Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

APEX RESTORAN

Cerrahpaşa’da geçen senelerim boyunca fırsat buldukça öğle yemeği için gittiğimiz restoranın ismidir “Apex”.

 

Bu isim bir simgeydi aslında. Kâlbimizin en alttaki, yüzeysel kısmına “apex” denir. Yüreğin, gönlün, kâlbin simgesidir hâttâ.

Her türlü içki servisi yapılırdı ve yemekleri de çok iyiydi. Ayran da vardı. Onca sene boyunca kafayı bulup da rezil olan, kusan yâhut etrafa saldıran kimseyi görmedim.

Büyük İzmit depreminden sonra oradaki monobloklar perişan hâle gelip de “oturulamaz” kararı çıkınca, lokanta da kapatılmıştı. O hâldeydi ki bu binâlar, tavandan içeri güneş ışığı giren ameliyathânelerde operasyonlar yapılıyordu.


Aslında aynı İstanbul Üniversitesi’nin iki tıp fakültesinde de ağır hasar vardı. Ciddi bir tamirat yapılmamıştı, personel ve hastalar endişeliydi.

İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastâneleri’ne âit monoblok ve kliniklerinin bâzılarının duvar ve kolonlarında depremden sonra çatlaklar oluşmuştu.

Hekim, sağlık personeli ve hastalar tedirgindi, “deprem ânında hastalar nasıl tahliye edilir, hastâne bir sahra hastânesine nasıl çevrilir” gibi soruların cevabı yoktu.

Son depremde yatan hastalardan isteyenler kaldıkları binânın kapısına kadar hastâne personeli tarafından dışarı çıkarılmıştı. Yürüyebilenler ise kendileri çıkmıştı. Birkaç dakika sonra da hiçbir şey olmamış gibi yerlerine dönmüşlerdi.

Kimi hekimler ise ağır hastaların ameliyat sırasında deprem olur korkusuyla ameliyatlarını ertelediklerini söylüyordu: “Nöbet tutuyoruz. Yerin kaç kat altındayız. Deprem olduğunda hastaları nasıl tahliye edeceğiz? Doğrusu endişeliyiz”.

Her iki üniversite hastânesinin talebelerinin ders gördüğü temel bilim binâsında da hasar vardı. Özellikle Çapa’nın Dekanlık binâsının yanındaki öğrenci amfisinin girişinde zeminden ene doğru yaklaşık beş metrelik bir anahtarın gireceği kadar çatlak oluşmuştu.

Aynı hastânenin öğrenci yemekhânesinde çatlakların yanı sıra kolon demirleri dahi gözüküyordu.

Belki hastâne binalarının taşıyıcı sistemlerinde bir hasar yoktu. Ama çalışanları ve hastaları en çok huzursuz eden, cerrahî monobloklar gibi bâzı binaların dokuz kat olması, patoloji gibi her gün yüzlerce hastanın giriş çıkış yaptığı birimlerin en alt katta olmasıydı.

Çapa’da ve Cerrahpaşa’da ciddi bir bakım ve tamirata ihtiyaç vardı!

Birtakım güçlendirme çalışmaları yapıldı, ameliyathâneler gene güneş ışığından mahrum kalma şerefine nâil oldular.

Açıkçası sonradan ne yapıldı, ne oldu çok iyi bilmiyorum ama İstanbul Belediyesi tam bunların karşısında toprak altında kazı yapınca, hepsi gene yamulmuştu.

Her neyse, konuyu fazla uzatmayacağım…

Alkolik bir öğretim üyesi veya görevlisi eğer kafayı çekecekse, bunu kendi odasında da yapardı.

Nitekim buna örnek gördüm az da olsa…

Nitekim böyle tabipler muayenehânelerinde de içer. Kokuyu izale etmek için de votka, cin ve nane likörü kombinasyonu yaparlar genellikle. "Şarıbülleyli ven nehar" herhâlde böyleleri olsa gerek.

Bâzıları doğrudan viski götürür ama rakı çok koktuğu için “noktürnal” bir millî içkidir…

Multi-blended Blue Label, en sevdiğim viski ama çok pahalılandı arkadaş...

Okumaya devam et
  8545 Hits
  0 yorum
8545 Hits
0 yorum

İÇKİ NEDEN BİRDEN YASAKLANMADI?

Zafer dergisinin http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2400 web mekânındaki malûmat çok derli toplu, iktibas edip yorumlayacağım:

Allah'ın bir ismi de Hakîm'dir. Yâni yaptığı her işi, hikmet ve faydalara göre yaratır. Nitekim insanın büyüyüp kemâle ermesi, çekirdeğin yeşerip ağaç olması, bir yumurtanın açılıp kuş olması belli bir süreçle gerçekleşmektedir. Allah'ın kâinatta geçerli olan bu kanununu, dinin bâzı emirlerinde de görmek mümkündür. İşte yüce Rabbimiz, Hakîm isminin gereği olarak, alkollü içki alışkanlığını toplumdan söküp atmak için, tedriç yani yavaş yavaş men etme metodunu irâde etmiştir. Diğer taraftan, içki birdenbire haram edilseydi, içkiye müptelâ olmuş o asrın insanları İslâmiyet'i kabûlde nazlanabilirlerdi. Alışkanlıklarını bırakmak istemeyebilirlerdi. Bu bakımdan Kur'ân-ı Kerîm'de içki ile ilgili âyetler, kademeli olarak şu sıraya göre nazil olmuştur:

1- "Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızk ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır". (Nahl Sûresi, 67) Bu âyette içkinin güzel rızk olmadığı açıklanmıştır. Bu âyetin nüzulü ile içkinin dinen tasvip edilmeyen bir madde olduğu anlaşıldığından, bazı sahabeler içkiyi terk etmişlerdi. Aslında bu âyetin inzali ile içkinin ileride haram olacağı da anlaşılmıştı.

2- "Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür". (Bakara Sûresi, 219)

Okumaya devam et
  4760 Hits
  0 yorum
4760 Hits
0 yorum