Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Sevgili Mekâncılar, 

Örnek olarak vereceğim vak’aların isimlerini tanınmamaları için değiştirdim ama hepsi gördüğüm hastalarımdır

Birçok insan zaman zaman çeşitli konularda evham, endişe ve takıntılara kapılabilir. Ancak çoğu kez günlük hayat içinde ortaya çıkan bu duygular ile baş edebilir ve sorunlarımızı hayatımızı etkileme noktasına varmadan çözüme ulaştırabiliriz.

okb beyin görüntüleme ile ilgili görsel sonucu

Takıntılı düşüncelerin günlük hayatımızı etkileyecek, günlük faaliyetimizi kısıtlayacak düzeye gelmesi durumunda Obsesif -Kompulsif Bozukluk (OKB) adı verilen bir psikiyatrik bir bozukluk akla gelmelidir.

OKB NEDİR?

OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen tekrarlayıcı davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır.

Obsesyon
 

Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantık dışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani kaygıya neden olurlar. En çok kutsal değerlere sövme, kafasından geçen şeyleri belli sayılarda tekrarlama, evden çıkarken kapıyı üç kere kontrol etme gibi belirtiler vardır.

Garip ve acayip, büyüsel düşünceye kayan takıntı ve zorlayıcı olanlara, bir de Panik Bozukluğu eklenince, eskiden Psikasteni veya APOD (Anksiyete, Panik, Obsesyon; Depresyon) kompleksi denirdi. 

Kompulsiyon (Zorlantı)

Obsesyonların sebep olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak veya ortadan kaldırmak üzere yapılan tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerdir. Bunlar gözlerini kapayınca hayalinde bir olayı canlandırma, takıntıyla yer değiştiren abartılı fikir veya imgeler şeklindedir

OKB NE KADAR SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de öyle olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü tespit edilmiştir.

OKB HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR VE KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Genellikle ergenlik döneminde (16-19) ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dâhil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir. 

OKB BELİRTİLERİ NELERDİR?

Obsesyon ve kompulsiyonlar toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde ve bütün dünyada toplumlarında en sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri aşağıda örnekler verilerek sıralanmıştır.


Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

Kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, toz gibi etkenler; kimyasal

maddeler, deterjanlar, zehirler ile idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile

bulaşacağına ilişkin takıntıları ve bu takıntıların yarattığı sıkıntıyı gidermek

için yaptığı davranışlarıdır.

 

46 yaşında evli bir hasta (TA) etraf kokmasın diye oğlunun idrarını

biriktiriyordu. Kocası bir hiş hekimiydi (MA) ve karısı oğlunun idrarını ev

fena hâlde kokmasına rağmen dökemiyor ve etraftan temin ettiği bidonlara

dolduruyordu. Kendisine 150 mg klorimipramin (Anafranil) verip, Bilişsel

Davranışçı tedaviye başladıktan sonra 9 ayda %70, 24 ayda hedefe ulaşıp %90

düzeldi.

 

Bu bozuklukta bütün SSGİ (serotonin geri alıcı) ilaçlar verilebilir ama FDA

(Amerikan Psikiyatri Derneği) onayı olan tek ilaç hâlâ klorimipramin’dir.

OKB’de çıtayı tam düzelme değil, %80-90 iyileşme için koymak gerekir.

Böyle hastalarda, hele genç ve karaciğerleri hızlı metabolize edici

özellikteyse, mümkün olan yüksek dozlar verilmelidir. 80 mg/gün Paroksetin

verdiğim bir hastam bana “ilacım Seroxat, doktorum Doksat” dediğinde epey

gülmüştük.

 

Bu örneklerde kişilerin bedenlerine ve elbiselerine değişik maddelerin

bulaşacağı düşüncesi bulaşma obsesyonu, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için

temizlik ve yıkanma davranışları yapmaları ise kompulsiyonu

oluşturmaktadır. 

Kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyonlardandır. Kişi gaz ocağı, kapı, kilit

gibi nesnelerin açık kalmış olabileceğinden, ütü vs. elektrikli aletlerin

fişlerinin prizde takılı kalmış olabileceğinden kuşku duyar (Kuşku obsesyonu)

ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı duyar (kontrol

kompulsiyonu). Bu kuşku ve kontroller hayatın birçok alanında kendini

gösterebilirler.

 

Başkalarına zarar vereceği, elinde olmadan saldırgan davranışlarda bulunacağı

şeklinde obsesyonlar da sıktır

Bazen hastalarda elinde olmadan başkalarına rahatsızlık veya zarar vereceği,

ağzından hoş karşılanmayacak nitelikte kelimeler kaçıracağı, yanındaki

insanlara elinde olmadan zarar vereceği şeklinde obsesyonlar olabilir.

Cinsel içerikli obsesyonlar

Zaman zaman OKB’li hastalarda kendine, yaşına, toplumdaki yerine hiç

yakıştıramadığı bir biçimde, cinsel içerikli obsesyonlar bulunur.

ZY isminde üniversite mezunu 32 yaşında bekâr bir kadın hanım hastam eve

girmeden önce hem her tararı beşer defa denetliyor, hem de yorgun argın işten

dönen annesini (60y) temizlik maddeleriyle çitileyerek eşikte temizliyordu.

Arada da "acting out" şeklinde annesine sinkaflı küfürler ediyordu. Bir gün

annesi “yeter yahu” diye bağırıp, kolundan tuttuğu gibi bana getirdi. İçgörüsü

de zayıf olduğu için sertralin (Selectra) 200 mg sabah gece 2 mg trifluoperazin

(Stilizan) kombinasyonu verdim. Tedaviye riayeti (compliance) ve bağlılığı

(adherence) iyiydi. Bu dozlarda arada bir seanslara BDT için gelmesini ve

ilaçlarını hiç kesmeden ömür boyu kullanması gerektiğini söyleyince biraz

üzüldüler ama tedavisi sürüyor.

 

Dinî içerikli obsesyonlar


Özellikle dinî inançları yoğun yaşayan toplum kesimlerinde sık görülen bir

obsesyon türüdür. Kişi kendini inanç ve görüşlerine tam karşıt bir biçimde ve

çok yoğun sıkıntı yaratacak şekilde dinî içerikli takıntılı düşünceleri

düşünmekten alıkoyamaz.

56 yaşında dul bir hanım hastamda simetromani vardı. Muayenehaneme

girdiğinde bütün yamuk duran tabloları ve masamın üzerindeki nesneleri

sıraya diziyordu. Allah’a ve benzeri şeylere sövmeden duramıyor, komşularına

saplayabileceği korkusuyla evdeki bıçakları ve şişleri raflarda gizliyordu. 

 

Simetri/düzen  obsesyon ve kompulsiyonları

Simetri ihtiyacı ve düzen takıntıları da sık görülen belirtilerdendir. Kişinin

bütün hayatında simetri ihtiyacı ve düzenlilik hâkimdir. Böyle kişilerin

çorapları, pantolonları hep aynı yöne doğru asılı durur.

42y dul erkek hasta (ZS) tek başına yaşadığı için ve çamaşır makinelerinin iyi

temizleyemediğini düşündüğü için her şeyini elleriyle yıkıyordu. Pephanthene

Plus elleri için, 450 mg Efexor (venlafaksin) de OKB’si için verdim.

Muayenehanede Yale Brown ölçeği kullanmadığım için klinik olarak %70

düzelme elde edince bu dozda kalmamızı ve kesmemelerini kendisine ve ailesine tembihledim. Tedavisi sürüyor.

 

Dokunma kompulsiyonları

Zaman zaman bazı OKB’li hastalar bazı davranışları yapmadan önce kendilerince önemsedikleri bir eşyaya dokunma ihtiyacı duyarlar.
 


Sayma kompulsiyonları

Bazı OKB’li hastalar herhangi bir günlük faaliyeti belirli bir sayıya kadar saymadan yaparsa işinin rast gitmeyeceğini düşünerek sayma davranışında bulunurlar.

 

46y evli kadın hasta (MA) mütedeyyindi ve günde 55 kere namaz kılıyor, sonra da abdestinin bozulduğunu düşünerek bir on beş kere daha kılıyordu. Bir süre sonra tamamen evine kapandı ve kendisinin Hz. Meryem olduğunu söyleyen sesler işitmeye başlardı. Klinik tablo şizo-obsesif sınırlara dayanınca Clopixol Decaonat 2 haftada bir kalçadan, biperiden (Akineton) Tablet 3x1 ağızdan başladım. Metabolik Sendromu (boy m2/kilo: 36) için bir dâhiliyeci arkadaşımla konsülte ettim. 300 mg Anafranil’e Topamax (topiramat) 25 mg 2x1 ekledim. Hem migren ağrıları tamamen geçti, hem de OKB’si 2 senede %90 düzeldi. Şimdilik iyi gidiyor. Ciddi kilo azalması başladı.

 

Biriktirme ve saklama  kompulsiyonları

 

Sık görülen kompulsiyon türüdür. Kişi “ileride gerekli olabilir” şeklinde bir

düşünce ile gerekli olmayacak eşyaları bile biriktirebilir / saklayabilir. 

26y bekâr erkek hasta, tek yaşıyor ve hiçbir şeyi atamıyordu. Sosyoekonomik

durumu çok iyi olmasına rağmen, evdeki eski taraklar, fanilalar, eşarplar

yüzünden eve hiç hanım da getiremiyordu. Kaygısı da yüksekti. 40 mg/gün

fluoksetin (Prozac) ve hidroksizin (Atarax) kombinasyonuyla 1.5 senede %80

düzeldi ve nişanlandı. Beni nikâh şahidi yapmak istedi. 
 

Batıl itikatlar, uğurlu, uğursuz sayılar ve renkler

Çoğu kişinin kültürel özelliklerinin bir parçası olarak bazı inanışları,

davranışları, uğurlu veya uğursuz saydığı sayı ve renkleri olabilir.  

Merdiven altından geçmemek, çocukların üstünden atlayıp geçmemek, evden sağ ayakla çıkmak, yatağın sol tarafından kalkmamak gibi.

Bu tür inanışlar günlük hayat faaliyetlerini engelleyecek veya günlük işlevlerimizi kısıtlayacak kadar sık ve yoğun ise o zaman hastalık düzeyinde değerlendirilebilir.

HER TAKINTILI DÜŞÜNCE VEYA DAVRANIŞ OKB MİDİR?

Yukarıdaki örnekleri okuduğunuzda aklınızdan “temiz, tertipli ve düzenli olmanın; güvenlik amacı ile kapıları, pencereleri kontrol etmenin ne zararı var, bunlar hastalık mı sayılmalı?” şeklinde düşünceler geçebilir. Elbette bu davranışları günlük hayatımızda yapıyoruz ve hastalık olarak sayılmamalıdır.

Ancak tıbbî açıdan bu şekildeki düşünce ve davranışların hastalık sayılabilmesi için günlük işlevlerimizi etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olmalıdır.

Mesela, bir ev kadınının temiz ve düzenli olması doğal olarak hastalık sayılmaz ama hemen her gün, günün her saatinde temizlik yapıyor, her gün çamaşır yıkıyor ve bu davranışları sebebi ile de çocuklarına onları sağlıklı bir biçimde yetiştirebilmek için yeterli zamanı ayıramıyorsa, hastalık olarak değerlendirilmelidir.

Bir kişinin otomobilinin camlarının kapalı, kapılarının kilitli olduğundan emin olması güvenlik nedeni ile garip karşılanmayabilir ama evinden tekrar tekrar çıkarak veya yolda geriye dönerek cam ve kapıları kontrol etmesi dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

OKB’NİN SEBEPLERİ NELERDİR?

Herhangi bir kesinlik kazanmamasına karşın OKB’nin sebebi olarak birkaç varsayım üzerinde durulmaktadır.

Genetik nedenler

OKB’li hastaların anne-babalarında ve diğer birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir.

Beyin işlevlerinde bozulma ve serotonin

Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin sebebi olarak araştırılmasına yol açmıştır.

Zaten beyne ıslak sünger anlamında wetware deniyor artık ve ne kadar plastik olduğu da daha iyi anlaşılıyor. Yeni sinir hücresi yapılabiliyor.

Çocukluk çağı travmaları

Çocukluk çağı travmalarına  (örneğin, cinsel istismar) maruz kalanlarda ileri hayatlarında önemli bir stres yaşantısı ardından OKB’nin ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin OKB gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir. Erkek olanlara mağdur, kadınlara mağdure denir. Bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım.

Kişilik özellikleri

Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak değerlendirilmektedir.

OKB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

OKB günlük hayat faaliyetlerini ciddi olarak kısıtlayabilen, aile, meslek ve sosyal hayatta önemli işlev kayıplarına yol açan, hayat kalitesini düşüren bir hastalıktır.

Kronikleşme yani müzmin hâle gelme ihtimalinin yüksek olması tedavinin önemini arttırmaktadır. Tedavide kullanılan birkaç yöntem bulunmaktadır.
İlaç  tedavisi

Özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar OKB tedavisinde oldukça yaralı olmaktadır. Serotonin Geri Alım Engelleyiciler adı verilen bu grup ilaçlar OKB tedavisinde yaygın ve başarılı şekilde kullanılmaktadır.

Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler ile hastaların çoğunun dile getirmeye çekindikleri cinsel yan etkiler görülebilir. Ancak bu grup ilaçlar genellikle hastalar tarafından kolaylıkla kullanılan ve kullanımları sırasında bir sorun yaşanmayan ilaçlardır.

Etkilerinin görülmesi için iki hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmesi beklenmelidir. Etkili olduğuna karar verilirse tedavinin gerekirse günlük doz arttırılarak en az iki yıl sürdürülmesi gerekir.

Ağır durumlarda, eğer hastanın soygeçmişinde intihar veya intihar girişimi varsa ömür boyu tedavi gerekir.

Bilişsel-davranışçı tedavi

Obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçarak ve kaçınarak başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve böylelikle kısır bir döngü oluşmaktadır. Davranış tedavilerinde amaç hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçma ve kaçınma davranışlarına neden olan düşüncelerle (obsesyonlar) karşı karşıya getirmek (flooding) ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları (kompulsiyonlar) engellemektir (implosion).

Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir.

Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk idrakini azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir idrak olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir.

Amaç düşünceleri gerçek gibi idrak etmeyi azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk idraklerinin ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce  hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike idraklerinin ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır.

Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin  bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır. Çok dirençli vak'alarda prefrontal lökotomi yapılabiliyor.

Bilişsel ve davranışçı terapiler hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle nükslerin önlenmesinde çok önemli bir yer tutmakta, tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler.

Bilişsel davranışçı tedaviler tedavi seçenekleri arasında en önemli yeri tutmaktadır.

AİLE VE ARKADAŞLARA DÜŞEN GÖREVLER

OKB’li hastalar sıklıkla takıntılı düşünce ve davranışları çevredekiler tarafından fark edildiğinde, öğrenildiğinde nasıl karşılanacakları ile ilgili endişe yaşarlar. Çoğu hasta ayıplanacağı, dalga geçileceği, küçük düşürülebileceği düşüncesi ile hissettiklerini paylaşmaktan veya açığa vurmaktan kaçınır.

Hastalar, damgalanma kaygısı ile tedaviye hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra gelebilmektedir.

Aile üyeleri ve arkadaşları hastanın zaman zaman çevreye de huzursuzluk verecek düzeye varan takıntılı davranışlarının hastalar tarafından engellenemeyen, karşı koyamadıkları düşüncelerden kaynaklandığını bilmelidir, tedaviye uyum sağlanması konusunda yardımcı olmalıdırlar.

Mukadder İstanbul depremi oldu olacak.

Sevgili Dostum Prof. Dr. Celâl Şengör’ün bu konudaki açıklamalarını bekliyoruz. Nedense hiç bu konuda demeç vermiyor.

deprem istanbul ile ilgili görsel sonucu

Sevgili Dostum Profesör Dr. Bingür Sönmez’in kaval çaldığını bilirdim ama ney de üflemeye başlamış. Görüşebilirsem, girift konusunda bilgi vereceğim ve dinlemeyi de çok arzu ediyorum.

bingür sönmez ile ilgili görsel sonucu

Herkese sevgi sağlık ve dayanışma dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Nisan 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  4283 Hits
  1 yorum
4283 Hits
1 yorum

ORTOREKSİYA NERVOZA

Sevgili Mekâncılar,

Yeme davranışı bozuklukları, günümüzde çok yaygınlaşan ve özellikle genç kızlarda daha sık görülen psikiyatrik bir hastalıktır. Genellikle orta sosyoekonomik düzeyde, beyaz ırkta ve çekiciliğin zayıflıkla bağlantılı olduğu kabul edilen endüstrileşmiş toplumlarda görülmektedir . Yeme bozuklukları vak’alarının %90’dan fazlasını, 25 yaş altı bireyler oluşturmakta, kadınlarda erkeklere göre 5-20 kat daha fazla görülmekte ve bütün vak’aların sadece %5-10’unu erkekler oluşturur.

***

Ortoreksiya Nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı olarak tanımlanan yeme bozukluğu olup, kişinin hayatını âdeta zehir eden doğal diyet tüketme takıntısıdır. Sadece, uzun dönem görüldüğü zaman ve eğer bireyin hayatında anlamlı oranda olumsuz etki (hayat stresini önlemek için) yiyecekleri düşünmek, her günün büyük bir çoğunluğunu yiyecekleri düşünerek geçirmek gibi) yaratıyorsa ve işlevselliğini bozuyorsa teşhis konulabilmektedir. Yoksa yediğimiz gıdaların en az %50’sinde böyle maddeler katılıyor.

ortoreksiya nervoza ile ilgili görsel sonucu

***

Anoreksiya Nevroza (gerçekten teşhis doğru ise) çoğu maalesef ölür, Bulimiya Nevroza’da ise (ergenlikte sık rastlanır) ve fluoksetin (Prozac), hipnoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapiyle oldukça iyi sonuç alınır.

***

Sınıflandırılamayan diğer yeme davranış bozuklukları Anoreksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza dışındaki bütün yeme sorunlarını kapsamakta fakat Anoreksiya ve Bulimiya Nervoza gibi özel tanımlamaları bulunmamaktadır.

***

Ortoreksiya kelimesi Yunanca “orthos” (doğru, uygun) ve “orexia” (iştah) kelimelerinin birleşmesi ile ilk kez Doktor Steven Bratman tarafından tanımlanmıştır. 

Ortoreksiya biyolojik yönden saf, bitki öldürücü, pestisit veya yapay maddeler içermeyen sağlıklı besinlerin tüketilmesine karşı hastalıklı bir saplantı olarak açıklanmaktadır.

***

Bir pestisit kimyasal bir madde veya bakteri gibi biyolojik bir ajan olabilir. Kimyasal pestisitlerin çoğu hedef organizmaya seçkin etkililik gösteremedikleri için hedef organizma dışındaki organizmalarda da çeşitli hastalıklara yol açar; hattâ öldürücü olabilirler.

Birçok pestisit insanlar için de zararlıdır. Kullanıldıkları canlıların yiyecek şeklinde insanlar tarafından kullanılmaları sonucunda insanlarda yaygın hastalıklara ve istenmeyen sıkıntılı durumlara sebep olurlar.

***

Kimyasal pestisitlerin ve etken maddelerinin akut zehirli etkileri vardır. Karbamatlat, organofosfatlar ve klorlanmış hidrokarbonları içeren birçok pestisit genetoksik (DNA’yı etkileyerek mutasyona yal açan etkiye sahiptir).

Tarımla ile uğraşan ve pestisite maruz kalan insanlarda yapılan çalışmalarda bu bireylerde yapısal ve sayısal kromozomal anormallikleri ile kardeş kromatid değişiminde artmalar gözlenmiştir.

***

Pestisitlerin kronik etkisine maruz kalan tarım işçilerinde birçok genetik hasarın yanı sıra karaciğer, böbrek ve kaslarda bozukluklar görülmüştür. Pestisitin canlılar üzerindeki etkisi anne karnındaki bebeklikten hayattan itibaren başlamaktadır.

Bu ilaçlar plasentadan bebeğe geçmekte ve bunun sonucu olarak düşükler, hiperpigmente (cilt rengi karamış) ve hiperkeratatik (çatlaklı eli olan) çocuk doğumları görülmektedir.

***

Yapılan hayvan deneylerinde ise radyoaktif olarak işaretlenip anneye verilen pestisitin beş saat sonra plasentadan fetüse geçtiği ve fetüsün gözüne, sinir sistemi ve karaciğerine yerleştiği gözlenmiştir.

Organofosfatlı ve karbamatlı insektisitler ise etkilerini doğrudan doğruya periferik ve Merkezi Sinir Sistemi üzerinde göstererek canlı hayatını tehdit etmektedir.

***

Birçok pestisit insana, hayvanlara ve çevreye zarar vermektedir. Bununla ilgili ilk çalışmalar 1970’li yılların başında, UNEP Stockholm İnsan Çevresi Konvansiyonu’nu hazırlayan süreçte etkisini göstermişlerdir.

30 yıl sonra ABD, Avustralya, Kanada, Avustralya, Kanada, Avustralya, Kanada, Japonya ve Yeni Zelanda, uluslararası baskılara boyun eğerek küresel anlaşma taslağının oluşturulmasına karar vermişlerdir.

***

Bu çalışmalar kapsamında KOK (Kalıcı Organik Kirleticileri) olarak adlandırılan içlerinde tarımda da kullanımı yaygın olan birçok kimyasal ürün bazı özel durumlar hariç yasaklanmış ve KOK özelliği taşıyan yeni kimyasallarında üretilmesi yasaklanmıştır. Bu anlaşma kapsamında; aldrin, endrin, toksafen, aldrin, endrin, endrin, toksafen, klordan, dieldrin, heptakoral, mireks, DDT(dikloro difenil trikloroethan) çok zehirli ve inatçı bi r böcek öldürücüdür.

***

Kolayca vücut dokusundaki yağlarda çözülür ve gıda zincirinde birikmeye başlar. 1939 yılında keşfedilen DDT, dünyada en yaygın biçimde kullanılan böcek ilacıydı. Balıklar ve kuşlar için çok öldürücü olduğu anlaşıldı. Kuşların yumurtalarının kabuklarını zayıflattığı ve üremelerini sonuçsuz bıraktığı için az kalan birçok türün soyunun tükenmesine yol açacaktı. 1970’li yıllarda ABD ve Avrupa'da yasaklandı. DDT'nin zararlı olduğu Rachel Carson tarafından bulunmuştur.

DDT kullanıldığı zamanlar canlıların (insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer canlılar) büyük bir bölümü hasar görmüştür. DDT çok etkileyici bir ilaçtır ve bütün canlıları öldürebilecek bir etkisi vardır. Bu yüzden kullanımdan kalkmıştır. Ayrıca Türkiye’de de yasaklanmıştır.

Ancak hâlâ sigara içinde kullanılmaktadır ve endüstriyel kimyasallar olan heksaklorobenzen ve PCB yasaklanmış ve stokları takip altına alınmıştır. Türkiye’de yapılan birçok çalışmada anne sütlerinde belirli oranda bu kimyasallar bulunmuştur.

***

Kalıcı Organik Kirleticilerden olan organik klorlu pestisitler ise yapılan birçok çalışmada tespit edilmiş ve Toros dağlarında ise uzaktan taşındığı tespit edilmiştir.

Tarım ilaçlarının kan hücreleri üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Organofosforlu insektisitler (böcek öldürücüler) eritrositlerin (kırmızı kan hücreleri) hücre zarı özelliklerini değiştirerek eritrosit işlevini engellemektedir. Diğer bazı pestisitler de eritrositlerin boyutlarının ve yüzey şekillerinin bozulmasına ve eritrosit antioksidan sistem enzimlerinin aktivitelerinin değişmesine sebep olmaktadır.

Pestisitlerin en önemli etkilerinden biri de asetilkolinesteraz enzimini inhibe etmeleridir. Bu durumda alt beyin kökünde solunum kontrol merkezlerinin baskılanması ile canlı ölüme gider. Yine pestisitlerde yapılan bir araştırmada pestisitlerin TCA enzimlerinin (malat dehidrojenaz, süksinat dehidrojenaz) inhibe olmasına sebep olduğu bulunmuştur.

***

Ortoreksiya’ya bağlı obsesif davranışlar tüketilen yemeğin miktarından çok içeriği ile ilişkilendirilmektedir. Son on yıldır sınıflandırılamayan diğer yeme davranış bozuklukları arasında yer alan Ortoreksiya Nervoza yaygınlığının belirlenmesi ile ilgili kısıtlı sayıda da olsa çalışmalar yapılmıştır.

Ortoreksiya Nervoza’da’de, kişi her yediği yemeği abartılı şekilde kontrol etmektedir.

Ortoreksik bireyler satın alma esnasında ürünlerin ambalajlarını çok uzun süre boyunca ve ürünün içerisinde karsinojen (kansere yol açıcı) madde, hormon, boya, katkı maddesi olup olmadığını incelemektedir.

Yiyeceklerin aşırı saf ve katkısız olmasına takıntılı bir titizlik içerisinde önem vermektedirler. Bu yüzden pek çok yiyeceği çiğ olarak tüketmeyi tercih etmektedirler.

***

Sağlıklı beslenme takıntısı, ortoreksik bireyleri psikolojik olarak baskı altına aldığından dolayı pek çok ürünü tüketmekten vazgeçme eğilimi göstermelerine sebep olmakta ve bu yüzden ortoreksik birey, anoreksiya nervoza yeme bozukluğundaki gibi kilo kaybetmeye başlamaktadır.

Ortoreksiya Nervoza’da yeme bozukluğunda klinik gözlemler henüz sayıca fazla olmamakla birlikte, ortoreksik bireylerin anoreksiya nervoza teşhislerine ek olarak “vücuda sadece faydalı besinlerin girmesi, gereksiz ve sağlıksız besinlerin vücuda alınmaması” düşüncesi taşıdıkları belirtilmektedir.

***

Ortoreksik bireyler; kilo kayıpları, âdet göreme, kısıtlayıcı diyet uygulamaları açısından anoreksiya nervoza hastalarına benzemekle beraber, yiyecek seçimlerindeki kriteri kalori olarak almamakta, besinlerin “sağlıklı veya sağlıksız ” oluşuna dikkat etmektedirler.

Ortoreksik hastalar, sağlıklı beslenme gayretinin bir sonucu olarak kilo verdiklerini, aslında kilo ile bir uğraşlarının olmadığını belirtmektedirler.

***

Ortoreksinin rastlanma ile ilgili istatistiklere, ortoreksik davranışlar çoğu zaman doğru olarak kabul edildiğinden, çok az rastlanmaktadır.

Aşırı şişmanların bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak hayatın sonlandığı ana kadar devam eden hayatın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır.

 

İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.

 

***

 

Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir. Günlük hayatta bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vs.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır.

 

Sağlıklı bir hayat sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir.

 

Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

 

***

 

Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

 

Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, hayatı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.

 

Anlaşılacağı üzere obezite besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, hayat kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.

***

Vak’aların sayısının giderek artmasıyla birlikte, toplum ve tıp profesyonellerinin sağlıklı yemeyi ideal olarak varsaymaları kuşku uyandırmaktadır.

Birey eğer, doğal besin tüketme düşünceleriyle besleniyorsa ve bu bireye verilen değer, uyguladıkları diyetin saflık düzeyiyle ölçülüyorsa, uygulanan sağlıklı diyet şüpheli hale gelebilmektedir.

Ortoreksiyanın görülme yaygınlığının artmasında özellikle güzellik kavramının zayıflığa ilişkilendirilmesi, medyada sürekli olarak yer alan diyet ve ürünlerin içerikleriyle ilgili bilgiler, bazı ürünlerin karsinojen madde, katkı maddesi, boya ve hormon gibi maddeler içerdiği ile ilgili haberler etken olmaktadır.

Kadınlar, erkeklere göre, ince beden imgesine sahip olma ve diyet yapmayla belirgin düzeyde daha fazla ilgilidir ve bunların sonucunda da yeme bozukluğu riskine daha yatkındırlar.

Yeme bozuklukları riskinin, özellikle belirli bir kiloda kalmaya dikkat etmeleri gereken mankenler, dansçılar ve jimnastikçiler arasında daha fazla olduğu görülmektedir.

Ayrıca bu gruplardaki kişilerin özellikle ortoreksiya yeme bozukluğuna yöneldikleri belirtilmektedir. Sosyokültürel faktörlerin, yeme bozuklukları gelişiminde etkili olduğu bilinmekte, toplumun zayıflığa önem vermesi, aileden, arkadaşlardan ve kitle iletişim araçlarından gelen baskılar yeme bozukluklarının gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

***

Üniversiteye başlayan pek çok genç şehir değişikliği, maddî durumun elverişsizliği, bağımsız yaşam arzusu gibi nedenlerle ailesinden ve evinden ayrılmaktadır.

Tek başına veya arkadaşlarıyla öğrenci yurtlarında, apartman dairelerinde, başka ailelerin yanlarında yaşamak gençlerin biçimlerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu yüzden de özellikle üniversite öğrencileri arasında yeme bozukluklarının artış gösterdiği gözlemlenmektedir.

Bu kapsamda öğrenim gören öğrencilerde Bratman’ın Ortoreksiya Testi ile Onoreksiya Nervoza  eğiliminin cinsiyet, yaş ve BKİ (Beden Kütle İndeksi) değişkenlerine göre belirlenmesi amaçlanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması esas alınarak katılımcıların öz bildirimleriyle elde edilen vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgilerinden “Vücut Ağırlığı/(Boy uzunluğu)2 (kg/m2 )” formülü ile öğrencilerin Beden Kitle İndeksi değeri hesaplanmıştır.

Bratman’ın Ortoreksiya Testi’ndeki “evet cevabı=1 puan” olarak kabul edilerek hesaplamalar yapılmış ve evet sayısına göre ≥4 puan alan öğrenciler “Ortoreksiya Nervoza eğilimi var” şeklinde nitelendirilmiştir.

***

Ortoreksiya Nervoza durumları arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). ON belirtilerini incelemek amacıyla yapılan başka bir çalışmada ise, yaş ortalaması ve toplam eğitim süresi düştükçe ortoreksik eğilimlerin artış gösterdiğini tespit edilmiştir

Zayıf öğrencilerin %46.4’ünün (n=25) puanının ≥4 olduğu tespit edildiğinden, zayıf öğrenciler arasında Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olma ihtimali daha yüksek bulunmuştur. Normal kilolu öğrencilerin 40.4’ünün (n=149) puanının ≥4 olduğu belirlenmiştir.

Fazla kilolu (pre-obez) öğrencilerin %45.1’inin (n=23) puanı ≥4 olmuştur. Normal kilolu öğrencilerden 1 kişi sekiz soruya evet cevabı verdiği için Ortoreksiya Nervozalı olma eğilimi gösterme ihtimalinin daha yüksek olacağı düşünülmüştür.

Ancak, öğrencilerin puanları ile BKİ değerleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) görülmüştür. Yürütülen bu çalışmalarla benzer şekilde zayıf öğrenciler arasında Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olma ihtimali daha yüksek bulunmuştur. Başka bir çalışmada hafif şişman üniversite öğrencilerinin diğer gruplarda yer alan öğrencilere göre daha fazla ortoreksik eğilimler gösterdiğinin tespit edilmiş, bu çalışma ile benzer değildir.

Ayrıca, tarafından yürütülen başka çalışmada yeme tutumu bozuk ve obsesif kompulsif belirtileri fazla olan bireylerde BKİ yükseldikçe ortoreksik eğilimlerin arttığının belirlenmesi çalışmasında fazla kilolu ve obez öğrencilerin sağlıklı besinlerin tüketimine yöneldiğinin ve Ortoreksiya Nervoza eğiliminin fazla olduğunun görülmesi de yürütülen çalışma ile benzer değildir.

Bilimsel çalışmalarda yürütülen çalışmayla benzer şekilde bireylerin BKİ değerlerinin arttıkça ORTO-15 puanlarının arttığı ve Onersiya Nervoza risk durumlarının azaldığı tespit edilmiştir.

Bu sonucun, BKİ değerleri yüksek olan bireylerin, BKİ değerleri düşük olan bireylere göre yiyecek seçimi yapma, satın aldıkları ürünlerin içeriğine önem verme gibi konularda daha serbest ve özgür olduklarını ortaya koyduğunu ifade etmektedirler.

***

Çalışmanın Güçlü Yönleri ve Sınırlılıkları Bu çalışma, Bratman’ın Ortoreksiya Testi’nin kullanılması açısından Türkiye’deki üniversite öğrencileri arasındaki ON eğilimini değerlendiren tek çalışmadır. Ancak ON eğilimine neden olabilecek; öğrencilerin ve ailelerinin yeme tutumlarını, sağlık veya hastalık durumları gibi bağımsız değişkenlerin ON’nin gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmemesi ve kesin tanı için klinik ve psikolojik incelemelere de ihtiyaç olması sebebiyle öğrencilerin ON eğiliminde olduklarının tam olarak kabul edilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. Bratman’ın Ortoreksiya Testi Türkiye dışında diğer ülkelerdeki üniversite öğrencileri arasındaki ON eğiliminin belirlenmesinde daha önce kullanılmadığı için karşılaştırma yapılacak benzer çalışma bulunamamış; bu yüzden Bratman’ın Ortoreksiya Testi temelalınarak Donini ve arkadaşları tarafından geliştirilen, ancak farklı şekilde değerlendirilen, ORTO-15 ölçeğinin ve ORTO-15’in Türkçeye uyarlanmış hâli olan ORTO-11 ölçeğinin kullanılmasıyla üniversite öğrencileri arasındaki ON eğiliminin belirlenmesine yönelik araştırmalarla karşılaştırma yapılmıştır.

Sonuç ve Tavsiyeler: Bitlis Eren Üniversitesi’nde öğrenim gören 474 üniversite öğrencisi ile yürütülen çalışmada öğrencilerin %41.3’ünün (n=195) Bratman’ın Ortoreksiya Testi’nden aldıkları puanın ≥4 olduğu ve öğrenciler arasında ON eğiliminde olma olasılığının oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kız öğrencilerin ortoreksik olma ihtimallerinin erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır (p><0.05). Zayıf öğrenciler arasında ON eğiliminde olma olasılığı daha yüksek bulunmuştur. Öğrencilerin yaş aralıkları ve BKİ değerleri ile ortoreksik eğilim göstermeleri arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0.05) görülmüştür. Söz konusu öğrencilerin tam olarak Ortoreksiya Nervoza eğiliminde olduklarının ispatlanabilmesi ve kesin teşhis için öğrencilerin yeme tutumları, sağlık veya hastalık durumlarının belirlenmesi, ailenin yeme tutumunun Ortoreksiya Nervoza’nın gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi ve klinik ve psikolojik incelemelerin de yapılması daha doğru olacaktır.

***

Yeni bir kavram olan Ortoreksiya Nervoza ile ilgili kısıtlı çalışmaların olması, konunun daha fazla araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu yeme bozukluğu konusunda üniversite öğrencilerinin bilinçlendirilmesi için konferans ve seminer çalışmaları yapılmalıdır.

Bu tür yeme bozukluğu yeni bir kavram olduğundan dolayı sorunu en etkili şekilde azaltacak veya ortadan kaldıracak etkili tedavi yöntemleri geliştirilmelidir. Üniversite öğrencilerine sağlıklı beslenme alışkanlıklarının örgün ve yaygın eğitim kurumlarında verilen uygulamalı beslenme eğitimi ile kazandırılması ve bu sayede hayat kalitelerinin arttırılması gerekmektedir.

Tedavide tüp mide ameliyatı ve mideye balon takılma tedavilerinin riskleri göz önüne alındığında, önce fluoksetin (Prozac), topiramat (Topamax), reboksetin (Edronaks), Victosa Ampul (iyi bir Şeker Hastalıkları uzmanı denetiminde) ve hipnoterapi, gevşeme teknikleri denenmelidir.

Örnek Vak’a: Geceleri bile buzdolabının kilitlerini kırarak  “tıkınan” 26 yaşında bekâr bir hastam diyet kısıtlaması ve bahsettiğim ilaçları verince 35 Kilo vermişti. Şimdi 6 ayda bir kontrole geliyor.

Sağlık, esenlik ve barış dileklerimle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Şubat 2017 Çarşamba

Okumaya devam et
  2918 Hits
  0 yorum
2918 Hits
0 yorum

Obsesif Kompulsif Hastalık/Bozukluk ile İlgili Sorular ve Cevapları

1. Çevremize baktığımızda herkesin birer takıntısı var. Peki, bunun bir hastalık olduğu nasıl anlaşılıyor?

Ufak tefek takıntılar toplumun %90'ına yakınında vardır. Bâzısı kültürden ve/veya bâtıl itikatlardan kaynaklanır: Kötü bir şeyden bahsedilince "Allah korusun" deyip üç kere tahtaya vurma bunun tipik örneği. Çeşitli hayvanlardan korkma da sık rastlanan bir durumdur; kara kedi görünce başına bir felâket geleceğini düşünmek de buna bir örnek. Bu gibi mâsumca takıntıların hiçbir mahzuru yoktur; hâttâ elini üç kere tahtaya vurunca rahatlayan kişiye stresten kurtulma anlamında faydası dahi olur. Prensip olarak, bu davranışları sergileyen insanlar aslında saçma olduklarının farkındadırlar ama gene de yaparlar.

Buna karşın, eğer takıntılar kişinin hayatının ciddi bir kısmını kaplıyor veya kapsıyorsa, meslekî, âilevî, toplumsal ve akademik performansında işlev kaybına yol açıyorsa, bu takdirde bu durum bir "hastalıktı"r. Meselâ mütedeyyin bir Müslüman beş vakit namaz kılmazsa huzursuzluk duyar; bu kültürel açıdan çok normâldir. Ama "ya şu duayı eksik okuduysam, ya secdeye başımı yanlış koyduysam" diye gününün neredeyse tamamını namaz kılarak geçirmeye başlamışsa, hastalık da başlamış demektir. Sorulduğunda da "biliyorum, bu çok saçma ama ne yapayım, elimde değil cevabını alırsınız.

Okumaya devam et
  9567 Hits
  1 yorum
9567 Hits
1 yorum