Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

NORMAL DIŞI KORKULARIMIZ: FOBİLER

Kişilerin benliğinde barındırdığı hem kaygıları hem de korkuları vardır. Bunlar doğal ve evrensel, kısmen de evrimsel duygulardır.

Fakat korku ve kaygının derecesi kişinin günlük hayatında aksamalara sebep oluyorsa, ortada doğal olmayan bir durum var demektir. Doğal olmayan bu duruma da fobi denmektedir.


 Fobi kelimesinin abartılı veya anormal korku anlamına geldiğini bilmeliyiz. Fobi kelimesinin karşılığı korku olsa da, içeriğini daha detaylı bir şekilde ele almamız gerekiyor.

Korku, idrak edilen bir tehlike, tehdit anında hissedilen bir gerilim, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik vs. belirtilerle yaşanan yoğun bir duygusal uyarılma, heyecan halidir. Korku; ancak insan hayatını kısıtladığı, özgürce yaşamasını engellediği zaman fobik özellik kazanır.

Fobi kelimesi Kadim Yunancadaki phobos’tan kökünden gelmektedir ve Latincede dehşet anlamına gelir. Yunan mitolojisinde ise phobos, Dehşet Tanrısı anlamındadır.

Her canlı varlığını tehdit eden veya tehdit riski taşıyan varlık, nesne ve durumlar karşısında kaldığında içgüdüsel olarak kaçar. Bu anlamda korku canlılığın sürdürülebilmesi göz önüne alındığında gerekli ve faydalı bir önyargı mekanizmasıdır. Ancak korku dozunda olmalı, fobiye dönüştürülmemelidir.

Fobi kelimesinin tam anlamı: Bir nesnenin, durumun veya faaliyetin yarattığı ve kişinin kendisi tarafından da yersiz veya aşırı kabul edilen alkıldışı, yoğun, inatçı bir korkudur.

Bu korku, kişide korkulan söz konusu şeyden (fobik uyarıcıdan) kaçınmaya yönelik neredeyse karşı konulmaz bir arzu yaratır. Kaçınmanın mümkün olmaması halinde yoğun bir kaygı ve Panik Tepkisi alevlenir. Bir fobi önemli bir sıkıntı kaynağı olduğu veya toplumsal işleyişi engellediği zaman ruhsal bir rahatsızlık olarak değerlendirilir.

Örümcek fobisi, yılan fobisi, yükseklik fobisi, kapalı alan fobisi gibi bazı fobiler hemen herkeste görülür ve evrensel, evrimsel olarak değerlendirilir.

Karmaşık fobilerden biri de sosyal fobidir (Sosyal Anksiyete Bozukluğu).

Özel (Özgün) fobiler ise normalde korku yaratmaz, sadece kişiye özgüdür ve bazen sembolik olarak bazen de klasik şartlandırmanın bir sonucu olarak görülür

Fobilerde duyulan korku mantıksız ve aşırıdır.

fobi ile ilgili görsel sonucu

Fobi sahibi insanlara fobik denir.

Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy veya kişiliğin getirisi olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır.

Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir

Fobilerin en belirgin özelliklerinden biri kaynağının şuursuz oluşudur. Fobilerin kaynağı Freud’un yaklaşımına göre şuurdışında çözümlenememiş çelişkilerdir. Bu çelişkiler çözümlenmedikçe yalnız fobinin ortadan kaldırılmasına çalışmak yetersiz ve anlamsız bir çabadır.

***

Psikologlar ve psikiyatrlar fobileri Basit ve Karmaşık Fobiler olmak üzere ikiye ayırırlar.

Basit Fobi: Oldukça iyi belirlenmiş, tek bir nesne veya durumdan gelen korkuyu tanımlarken (yılandan, yüksekten korkma).

Bunların ekserisi evrimseldir, çünkü bizim atalarımızın en çok saldırıya uğradığı ortamlardı.

Karmaşık Fobi: Çok boyutludur (agorafobi: dışarıda, toplumun içinde, yabancı kimselerin arasında ortaya çıkan karmaşık uyarıcıları içerir. Ortaçağ’da kadınların tek başına sokağa çıkmaları yasaktı. Kökeni buradandır). Hâlâ da çok yaygın…

Sosyal Fobi: Karmaşık fobilerden biri de sosyal fobidir (Sosyal Anksiyete Bozukluğu). Kişiyi başkalarının gözlemine maruz bırakabilen toplum içinde konuşma, yemek yeme vs. faaliyetler konusunda hissedilen inatçı, akıl dışı bir korkuyla ve bu tür faaliyetlerde kaçınmaya yönelik zoraki arzuyla tanımlanan bir kaygı bozukluğudur.

Genellikle küçük düşme olumsuz izlenim bırakma, aptalca davranma vs. korkulardan kaynaklanmaktadır. Sosyal fobi (Soysal Anksiyete Bozukluğu), insanların gerek iş hayatlarında gerekse özel hayatlarında yüksek performans göstermelerini gerektiren şartlarda önemli bir sorun haline gelmektedir.

Sosyal fobinin temelinde “başkası beni görünce ne der” türünden, başkalarının yargılanmalarından kokma vardır. Sosyal fobi kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür, başlangıcı ise genelde ergenlik yıllarıdır.

BASİT FOBİ-KARMAŞIK FOBİ AYRIMI NASIL OLUR?

Basit Fobi, bireyin günlük hayatını etkilemezken, karmaşık fobi günlük hayata olan uyumunu zorlaştırır.

Basit fobi tedavisi kolaylıkla gerçekleştirilirken karmaşık fobi tedaviye direnç gösterir. Bazen de kaygı nöbetleriyle beraber görülebilir.

Fobinin uzun süre ortadan kalkmayışını iki sebebe bağlanır:

Korkulan uyarıcıdan sürekli kaçma,

Korkulan uyarıcı veya nesnenin her ortaya çıkmasıyla kişinin kendi kendine sürekli olumsuz mesajlar vermesiyle, olumlu deneyimin gelişmesini önleme, sonra tekrar yaşama sık görülür.

Fobiler tedavi edilemez bir rahatsızlık değildir. Çoğu kişi tedavi sonucu bu davranışlardan kurtulur. Her kişinin özel durumuna göre gerekli tedavi uygulanmaktadır.

EN YAYGIN FOBİLER

Akrofobi: Yükseklik korkusu

Agorafobi: Açık alan korkusu

Klostrofobi: Kapalı yer korkusu

Kinofobi: Köpek korkusu

Payrofobi (Pirofobi): Ateş korkusu

Zoofobi: Hayvan korkusu

Antrofobi: İnsan korkusu

Akuafobi: Su korkusu

Astrofobi: Şimşek korkusu

Mizofobi: Pislik, bulaşıcılık korkusu

Ofidofobi: Yılan korkusu

İLGİNÇ FOBİLER VE ANLAMLARI

Limnofobi (Göllerden korkma fobisi)

Düşünün, sessiz sakin bir yerde göl kenarında oturmuş, rahatlıyorsunuz… Karşınızdaki manzarayla rahatlıyorsunuz. Bu sizi rahatlatacaktır. Ama her zaman yeterli olmaz.

Chirofobi (Kendi vücudundan korkma)

Bütün fobilerle başa çıkılması gerçekten çok güçtür. Bunlar hayatı oldukça zorlaştırır. Bu fobiye sahip olan insanlar, vücutlarındaki herhangi bir bölümden korkarlar.

Peladofobi (Kel insanlardan veya kelleşmekten korkma fobisi)

Erkeklerin, en çok korktukları şeylerden biri kellik

Bu korku genellikle erkeklerde görülür ve korkunun diplerinde ise kel kalmak yatar.

Chaetofobi (Kıl ve saçlardan korkma fobisi)

Peladofobinin aksine, bu korkuya sahip olanlar enteresan bir şekilde saç ve kıllardan korkarlar.

Kleptofobi (Hırsızdan korkma fobisi)

Bu fobiye sahip olan insanların ortak korkuları, hırsızlardır. Bir hırsızın kurbanı olmaktan delicesine korkuyorlar. Çok sık rastlıyoruz.

Rhytifobi (Vücutta kırışıklıklar çıkmasından korkma fobisi)

Bu dünyada en az bilinen fobilerden biridir ve genellikle kadınlarda görülür.

Logizomechanofobi (bilgisayardan korkma fobisi)

Dünya değişiyor, buna bağlı olarak insanoğlu yeni fobiler ediniyor. Bu fobilerden en komiği ise, her şeyin neredeyse teknolojiyle yürüdüğü dünyada bilgisayarlardan korkmak olsa gerek. Bazı insanlar bilgisayarlı ortamlarda geriliyor ve korkularına hâkim olamıyorlar.

Agyrofobi (Karşıdan karşıya geçmekten korkma fobisi)

Agirofobik insanların karşıdan karşıya geçme korkusu vardır ki bu fobi de şehirde yaşamalarını çok zorlaştırır. Bu fobinin dereceleri vardır, otobandaki caddeden karşıdan karşıya geçmek veya küçücük bir sokakta karşıdan karşıya geçmek korkusu bile olabilir. Bu fobi, araba fobisinden ayrı olarak incelenir.

Mageirofobi (Yemek yapmaktan korkma fobisi)

Bu garip fobiye sahip olan insanlar, özellikle yalnız yaşıyorlarsa, çok sağlıksız bir şekilde besleniyor olabilirler. Üstelik yalnızca kendileri yemek yapmadığı ve bundan korktuğu gibi, iyi yemek yapan insanlardan da korkarlar.

Pediofobi (Oyuncak bebeklerden korkma fobisi)

Böyle insanlar yalnızca korkunç olan oyuncak bebeklerden değil, bütün oyuncak bebeklerden korkarlar. Daha net söylemek gerekirse, bu daha çok “canlı ve duygusu olan şeylere çok benzeyen cansız şeylere” karşı duyulan bir korkudur.

Deipnofobi (akşam yemeğinde yapılan konuşmalardan korkma fobisi)

Bazı insanlar akşam yemeğinde konuşmak fikrinden o kadar çok korkuyorlar ki, kalabalık akşam yemeklerine katılmamaya çalışıyorlar. Günümüz şartlarında bu korkuyla başa çıkmak daha kolay zira eskiden yapılan aile yemekleri ve etik değerleri gittikçe kayboluyor.

Eisoptrofobi (ayna veya kendini aynada görmekten korkma fobisi)

Ayna korkusuna daha çok, ayna karşısına geçtikten sonra ruhsal dünyayla bağlantıya geçme korkusu da denebilir. Bu fobiye sahip olanlar her ne kadar saçma olduklarını bilseler de, ayna karşısına geçtiklerinde inanılmaz bir endişe yaşıyorlar. Bu fobi daha çok bir bâtıl inanç olduğu için, ayna kırmanın onlara kötü şans getireceğini veya aynaya bakmanın onları doğaüstü dünyayla iletişime geçireceğini de düşünürler. Ayanaya bakmak, kendiyle yüzleşmek demektir tasavvufta ve her inançta aslında...

Demonofobi (Şeytan Korkusu)

Bu korkuya sahip olan insanlar, etrafta devamlı kötü ruhlu doğaüstü yaratıkların gezdiğini ve etrafa, insanlara zarar verdiklerini düşünürler. Bu insanlar Şeytan, Kötü Ruhlu yaratıklar hakkında konuşurken, tek başlarına karanlık bir yerde gezerken veya korku filmi izlerken büyük bir sıkıntı yaşarlar.

Pentherafobi (Kaynana fobisi)

Bu ilginç fobiler arasında en yaygın olanı budur. Elbette evli insanlar hayatlarında birkaç kere bu korkuyu yaşamışlardır. Gerçek anlamda bu korkuyu çeken insanlar genellikle çözümü ya psikoterapide ya da boşanmada buluyorlar (ben hiç Şeytan görmedim ama epey Şeytanı cebinden çıkaracak insana rastladım)

Cathisofobi (Oturmaktan korkma fobisi)

İlk olarak 1904’te belgelenen Cathisophobia, hareketsiz kalamama durumu olarak da bilinir.

Bu korku, daha önce yaşanmış bir travmaya dayanabilir. Mesela, daha önce sert veya keskin bir nesne üzerine oturup yara almış insanlarda bu fobi görülebilir.

Ablutofobi (yıkanma ve banyo yapmaktan korkma fobisi)

Ablutofobi, (Yunanca ebliut, yani ‘yıkanmak’ anlamına gelir).

Banyo yapma, yıkanma ve temizlik üzerine odaklanmış, sebepsiz bir korkudur. Bu fobi, duruma bağlı fobilerdendir.

Erkeklerden çok çocuklar ve kadınlarda, özellikle de aşırı duygusal insanlarda görülür. Semptom ve tedavisi diğer fobilerdeki gibidir.

Graphofobi (Yazı veya el yazısı fobisi)

Grafofobi ile baş etmeye çalışanlar, iyi yazma yeteneklerinden şüphe eder ve bu konuda başarısızlığa uğrayacaklarından yoğun bir biçimde korkarlar. Aynı zamanda yazmaya değer bir şeyleri olmadığından da korkabilirler.

ALFABETİK SIRAYLA FOBİLER VE ANLAMLARI:

– A HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Ablutophobia- Yıkanma ve banyo yapma fobisi.

Acarophobia- Kaşıntı veya kaşıntıya sebep olan böcek fobisi.

Acerophobia- Ekşi tat fobisi.

Achluophobia- Karanlık fobisi.

Acousticophobia- Gürültü fobisi.

Acrophobia- Yükseklik fobisi.

Aerophobia- Kapalı bir mekânda cereyan veya kimyasal madde kokusu fobisi.

Aeroacrophobia- Yüksek ve üstü açık mekân fobisi.

Aeronausiphobia- Uçakta kusma fobisi.

Agateophobia (psikozofobi)- Delirme fobisi.

Agliophobia- Acı çekme fobisi.

Agoraphobia- Pazar veya park gibi açık alanlar veya güvenli bir yerden ayrılma fobisi.

Agraphobia- Cinsel taciz fobisi.

Agrizoophobia- Vahşi hayvan fobisi.

Agyrophobia- Sokak veya sokakta yürüme fobisi.

Aichmophobia- İğne veya delici nesne fobisi.

Ailurophobia- Kedi fobisi.

Albuminurophobia- Böbrek hastalığı fobisi.

Alektorophobia- Tavuk fobisi.

Algophobia- Acı çekme fobisi.

Alliumphobia- Sarımsak fobisi.

Allodoxaphobia- Fikir sahibi olma veya başkasının bir fikrini belirtmesi fobisi.

Altophobia- Yükseklik fobisi.

Amathophobia- Toz fobisi.

Amaxophobia- Hareket halindeki bir arabanın içinde bulunma fobisi.

Ambulophobia- Yürüme fobisi.

Amnesiphobia- Hafıza kaybı fobisi.

Amychophobia- Tırmalanma fobisi.

Anablephobia- Yukarı bakma fobisi.

Ancraophobia- Rüzgâr fobisi.

Androphobia- Erkek fobisi.

Anemophobia- Rüzgâr ve cereyan fobisi.

Anginophobia- Kalp ağrısı veya soluksuz kalma fobisi.

Anglophobia- İngiltere İngiliz kültürü fobisi.

Angrophobia – Öfke ve sinirlenme fobisi (Sınır Kişilik Bozukluğunda ve Antisosyallerde, Manik Depresif Bozukluğun Manik dönemlerinde "acting out" tarzında saldırganlıklara sık rastlarız; çoğu tedaviye iyi cevap verir.

Ankylophobia- Kollar bacaklar gibi eklemleri hareket ettirememe fobisi.

Anthophobia- Çiçek fobisi.

Anthropophobia- Halk veya sosyete fobisi.

Antlophobia- Sel fobisi.

Anuptaphobia- Bekâr kalma fobisi.

Apeirophobia- Sonsuzluk fobisi.

Aphenphosmphobia- Dokunulma fobisi.

Apiphobia- Arı fobisi.

Apotemnophobia- Vücudunun herhangi bir yeri kopmuş insan fobisi.

Arachibutyrophobia- Fıstık ezmesinin damakta kalması fobisi.

Arachnephobia  (Arachnophobia)- Örümcek fobisi.

Arithmophobia- Rakam fobisi.

Arrhenphobia- Erkek fobisi.

Arsonphobia- Ateş fobisi.

Asthenophobia- Güçsüzlük veya bayılma fobisi.

Astrapophobia- Gök gürültüsü ve şimşek fobisi.

Astrophobia- Yıldız veya gezegen meteor gibi uzaydaki cisimler fobisi

Asymmetriphobia- Asimetrik şeyler fobisi (çok sıktır, bilhassa simetromanlarda (her şeyi) düzelten kişilerde sık rastlanır.

Ataxiophobia- Kasları düzenli oynatamama fobisi.

Ataxophobia- Düzensizlik veya tertipsizlik fobisi.

Atelophobia- Mükemmel olamama fobisi.

Atephobia- Harabe fobisi.

Athazagoraphobia- Unutma unutulma veya dışlanma fobisi.

Atomosophobia- Atomik patlama fobisi.

Atychiphobia- Başaramama fobisi.

Aulophobia- Flüt fobisi Panik Bozukluk Hastalarında sık görülür (Pan Flüt çalanlarda olmayabilir)

Aurophobia- Altın fobisi.

Auroraphobia- Aurora fobisi.

Autodysomophobia- İğrenç kokan insan fobisi.

Automatonophobia- Vantrilok kuklası robot gibi hareket eden oyuncak veya nesne birinin birebir yapılmış mumyası fobisi.

Automysophobia- Kirli olma fobisi.

Autophobia- Kendinden korkma veya yalnız kalma fobisi.

Aviatophobia- Uçma fobisi.

– B HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Bacillophobia- Mikrop fobisi.

eight":"300"}[/embed]

Bacteriophobia- Bakteri fobisi.

Ballistophobia- Mermi veya balistik fobisi.

Bolshephobia- Bolşevik fobisi (Dünya Harbinden kalma)

Barophobia- Yerçekimi fobisi.

Basiphobia- Ayağa kalkamayacak hale gelme fobisi.

Bathmophobia- Merdiven veya yokuş fobisi.

Bathophobia- Derinlik fobisi.

Batophobia- Yüksek binaların yakınında bulunma fobisi.

Batrachophobia- Sürüngen hayvan fobisi.

Belonephobia- Raptiye veya küçük delici iğne fobisi.

Bibliophobia- Kitap fobisi.

Blennophobia- İğrenç sıvı veya yapışkan madde fobisi.

Bogyphobia- Cin ve peri fobisi.

Botanophobia- Bitki fobisi.

Bromidrophobia- Vücut kokusu fobisi.

Brontophobia- Gök gürültüsü ve şimşek fobisi.

Bufonophobia- Bir tür kurbağa fobisi.

– C HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Cacophobia- Çirkin olma fobisi.

Cainotophobia- Yenilik veya değişiklik fobisi.

Caligynephobia- Güzel kadın fobisi.

Carcinophobia- Kanser fobisi.

Cardiophobia- Kalp fobisi.

Carnophobia- Et fobisi.

Catagelophobia- Küçük düşme fobisi.

Catapedaphobia- Yüksek veya alçak yerlerden atlama fobisi (space phobia: boşluk fobisi: Çok gördüm, tabanlarının altında basacak yer yokmuş gibi davranırlar).

Cathisophobia- Oturma fobisi.

Catoptrophobia- Ayna fobisi.

Centophobia- Yeni fikirler veya şeyler fobisi.

Keraunophobia- Gök gürültüsü veya şimşek fobisi.

Chaetophobia- Saç fobisi.

Cheimaphobia- Soğuk fobisi.

Chemophobia- Kimyasallar veya kimyasallarla çalışma fobisi.

Cherophobia- Neşe eğlence fobisi.

Chionophobia- Kar fobisi (tam mevsimi ve ço rastlamaktayım)

Chiraptophobia- Dokunulma fobisi.

Chirophobia- El veya vücut fobisi.

Cholerophobia- Kolera fobisi (epeydir görmedim)

Chorophobia- Dans etme fobisi.

Chrometophobia Chrematophobia- Para fobisi.

Chromatophobia- Renk fobisi.

Chronophobia- Zaman fobisi.

Chronomentrophobia- Saat fobisi.

Cibophobia- Yemek besin fobisi.

Claustrophobia- Küçük alan küçük yer fobisi (asansör, mağara vs.)

Cleithrophobia (Cleisiophobia)- Kapalı yerde kilitli kalma fobisi.

Cleptophobia- Hırsızlık yapma fobisi.

Climacophobia- Basamak tırmanma veya aşağı düşme fobisi.

Clinophobia- Yatağa gitme fobisi.

Cleithrophobia- Bir yerde kapalı kalma fobisi.

Cnidophobia- Eşek arısı fobisi.

Cometophobia- Meteor (göktaşı) fobisi.

Coimetrophobia- Mezarlık fobisi.

Contreltophobia- Cinsel taciz fobisi.

Coprastasophobia- Kabızlık fobisi.

Coprophobia- Büyük abdest fobisi.

Coulrophobia- Palyaço fobisi.

Counterphobia- Korkuyu arama korkutabilecek olayların içine girme.

Cremnophobia- Yüksek bir yerin kenar kısmında yürüme fobisi.

Cryophobia- Dondurucu soğuk buz ve donma fobisi.

Crystallophobia- Kristal ve cam fobisi.

Cyberphobia- Bilgisayar veya bilgisayarda çalışma fobisi.

Cyclophobia- Bisiklet fobisi.

Cymophobia veya Kymophobia- Vücudun yukarı aşağı hareketi fobisi.

Cynophobia- Köpek ve kuduz fobisi.

Cyprinophobia – Hayat kadını veya cinsel hastalık fobisi.

– D HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Dentophobia- Diş hekiminden aşırı korkma.

Dermatopatophobia- Deri hastalıkları fobisi.

– E HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Ecclesiophobia- Kilise fobisi.

Ecophobia- Ev fobisi.

Eicophobia- Evi kaplayan nesneler fobisi.

Eisoptrophobia- Ayna veya kendini aynada görme fobisi.

Electrophobia- Elektrik fobisi.

Eleutherophobia- Özgürlük fobisi.

Elurophobia, aurilofobi - Kedi fobisi.

Emetophobia- Kusma fobisi.

Enetophobia- Raptiye fobisi.

Enochlophobia- Kalabalık fobisi.

Enissophobia- Tövbe edilemeyecek bir günaha girme fobisi.

Entomophobia- Böcek fobisi.

Eosophobia- Şafak vakti veya günışığı fobisi.

Ephebiphobia- Gençlik çağındaki insan fobisi.

Epistaxiophobia- Burun kanaması fobisi.

Epistemophobia- Bilgelik fobisi.

Equinophobia- At fobisi.

Eremophobia- Yalnız kalma fobisi.

Ereythrophobia- Utanıp kızarma fobisi.

Ergasiophobia- Çalışma bir şeyin çalışması veya bir doktorun ameliyat yapma fobisi.

Ergophobia- Çalışma fobisi.

Euphobia- İyi haberler duyma fobisi.

Eurotophobia- Dişi cinsel organ fobisi.

Erythophobia - Kızarma fobisi.

– F HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Fibriophobia- Ateşlenme fobisi.

Felinophobia- Kedi fobisi.

Francophobia- Fransa veya Fransız kültürü fobisi.

Frigophobia- Soğuk veya soğuk şeyler fobisi.

– G HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Galeophobia- Kedi fobisi.

Gallophobia veya Galiophobia- Fransa veya Fransız kültürü fobisi.

Gamophobia- Evlilik fobisi (Evlilikten aşırı korkma, sık rastlıyoruz. Çoğunun tedavisinde başarılı oluyoruz)

Geliophobia- Kahkaha fobisi.

Geniophobia- Çene fobisi.

Genuphobia- Diz fobisi.

Gephysrophobia- Köprüden geçme fobisi.

Germanophobia- Almanya veya Alman kültürü fobisi.

Gerascophobia- Yaşlanma fobisi.

Gerontophobia- Yaşlanma veya yaşlı insanlar fobisi.

Geumophobia- Tat alma fobisi.

Glossophobia- Konuşmaya çalışma veya toplum içinde konuşma fobisi.

Gnosiophobia- Bilgelik fobisi.

Graphophobia-  Yazı veya el yazısı fobisi.

Gymnophobia- Çıplaklık fobisi.

Gynophobia- Kadın fobisi.

– H HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

 

Hadephobia- Cehennem fobisi.

Hagiophobia- Azizler veya kutsal şeyler fobisi.

Hamartophobia- Günaha girme fobisi.

Haphephobia Haptephobia- Dokunulma fobisi.

Harpaxophobia- Soyulma zorla paranın çalınması fobisi.

Hedonophobia- Haz duyma fobisi (Depresyonda sık görülür)

Heliophobia- Güneş fobisi.

Hellenologophobia- Yunanca deyimler veya karmaşık bilimsel terminolojiler fobisi.

Helminthophobia- Vücuda birçok solucanın temas etmesi fobisi.

Hemaphobia - Kan fobisi (kan alınırken düşüp fenalık geçirenlerde sık rastlıyorum)

Heresyphobia - Düzeni değiştirecek radikal bir hareket veya ihtilâl yapma korkusu.

Herpetophobia- Yılan, kertenkele, timsah fobisi.

Heterophobia- Karşı cins fobisi.

Hierophobia- Din adamları veya dinsel şeyler fobisi.

Hippophobia- At fobisi.

Hippopotomonstrosesquippedaliophobia- Uzun kelime fobisi.

Hobophobia- Evsiz insan veya dilenci fobisi.

Hormephobia- Şok fobisi.

Homichlophobia- Sis fobisi.

Homilophobia- Dinî nutuk fobisi.

Hominophobia- Erkek fobisi.

Homophobia- Monotonluk, homoseksüellik veya homoseksüel olma fobisi. Bunların çoğunda kendi bastırılmış homoseksüellik korkuları yatar. Çok gördüm. Gerçek homoseksüelliğin tedavisi gerekmez ama kişiliğe /egoya yabancı olan dönemde Bilişsel Davranışçı terapi çok etkili olur. Çoğu erkek homoseksüelde de, özellikle dindar olanda toplumdan dışlanma ve istenmeme endişesi olur. Gördüklerimin hepsi iyileşti.

Hoplophobia- Ateşli silâh fobisi.

Hydrargyophobia- İyileştiren ilaçlar fobisi.

Hydrophobia- Su veya kuduz fobisi.

Hydrophobophobia- Kuduz fobisi (artık, nadiren de olsa, tedavi ediliyor)

Hyelophobia Hyalophobia- Cam fobisi. Kanada’daki Yüksek Kule’de atlarken yaşamıştım en son ama çok yaygındır aslında.

Hygrophobia- Rutubet veya sızıntı akıntı fobisi.

Hylephobia- Materyalizm veya epilepsi fobisi (sarayla konversiyon karıştırılmamalıdır)

Hylophobia- Orman fobisi.

Hypengyophobia- Sorumluluk fobisi.

Hypnophobia- Uyuma veya hipnotize olma fobisi (hipnoza yatkın kişilerde hiç görmedim ama istemeyenlerde epey rastladım. Oran %7 kadardır.

Hypsiphobia- Yükseklik fobisi.

– I HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Iatrophobia- Doktor veya doktora gitme fobisi. 35 senedir binlerce gördüm.

Ichthyophobia- Balık fobisi.

Ideophobia- Fikir fobisi.

Illyngophobia- Dengeyi kaybetme veya aşağı bakınca dengeyi kaybetme fobisi.

Iophobia- Zehir fobisi.

Insectophobia – Böcek fobisi.

Isolophobia- Yalnız kalma fobisi.

Isopterophobia- Termit fobisi.

Ithyphallophobia- Ereksiyon halinde bir penise sahip olma görme veya düşünme fobisi.

– J HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Japanophobia- Japon fobisi.

Judeophobia- Yahudi fobisi. Holocaust'tan beri hâlâ sürmekte! 

– K HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Kainolophobia- Yenilik fobisi.

Kakorrhaphiophobia- Başarısız olma veya yenilme fobisi.

Katagelophobia- Küçük duruma düşüş fobisi.

Kathisophobia- Oturma fobisi.

Kenophobia (Xenophobia)- Açık alan ve yabancı fobisi. Ortaçağ’dan kalmadır ve en fazla –hâlâ- kadınlarda rastlıyorum.

Keraunophobia - Gök gürültüsü veya şimşek fobisi.

Kinetophobia - Hareket fobisi.

Kleptophobia- Hırsızlık yapma veya hırsızdan korkma fobisi.

Koinoniphobia- Oda fobisi.

Kolpophobia- Dişi cinsel organ fobisi.

Kopophobia- Yorgun bitkin düşme fobisi.

Koniophobia- Toz fobisi (allerjilerde sık görülür ve tam da mevsimi.

Kosmikophobia- Kozmik fenomen fobisi.

Kymophobia- Dalga fobisi.

Kynophobia- Kuduz fobisi. Artık tek tük tedavi edilen bir hastalık ama bazı insanlar masum bir köpek görse bile zıplayıp kaçar.

Kyphophobia- Bir yerden eğilerek geçme fobisi.

– L HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Lachanophobia- Sebze meyve fobisi: Ev hanımlarında veya alışveriş yaparken eli bile dokunanlarda sık görülür.

Laliophobia Lalophobia- Konuşma fobisi. Histerik afoni haricinde çok az rastlanır. Baskı rejimlerinde de çok görülmüştür: Faşizm ve diğer totaliter rejimlerde.

Leprophobia Lepraphobia- Cüzzam fobisi.

Leukophobia- Beyaz renk fobisi.

Levophobia- Vücudun sol tarafında bir şey bulunması fobisi.

Ligyrophobia- Yüksek sesli gürültü fobisi.

Lilapsophobia- Hortum ve tornado fobisi

Limnophobia- Göl fobisi.

Linonophobia- İp fobisi.

Liticaphobia- Mahkeme davaları fobisi.

Lockiophobia- Çocuk doğumu fobisi.

Logizomechanophobia- Bilgisayar fobisi.

Logophobia- Kelime fobisi.

Luiphobia- Bir tür cinsel yolla buluşan insanı delirtebilen kadın hastalığı fobisi.

Sutraphobia- Samur fobisi.

Lygophobia- Karanlık fobisi.

Lyssophobia- Delirme veya kuduz olma fobisi.

– M HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Macrophobia- Uzun süre bekleme fobisi.

Mageirocophobia- Yemek pişirme fobisi.

Maieusiophobia- Çocuk doğumu fobisi.

Malaxophobia- Aşk oyunları fobisi.

Maniaphobia- Çıldırma fobisi.

Mastigophobia- Cezalandırılma fobisi.

Mechanophobia- Makine fobisi.

Medomalacuphobia- Seks sırasında cinsel olarak uyarılamama fobisi.

Medorthophobia- Ereksiyon durumundaki penis fobisi.

Megalophobia- Uzun şeyler fobisi.

Melissophobia- Arı fobisi.

Melanophobia- Siyah renk fobisi.

Melophobia- Müzik fobisi.

Meningitophobia- Beyin hastalığı fobisi.

Menophobia- Âdet görme fobisi. Premenstrüel dönemde sık rastlanır. Ülkemizdeki çoğu kadın âdet görmeye “hastalık” der, hâlbuki üretkenlik döneminde bu normal bir şeydir.

Merinthophobia- Bir yere bağlanma fobisi.

Meteorophobia- Meteor fobisi.

Methyphobia- Alkol fobisi: Etil alkol alanların korkacak zamanı bile olmaz.

Metrophobia- Şairliğe olan nefret veya şiir fobisi.

Microbiophobia- Mikrop fobisi.

Microphobia- Küçük şeyler fobisi.

Mysophobia- Kirli şeylerle temas etmek fobisi.

Mnemophobia- Hatıra fobisi.

Molysmophobia- Kirlilik fobisi.

Monophobia- Yalnızlık fobisi (şimdilerde çok sık çünkü pek çok insan işsiz ve sokaklarda ölüyor).

Monopathophobia- Bir hastalığının olduğunun öğrenilmesi fobisi.

Motorphobia- Otomobil fobisi.

Mottephobia- Güve fobisi.

Musophobia- Fare fobisi.

Mycophobia- Mantar fobisi.

Mycrophobia- Çok küçük şeyler fobisi.

Myctophobia- Karanlık fobisi.

Myrmecophobia- Karınca fobisi.

Mythophobia- Aslı olmayan söylenti fobisi.

Myxophobia- İğrenç sıvı veya yapışkan madde fobisi.

– N HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Nebulaphobia- Sis fobisi.

Necrophobia- Ölüm veya ceset fobisi. Hemen herkeste görülür.

Nelophobia- Cam fobisi.

Neopharmaphobia- Yeni uyuşturucular fobisi. Özellikle LSD25, Ekstazi ve diğerleri hakkında.

Neophobia- Yeni herhangi bir şey fobisi.

Nephophobia- Bulut fobisi.

Noctiphobia- Gece fobisi.

Nomatophobia- İsim fobisi.

Nosocomephobia- Hastane fobisi (binlerce gördüm, çoğu iyileşti)

Nosemaphobia- Hastalanma fobisi.

Nostophobia- Eve dönme fobisi.

Novercaphobia- Üvey anne fobisi.

Nucleomituphobia- Nükleer silah fobisi.

Nudophobia- Çıplaklık fobisi.

Numerophobia- Rakam fobisi.

Nyctohylophobia- Geceleyin ormanda kalma fobisi.

Nyctophobia- Karanlık veya gece fobisi.

– O HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Obesophobia- Kilo alma fobisi. Dismorfofobi (kendini olduğundan farklı görme: Daha büyük veya küçük) Tedavisi biraz zahmetlidir.

Ochlophobia- Kalabalık fobisi.

Ochophobia- Araç fobisi (tam da devrimize uygun)

Octophobia- “8” rakamı fobisi.

Odontophobia- Diş veya diş operasyonu fobisi. Pek çok kişide vardır ve tedaviyle %90’ı düzelir.

Odynophobia- Acı çekme fobisi.

Oenophobia- Şarap fobisi.

Oikophobia- Ev ve ev eşyaları fobisi.

Olfactophobia- Koku fobisi.

Ombrophobia- Yağmur veya yağmurda ıslanma fobisi.

Ommatophobia- Göz fobisi.

Oneirophobia- Rüya fobisi.

Oneirogmophobia- Seks rüyaları fobisi.

Onomatophobia- Belirli bir kelimeyi veya ismi işitme fobisi.

Ophidiophobia- Yılan fobisi.

Ophthalmophobia- Bakılma fobisi.

Opiophobia- Doktorların bir hastaya ilaç verme fobisi.

Optophobia- Birisinin gözünü açması fobisi.

Ornithophobia- Kuş fobisi.

Orthophobia- Sahip olma fobisi.

Osphresiophobia- Koku fobisi.

Ostraconophobia- Kabuklu deniz hayvanı fobisi.

Ouranophobia - Cennet fobisi.

– P HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Pagophobia- Buz ve donma fobisi.

Panthophobia- Acı çekme ve hastalık fobisi.

Panphobia- Her şeyin fobisi.

Papaphobia- Papa fobisi.

Papyrophobia- Kâğıt fobisi.

Paralipophobia- Bir görevi veya sorumluluğu aksatma fobisi.

Paraphobia- Seks sırasında mide bulandırıcı şeyler yapma fobisi.

Parasitophobia- Parazit fobisi.

Paraskavedekatriaphobia- 13. Cuma fobisi. Kadim Hıristiyanlık ve Yahudilikten kalma bir batıl itikat.

Parthenophobia- Bakireler ve genç kızlar fobisi.

Pathophobia- Hastalık fobisi.

Patroiophobia- Başkasına bir şey bir hastalık bulaştırma fobisi.

Parturiphobia- Çocuk doğumu fobisi.

Peccatophobia- Günah işlemek veya suç işlediğini hayal etme fobisi.

Pediculophobia- Bit fobisi.

Pediophobia- Oyuncak bebek fobisi.

Pedophobia- Çocuk fobisi.

Peladophobia- Kel insan fobisi.

Pellagrophobia- Bir tür diyet hastalığı fobisi.

Peniaphobia- Parasız kalma fobisi (bu aralar pek yaygın).

Pentheraphobia- Kaynana fobisi. Tarih boyunca gelinle kaynana pek az anlaşabilmiştir.

Phagophobia- Yutkunma yeme veya bir şey tarafından yenme fobisi.

Phalacrophobia- Kel kalma fobisi.

Phallophobia- Penis fobisi.

Pharmacophobia- İlaç kullanma fobisi.

Phasmophobia- Hayalet fobisi.

Phengophobia- Güneş ışığı fobisi.

Philemaphobia Philematophobia- Öpme fobisi.

Philophobia- Âşık olma fobisi

Philosophobia- Felsefe fobisi.

Phobophobia- Bir fobiye sahip olma fobisi.

Photoaugliaphobia- Işıktan rahatsız olma fobisi.

Photophobia- Işık fobisi.

Phonophobia- Gürültü ses veya birisinin telefondaki sesi fobisi.

Phronemophobia- Düşünme fobisi.

Phthiriophobia- Bit fobisi.

Phthisiophobia- Tüberküloz fobisi (çok arttı ve beşli, atılı ilaç kombinasyonları verilmekte)

Placophobia- Mezar taşı fobisi.

Plutophobia- Zengin olma fobisi.

Pluviophobia- Yağmur veya yağmurda ıslanma fobisi.

Pneumatiphobia- Ruhlar fobisi.

Pnigophobia Pnigerophobia- Boğulma fobisi.

Pocrescophobia- Kilo alma fobisi.

Pogonophobia- Sakal fobisi.

Poliosophobia- Poliomyelitis (Çocuk Felci) hastalığına yakalanma fobisi.

Politicophobia- Politikacılara karşı duyulan nefret veya politikacı fobisi.

Polyphobia- Birçok şeyin fobisi.

Poinephobia- Cezalandırılma fobisi.

Ponophobia- Çok çalışma fobisi.

Porphyrophobia- Mor renk fobisi.

Potamophobia- Nehir veya hareket eden su fobisi.

Potophobia- Alkol fobisi.

Pharmacophobia- Uyuşturucu fobisi.

Proctophobia- Kuyruk sokumu fobisi.

Prosophobia- Bir şeyin gelişmesi fobisi.

Psellismophobia- Kekemelik fobisi.

Psychophobia- Akıl fobisi.

Psychrophobia- Soğuk fobisi.

Pteromerhanophobia- Uçma fobisi.

Pteronophobia- Kuştüyü ile gıdıklanma fobisi.

Pupaphobia – Kukla fobisi.

Pyrexiophobia- Ateşlenme fobisi.

Pyrophobia- Ateş fobisi.

– R HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Radiophobia- Radyasyon fobisi.

Ranidaphobia- Kurbağa fobisi.

Rectophobia- Kuyruk sokumu ve ilgili hastalıklar fobisi.

Rhabdophobia- Bir sopayla dövülme ya da sihir fobisi.

Rhypophobia- Büyük tuvaletini yapma fobisi.

Rhytiphobia- Vücutta kırışıklıklar çıkması fobisi.

Rupophobia- Kirlilik fobisi.

Russophobia- Rus fobisi.

– S HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Samhainophobia: Cadılar bayramı fobisi.

Sarmassophobia- Aşk oyunları fobisi.

Satanophobia- Şeytan fobisi.

Scabiophobia- Bir tür deri hastalığı fobisi.

Scatophobia- Dışkı fobisi.

Scelerophibia- Hırsız fobisi.

Sciophobia veya Sciaphobia- Gölge fobisi.

Scoleciphobia- Solucan fobisi.

Scolionophobia- Okul fobisi.

Scopophobia veya Scoptophobia- Kendisine başkalarının bakması gözetlemesi fobisi.

Scotomaphobia- Körlük fobisi.

Scotophobia- Karanlık fobisi.

Scriptophobia- Toplum içinde yazı yazma fobisi.

Selachophobia- Köpek balığı fobisi.

Selaphobia- Işıklı flaş fobisi.

Selenophobia- Ay fobisi.

Seplophobia- Çürümüş, bayatlamış herhangi bir şey fobisi.

Sesquipedalophobia- Uzun kelime fobisi.

Siderodromophobia- Tren demiryolu veya tren yolculuğu fobisi.

Siderophobia- Yıldız fobisi.

Sinistrophobia- Solaklık fobisi.

Sinophobia- Çin ve Çin kültürü fobisi.

Sitophobia Sitiophobia- Yemek ve yemek yeme fobisi.

Snakephobia- Yılan fobisi.

Soceraphobia- Kaynana ve kayın peder fobisi.

Social Phobia- Sosyal pozisyonlarda başkalarının kendisi hakkında olumsuz düşünmesi fobisi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu);

Sociophobia- Halk veya sosyete fobisi.

Somniphobia- Uyuma fobisi.

Sophophobia- Öğrenme fobisi.

Soteriophobia – Başkasına ihtiyaç duyma fobisi.

Space Phobia- Uzay fobisi.

Spectrophobia- Hayalet veya Azrail fobisi.

Spermatophobia veya Spermophobia- Bir tür bakteri fobisi.

Spheksophobia- Eşek arısı fobisi.

Stasibasiphobia veya Stasiphobia- Ayakta durma veya yürüme fobisi.

Staurophobia- Haç veya çaprazlık fobisi.

Stenophobia- Dar alan fobisi.

Stigiophobia- Cehennem fobisi.

Suriphobia- Fare fobisi.

Symbolophobia- Sembolizm fobisi.

Symmetrophobia- Simetri fobisi.

Syngenesophobia- Akraba fobisi.

Syphilophobia- Bir tür cinsel hastalık (frengi) fobisi.

– T HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Tachophobia- Hız fobisi.

Taeniophobia veya Teniophobia- Vücut içindeki solucan fobisi.

Taphephobia veya Taphophobia- Canlı gömülme ya da mezarlık fobisi.

Tapinophobia- Hastalık bulaştırma fobisi.

Taurophobia- Boğa fobisi.

Technophobia- Teknoloji fobisi.

Teleophobia- Planlanmış şeyler veya dinsel tören fobisi.

Telephonophobia- Telefon fobisi.

Teratophobia- Özürlü bir çocuk sahibi olma veya özürlü insan fobisi.

Testophobia- Test yapma fobisi.

Tetanophobia- Tetanos fobisi.

Teutophobia- Alman fobisi.

Textophobia- Fabrika fobisi.

Thaasophobia- Oturma fobisi.

Thalassophobia- Deniz fobisi.

Thanatophobia veya Thantophobia- Ölüm veya ölme fobisi.

Theatrophobia- Tiyatro fobisi.

Theologicophobia- Teoloji (ilahiyat) fobisi.

Theophobia- Tanrı veya din fobisi.

Thermophobia- Isı fobisi.

Tocophobia- Gebelik veya çocuk doğumu fobisi.

Tomophobia- Ameliyat fobisi.

Tonitrophobia- Gök gürültüsü fobisi.

Topophobia- Sahne gibi bazı belli alanlar fobisi.

Toxiphobia, Toxophobia, Toxicophobia- Zehir veya yanlışlıkla zehirlenme fobisi.

Traumatophobia- Sakatlık fobisi.

Tremophobia- Titreme fobisi.

Trichinophobia- Saçkıran fobisi.

Trichopathophobia Trichophobia- Saç fobisi.

Triskaidekaphobia- 13 sayısı fobisi. Ortaçağ’dan kalmadır.

Tropophobia- Hareket etme veya değişiklik yapma fobisi.

Trypanophobia- Enjeksiyon fobisi.

Tuberculophobia- Tüberküloz fobisi.

Tyrannophobia- Diktatör fobisi. Bu aralar epey arttı bütün dünyada!

– U HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Uranophobia veya Ouranophobia- Cennet fobisi.

Urophobia- İdrar yapma ve küçük su dökme fobisi. Böyle bir hastam erkekler tuvaletine giremez, başkaları görecek diye pisuvara dahi yaklaşamazdı. Bizde pek çok tuvalette yan yana tuvalete çıkılır. Bu hastam da 20 küsur yaşlarındaydı ve tedaviyle (hipnoterapi ve ilaçlar) tamamen düzeldi.

– V HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Vaccinophobia- Aşı olma fobisi.

Venustraphobia- Güzel kadın fobisi. Bende hiç yok ama yaygındır (nazar değer şeklindeki batıl inanç).

Verbophobia- Kelime fobisi.

Verminophobia- Bakteri fobisi.

Vestiphobia- Giyinme fobisi.

Virginitiphobia- Tecavüze uğrama fobisi.

Vitricophobia- Üvey baba fobisi.

– W HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Walloonphobia- Volan fobisi.

Wiccaphobia: Cadı ve cadılık fobisi. Cadılar Bayramı Törenlerinden bize de geçmiştir.

– X HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Xanthophobia- Sarı renk fobisi.

Xenoglossophobia- Yabancı dil fobisi.

Xenophobia- Yabancı insan fobisi.

Xerophobia- Kuruluk fobisi.

Xylophobia- Tahta nesneler veya orman fobisi.

Xyrophobia- Tıraş bıçağı fobisi.

– Z HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Zelophobia- Kıskançlık fobisi.

Zeusophobia- Tanrı fobisi.

Zemmiphobia- Köstebek fobisi.

Zoophobia- Hayvan fobisi.

***

Şiddetli karafatma fobisi olan, 40 yaşlarında, evli bir kadın hastam vardı. Yurtdışındaki bir ülkede oğlunun yanına gittiğinde, açtığı raftan fırlayan binlerce karafatmanın hücumuna uğramış ve çok korkmuştu; bu da bir zoofobi tipi olan karafatma fobisi ortaya çıkmıştı.

Kendisine herhangi bir ilaç vermedim ve doğrudan psikoterapiye başladım.

İlk seansta hipnoz yaptım ve hemen transa girdi. Önce karafatmaları gözünün önünde canlandırmasını söyledim ve başardı. Bir sonraki seansta ise kavanoz içerisindeki karafatmalarla karı karşıya bıraktım (maruziyet). Derhal transa girdi.

Daha sonra ise kendisini bir sürpriz bekliyordu: Ölü karafatmalarla dolu bir kavanozu eline verdim, içine bakmasını söyledim. Biraz şaşırdı ve kahkahayı bastı, “ben bundan artık korkmuyorum” dedi.

Meğer oturdukları apartmanın altıncı katında ilk defa bu böcekten ortaya çıkmış ve bana geldiğinin ertesi günü, yataklarına uzandıklarında, tam da yorganın altından yürüyen haşereyi görünce, kocası korkudan yataktan dışarı sıçramış. Ama kendisi, eline aldığı terliğiyle hayvanı öldürmüş. Bir daha hiç korkusu kalmadı.

O zamandan beri artık tedaviye gelmiyor ama arada bir, çay kahve içmek için uğruyor.

Bu tip hipnotik telkinlerle, pek çok örselenmeye bağlı fobi ilaç vermeden tedavi edilebilmekte…

Tabii ki, daha ağır durumlarda, mesela Panik Bozukluğuna eşlik eden Agorafobide, sıklıkla antidepresan türevi ilaçlarla diğer psikoterapileri ve hipnozu tatbik ediyoruz.

Sağlıcakla kalın…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 02 Aralık 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  8758 Hits
  1 yorum
8758 Hits
1 yorum

EPİLEPTİK PSİKOZ

Eskiden işler çok basitti: Eretizm (öfkelilik), Erotizm ve Mistisizm arada oldu mu, hemen bu teşhisi koyardık…Tarihe baktığımızda da Van Gogh’un kulağını keserken bir sara nöbeti geçirdiğini söyledik. Belki de porfiryası vardı...

Aslında işin kökenini başka zamanda arayabiliriz.


Hugling Jackson, ilk defa “jacksonien march” diye beyindeki anormal elektrik boşalımını tarif etmişti.

Daha sonra Penfield ve arkadaşları, kafatasını adeta bir yumurta tepesi gibi açtılar ve içine küçül elektrotlar yerleştirdiler. O zamanlarda aletler basitti ve MR, ne CT, ne de başka bir şey mevcuttu. Hepsi çok iyi gözlemciler ve iyi hekimlerdi. Daha ziyade sevgileriyle bilimi bir araya katarak, beyin ve omuriliği incelemeye çalışıyorlardı.

***

Hâlâ, klasik toniko-klonik epilepsi nöbetindeki görünüme de Jackson’un ismi verilir…

Pnömoensefalografiyle, yani belkemiğinden hava vererek beyni tetkik ederlerdi.

***

Tekniğin uygulanması yahut basit ve ilkeldi: Omuriliğin hemen altındaki bölgeye, yani iki kalça kemiğinin ortasındaki bölgenin altına kaba iğneler sokup, içeri hava basıyorlardı ve hangi beyin yarım küresinin veya bölgesinin durumuzu, içeri enjekte ettikleri havayla ölçüyorlardı ama ta o zamandan sağ yarım-kürenin daha ufak, soldakinin ise daha büyük olduğunu fark etmişlerdi…

***

Eh, bazen içeri bakteriler ve virüsler kaçıp, hastalananlar hattâ ölenler de olmuyor değildi. Kolay değildi çünkü henüz yeterince sterilizasyon (mikroplardan arındırma) işlemini yapamıyor ve alkolle, tentürdiyotla iğne sokulacak yeri siliyorlardı.

***

İşte, Penfield da tam o zamanlarda bu deneyleri yaptı. Kafataslarını yumurta kabuğu gibi açıyor, içeri soktukları ufak elektrotlarla, beynin hangi bölgesinin ne işe yaradığını keşfediyorlardı.

***

1091’de Broadman diye bir adam daha da büyük bir adım attı ve beynin hangi bölgesinin ne işe yaradığını ortaya koymaya başladı.

***

1981’de Lopsag Rampa ismindeki bir mistik ise, tam alnın ortasında, epifiz bezinin olduğu bölgenin telepatiden ve duru-görüden sorumlu olduğunu düşündü ve Üçüncü Göz diye kitaplar yayımladı. Daha sonra anlaşılacaktı ki, bu bölgede bol miktarda demir iyonu mevcuttu ve kuşlardan yunuslara kadar pek çok omurgalı canlı, yönlerini bu sayede buluyorlardı. İnsanda ise bu yetenek neredeyse kaybolmuştu. Hâlâ da tam bilinmemekte…

***

Hanes Berger ise, insan beynindeki düşünceleri okuyacağını ve onların anlaşılır bir lisanla yazdırılabileceğini düşündü (1783-1841) ve ilk EEG aletini icat etti. O da, tam bir samimiyetle, bu sayede insanların düşüncelerinin kaydını yapabileceğini zannediyordu.

Büyük bir şeydi: Artık insanların düşünceleri, tasavvurları ve niyetleri kâğıda kaydedilecek, gizli saklı hiç da büyük bir adım bir şey kalmayacaktı. Eh, istihbarat güçleri de bu müthiş aletin ve mucidinin peşine düşmekte gecikmediler. Aslında astronomi öğrenimi yapmayı tasarlayan Berger, ailesinde yaşanan bir olayın ve Freud'un o senelerde ilgi uyandıran Rüya Yorumları'nın etkisiyle psikiyatriye yöneldi1897’de Jena Üniversitesi’de doktorasını tamamlayarak, 1900’de aynı üniversitenin Psikiyatri Kliniğinde çalışmaya başladı. 1906’da profesör, 1919’da bölüm başkanı, 1927’de de rektör oldu.

Ama o zamanlar Alman ve mucit olmak pek güçtü. Naziler her şeyine el koydular ve kendisini yandaşları olmakla suçladılar. Koskoca nöropsikiyatri profesörü bu iftiralara tahammül edemedi ve 1941’de geçirdiği bir melankoli nöbeti sonucunda intihar etti. Faşizmin ilk kurbanı değildi belki ama çok önemli bir isim bırakarak göçtü! Psikiyatri vakalarının nesnel temelini araştırmaya ağırlık veren Berger, beyinde kan dolaşımı, ruhsal durumların bedensel göstergeleri ve beyin ısısı konusunda değerli incelemeler yapmıştı. En önemli çalışması ise, insan beyninin biyoelektrik etkinliğini kaydetmek amacıyla geliştirdiği yöntemdir.

***

18. Yüzyılda İngiliz hekim John Walsh ile Galvani, adalelerdeki, Richard Caton ise hayvan kafatasını açarak ise hayvan kafatasını açarak, beyindeki biyoelektrik etkinliği kaydetmeyi başarmışlardı.

Belirttiğim gibi, Berger, beyin kabuğunun elektrik faaliyetinin (beyin dalgalarının) kafatasını açmadan da kaydedilebileceğini düşünüyordu ve bu faaliyetin, düşüncenin beyne aktarılmasında bir araç olarak kullanılabileceğini umuyordu.

Bir dizi başarısız deneyden sonra, 6 Temmuz 1924’te, oğlu Klaus’un saçlı derisine koyduğu elektrotlardan sinyal almayı başardı. (burada ödipal bir sakrifikasyon akla gelmiyor değil).

Ayrıca, denek gözlerini açtığında ve zihinsel faaliyette bulunduğunda, EEG’deki ritmin değiştiğini tespit etti. 1929’da yayımladığı bu gözlemler, nörolojide önemli bir teşhis ve araştırma yöntemi durumuna gelecek olan EEG’nin temelini oluşturdu.

 

***

O yıllarda özellikle Freudiyen anlayışın değer vermediği bu buluş, 1937’de Paris’te toplanan Psikoloji Kongresi’nde büyük bir övgüyle karşılandı (Psikanalizin tutuculuğu ve dışlayıcılığı o zaman da mevcuttu). Bu vesileyle, bir psikiyatrın buluşu Nörolojiye kaptırılmıştı ama 2000’li yıllarda bu iş gene tersine dönecekti…

***

Tıpkı Gazali’ın (1058-1011) içtihat kapısını kapatması gibi, onlar da sinir-bilimin bütün sırlarını çözdüklerini vehmediyorlardı.  Epey sonra anlaşılacaktı ki, bu büyük müçtehit, filler ve körler meselini, kadim Hint bilgeliğinden almıştı ve İslam tasavvufuna pastalaşmıştı. Sırf bu bile, dinlerin evriminin bir göstergesidir.

Bilimde de aynı şeyi görüyoruz işte…

***

Gene o senelerde, sara (epilepsi) nöbeti geçirenlerde deliliğin düzeldiği, bunu da EEG’den takip etmenin mümkün olduğu keşfedildi. Landolt ismindeki bir bilim adamı buna zoraki normalleşe (forced normalization) adını verdi.

Bunları takip eden iki uyanık İtalyan bilim adamı (1937) Lucio Bini, ondan ilhamla da Ugo Cerletti ve Lucio Bini, ilk defa EKT (elektrokonvülsif Terapi: Elektroşok) aletini icat ettiler.

***

Madem beynin kendi anormal elektrik boşalımı akıl hastalığına iyi geliyordu, bunu dışarıdan elektrik vererek niye yapmasalardı ki?

Buna bakarak, hemen akabinde, Ensülin ve Barbitürat Koma Terapileri de icat edildi ama bunlarda zayiat fazla oluyordu. Terk edildiler.

***

Tabii ki bilim adamları rahat durmadı ve Rus bilim adamlarından Giljarowski tarafından Elektro-Uyku Terapisi icat edildi (2014). Aslında, tıp babalarından İbni Sina ve Hippocrates ile beraber anılan Galenius, ta MS 200 civarında tıbbî tedavilerde elektrik balıklarının tatbik edilmesini salık vermişti. Sonradan bu da pek işe yaramaz bulundu.

***

Nihayet, 1900’lerin sonu ve 2000’lerin başında haloperidol, klorpromazin, imipramin ve ilk MAO inhibitörleri geliştirildi (fenelzin, nialamid vs.).

Bir anda tımarhaneler boşalmaya başlandı.

İlkel soğuk su banyoları, boğmak üzereyken kurtarma gibi dehşet verici uygulamalar ve lavmanlar terk edildi.

Artık ilaçlar vardı!

***

Denir ki, 1800’lerin başında Dr. Pinel ilk şizofreni hastasını zincirlerinden çözüp sokağa saldığında, hasta sevincinden çatlayıncaya kadar koşmuş.

Ve süratle gelişen psikoterapiler gündeme geldi.

Hepsi de Hipnozdan doğdular, Psikanalizle tanındılar ama bu yöntem sınıfta kalırken, diğerleri coştu!

***

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Bütün psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve hipnoz, serbest çağrışım ve rüyalar yoluyla bunları irdeler.

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde; temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının tedavisi bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema terapisi, fikirsel duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği ya da davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkili sonuçlar ortaya çıkarttığını net olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki yöntem bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır

Sistemik Psikoterapi: Palo Alto’dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970’lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini oluşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.

Geştalt Psikoterapi Yaklaşımı: 1940'lı yıllarda Fritz Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Geştalt kelimesi Almanca’da kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, her bireyin, doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireyin kendi özelliklerini ve potansiyelini fark edip, buna sahip çıkabilmesini ve kendisini gerçekleştirmesini amaçlar.

Sonuç: 400’den fazla psikoterapi var ve hepsinin de temeli şu veya bu şekilde ikna etmeye dayanır.

Meslekte üstatlaştıkça, her terapist kendi stilini geliştirir ve onu diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygular.

Bunu kim mi söylemiş?

Dr. Bayram Karasu!

Bir röportaj: http://www.hurriyet.com.tr/amerikan-jet-sosyetesinin-erzurumlu-psikiyatri-toksoz-bayram-karasu-10142591

Kentteki en zenginlerin yaşadığı, hatta geçenlerde Tom Cruise ve ailesinin de taşındığı Upper East Side (Yukarı Doğu Yakası)’daki muayenehanesinde randevu verdi bana. New York’taki Central Park’ın tam yanında, Guggenheim Müzesi’ne bakan gösterişli binada, yeşil duvar kâğıtlarıyla süslenmiş, loş, dar ve eski duran odada konuşmaya başladığımızda, herhalde alışkanlık sonucu saatine baktı.

Hastalarından 45 dakika için 600 Dolar seans ücreti alan ve genelde haftada iki seans terapi uygulayan Karasu ile İngilizce konuştuk. Lokanta Türkçesi diye tarif ettiği kırık Türkçesi yerine İngilizceyi o tercih etti.

İlk sosyetik hastasını, daha 1969’da kente gelir gelmez, o yıl ölen bir doktordan devralmış. Sonra ondan duyan diğerleri derken, kısa sürede New York sosyetesinin doktoru haline gelmiş. Beni zenginler konusunda zengin hastalarım yetiştirdi diyor. New York’ta yaşayan ve iki yıl önce ölen Ahmet Ertegün, Arif Mardin gibi isimleri bilirken neden Karasu’yu çok tanımadığımızı sordum. Etrafında fazla Türk dostu olmamasına bağladı. Ertegün ve Mardin ile hayattayken görüşüyormuş. Bir de yine New York’ta yaşayan, Osmanlı Hanedanı’nın şu andaki reisi Ertuğrul Osman Efendi ile. Onun dışında çok Türk tanıdığı olmadığını söylüyor. 

SONUÇ

Stanley Cobb’un (1887) söylediği gibi, psikiyatri tıp bilimlerinin en yenisi ama sanatlarının en eskisidir.

***

Peki, epileptik psikoz var mı?

Hem de çok ama kuşkulanmak, iyi öykü almak ve Uyku EEG’si çektirmek gerekiyor. Ben çok yakaladım ve yayınladım. Hem de evrimsel izahlarını katarak.

Tedavisinde antiepileptikler (msl karbamazepin) ve düşük doz nöroleptikler kullanılabilir. Boşaltıcı EKT fikri pek revaç görmemekte...

Sağlık, esenlik, bilim ve barış dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 05 Kasım 2015 Perşembe

Okumaya devam et
  4292 Hits
  0 yorum
4292 Hits
0 yorum

EMDR BENZERİ HİPNOZ

Sevgili Mekâncılar,

EMDR, Shapiro tarafından 1987’de geliştirilen ve oldukça da pahalı bir eğitim süreci gerektiren bir yöntem. Genellikle iki veya üç aşamalı bir eğitim süreci var. Hâlbuki aynı etkiyi Ericksonian Soft Hypnosis (Silik Hipnoz) yöntemiyle de elde etmek mümkün.

Shapiro

Bakın, Eski Asistanım ve Meslekdaşım Doç. Dr. Adnan Çoban bu yöntemi nasıl özetlemiş:

EMDR Terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?


EMDR Terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR Terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR Terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR Terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

EMDR Terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

EMDR Terapisinin yan etkileri nelerdir?

EMDR Terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

EMDR Terapisinde hatıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

Travmatik hatıralarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

EMDR terapisi konusunda bir uzman arayışına girdiğimde nelere dikkat etmeliyim?

EMDR terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?

Evet!

TSSB’nin psikoterapötik olarak tedavi edilmesi ile ilgili en çok araştırma yapılan yöntem EMDR’dir. Travmatik olayların yeniden yaşanıyor gibi canlı hissedilmesi, olayı hatırlatan durumlardan ve düşüncelerden kaçınma çabası, suçluluk vb. olumsuz düşünceler, olayı hatırlayınca bedensel olarak hissedilen sıkıntılar şeklindeki TSSB semptomlarında EMDR ile kısa sürede etkili sonuçlar alındığı birçok araştırmada ispatlanmıştır.

EMDR terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR terapisinin TSSB yanında çocuk, ergen ve yetişkinlerde birçok farklı problem türünde de iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Aşağıdaki problem türleri EMDR terapisinin sıklıkla kullanıldığı sorun alanlarıdır:

Tüm Travmatik Yaşantılar (Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Olumsuz Çocukluk Deneyimleri, Doğal Âfetler, Aldatılma, Aldatma, Terk Edilme vb.)

Kompleks/Çoklu Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları

Depresyon

Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluğu, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)

Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)

Uzun Süren Yas

Kendilik Değeri ve Özgüven Problemleri

Performans Kaygısı (Sınav Kaygısı vb.)

Performans Geliştirme (Örneğin, spor, sahne sanatları vb. performans gerektiren konular)

Öfke ve Stres Yönetimi

Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Kronik Baş Ağrısı, Fibromiyalji vb.)

Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları

Beden Algısı Bozuklukları

EMDR terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR terapisinin bitiminden itibaren danışanların 3, 4, 9, 15 ay ve 5 yıl sonra mevcut durumlarının incelendiği araştırmalarda birçok danışanın terapide elde ettikleri faydaları koruduğu görülmüştür. Diğer bütün terapi yöntemlerinde olduğu gibi EMDR terapisinde de elde edilen kazanımların kalıcılığı konusunda birçok faktör devreye girmektedir.

Terapinin terapist tarafından iyi bir şekilde yürütülmesi, danışana faydalı olabilecek uygun hedeflerin seçilerek zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesi, terapist danışan arasında uyumlu bir ilişki olması, terapinin uzunluğu, danışanın terapiden elde ettiği kazanımları ve öğrendiği becerileri hayata geçirme konusunda çaba göstermesi vb. birçok faktörün terapinin verimliğinde payı bulunmaktadır.

EMDR terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR birçok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan karmaşık bir terapi yaklaşımıdır. EMDR terapisinde psikodinamik, bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Bu çeşitlilik EMDR’nin en önemli avantajlarından birisidir. Terapi sürecinde sadece düşüncelere odaklanılmamakta, duygular, bedensel hisler ve bağlantılı anılar gibi birçok boyutta ele alınmaktadır.

EMDR terapisi ele alınan hatıra ile ilgili düşünceler, duygular ve bedensel hisler üzerinde doğrudan bir çalışma yürütülerek daha faydalı ve adaptif bilgilerle yeni bağlantılar yapılmasını sağlamaktadır.  Bunun sağlanabilmesi için EMDR’de aşağıdaki etkenler önemli bir role sahiptir:

1. Hâtıranın parçaları ile bağ kurulması: Olayla ilgili görüntüler, olumsuz düşünceler ve bedensel hislere aynı anda odaklanılıyorken travmatik anı ele alınmaktadır.

2. Farkındalık: Travmatik anıyı ele alırken danışandan istenen sadece aklına ne gelirse “izlemesi”, ‘fark etmesi” ve “ne geliyorsa buna izin vermesidir”. Karmaşık bir düşünce sürecine girmek için kendisini zorlamaması istenir.

3. Serbest çağrışım: Bilgi işleme sırasında danışandan yeni farkındalıklara, bağlantılara, duygulara, görüntülere ve aklına başka ne gelirse bunlara dikkatini vermesi istenir. Yönlendirici olmayan bu yaklaşım sayesinde hedeflenen hâtıra ile bağlantılı ancak farkında olunmayan rahatsızlık verici anılara ulaşabilme ve böylece bunları ele alabilme imkânı doğmaktadır.

4. Tekrarlı bir şekilde hatıraya dönmek ve onun canlılığını kaybetmesi: EMDR terapisindeki kısa süreli yüzleştirmeler sayesinde rahatsız edici içsel süreçlerin etkisi azalmaya başlamakta ve böylece kişi anıyı hatırladığında daha rahat olmaktadır. Bunun temelinde kişinin artık hatırayı çaresizce bastırmak yerine içsel dünyasının kontrolünü eline almaya başlaması yatmaktadır.

5. Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri: Çift taraflı uyarımın yöntemi ile beynin doğal iyileştirme süreçleri aktive edilir.

EMDR terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri EMDR terapisinin önemli bir parçası olsa da, çift taraflı uyarımın yanında EMDR terapisinde mutlaka gerekli olan birçok farklı müdahale vardır. EMDR terapisi karmaşık bir yaklaşımdır ve terapinin etkililiğinde birçok etken rol oynamaktadır. Göz hareketleri (veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri) içsel sıkıntıya odaklanılırken, dikkati aynı anda dışarıda tutmayı sağlamaktadır. Dikkatin aynı anda hem içsel süreçlere hem de dışarıya verilmesi EMDR terapisinin etkinliğinin önemli unsurlarından birisidir.

EMDR terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

Çift taraflı uyarımın neden işe yaradığı ile ilgili birçok farklı görüş ortaya konulmuş ve bu konuda birçok araştırma yapılmaktadır. Çift taraflı uyarım ile beynin genel olarak mantıkla ilişkili bölümü olan sol bölümü ve duygular ile ilişkili sağ bölümü arasında bilgi iletiminin daha verimli hale getirilmesi, güvende olunduğuna yönelik doğal bir refleks mekanizmasının harekete geçirilmesi, olumsuz duygu hâli tetiklendiğinde bu hali ortadan kaldırmaya yarayan dışsal bir uyarım olması ve böylece rahatlama sağlanması, hâfızanın çeşitli bölümlerini aktive ederek olumlu bilgilere ulaşılmasının sağlanması, dikkatin bir bölümünün şimdiki zamanda tutulmasını sağlayarak travmatik hâtıralarla yüzleşilmesinin mümkün hâle gelmesi şeklinde çeşitli açıklamalar bulunmaktadır.

EMDR terapisinin yan etkileri nelerdir?

Diğer terapi yaklaşımlarında olduğu gibi EMDR terapisinde de bazı kişilerde kısa bir dönem için sıkıntı düzeyinde artış olabilir.

1. Rahatsız edici ve işlemlenmesi tamamlanmamış deneyimler hatırlanabilir,

2. Bâzı danışanlar terapi seansı sırasında yoğun bir duygulanım ve bedensel hisler yaşayabilir.

3. Terapi seansı sonrasında ele alınan durum/anı üzerindeki beynin bilgi işleme süreci devam edebilir ve bu yüzden rüyalar, yeni hatırlanan anılar vb. olabilir.

EMDR terapisi konusunda yetkin olan bir terapist gözetiminde ilerlendiğinde yukarıdaki durumlar herhangi bir problem yaratmamaktadır. EMDR terapisinin ilk aşamaları öncelikle duygu kontrol yöntemlerinin öğrenilmesi olduğundan dolayı danışanlar rahatsız edici duyguları konusunda neler yapabileceklerini bilmektedirler.

EMDR terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

Terapi sürecinde yürütülecek seans sayısı problem türüne ve danışanın yaşam öyküsüne bağlı olarak değişmektedir. Bunun yanında EMDR terapisinin uzunluğu ile ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarına göre terapi alan kişilerin %80-90′ı için tek bir travmatik hatırasını ele alıp sindirebilmek ve hatırlandığında rahatsızlık vermeyen bir noktaya getirebilmek için 1-3 seans yeterli olmaktadır. Bir anıyı ele almak benzer türdeki üzerinde çalışılmamış anıları da olumlu yönde etkilediğinden dolayı EMDR terapisinde geçmişteki her bir olumsuz deneyimi tek tek çalışmak gerekmemektedir. Terapinin uzunluğu, üzerinde mutlaka çalışılması gereken anıların sayısına ve kişinin ilerleme hızına göre önceden açık bir şekilde planlanmaktadır. Genel olarak EMDR terapisinin kısa süreli bir terapi yaklaşımı olduğu söylenebilir.

EMDR terapisinde hâtıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

Anıları ele almaya başlamak için duygu kontrolü yöntemlerini öğrenmeyi içeren bir hazırlık dönemi gerekmektedir. Bu dönemin ne kadar süreceği danışanın “kendi kendisini rahatlatabilme” becerisine ve bu konudaki öğrenilen yöntemlerin uygulanma durumuna bağlı olarak değişmektedir. Terapist gevşeme yöntemlerini hazırlık aşamasında danışana öğretir. Danışanlar genelde bir ya da iki seans sonrasında anıları işlemeye başlamaya hazır hale gelmektedir.

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

EMDR terapisi hipnozdan farklı bir terapi yöntemidir. Hipnoz uygulaması sırasında kişinin gevşemiş bir zihinsel duruma geçmesi -trans hali- gerekmektedir. Kişinin dikkatinin önemli bir bölümünün içsel dünyasına odaklanması amaçlanır ve kişi belirli telkinlerle yönlendirilir. EMDR terapisinde ise kişi gerçeklikle sürekli bağ halindedir. Hipnozdaki gibi bir trans haline girilmemektedir. Hattâ bilinçli olarak olumsuz duygular geldiğinde bunları yaşamak ve böylece çözümlenmesini sağlamak üzerine odaklanılır. Terapist danışanı telkinlerle yönlendirmez. EMDR terapisinde kişi her şeyin bilincindedir ve anıyı işleme sırasında istediği zaman ara verebilmektedir.

Travmatik anılarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

Birçok kişi deneyimlerinin sadece küçük bir kısmının farkındadır, bazıları da hisleriyle daha çok bağ kurabilmektedir. Diğer birçok terapi yaklaşımının aksine EMDR terapisi alan danışanlardan travmatik anılarının hissettirdiği rahatsızlıklarını seansta uzun süre boyunca yoğun bir şekilde yaşamaları istenmez. EMDR terapisi sırasında yüksek düzeyde bir rahatsızlık hissi olduğunda bu sadece birkaç dakika sürer ve sonrasında hızla rahatlama sağlanır. Bu rahatsızlık hissi kendi kendine hızlı bir şekilde gerçekleşmiyorsa hızlı bir rahatlamayı sağlamak için eğitim almış olan EMDR terapistinin uygulayabileceği birçok yöntem bulunmaktadır. Danışanın kendisi de terapinin hazırlık aşamasında rahatsızlık hissi karşısında kendisini kısa süre içinde rahatlatabilecek teknikler konusunda eğitilmiştir.

***

 

Milton Erickson

Silik Hipnoz dediğimiz ve bilincin neredeyse tamamen açık olduğu yöntemde ise gene aynı şekilde göz hareketlerini yaptırıyorum ve yukarıda bahsedilen hemen her klinik sorunda başarılı cevap alıyorum.

Danışanın / hastanın bilincinin açık olması da, ayrıca bir avantaj sergiliyor.

Bugüne kadar yüzlerce hastada bu yöntemi uyguladım ve çalışmalarımı hakemli dergilerde yayın hâlinde de bilim dünyasıyla paylaşacağım.

Bu arada, Hipnoz Kurslarımız da devam ediyor.


Bütün katılımcıların yazılı izni alınmıştır

19 Mayıs Ulusal Egemenlik ve Gençlik Bayramımız kutlu olsun.

Sevgim ve saygımla...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19.05.2015

Okumaya devam et
  3628 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3628 Hits
0 yorum

PSİKOTERAPİ DENİNCE

İlgilenenler İçindir,

Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikoterapi her zaman sadece tek tek bireyleri konu almaz, zaman zaman incelenen bir ailenin tamamının etkileşimsel meseleleri, zaman zamansa incelenen bir çiftin birbiriyle olan ilişkisindeki bazı sorunların ruh sağlığı temelindeki kökleri olabilir. Ruh-zihin sağlığına dair sorunların psikolojik, sosyolojik veya somatik (bedensel) boyutları olabilir. Buradaki ruhun metafizik bir şey değil, beynin işlevleri olduğunu ısrarla vurgulamak isterim.


Terim, psiko (psyche’den) ve terapi (Tarabya ile akraba) formlarından oluşur ki, psiko Yunanca psukhē “ruh, zihin”den, terapi ise Yunanca therapeia “iyileştirmeden” türemiştir.

Psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren hastalarla düşünce ve duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır.


 

Psikiyatrlar, Klinik Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar ve Sosyal Hizmet Uzmanları psikoterapi yaparlar.

Yaşam koçlarının yaptıkları, önüne gelen kişi veya benzeri metafizik kökenli uygulamalar psikoterapi değildir!

Çok genel bir başlık altında söylemek gerekirse, duygusal çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri, çökkünlükleri azaltan, ruhsal uyum düzeyini artıran, kişilerarası ilişkileri daha olgunlaştıran tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi denilebilir.

Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan / hasta arasında kurulan ilişki temel alınarak danışanın yaşadığı sorunlar üzerinde çalışılır. Sadece psikolojik rahatsızlık yaşayan kişiler değil, hayatının herhangi bir alanında tıkanıklık yaşadığını hisseden ve hayatını daha anlamlı bir şekilde sürdürmek isteyen herkes psikoterapi sürecine girebilir.

Psikoterapi, terapistin danışan adına neyin doğru olduğuna karar vermesi yahut nasıl değişeceğini söylemesi değildir.

Psikoterapist kendi kuramsal bilgilerini ve uygulama becerilerini kullanarak danışanın / hastanın kendisini tanıması, hayatına dair farkındalıklar yaşaması, daha sağlıklı ilişkiler kurması ve yeni çözüm yolları geliştirebilmesi için danışana ışık tutar.

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Tüm psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve Hipnoz, Serbest Çağrışım ve Rüyalar yoluyla bunları irdeler.

ed]

ed]

Son olarak KKTC'de verdiğim kurstan, herkesten izin alınmıştır.

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının tedavisi bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif (Bilişsel) terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema Terapisi, Düşünsel Duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği veya davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkili sonuçlar ortaya çıkarttığını olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki metot bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır

Sistemik Psikoterapi: Palo Alto’dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970’lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini oluşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.

Geştalt Psikoterapi Yaklaşımı: 1940’larda yıllarda Fritz Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Geştalt kelimesi Almanca’da kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, her bireyin, doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireyin kendi özelliklerini ve potansiyelini fark edip, buna sahip çıkabilmesini ve kendisini gerçekleştirmesini amaçlar.

Hümanistik Psikoterapi: İnsanı öne çıkararak yapılan bir uygulamadır.

Kısa Psikoterapi: Genellikle gelip geçici ve süratli müdahale gereken durumlarda uygulanılır.

Krize Müdahale Terapisi: Bir hayat olayı yaşandığında, derhal yapılacak şeyleri kapsar.

Eşler Terapisi: Çiftlerin sorunları irdelenir.

Cinsel Terapiler: Cinsel işlev bozukluklarını ve uyum sorunlarını iyileştirmekte kullanılırlar…

Grup Terapisi: Herhangi bir yöntemin grup hâlinde tatbiki.

***

Aslında 400’den fazla psikoterapi bildirilmiştir ve ABD’den Türk kökenli Prof. Dr. Bayram (Byram) Karasu’nun da belirttiği gibi, bir aşama ve ustalıktan sonra, herkes kendi terapi stilini geliştirir. Hattâ işin içine spirituality yâni ruhanilik, hattâ çok ihtimamla din bile karışabilir ama kimin elinde: Bir üstadın tecrübesinde...

bed]

Günümüzde Bahailik’ten esinlenen Pozitif Psikoterapi’den tutun da, Mevlânâ Rahatlama Terapisi, homoseksüellerde Onarım Terapisi gibi birçok şey eklenmiştir.

***

Lâfı uzatmadan, hipnoz da dâhil, konuşarak yapılan bütün tedaviler telkine (suggestion) dayanır ve başka türlü şeylere bu isim verilmez.

Feng Shui, NLP gibi şeyler tarikatlar hâlinde yapılan uygulamalardır, terapi değildirler..

***

Son zamanlarda “bana veya hastama yeterince terapi yapılmamış” diyenleri gördükçe aklımıza bu geliyor.

Lâfla peynir gemisi yürümez” derler, doğrudur. Tabii ki basitçe nasihatten, sırtını sıvazlayarak “merak etme geçer” demeye kadar her şey terapi oldu ama şu bir olgu ki, psikiyatrik hastalıkların / bozuklukların %90’ından fazlasında diğer başta İlaç (Farmakoterapi) olmak üzere, EKT gibi, rTMS gibi bedensel terapi yöntemlerinin de tatbik edilmesi şarttır.

***

Hani demem o ki, doğru teşhis ve tedavide psikoterapiler tabii ki önemlidir ama sadece diğer bedensel yöntemler de ustaca beraber tatbik edilirse…

Hiçbir yöntem bir panacea yâni her şeye iyi gelen bir mucize değil!

Terapinin ne olup olmadığını iyi anlamamız dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28.04.2015

Okumaya devam et
  3170 Hits
  1 yorum
3170 Hits
1 yorum

YENİ BİR PSİKOTERAPİ YAKLAŞIMI: SEZGİ ODAKLI AKILCI TERAPİ

Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikoterapi her zaman sadece tek tek bireyleri konu almaz, zaman zaman incelenen tüm bir ailenin etkileşimsel meseleleri, zaman zamansa incelenen bir çiftin birbiriyle olan ilişkisindeki bazı sorunların ruh sağlığı temelindeki kökleri olabilir. Ruh-zihin sağlığına dair sorunların psikolojik, toplumsal veya bedensel boyutları olabilir.

Terapi kelimesinin kökeninin Tarabya ile akraba olduğunu da hatırlatalım…

Terim psiko ve terapi formlarından oluşur ki, psiko Yunanca “psukhē” ruh yâni zihinden, terapi ise gene Yunanca therapeia” yâni iyileştirmeden” türemiştir.

Psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren hastalarla düşünce ve duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır. Psikiyatrlar, Klinik Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar ve Sosyal Hizmet Uzmanları psikoterapi yaparlar.

Çok genel bir başlık altında söylemek gerekirse, duygusal çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan kaygı (anksiyete) ve gerginlikleri (tension), çökkünlükleri (depresyon vs.) azaltan, psişik intibak (uyum) düzeyini artıran, kişilerarası ilişkileri daha olgunlaştıran bütün teknik ve yöntemlere psikoterapi denilebilir.

Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan arasında kurulan ilişki temel alınarak danışanın yaşadığı sorunlar üzerinde çalışılır. Sadece psikolojik rahatsızlık yaşayan kişiler değil, hayatının herhangi bir alanında tıkanıklık yaşadığını hisseden ve yaşamını daha anlamlı bir şekilde sürdürmek isteyen herkes psikoterapi sürecine girebilir. Psikoterapi, terapistin danışan adına neyin doğru olduğuna karar vermesi yâhut nasıl değişeceğini söylemesi değildir. Psikoterapist kendi kuramsal bilgilerini ve uygulama becerilerini kullanarak; danışanın kendisini tanıması, hayatına dair farkındalıklar yaşaması, daha sağlıklı ilişkiler kurması ve yeni çözüm yolları geliştirebilmesi için danışana ışık tutar.

Yâni, aslında her terapi, sonuç olarak, telkine (eğindirime: suggestion) dayanır.

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Bütün psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapı taşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve Hipnoz, Serbest Çağrışım ve rüyalar yoluyla bunları irdeler (Doksat R, Hipnotizma, Yağmur Yayınları, Kader Basımevi İstanbul 1962). Klasik Psikanalizden çok daha delile-dayalı olarak işe yaradığı gösterilmiştir. 

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde; temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının tedavisi, bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif Terapi olarak da adlandırılmaktadır.

Şema Terapisi, düşünsel duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır (Jeffrey Young 1990; H. Alp Karaosmanoğlu, Nihan Azizlerli, Yayına hazırlayan: Cem Çobanlı 2013).

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği veya davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir (Aaron Beck ve Seligman).

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular var olma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır

Sistemik Psikoterapi: Palo Alto’dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970’lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini oluşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.

Geştalt Psikoterapi Yaklaşımı: 1940’lı yıllarda Fritz Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Geştalt kelimesi Almanca’da kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, her bireyin, doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireyin kendi özelliklerini ve potansiyelini fark edip, buna sahip çıkabilmesini ve kendisini gerçekleştirmesini amaçlar. Meselâ benin çalışmasında da bu model geçerlidir ve 100 milyarlık bu "ıslak sünger: wetware" gibi yapıdaki bütün yapılar figür-fon ilişkisinde vazife görür. Sıkarsanız eğer, tabii ki sembolik olarak, Gama Amino Bütirik Asid gibi bastırıcı ve Aspartat-Glutamat gibi arttırıcı sistemler arasında bir faaliyet vardır. Serotonin (5 HT), Noradrenalin (NA) ve Dopamin (DA) ancak pek az bulunur. Asetil Kolin (Ach) ise korteksten mezolimbikokortal sisteme kadar her yerde mevcuttur)

Psikoterapi Uygulayıcıları

Günümüzde, özellikle Klasik Analitik Psikoterapi denince, hemen önüne gelen herkesin, belli ve çok da pahalı bir eğitimden sonra ancak öğrenebildiği ve genellikle de fazla işe yaramayan bir yaklaşım anlaşılmaktadır. Freud ve arkadaşlarının geliştirdiği bu çağdaş dinin günümüzde pek çok mezheplere büründüğü de gerçektir: Melanie Klein’cılar (iyi meme-kötü meme gibi)… Bunlara Birinci Dalga Terapileri deniyor (Doksat MK, Psikanaliz Yanılgısı, Alter Yayıncılık, 2014; Doksat NG, Anne Babalar İçin Başucu Kitabı: Kusursuz Ebeveynlik Mümkün mü, Sigma Publishing 2014; Textbook of Psychoanalysis, Glen O. Gabbart, Bonnie E. Litowiz, Paul Williams, Washington, DC, 2012).

Transakiyonel Analiz, Oyun Terapisi, bilhassa çocuklarda çok kullanılan Özel Eğitim Terapisi gibi uygulamalar da ülkemizde geliştirilmiştir ver hepsi de hocaların yardımıyla ancak öğrenilebilen şeylerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkin sonuçlar ortaya çıkarttığını görünür olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki yöntem bir arada kullanılmaktadır (Aaaron Beck ve Seligman).

Davranışı değiştirince biliş (cognition), bilişi değiştirince de davranış (behavior) değişiyor ve bunlar son on senelerin yaklaşımları aslında…

Bahailik’ten esinlenerek kurulan Pozitif Psikoterapi gibi dinsel kökenli yaklaşımlar bizde de mevcut ve derin meditasyon içerisindeyken akla gelen şeylerin farkındalığının sağlanarak, özel bir farkındalık temin ediliyor bu sayede (Rukiye Hayran ve arkadaşları)

Spiritual Psycologhy (Ruhanî psikoloji) gibi teknikler ise bilhassa ABD’de pek yaygındır ve İsa’nın kanının nasıl olup da şaraba dönüşmesi gibi pek ilginç şeylerle uğraşılar ve dergileri de vardır (Javad Nurbaksh 1926: Bir tarikat lideri ve İranlı).

Öte yandan, çok da atlandığını düşündüğümüz bir yön daha var…

C. G. Jung, Derinlikler Psikolojisi Okulunu kurarken, insanoğlunun başlıca bilgi kaynakları arasında şunları saymıştı:

-Hissetme (sensing)

-Feeling (duyumsama)

-Thinking (düşünme)

-Intuition (sezgi)

Günümüzdeki psikoterapilerin tamamı 400’ü geçmekte olup, hepsi de sonuç olarak telkine dayanan uygulamalardır.

Aralarında Özel Farkındalık Terapisi (Mindfullnes Thehapy) gibi terapiler ise 3. Dalga olarak anılıyor (bizde Kültegin Ögel ilgilenmekte).

Meselâ Beethoven’in 5. Senfonisini öylece dinlemek başka, bahsedilen şeyin aslında merhumun sağır olacağını fark ettiği zaman bestelenmiş olduğunu idrak etmek çok farklı.

Çok atlandığını düşündüğümüz bir başka yöntem var ki, onu da biz gündeme getirdik.

Sezgiler, akılcı ve çizgisel düşüncenin ürünü olmayan, tamamen bilinçdışında çalışan ve birisinin başkasını gördü an devreye giren, kişinin özgür iradesini de kullanmaksızın derhâl bir şeyleri kavrayıvermek, anlayıvermek ve bu sayede bilinç süzgecinden geçmekten çok önce devreye giren bilgi edinme yollarıdır. Sezgi daha ilk görüşmenin ilk anlarında devreye girer ve belki de en güvenilir bilgi kaynağını oluşturur.

Tabii ki Sezgi ile Sezinlemeyi (antipication) de ayırmak gerekir. İkincisi bir Ego Savunma Mekanizması iken, birincisi tamamen doğal bir süreçtir ve daha hayatın ilk dönemlerinde (belki intra-uterin fazda yâni doğum öncesinde) dahi mevcuttur.

Bilindiği gibi, ana rahmindeki çocuk daha beşinci aydan itibaren görmeye ve işitmeye başlıyor ve beyni de gereğinden fazla sinir hücresiyle (nöron) ve gliayla (tutkal) zamk bağlantılarıyla dünyaya gelir ve bunlar sinaptik budama ve apoptoz denen programlı kayıplarla azalır.

Örneğin yeni doğan bebeğin annesini tanıması, onun sütüne yönelmesi ve derhâl tanıması gibi eylemler de, hem evrimsel kökenli, hem de psişede derhâl devreye giren yaşantılar olarak bugüne kadar pek dikkate alınmamış literatüre göre.

İşte, hem Sezgilerin, hem de Rasyonel (Akılcı) düşüncenin beraberce ele alındığı ve bu sayede de diğer bilgi kaynaklarının süratle aşılarak, doğrudan bilgiye ulaşıldığı yeni bir yönteme gerek var.

Biz bu yöntemi POLİMED’de uygulamaya başladık. Hastalarımızı yahut danışanlarımızı önce bir koltuğa oturtup, karşı karşıya konuşarak bildiğiniz anamnezi alıyoruz ve önce bir teşhise varıyoruz kabaca…

Daha sonra da hafifçe transa geçmelerini ve meditasyon içerisinde kendilerinden geçmelerini sağlıyoruz. Tabii ki insanların hepsi hipnoza uygun değil (yaklaşık %7 ilâ %14) ama bunu uygulayarak, daha ilk seanstan itibaren, çoğunluğu bilinçdışında, ekserisi ise bilinçte olan sevgilerini anlatmalarını veya not etmelerini –eğer ev ödevi olacaksa) tavsiye ediyoruz. Gene de en iyi uygulama özel muayenehanede oluyor ve hasta / danışan bize bunları kolayca anlatıp, bir rapport (tam terapötik açılma) ve Allience (Terapötik İttifak) kurabiliyor.

Transa giren hasta (ne kadar girebilirse, bazen de bilinci tam açık olarak ve göz göze bakışarak), bize bu ilk izlenimler de diyebileceğimiz sezgilerini anlatıyor. İsterse kendisi veya biz de bunları not olarak saklayabiliyoruz.

Arzu edenlerin seansları da kaydedilebilir ama bu genellikle etik kabul edilmez. Gerçi pek çok hipnoz ve terapi yönteminin kaydedildiğini de farkındayız ama aslında bunlar pek doğru şeyler sayılmaz ama eğitim amacıyla tabii ki Youtube, Daily-Motion gibi mecralara yüklenebilir… Mevcut da!

Daha sonra bu sezgiler üzerinde tartışıyor ve hasta için özel, bizim için ise pek değerli olan bu ilk izlenimleri tedavide kullanıyoruz.

Sezgi ne bir Ego Savunması, ne de bilinçli bir süreç ve daha doğumla beraber devreye girerek, bebeğin kendi annesinin memesini tercih etmesi, ona yönelmesi gibi süreçler başlayabilmekte bu sayede.

Hastanın uzanması veya yatması hiç şart değil. İster yatıp anlatsın, isterse oturarak bahsetsin, hiç fark etmiyor.

Sâdece loş ışıkta ve karşılıklı konuşarak bu bilgileri öğreniyoruz. Tabii ki ileri derecede Zekâ Özürlülerde ve Gelişimsel Bozukluğu olanlarda (Pervasize Developmental Disorders), ağır şizofreni hastalarında, işbirliği kurmaktan kaçınan kişilerde çok dikkatlice kullanmak gerekir.

Sınırda (Borderline) Kişilik de bir sorun oluşturabilir ama şâhit bulundurma, kayıt yapma gibi yöntemlerle bu da aşılabilir.

Bunların not alınması ve belki de en basit hâttâ birincil bilgi kaynağı olan Sezgilerin öğrenilmesi, tedavinin daha ileri aşamaları için de iyi bir rehber ve kaynak oluyor.

Grup terapisi şeklinde de tatbik edilebilirse de, mahremiyet açısından, terapist, gözlemci psikolog ve diğer hekim gibi azami üç kişi tarafından uygulanması en doğrusu.

İlk seanslarda yeterinde transa gir(e)meyenlere, birer Mantra (Om bara ubda hum gibi), ortaklaşa bilinçdışından yaşantıları çıkarıp alabilecekleri mâlzeme sunuyor ve her hipnozda olduğu gibi, evde de kendilerini transa sokmalarını temin ederek seanslara devam edilebiliyor.

Sezgilerin önemine ilk değinen Jung olmakla beraber, Merhum Ayhan Songar’ın Sinir Sistemi Fizyolojisi kitabında bundan ve “Parapsikolojik fenomenlerin Şuur Anlayışı Bakımından Önemi”; 708-871) paranormal fenomenlerden de Rahmetli Pederim Recep Doksat bahsetmişti. Gene Merhum Eniştem Toygar Akman aynı kitaptaki “Modern Fiziğin Getirdiği Realiteler ve Şuur Problemi” bölümünü de yazmıştı (age. 872-939; Songar A, İstanbul. Kader Matbaası, İstanbul 1959).

Buralarda hem sibernetik, hem de akıl almaz boyuttaki telekinezi, telepati ve benzeri fenomenler yazılmıştır.

Bu eserler ancak sahaflardaki birkaç dükkândan ulaşabiliyorsunuz.

Bilindiği gibi, psikiyatriye ve psikolojiye “tanrı” mefhumunu ilk katan kişi, o da aslen hemen hiç kiliseye girmemiş olmasına rağmen, C. G. Jung’dur (26 Temmuz 1875 – 6 Haziran 1961). O bunu bir arketip olarak görmüş ve geçirdiği psikotik ataklardan bilhassa ikincisinde ise Tanrı’yı görmüş ve onunla konuşmuştu.

Youtube’da ağzındaki piposuyla bunu açıkça söylediğini görebilirsiniz.

Neslim’le geliştirdiğimiz bu yaklaşıma biz Akılcı Sezgisel Terapi (Rasyonel Intuitive Therapy) ismini koyduk ve ilk denemeler oldukça başarılı.

Tabii, işbirliği, empati ve tarafsızlık ilkelerinin korunması ve “önce zarar vermeme” düsturu da çok önemli

Bugüne kadar uyguladığımız bütün vakalar memnun.

Bildiğimiz kadarıyla, böyle bir tedavi (terapi) yöntemini ilk biz geliştirmiş oluyoruz.

Mehmet Kerem Doksat, Neslim G. Doksat – 13.02.2015 – Tarabya – Umutlu Günler 

Okumaya devam et
  4002 Hits
  0 yorum
4002 Hits
0 yorum