallık kazanır.

 

Ülgen iyilik yapmayı sever. Ülgen’in kendisi, kızları ve oğulları insan şeklindedir. Dünyayı taşımaları veya destek olmaları için üç tane balık yaratmıştır.

Elindeki topuzu hayat ağacının köklerine benzer ve öylesine dallı budaklıdır.

***

Bildiğimiz Güneş, Ay ve yıldızlardan bütün gök nesnelerinden çok uzakta yaşar. Biri sağında ve diğeri solunda iki ak Güneş bulunur.

Bu gök nesnelerinin her biri kendisine ulaşmak isteyen Şaman için bir engeldir. En güçlü şaman bile en fazla Kutup Yıldızı’na kadar ulaşabilir.

 ***

Ak Ana

Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır.

Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur.

 ***

Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek hayat döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de yaşar.

***

Mitolojinin temel ilkelerinden biri karşıtlıktır.

Özellikle İran kültürüne ait Mazdaizm veya Maniheizm gibi inançlarla birlikte başlayan düalist ilke mitolojinin temeline zıtlıkların birliği ve aynı zamanda mücadelesini koyar. Bu anlayışa göre kâinattaki her şey zıddıyla vardır.  

***

İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ve daha birçok zıt kavram birlikte bir âhenk içinde varlığı meydana getirir ve kâinatın işleyişinden sorumludur.

 ***

Erlik, Altay Türklerinin mistik tasavvurlarında kötü ruhların başındadır, başkanıdır. Erlik “güçlü, kuvvetli” anlamlarına gelir.

***

Bazı Türkologlara göre bu kelime “erklig” kelimesinin bozulmuş hâlidir.

Bu araştırmacılara göre eski Uygur Buda metinlerinde yer altındaki karanlık dünyanın hâkimi olan ve ölüm ruhu motifini karşılayan Yama’ya Erklig Yama denir.

***

“Kudretli” anlamına da gelen bu kelime Şamanist tasavvurlarda “Erlik” şeklinde, kötü ruhların başındaki antagoniste isim olmuştur. Şaman dualarında Erlilk’e “Kayrakan” olarak da seslenilir.

***

Erlik insan için acı, eziyet ve ölümle eşdeğerdir. Erliğin yeraltı diyarıyla ilgili farklı tasvirler de mevcuttur. Erlik yeraltı diyarında kara çamurdan bir sarayda veya duvarla çevrili kara demirden bir sarayda yaşar.

***

Onun sarayı insanların gözyaşlarından oluşan dokuz nehrin birleşerek Toybodım (Doymadım) Nehri’ne dönüştüğü yerde veya abra ve yutpa denilen ürkütücü su canavarlarıyla dolu olan Bay Tenis (Bay Deniz)’in yanında bulunmaktadır.

 ***

Her şeyi bilen, akıllı Mergen Tengere Göğün yedinci katında oturur. Mergen kelime anlamı olarak okçu nişancı anlamına gelir.

 ***

Bu anlamda Mergen, Yunan mitolojisindeki Hermes’i (Merkür) hatırlatır. Hermes, akıl tanrısıdır ve bütün bilgilere sahip tanrı olarak kabul edilir. O karanlığın güçlerini yenen tanrıdır, çünkü “o her şeyi bilir ve her şeyi yapabilir”.

***

Ülgen’in oğludur. Göğün dokuzuncu katında oturur. Çok kuvvetli tanrı anlamına da gelir. Roux’a göre 9. Kat Mars’ın konumlandırıldığı gök katıdır. Kızagan Tanrı, Banzarov’a göre, savaş tanrısıdır. Onlarca tehlikeli geçitlerde orduyu yönetmek ve düşmanı yenmekte, bu koruyucu ruhun yardımı olur.

 ***

Altay Kamı göğe çıkarken Kızagan Tanrı’yı “kırmızı yularlı, kızıl erkek deve sırtında, gökkuşağı asalı baba” diye çağırır.

*** 

Buna bakarak, onun kırmızı renk ile simgelendiği sanılmaktadır.

 ***

Umay Ana çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır.

 

Arkeologların Altaylar’da buldukları seramik ürünler üzerindeki resimlerde Umay ana üç boynuzlu olarak tasvir edilir.

 

***

 

Orta Asya’da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insan biçimli bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir.

 

Altay Türkleri onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir.

 

Şaman dualarında Yayık şöyle tasvir edilir. “Ülgen beyin habercisi, kızıl bulut kenarlı, gök kuşağı dizginli, solgun şimşek kamçılı, gökten haber alan Ak Yayık, üç boğumlu Ak Yayık, Altın kenarlı Ak Yayık”.

 

Tuva Şamanları “ak eren” ismini kullanır. Yayık Büyük Tufan’dan sonra gökyüzüne çıkıp Ak Yayık adını alır. Güney Altaylılar ona “yaratıcı” ve “gök oğlu” adını vermişlerdir. Tölösler “koruyucu” adını verir.

 

***

 

Ülgen’in oğlu veya kızı olarak da düşünülür. Yayık kelimesinin kökü “parçalayarak kurban vermek” anlamına gelen “yay” ile ilişkilendirilir.

 

Mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.

 

Karlık

 

Suyla ile birlikte görülen ve onunkine benzeyen görevi olan bir ruhtur. İşareti dumandır.

 

Güneş ve Ay’ın kırıntılarından yaratılmıştır. Altay Türklerine göre Suyla, at gözlü, kartal gagalı, eşekkulaklı ve yılan saçlıdır. Ağaçkakan Suyla’nın sembolüdür.

 

Ülgen’e yayıkla birlikte kurbanın ruhunu ulaştırır. İnsanların hayatını kontrol eder ve bir değişiklik olduğu zaman Ülgen’e bildirir. Bundan dolayı iki dilli de denir.

 

Onun Kurbanı Ülgen’e ileten bir ruhtur. Güler yüzle karşılayan anlamına gelir. Gökyüzünde yaşar, Ülgen’e en yakın ruhtur. Şaman altın kazıktayken Utkuuçi’dan kazları alır ve yeryüzüne döner.

 

***

 

Ayzıt güzelliğin sembolüdür. Bu anlamda Sümer ve Yunan efsanelerindeki İştar ve Afrodit’e (Venüs) benzer.

 

Süt gölünden getirdiği damlayı çocuğun ağzına damlatır ve çocuğa ruh verir. İnsan yavrularını, kadınları, hayvanları ve hayvan yavrularını korur.

 

***

 

Simgesi, Kuğu kuşlarıdır. Ayısıt’ı simgeleyen kuğular kutsal sayılır ve dokunulmaz.

 

Kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca kız olur.

 

***

 

Ayızıt gökten gümüş tüylü bir kısrak suretinde iner. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanır. Ayızıt şaman dualarında şöyle tarif edilir: “Başında ak gökten ak bir kalpak, çıplak omuzlarında ak gökten bir atkı, baldırına kadar siyah bir çizme. Bu şekilde bir kayaya yaslanarak uyumuştur veya ormanda dolaşmaktadır”.

 

***

 

Ayızıt’ın sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar olan yasakçıları vardır. Yazın şamanlar ak elbise, kışın kara elbise giyerek Ayzıt bayramını kutlarlar. Bu yasakçıların ellerinde gümüş kamçıları vardır ve kötü insanları içeri almazlar.

 

Oğuz Kaan

 

Bazin, eski Türklerde biri ata kurt, diğeri de ata boğa üzerine kurulu “ikili kökeni” yansıtan farklı iki gelenek olduğunu söylemiştir. Oğuz’a adını veren ata da bir boğadır. Oğuz, bütün hayatı boyunca kurdun korumasına ve rehberliğine başvurmuştur.

 

***

 

Oğuz kağan destanında Ay, Oğuz’u doğuran tanrı olarak sunulur. Bu da Oğuzun Tanrı oğlu olduğu fikrine götürür. En eski çağlardan beri tanrısal kahramanların işaretleri boynuzlu bir taçtır.

 

***

 

Orta Çağ minyatürlerinde Oğuz Kağan ve oğulları boynuzlu olarak tasvir edilir.

 

***

 

Boğa, “Kutsal Ay Boğası” olarak bilinir. Boynuzları Ay’ın allegorisidir ve Tanrı’nın sembolüdür.

 

***

Oğuz Kaan’ın Eşleri

 

***

 

Efsanede, Oğuz kağan, ava gider. Bir gölün ortasında, önünde bir ağaç ve ağacın oyuğunda bir kız vardır. Kız muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Saçları akarsular gibi, gözleri mavidir ve inci gibi dişleri vardır.

 

Oğuz kağan bu kızı alır ve “gök”, “dağ”, “deniz” adında üç oğlu olur. Günlerden bir gün gökten mavi bir ışık düşer.

 

***

 

Bu ışık, Güneş veya Ay’dan daha parlaktır.

 

Oğuz Kağan yaklaşır ve bu ışığın ortasında bir kız olduğunu görür. Kız olağanüstü güzelliktedir. Başının tepesinde, sanki Kutup Yıldızı gibi ateşten bir ışık demeti vardır.

 

***

 

Oğuz kağan kızı görünce sever ve onu alır. “Gün”, “ay”, “yıldız” adında üç oğlu olur.

 

Ay Han

 

Oğuz Kağan’ın oğludur ve ongunu Kartal’dır. Türklerde kartal sürekli olarak hükümdarlık ongunu olmuştur. Altay Türklerine göre, Ay-ata göğün altıncı katında oturur ve Ay ile sembolize edilir.

 

Dağ Han

 

Oğuzun oğullarından olan Dağhan’ın ongunu üç kuştur.

 

Deniz Han

 

Oğuzun oğullarından biridir ve ongunu çakır (çağrı) kuşudur. Çakır, mavi gözlü, “mavi-deniz” ve “beyaz-mavi-deniz” türünden bir kuştur. Uygur sanatında Basaman isimli alp-tanrı, kuzey yönü, Merkür (su yıldızı), su unsuru ile alâkalı görülür ve bu Alp-tanrının tuğu yırtıcı hayvan kuyruklarından oluşmuş olarak resmedilirdi.

 

***

 

Elinde tuttuğu kargı ise üç dilimlidir.

 

Gök Han

 

Oğuz’un oğullarından biridir ve ongunu sungurdur. Türkler’de kartal hükümdarlık sembolü olurken, sungur, sıklıkla tigin unvanlarında kullanılır. Kaşgari’nin büyük bir yırtıcı kuş olarak tanımladığı sungur, maviye çalan beyaz kuşlar arasındadır.

 

Pelliot, Çin’de su kuşlarını avlamakta kullanılan sungurun, “deniz mavisi” türünden olduğunu söyler. Moğollar aynı kuşa “mavi yırtıcı kuş” derler.

 

Gün Han

 

Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu şahindir. Gün han Oğuz’un göksel eşinden olan en büyük oğludur. Oğuz Kağan sembolik olarak bulduğu altın yayı Günhan, Ayhan ve Yıldızhan arasında pay eder ve kendisinden sonra hakanlık tahtını Günhan’a bırakır.

 

***

 

Günhan kendisi için Altın’dan bir çadır kurdurur ve kendi yönü olan sağ tarafa kırk kulaç yüksekliğinde bir direk ve onun tepesine de altın bir tavuk oturtur.

 

Günhan, Güneş’i karşılar ve Güneş hanı anlamına gelir. Altın hakanlara ait bir semboldür ve Güneş ise Altın’ın allegorisidir.

 

Yıldız Han

 

Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu tavşancıldır. Türklerde yıldız bilgisi, çok önemlidir. Geceleri zamanı öğrenmek için yıldız bilgisi, tek yol ve çaredir. Türklerin göğün ilk ve ana yıldızları olarak gördükleri gezegenler ilk tanrısal arketiplerdir.

 

Yaradılışın başlangıcı ve temelidir.

 

***

 

Yakut Türklerine göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Yakut Türklerinde beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür.

 

Kâinatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur.

 

Aynı Tanrı’ya Ata Bey de dendi söylenir.

 

İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır.

 

***

 

Su iyelerinin hepsi sularda yaşar. İnsanlara zarar vermezler. Onların yaşadıkları sarayın girişi, nehirlerin derinliklerinde bir taşın altındadır. Su sahiplerine Kazaklar, “su perisi”, Türkmenler “suv adamı”, Özbekler “su alvastisi” derler.

 

***

 

Pınarlarda yaşayan peri kızları, beyaz giyimlidirler ve cisimsiz varlıklardır. Kuş ve yılan kılığına girebilirler.

 

Kübey Hatun

 

Altay Türklerine göre, ağaç, ulu ananın yaşadığı ve kahramanlara memesinden süt verdiği yerdir. Yakut Türklerine göre Doğum tanrıçası Kübey-Hatun’du ve ağacın içindeydi. Kökünden hayat suyu akıyordu.

 

Er Sogotoh destanında mitolojik bir ağaç tasviri şöyledir: “Yarı beline kadar çıplak, alt tarafı ağaç kökleri gibi, Orta yaşlı ciddi bakışlı bir kadın kabaran göğüslerinden süt verir”.

 

Efsanelerde çoğunlukla ağaç, ışık temasıyla ilişkilendirilir. Şaman dualarında ağaç, altın yapraklı, yetmiş yapraklı mübarek kayın olarak anılır. Kübey hatun yani doğum tanrıçası da bu kayın ağacının içinde yaşar.

 

Semrük Bürküt

 

Yakutlar çift başlı kartala “öksökö kuşu” derler. Türkçe “bürküt” kartal demektir. Bakır tırnaklıdır, sağ kanadı ile güneşi, sol kanadı ile ayı kaplar. Ona gök kuşu da denir. Büyük kartallar için Bürküt kelimesi kullanılır.

 

***

 

Çift başlı kartallar, gök direklerinin veya kayın ağacının tepesinde tasvir edilir ve tanrı Ülge’nin sembolüdür. Çift başlı öksökö kuşu gökten yıldırım indirir.

 

Başkurt efsanesinde “Semrük” adındaki kuş iki başlı kartaldır. Bu başlardan biri insan başı olarak da düşünülür.

 

***

 

Türk mitolojisinde, ay ve güneşi pençeleriyle tutan doğanlar görülür. Tuğ’lar bir boz doğan ile birlikte gökten düşmüştür. Tanrı’ya açılan göğün kapısını çift başlı bir kartal bekler ve Tanrı’nın sembolüdür.

 

Bu kartallar gökten yıldırım indirir.

 

Türk mitolojisinde çift başlı kartallar ve gün ve ay simgeleri Yin ve Yang sembolüdür.

 

***

 

Çinlilerin Ying-Yang sembolü olarak tasvir ettikleri kozmos ve kozmosun dönüşünü, Türkler karşılıklı iki hayvan veya kartal koymak suretiyle ifade etmişlerdir. Kökeni de Çinlilere değil, Uygurlara dayanır.

 

***

 

Bu sembolik hayvanların döndükleri merkez, yer ve göğün ortasıdır ve dört değil, beş yönlüdür (Kuzey, Güney, Doğu, Batı ve Orta). Türklerin Yaruk-Kararıg ilkesini, göğü anlatan yuvarlak plakalara sarılmış siyah ve beyaz kartallar temsil eder.

 

***

 

Kartal Ana

 

Yakut Türklerinin inanışlarına göre Şamanlar yeryüzüne kartal ana tarafından getirilmişlerdir. Er-Töştük destanında da kartal dişi olarak görünür. Kartal Yakutlara göre Güneş’in sembolüdür.

 

***

 

Yakutlar analarının bir kartaldan geldiğine inanırlar. Bundan dolayı Kartal “güneş kuşu” olarak da nitelendirilir.

 

Kendi küllerinden doğan Phoeniks daha genç olarak dünyaya gelir. Bu sebeple yeniden doğuşu, ebedî hayatı, ölümsüzlüğü ve Güneş’in doğuşunu simgeler.

 

Çin mitolojisinde de ateşi, sıcaklığı, hasat mevsimini ve Güneş’i sembolize eder.

 

Asena

 

Oğuz Kağan’a yol gösteren ve liderlik yapan kurt erkektir. Türeyiş destanındaki kurt ise dişi olarak gösterilmiştir.

 

Göktürklerin kurttan türeyişi ile ilgili destan şekildedir:
“Göktürkler eski Hunların soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar hâlinde yaşamaya başladılar. Daha sonra Lin adını taşıtan bir ülke tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler, soyca yok edildiler. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır.

 

***

 

Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, ona merhamet eder ve öldürmezler.

 

Çocuğun el ve ayaklarını keserek bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peydahlanır ve çocuğu besler. Bir süre sonra kurt gebe kalır ve bir mağaranın içinde on çocuk doğurur.

 

***

 

Zamanla bu on çocuk büyür ve evlenir. Her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi de bu on boydan biridir.

 

Al Karısı (Al Bastı)

 

Bazı edebî metinlerde çirkin, saçları dağınık, avurtları çökmüş, güçlü kuvvetli ve uzun boylu olarak tasvir edilir. Bazı mitolojik metinlerde ise, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır. Kazaklarda “cadı kadın” “küpe giren karı” anlamında kullanılır.

 

***

 

Baş albastı, iri gözlere sahip, baştan aşağı Demir giyimli ve erkektir. Ulu ana yani Ana Tanrıça arketipinin olumsuz türevidir.

 

Kazak metinlerinde alnında tek gözü olan, iğrenç görünüşlü bir mahlûk olarak tasvir edilir.

 

Albastı, Al karısı, genellikle kırmızı siyah uzun elbise giyer. En çok sevdiği şey atların yelesini örmektir. Onu yakalamak için elbisesinin yakasına bir iğne saplamak gerekir.

 

Loğusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis adlarıyla da anılır.

 

***

 

Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir.

 

Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.

 

Alp Er Tunga

 

Tonga, Kaşgarlı Mahmut’a göre leopar veya kaplan cinsinden bir hayvandır.

 

***

 

Orta Asya kaplanları Türklerin Bars dedikleri, Pars cinsinden hayvanlardır. Hun Pazırık kurganında çok rastlanan bir figürdür. İsmi genelde “kahraman erkek kaplan” şeklinde algılanmaktadır ama ona göre Tunga “Sibirya panteridir”.

 

Budist metinlerde “uzun saçlı tonga” tabirlerine rastlanması, uzun saçın Alplik simgesi olmasını hatırlatır. Uygur döneminde, Alp Er Tonga’nın ve başka Türk beylerinin adı ve unvanı olarak yırtıcı hayvanların isimleri kullanılırdı ve Alp’ler yırtıcı hayvan postu giymiş olarak resmedilirdi.

 

Kaplan postu savaşa giden Alpler tarafından zırh yerine giyilirdi ve savaş sembolüydü.

 

Ötüken (Yer Tanrıçası)

 

Etügen / itügen yer tanrıçasına verilen bir isimdir. Seyidov’a göre de Ötügen, devleti ve hâkimiyeti koruyan bir ilâhedir.

 

Cengiz han Ötügen’e “ötügen anamız” der. Ayrıca bazı araştırmacılar, bir şaman ismi olan “utagan” kelimesinden türediğini ve bu kelimenin Türkçe “döl yatağı (rahim)” anlamına geldiğini söyler.

 

***

 

İtügen, hayvanları ve toprak ile ilgili bütün ürünleri koruyan bir tanrıçadır. Aslında yer tanrıçası ile doğum ve üretim arasındaki bağ neredeyse evrenseldir.

 

Ateş Tanrıçası (Od Ana-Ateş Annesi)

 

Yakut Türkleri ateş tanrıçasını ak saçlı bir kadın olarak görürler. Buryatlar ise, kırmızılar giymiş yaşlı bir kadın olarak veya ateşin yalımıyla dalgalanan yeşil veya kırmızı ipekten kaftan giymiş bir kadın olarak da düşünmüşlerdir. Bir başka şaman duasında da şöyle tasvir edilir: “Sen karanlık gecelerde, genç kızlar gibi saçlarını dalgalandırarak oynuyorsun! Kırmızı ipekli kumaşlar sallayarak, genç al kısrak üzerinde geziniyorsun” denir.

 

***

 

Ocak ruhu dişildir. Evin tam ortası “evin kalbi”dir ve ocak yeri buradadır. Orta Asya da Hunlara ait üçayaklı ve kutlu kabul edilen kazanlar bulunmuştur. Yakutlara göre ilk ocağı Ülgen’in üç kızı yakmıştır. Yakutlarda ateş tanrıları yedi kardeştir.

 

Sigun Geyik

 

Radlof, boynuzları iki kürekli sığın geyiği Altay Türklerinin ululadıklarını ifade eder.

 

***

 

Teleüt Türklerinde her şamanın bir ruhu vardır. “bura”, “bur”, “pur” gibi çeşitli sözcüklerle ifade edilir ve geyik anlamında da kullanılır. Geyik boynuzları Şamanların önemli sembollerindendir.

 

Türklere, Ergenekon’a girişte, Hunlara Batı’ya göçlerinde dişi bir geyik yol gösterir.

 

***

 

Orta Asya sanatında, yarı insan yarı geyik halinde gösterilmiş tasvirler vardır. Mitlerde dokuz boynuzlu veya budaklı sigun geyikler de görülür.

 

Gök Kurt

 

Gök Kurt ve Ak Geyik gökte doğmuşlardır. Kurt sürülerini idare eden kurtlara gök kurt, geyik sürülerini idare eden geyiklere gök geyik denir. Bazı Türk halkları, soylarının, kurttan bazıları geyikten türediğini kabul eder.

 

Cengiz Han’ın ilk ataları gök kurt ve dişi bir geyiktir.

 

Gök kurt Türk efsanelerinde özel bir yere sahiptir, öyle ki Türkler kendilerine “göksel Türkler” anlamına gelen “Kök Türk” adını vermişlerdir.

 

Hızır anlayışı, Türklerde eski Türk düşüncesi ile bezenmiştir. efsanelerde kayın ağacından inip, insanlara yardım eden ve çocuklara ad veren “gök sakallı “ veya “aksakallı” ihtiyarlar görürüz.

 

***

 

Aksakallı yaşlılara ak-boz atlı tanıtması da eklenir.

 

Altın sakallı “ay koca” olarak da tasvir edilir. Elinde hayvan başlı “çevgen” denen bir âsâ tutar, Ak-boz ata biner ve giyimi de aktır.

 

Bügü Tekin (Bügü Kağan)

 

En tanınmış adları “bögü” ve “tengri” idi. Bögü Uygurca âlim, filozof anlamında kullanılır. Ayrıca büyücü sihirbaz anlamına da gelir. Kendisi savaşçı bir kağan değil, filozoftur. Bügü Kağan, Mani dinini Uygurların resmî dini olarak kabul etmiştir. Mani dinine mensup olanlar beyaz elbise giyerdi.

 

***

 

Deniz Tanrıçası (Geyik Tanrıça)

 

Göktürklerle ilgili bir efsane de, Göktürklerin atalarından birinin -ki ataları kurttur, bir mağarada, ak geyik kılığına giren bir deniz tanrıçası ile ilişkisi olduğu anlatılır. Göktürkler nesillerinin kurttan geldiğini söylemekle beraber efsanelerinde dişi geyik de rol oynar.

 

Dişi geyik bir ilâhedir ve vücudundaki lekeler yıldız işaretleri olarak görülür. Dişi geyik eski Hun efsanelerinde yol gösterici rolü oynar.

 

Tepegöz

 

Tepegöz Kaf dağında yaşar çoban ve peri kızının evliliğinden doğar. Annesi dişi bir alageyiktir.

 

Tepegöz su üzerinde yüzen başı gözü belirsiz bir ciğere benzetilir. Tepegöz bazen dişi bazen erkektir (hermagrodit). Tepegöz tek gözlüdür. Tepegöz’ün parmağındaki yüzüğü annesi takmıştır.

 

Altay Türk destanlarında devlere yelbegen denir. Yelbegen insan biçiminde, çok büyük, üç yedi veya on iki başlı siyah ve sarı renklidir. Güneş ve ay tutulması devlerin yemesi olarak tanımlanır.

 

Türk destanlarında devler atların düşmandır. Demir yelbegen karaçam boylu, kara atlı ve çokmarlıdır (çokmar hayvan başlı sopa veya gürz âsâ sopa).

 

***

 

Büyük kulaklı devler ise yer altındadır. Dev anası denen dişi devler de vardı. Alt dudağı yerde üst dudağı gökte olan devler Anadolu Türk masallarında sık kullanılan bir motiftir.

 

***

 

Referandumlar bütün demokratik ülkelerde icap ettiğinde uygulanan demokratik haklardır.

 

Hayır, evet dışında üçüncü şık yok.

 

Türklüğün bekası için vereceğiniz bir oy çok önemli.

 

Vicdani kanaatiniz neyse onu yapın.

 

Saygım ve sevgilerimle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Mart 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  4546 Hits
  0 yorum
4546 Hits
0 yorum

KİMDEN DOST OLMAZ?

Dostluk hakkında çok şey yazılıp çizilmiş, pek çok târifler ve tasvirler yapılmıştır.

En sevdiklerimden birkaç tânesini yazayım:

—Dost, karşısına silâhsız ve kalkansız çıkabildiğiniz insandır.

—Dost, kötü günde de arayan adamdır.

—Dost, açıklarınızı bilmesine rağmen arkanızı dönebildiğiniz adamdır.

—Dost, zamanın ve yaşanmışlıkların süzgecinden geçip sadakatini ispatlamış adamdır.

Bunun gibi pek çok şey yazılabilir tabii…

Aklıma rahmetli Âşık Veysel’in mısrâları geliveriyor:

Dost dost diye nicesine sarıldım

Beyhude yalvardım hey yar

Boşa yoruldum

Benim sâdık dostum

Kara topraktır

Kara toprak

Ne bilge, ne vakur, ne gönül ehli ve mütevâzı’ adamdı. Adam gibi adamdı.

Hiç unutmam, radyoda genç bir muhabir “senin şiirlerinde ozanca bir şekilde akarsulardan nasıl elektrik elde edileceği bile var, ne diyorsun” diye küstahlık ötesi bir üslûpla suâl eylediğinde, “benim içime öyle geliyor, söyleyiveriyorum, gerçeğini sizin gibi ilim irfan ehli bilir ancak” diyebilecek kadar kâmildi

Şimdiki nesiller Hülya’yla kalkıp Kaya’yla yatmaktan, kim kiminle nerede şey etmişliğinin peşinde koşmaktan başka şey düşünemez hâle geldi, getirildi… Eminim ki, kaybedeli çok sene olmayan bu ermiş kişiyi bilen gençlerimiz pek azdır. Kültürümüzü, mânevî değerlerimizi ve insanlığımızı son otuz senede nasıl da sür’atle yitirdik.

Okumaya devam et
  7656 Hits
  0 yorum
7656 Hits
0 yorum