Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

KÜÇÜLDÜKÇE BÜYÜYORUM veya VICE VERSA

Geçen makalemde ismini yazmayı unuttuğum Diyarbakırlı tarihçi merhum Cemâl Kutay idi.

Cengiz Kuday'la karıştırılmasın!

Barcelona'ya dördüncü gelişim, Neslim'le de ikinci...

Buranın Kürtleri, Türkiye'yi zerre kadar sevmiyorlar ve kayıtlı çalışanı, talebesi vs. ile âzami 500 kadar Türk de buralılara benzemiş.

Buradaki nefis muhasebesi sırasında gittikçe kendimden memnuniyetsizliğimin idrakine varıyorum.

Yazdıklarımı duyurmak, poromosyon bilmem ne gibi şeyler için beyhude uğraşıp durmuşum.

Ulusal Tıp Günleri'ne üyeyim; işin başındaki Adlî Tıp Profesörü Büyük Bilim Adamımız İ. Hamit Hancı o kadar çok yere gidip ödül toplamakla meşgûl ki, sansürün hâddini hesabını kaçırmış (bu İ'nin ne olduğunu hâlâ bilmiyorum ve İnternet'te de bulamadım)!

Hz. Limonî kıvamında durmadan fotoğraflarını yolluyor 365.000 gruba...

Şâir, yazar, çizer, spiker...

Boy, pos, rengârenk Polipolar gözler, endam, zarafet, hareket... Hepsi mebzul; lökoz kıvamında.

 

Her zaman, her yerde. Sünnetullahı (tabiat kanunlarını) altüst ediyor.

ed]

İyi, peki de...

Neden beni peşinden sürükledin be adam?

Mâdem bu kadar şov meraklısısın, git Yeşilçam'a gir ve meşhur ol. Vallahi her rolün, bilhassa da karakter ve "jön - kült filmleri alanında" bir "vaz geçilemez" olur çıkarsın.

bed]

Nâzım, nazım vaziyetinde ondan sorulur; Bingür'ü siler süpürür. O hâlâ yumurta adediyle uğraşır durur!

bed]

Oraya buraya kendimi, daha doğrusu fikirlerimi duyurmak için ne kadar absürt bir şekilde debelenmişim ki, resmen bilgi ve ilgi kirliliğine sebep olmuşum.

Bir de kafama takıldı...

İzmir'de, Batı'da filân kahramanlık kolay, bir Recep Tayyip Erdoğan kadar olabildik mi?

Gidip, Kürdistan ilân edilen yerde toplanıp konuşabildik mi?

Yok.

Şimdi de Ankara hedefimiz???

***

"Ne ise O" düsturuyla Psikanalizi eleştiren bir kitap yazayım dedim; vallahi billahi bir dayak yemediğim kaldı. Herkes fırça attı.

Arkadaş, siz ne yaptınız o takdirde?

Buyurun zâtıâlileriniz yazın mâdem öyle...

Baktım Reform Kardeşleri grubuna, beni ikinci defa üye yapmışlar. Herhâlde Melik Süleyman'ın (şimdilerde oldu Hz. Süleyman, öyle istedi Remzi Kardeş) Tahtı'na atanan Süleyman Mehmet Unutulmaz Kardeşim himmet eyledi.

Hamtaş'ı kuran ve en kutsal mekândan korunan Yaşat İnan'dan beter oldu hâlimiz (ismi de soyadı da ne kadar elen vitale), bâri o altı üstü iki kere alıp, iki kere de atmıştı!

İnternet'te Yaşat İnan yok, yerine Ediz Hun verelim; varoluşun kıymetini bilelim...

Ediz Hun Üstâdımız çok uzun süren tahsil ve tâlim-terbiye müktesebatını müteakip, milletvekilliği dahi yapmıştır.

Bundan sonra kendi kurduğum İnternet gruplarında dahi hiçbir şeyi duyurmayacağım.

Buraya yazdıklarımın altına uygun anahtar kelimeleri koyup, kafama göre takılacağım.

İsteyen okur, isteyen aldırış etmez.

Şimdilik bu kadar, dönünceye kadar yazmaya devam edeceğim.

Gene de hatırlatayım: Paris'e Kahve kültürünü Pascal isminde bir adam taşımıştır 1600'lerde.

Görüşürüz; nasıl olsa bu makale dönünceye kadar bitmez.

Yürümekle de yollar aşınmaz. Kimsenin bana "yaz dediği yok" zâten. Kendi kendime gelin güvey olup duruyorum.

Sevgili Samuray, dün geceki muhteşem kuzular için minnettarım, senin yüzünden gene kilo aldım!

Şimdi Le Pişiron veya Picheron (ahtapot demek) zamanıdır, vakit âlâdır.

Nasıl olsa bilmem kaçıncı ECNP Kongresi gene ilâç endüstrisinin valsi ve çiftetellisi ile sürmekte. Uğrayıp "kimsenin okumadığı" (öyle de Mehmet Zihni Sungur) birkaç kitap alırım.

***

Dün gece istihareye yattım ve "Allah'ım, bana doğru yolu göster" dedim.

Sabaha kadar eski karımla kavga ettim!

Ve anladım ki "kavgada ilk vuran, münakaşada son sözü söylememeyi başaran kazanır çünkü söyleyen gebe kalır".

Okumaya devam et
  4191 Hits
  1 yorum
4191 Hits
1 yorum