Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

DAVRANIM BOZUKLUĞU

Sevgili Mekâncılar

Pek de sevimli olmayan bir psikiyatrik sorundan söz etmek istiyorum.

Davranım Bozukluğu

Davranım bozukluğunda temel özellikler, başkalarının temel haklarına saldırı, toplumsal değerlere ve kurallara uymamamdır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların yaklaşık %20-30’unda Davranım Bozukluğu belirtileri görülür.

Şunlar varsa kuşkulanmak gerekir:

En azından bir teşhis ölçütünün son 6 aydır bulunması şartıyla aşağıdaki teşhis ölçütlerinden üçünün ( veya daha fazlasının) son 12 aydır bulunuyor olması ile kendini gösteren, başkalarının temel haklarına saldırıldığı yahut yaşa uygun başlıca toplumsal değerlerin, kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlayıcı bir biçimde veya sürekli olarak görülen bir davranış örüntüsü:

İnsanlara ve hayvanlara karşı gösterilen saldırganlık

(1) Çoğu zaman başkalarına kabadayılık eder, gözdağı verir veya onların gözünü korkutur.

(2) Çoğu zaman kavga-dövüş başlatır.

(3) Başkalarının ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralanmasına neden olacak bir silah kullanmıştır (mesela bir değnek, taş, kırık şişe, bıçak, tabanca).

(4) İnsanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(5) Hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(6) Başkasının göz önünde çalmıştır (mesela saldırıp soyma, çanta kapıp kaçma, göz korkutularak alma, silahlı soygun yapma).

davranım bozukluğu ile ilgili görsel sonucu

(7) Birisini veya daha fazla kişiyi cinsel faaliyette bulunması için zorlamıştır.

Eşyalara zarar verme

(8) Ciddi hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkarmıştır (piromani).

(9) İsteyerek başkalarının malına mülküne zarar vermiştir (yangın çıkarma dışında).

Dolandırıcılık veya hırsızlık

(10) Bir başkasının evine, binasına veya arabasına zorla girmiştir

(11) Bir şey elde etmek, bir çıkar sağlamak veya sorumluluklarından kaçınmak için çoğu zaman yalan söyler (yani başkalarını “atlatır”)

(12) Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalmıştır (mesela kırmadan ve içeri girmeden mağazalardan mal çalma, sahtekârlık).

Kuralları ciddi bir biçimde bozma (ihlâl etme)

(13) 13 yaşından önce başlayarak, ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirmektir.

(14) Ebeveyninin veya onların yerini tutan kişilerin evinde yaşarken en az iki kez geceleyin evden kaçmıştır (veya uzun bir süre geri dönmemişse bir kez yeterlidir).

(15) 13 yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçmıştır.

B. Bu davranış bozukluğu toplumsal, okuldaki veya meslekî işlevsellikte klinik açıdan önemli derecede bozulmaya sebep olur.

C. Kişi, 18 yaşında veya daha ileri bir yaşta ise Antisosyal Kişilik Bozukluğunun teşhis ölçütlerini karşılamamaktadır.

Başlama yaşına göre 2 tipi vardır:

1. Çocuklukta Başlayan Tip

2. Ergenlikte Başlayan Tip


Davranım Bozukluğu 5-6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk veya erken ergenlik döneminde başlar.

16 yaşından sonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. 18 yaşın altındaki erkeklerde %6-16, kızlarda ise %2-9 arasında değişir.

Erken başlangıç Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Duygudurum ve Kaygı bozuklukları riskini artırır. Neredeyse bütün ergenler zaman zaman kurallara uymama, otorite ile çatışma, yalan söyleme gibi davranım sorunları gösterebilirler. Ancak bazı ergenlerde görülen davranım sorunları süreklidir ve günlük hayatını etkileyen, diğer insanlar arasında ‘adının kötüye çıkmasına’ yol açan boyuta ulaşır.

Sinirlilik, gerginliği, korkuyu, şüpheciliği, dürtüselliği arttıran durumlar ve yargılama, gerçeği değerlendirme yetisi, özgüven ve empati becerilerini düşüren hemen her şey, bireyi şiddete yatkın hâle getirir.

Ayrıca ergenin sorun ve çatışma çözme, öfkeyi kontrol etme ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin yetersiz olması, eğitim hayatının önemsenmemesi, ailede uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin yöntemlerinin uygulanması, aile içinde çatışma ve şiddetin yaşanıyor olması, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının iyi olmaması, madde kullanımının olması veya depresyon geçirmesi davranım sorunları için önemli risk faktörleridir.

Suç kapsamına giren davranışlarda bulunma riskini arttıran etkenler arasında şunlar sayılabilir:

Toplumsal kuralları benimsememesi

Suç işleyen bir çevrede büyümesi ve bu tür davranışları yadırgamayan hatta onaylayan bir tutumun mevcut olması

Suç kapsamına giren davranışlara dair yanlış inançların olması

İsteklerinin gerçekleşmemesi durumunda tahammül düzeyinin düşük olması (acting out veya acting in) ve kendine zarar verme (otomutilasyon).

Fevri, aklına estiği gibi davranma eğiliminin hâkim olması (birincil süreç düşünce)

Madde kullanımı altında bu tür davranışların daha yapılabilir gözükmesi veya madde temin etmek için suç kapsamına giren davranışlarda bulunması.

Sapkın davranışlarda bulunan gruplarla ve çetelerle takılmak, sarkıntılık yapmak hatta ırza geçmek.

Davranım Bozukluğunda temel özellikler, başkalarının temel haklarına saldırı, toplumsal değerlere ve kurallara uymamaktır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların yaklaşık %20-30’unda davranım bozukluğu belirtileri görülür.

Davranım bozukluğu teşhis ölçütleri (DSM-IV-TR)

A. En azından bir teşhis ölçütünün son 6 aydır bulunması şartıyla aşağıdaki teşhis ölçütlerinden üçünün ( veya daha fazlasının) son 12 aydır bulunuyor olması ile kendini gösteren, başkalarının temel haklarına saldırıldığı veya yaşa uygun başlıca toplumsal değerlerin yahut kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlatıyıcı bir biçimde veya sürekli olarak görülen bir davranış örüntüsü:

İnsanlara ve hayvanlara karşı gösterilen saldırganlık

(1) Çoğu zaman başkalarına kabadayılık eder, gözdağı verir veya gözünü korkutur. 10 yaşında bekâr bir erkek hastam boksör gibi annesini ve babasını dövüyordu; aynı zamanda Duygudurum Disregülasyonu Bozukluğu da vardı. Kan düzeyi azamide (13) tutularak karbamazepin, 5 mg aripiprazol ile düzeldi.

(2) Boğu zaman kavga-dövüş başlatır.

(3) Başkalarının ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralanmasına sebep olacak bir silah kullanmıştır (mesela bir değnek, taş, kırık şişe, bıçak, tabanca)

(4) İnsanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(5) Hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır (çoğunda da çocukken küfretme, sinkaflı konuşma, sineklerin kanatlarını yolma gibi sadistçe davranışlar görülür.

(6) başkasının göz önünde bir şeyler çalmıştır (mesela saldırıp soyma, çanta kapıp kaçma, göz korkutularak alma, silahlı soygun).

(7) Birisini veya daha fazlasını cinsel faaliyette bulunması için zorlamıştır

Eşyalara zarar verme

(8) Ciddi hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkarmıştır.

(9) İsteyerek başkalarının malına mülküne zarar vermiştir (yangın çıkarma dışında).

Dolandırıcılık veya hırsızlık

(10) Bir başkasının evine, binasına veya arabasına zorla girmiştir

(11) Bir şey elde etmek, bir çıkar sağlamak yahut yükümlülüklerinden kaçınmak için çoğu zaman yalan söyler (yani başkalarını “atlatır”)

(12) Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalmıştır (mesela kırmadan ve içeri girmeden mağazalardan mal çalma, sahtekârlık)

Kuralları ciddi bir biçimde bozma (ihlâl etme)

(13) 13 yaşından önce başlayarak, ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirmektir.

(14) Ebeveyninin veya onların yerini tutan kişilerin evinde yaşarken en az iki kez geceleyin evden kaçmıştır (veya uzun bir süre geri dönmemişse bir kez)

(15) 13 yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçmıştır.

B. Bu davranış bozukluğu toplumsal, okuldaki veya meslekî işlevsellikte klinik açıdan önemli derecede bozulmaya neden olur.

C. Kişi, 18 yaşında veya daha ileri bir yaşta ise Antisosyal Kişilik Bozukluğunun teşhis ölçütlerini karşılamamaktadır.

Başlama yaşına göre 2 tipi vardır:

1. Çocuklukta Başlayan Tip

2. Ergenlikte Başlayan Tip


Davranım Bozukluğu 5-6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk veya erken ergenlik döneminde başlar. 16 yaşından sonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. 18 yaşın altındaki erkeklerde % 6-16, kızlarda ise % 2-9 arasında değişir. Erken başlangıç antisosyal kişilik bozukluğu, duygudurum ve kaygı bozuklukları riskini artırır.

Neredeyse bütün ergenler zaman zaman kurallara uymama, otorite ile çatışma, yalan söyleme gibi davranım sorunları gösterebilirler. Ancak bazı ergenlerde görülen davranım sorunları süreklidir ve günlük hayatını etkileyen, diğer insanlar arasında ‘adının kötüye çıkmasına’ yol açan boyuta ulaşır.

Sinirlilik, gerginliği, korkuyu, şüpheciliği, dürtüselliği artıran durumlar ve yargılama, gerçeği değerlendirme yetisi, özgüven ve empati becerilerini düşüren hemen her şey, bireyi şiddete yatkın hâle getirir.

Ayrıca ergenin sorun ve çatışma çözme, öfkeyi kontrol etme ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin yetersiz olması, eğitim hayatının önemsenmemesi, ailede uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin yöntemlerinin uygulanması, aile içinde çatışma ve şiddetin yaşanıyor olması, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının iyi olmaması, madde kullanımının olması veya depresyon geçirmesi davranım sorunları için önemli risk faktörleridir.

Suç kapsamına giren davranışlarda bulunma riskini arttıran etkenler arasında şunlar sayılabilir:

Toplumsal kuralları benimsememesi,

Suç işleyen bir çevrede büyümesi ve bu tür davranışları yadırgamayan hatta onaylayan bir tutumun var olması.

Suç kapsamına giren davranışlara dair yanlış inançların olması.

İsteklerinin gerçekleşmemesi durumunda tahammül düzeyinin düşük olması.

Fevrice, aklına estiği gibi davranma eğiliminin hâkim olması

Madde kullanımı altında bu tür davranışların daha yapılabilir gözükmesi veya madde temin etmek için suç kapsamına giren davranışlarda bulunması (alkol kullananlarda Selincro Tablet, mikropellet takılarak naltrexon pompası temini) ve düşük doz klozapin (100-300 mg arası) işe yarıyor. Epey hastam şifa buldu. Tabii ki düzenli lökosit sayımı yaparak…

Sapkın davranışlarda bulunan gruplarla ve çetelerle takılmak.

Bu tip hastaların bir kısmı varoşlarda hemşerim gettolarında ikamet edip, eylemlere karışıp kaçıyorlar.

Psikiyatra gelmeyi kabul edenlere mutlaka Karbamazapepin, Lityum veya Depakin gibi duygudurum dengeleyicileri ve düşük doz nöroleptik veriyoruz. Bunların hepsi düzenli laboratuar takibi gerektiren ilaçlardır.

Tedaviye riayeti ve uyumu çok bozuk olanlar firar edebiliyor, olmayanlarda ise hapse düşenler de oluyor.

Ülkemizde her gün şehit haberleri geliyor ve alınan tedbirler de ne kadar işe yarayacak bilmiyorum.

Tek endişem var, geçenlerde televizyonda anlattılar.

İncirlik’te iki adet ABD kontrollü Hidrojen bombası varmış!

“Aman itidalli olun” diyor ve bu kadarda kesiyorum.

 %C4%B0%C5%9Fte+d%C3%BCnyay%C4%B1+aya%C4%9Fa+kald%C4%B1ran+hidrojen+bombas%C4%B1

Kuzey Kore de attı bir tane!

Dünya nereye gidiyor?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Nisan 2017 Perşembe

Okumaya devam et
  1985 Hits
  0 yorum
1985 Hits
0 yorum

BİR TİMSAH FIKRASI ÜZERİNE FELSEFÎ DENEMELER

Meşhur fıkradır. Kadın psikiyatra gider ve “yatağımın altında bir timsah var” der. Kocası buna kesinlikle inanmamaktadır ama ne yapsın; anlayışla sükût etmektedir. Hekim şaşırır ama “herhalde bu bir hezeyan” diyerek, hastasına bu açıdan yaklaşmanın daha isabetli olacağına karar verir.

Ne de olsa, böylesine hezeyanı olan bir kişiyle “saçmalama” diye münakaşa edilmez.

“Evet, anlıyorum… Bazıları evlerinde gerçekten de timsah besliyorlar ama bu onların habitatına (doğal yaşama alanlarına) uyan bir mekân yahut ortam teşkil edilebilirse daha makul olur, ne dersiniz” diye soruyu geri atar. Amacı içgörü uyandırmak, bir yandan da mecazî mânâda bir mesaj vermektir: “Timsahın Ankara’daki bir karyolanın altında ne işi ola ki”!

 ***

Üstelik şu “petshoplarda” (hayvanatın sergilenerek, ücreti mukabilinde satıldığı dükkânlar) satılan timsahların çoğu ya yavru, ya da genetiğiyle oynanmış minyatür formları. Böyle giderse, birkaç asır sonra bizleri de birileri satabilir (Kadim Yunan ve Roma’da, Ortadoğu kültürlerinde olmadı mı, olmuyor mu sanki? Bakarsınız 1000 sene sonra iyice tekâmül etmiş şempanzeler de bizi satarlar). Bırakın her hayvan kendi sevdiği ortamda hayatiyetini sürdürsün…

***

“Herhâlde evinizde bir korokodil yahut alligatör besleyecek hâliniz yoktur. Bunlar devasa hayvanlar ve derhal insanı yerler. Her ne kadar evrimsel açıdan predatörün (avcı) mönüsünde insanlar ön sırada gelmiyorsa da… Her sene ortalama 1000 Homo Sapiens sapiens’ten biri bu çok gelişmiş sürüngenlerce yenilip, bir de çevrile çevrile boğularak katledildikten sonra, mideye indiriliyor” der.

***

Eh, tabii ki antipsikotik ve biraz da morali düzelsin diye antidepresan bir ilaç başlar. Sonra da Bilişsel Davranışçı Terapiye alabilmek ümidiyle “bir dahaki seansta gelirken, bana her iki büyük timsah alt-türünün ve evlerdeki süs timsahların hayat şartları hakkında birkaç sayfalık doküman hazırlayıp gelin ki, konunun üzerinde uzun vadeli çalışıp, size maruziyet de duyarsızlaştırma terapileri yapayım. Sonra hipnoterapi de eklerim der.

***

Hasta ve kocası “peki Doktor Bey, iyi günler” der ve giderler. Ruh hekiminin keyfi yerindedir çünkü hem çaktırmadan meta-kognisyonla ona zekice bir mecaz yollamış hem de terapinin önünü açmıştır. 

***

Huzur içerisinde ve kendisiyle de iftihar ederek evine gider. Karısına “ne ilginç vakalar geliyor hayatım, etik sınırlar olmasa anlatırdım” der. Karısı gülmeye başlar “tamam da, galiba beni başkasıyla karıştırdın, ben de psikiyatrım yâhu” der.

Ruh hekimi kendine gelir ve ketumiyetine de itimat etiği için, karısı meslekdaşına vakayı özetler.

***

Karısı daha genç ve çok okuyan bir tiptir; azıcık da bilmiş ama iyi niyetli… “Hayatım, biraz erken yüzleştirme (konfrontasyon” yapmamış mısın? Ya hasta veya yakını bu mecazı anlamaz da, gidip internetten araştırır yahut daha da beteri, bir veterinere danışırlarsa” der.

***

Hekim biraz telaşlanır ama daha sonra rahatlar: “Hayatım, buradaki timsah aslında dinamik açıdan bir fallus imagosu ve hastaya bastırılmış cinselliğini ve saldırganlığını da ihsas ettirmiş oldum. Yeterince zeki ve entellektüel insanlar, mesajı almışlardır”.

 ***

Der de, azıcık huzuru kaçmıştır. “Ya bu kadın çılgınlık yapıp da evde timsah besliyorsa, ben ne yaparım” diye tedirgin olur. Sonra da bu gayrı mümkün ve gayrı varit bir düşünce. Nasıl olsa bir sorun çıkmaz deyip, konu hakkındaki son literatürü psikiyatri dergilerinden ve kitaplarından taramaya başlar. Karısı da iştirak eder. PubMed’e “home ve crocodile” yazınca 20 makale çıkar. Hepsinin özetlerini hızla okurlar; korkacak bir şey yoktur!

***

5 gün sonraki randevuya gelen hastalarına durumun nasıl olduğunu sorar, karısı meslekdaşı da yanındadır. “Vallahi, timsah hâlâ yatağın altında artık ben pek aldırış etmiyorum" der hanım; kocası kıpkırmızı ve gergin ama sabırlı bir duygulanımla susmaya devam eder.

***

İlaçların dozunu artırırlar ve “o timsah zamanla çekip gidecek” diye teminat verirler.

***

Bir sonraki randevuya gelmezler ama hastanın kocası telefon eder. Nazik ama bastırılmış bir öfkeyle “bizim eve gelebilir misiniz, ücreti takdim edeceğim” der.

“Aman efendim, bir uğrarız, zaten yakın” diye yola çıkarlar.

Bir bakarlar ki hanımı timsah yemiş kısmen ama acil servise yetiştirmişler!

 ***

Ruh hekimi sorar: “Beyefendi, gerçekten de böyle bir timsah mevcut muydu”?

Hastanın kocası hazin bir tebessümle cevap verir: “Hiçbir zaman olmadı ama belki de karımın beyninin muhayyile gücünü yeterince ciddiye alamadık”, o kadar beynini zorladı ki, varolmayan timsah zuhur etti ve karanlıkta karımı ısırdı. Işığı yaktığımda sadece onu yaralı olarak gördü. Timsah ortada yoktu!

***

Ruh hekimi hüzünlüdür…

“Bunca senedir bu işi yapıyorum, hayal gücünün sonsuzluğunu ve onun organı olan beynin yaratıcı kuvvetinin muhteşem becerilerini yeterince almadım. Muhtemelen bir Dissosiyatif nöbet geçirip kendine zarar verdi. Merak etmeyin” der.

Tam evden çıkacaklarken, pek zarif bir adam olan kocası viziteyi verirken ikisinin de kulağına fısıldar: “Ben bu geceyi yanız geçireceğim, hastaneye almadılar. Ya bu timsah bana da saldırırsa” diye endişesini dile getirir.

Telkin, ikna, belki de folie a deux. Ne fark eder?

 ***

Karısı teselli eder; “bir de EEG isteyelim, belki temporo-limbik epilepsi geçirdi” der.

Ruh kekimi “tabii ki hayatım” cevabını verir. 

Sonra eve giderler. Geniz bazalı ve yere yapışık yataklarına tam uzanacakken hekim fırlar.

“Aşkım, odada sanki bir hırıltı mı var, yoksa bana mı öyle geldi diye” haykırır.

 ***

Karısı güler ama o da tedirgin olmuştur: “Bana bak, üzüm üzüme baka baka kararır” der.

O gece kâbuslar içinde geçirirler.

Ya timsah onlara da gelmişse?

Daesin mi yoksa Umwelth mi?

Yoksa Eigenwelth mi?

 ***

Acaba, basitçe bir paranormal fenomen mi? Hani başka bir boyuttan gelen ama tecessüm ederken timsaha istihale olan bir Marslı mı?

Tam da terapide metakognitif süreç başlamışken!

***

Uyandıklarında her tarafları sağlamdır.

Hangi boyuttaydık diye sorarlar kendilerine karı koca

Acaba gerçek olan ne?

Bunun gerisini daha sonra paylaşacağım.

Hepimiz hayal ettiğimiz şeyleri yaratıp onlarla beraber yaşıyor, bir kohabitasyon içinde mi devinip duruyoruz acaba!

Yoksa bu işin içinde beynelmilel güçler mi var?

*** 

Bu aralar beni bir düşüncedir sardı... İktidarda kim olursa olsun, Ruslar bizim tarihî düşmanımız değil mi?

Kalktık tayyarelerini düşürdük.

d]

IŞİD'di değil mi?

Mukabele-i bil misilden de geçtim.

Ya Putin ve Meldeyev doğal gaz vanalarını üç beş günlüğüne kısarlarsa?

Buna da acaba Illuminati mi karışmış olur yaksa amaca yönelik hareket eden, silahla dolaşan, kendinden hiç kimseye güvenmeyen, ilginç yönelimleri olan eski bir KGB ajanı mı?

Ya bir de her tarafta canlı bombalar kendilerini patlatmaya başlarlarsa?

Bunların çoğu akıl hastası değildir, kendilerini inandıkları davaya vermiş adamlardır!

Tarih tekerrür ediyor: Aklıma 11 Eylülde NTV'den yaptığımız canlı yayında Sayın Celâl Pîr'le konuştuklarımız aklıma geliyor.

Hepsi ABD'nin numaraları, "kendi İkiz Kulelerini kendileri vuruyorlar" demiştim de, pek kimseler inanmamıştı.

Bu memleket için üzülüyordum geçen gün aldığım bir haberden sonra moralim düzeldi!  

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 05 Şubat 2016 Cuma

Okumaya devam et
  3737 Hits
  0 yorum
3737 Hits
0 yorum

KORE NE YAPMAK İSTİYOR?

Herkesin bildiğini tekrarlamak değil amacım.

Bu ülkeye pek çok asker gönderdik, her yaştan ve baştan.

Pek çok da şehit verdik zamanında!


Türk Tugayı (Kod adı: Şimal Yıldızı veya Kutup Yıldızı), Kore Savaşı sırasında 1950’den 1953’e kadar Birleşmiş Milletler Ordusunun komutası altında savaşmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir tugayıydı.

İkinci Dünya harbi Soğuk Savaş başlamasıyla Türkiye, uluslararası ortamda kendini yalnız buldu.

Bu savaşta tarafsız kalarak bütünlüğünü Almanya’ya karşı korumuş, ancak savaş sonrasında Sovyetler Birliğinin Doğu Anadolu’da toprak ve Boğazlar’da üs ve ortak savunma talepleriyle karşılaştığı iddia edildi. Böylece Sovyet tehdidine karşı müttefik arayan Türkiye Batı Bloğu'na ve Amerika’ya yaklaşmaya başladı.

Türkiye, NATO’ya girişini hızlandırmak için başlayan Kore Savaşı’na birlikler göndermiştir.

Özellikle sol kesimler tarafından “Türk gencinin kanının Amerika’ya satılması” şeklinde eleştirilen bu davranış, Türkiye ile Batı Bloğu arasındaki yakınlaştırmayı hızlandırmış ve 18 Ağustos 1952’de Türkiye bir NATO üyesi olmuştur. 

*** 

Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçta Kore’ye topçu taburu takviyeli bir piyade alayı göndermeyi düşündüğü halde, sonradan bu birliğin bir tugay seviyesinde olmasına karar verdi. Her biri üç taburdan oluşan üç piyade alayı, bir topçu taburu, bir istihkâm bölüğü, bir uçaksavar bataryası, bir ordu donatım bölüğü, bir ulaştırma bölüğü, bir tanksavar takımı ve bir depo bölüğünden oluşuyordu.

***

Gönüllü olanlardan seçilmiş olan bu tugay 259 subay, 18 askerî memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişiydi. Tugay komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı seçilmişti.

Ankara’da oluşturulan tugay demiryolu ile İskenderun’da aktarıldıktan sonra Amerika’nın tahsis ettiği gemilerle Kore’nin Pusan limanına nakledildi. Burada bekletilmeden Daegu şehrine alınarak kışlaya yerleştirildi.

Taegu’da Türk Tugayı Amerikan malzemesi ile yeniden donatıldı. Eskimiş mâlzemeler ise geri gönderildi. Bu yeni mâlzemeyi kullanmak için eğitiminden geçen tugay 10 Kasım 1950’de cepheye hareket etti.

d]

Önce Seul’un 60-100 Km Kuzeyinde bölgenin emniyet sorumluluğunu üstlenen tugay daha sonra Kunu-ri bölgesine nakledildi.

Kunu-ri Muharebesi

Çin’in savaşa dâhil olmasının ardından Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin cephesi yarılmıştı. ABD Kara Kuvvetleri 9. Kolordusu’nun ihtiyat tugayı olan Türk Tugayı, Kunu-ri bölgesinde direnerek 8 Ordu’nun perişan olmadan çekilmesini sağladı.

Kumyangjang-ni Muharebesi

Türk Tugayı birlikleri, 6 Ocak 1951’de Chonan’da 20 gün ihtiyatta kaldıktan sonra 24 Ocak’ta Chonan’dan hareket ederek Çin Halk Gönüllü Ordusu’nun savunma mevziinin bir kısmını almak üzere saldırıya geçti ve bölgeyi savunan Çin Halk Gönüllü Ordusu 150. Tümeni'ne bağlı 447. ve 448. alayları ile mücadeleye girdi. Başlangıçta üstünlük Çin birliklerindeydi.

***

Ancak silah üstünlüğünü Çinliler elde edememişlerdi. Çinlilerin el bombası sayısı azdı. Türk tugayı Çinlilerden daha fazla el bombasına sahipti. Bunun sebeplerden biri de ABD tarafından silah ve cephane ile desteklenmesiydi.

Savaşın başında mevzilerinde bulunan Çinliler etkili bir şekilde ateş yağdırmaya başladılar.

Ancak önceden mevzilendirilen Türk 1. Takımı görünmeden Çinlilerin mevzilerine yaklaşıp el bombası kullanarak Çinlilerin mevzilerini aldı. Çinliler bu bölgedeki mevzileri yeniden ele geçirebilmek için uğraşması sonucu Türk 2. Taburu 185 rakımlı tepeyi ve ardından 156 râkımlı tepeyi süngü hücumuyla aldı. Alay taarruz grubu da rahat bir şekilde Kumyangjang-ni kasabasını aştı.

NEVADA Karakolları

1. Türk Tugayı 16 Kasım 1951’e kadar Kore’de kalarak savaştı ve 2. Değiştirme Tugayı ile değiştirildi. 17 Kasım'da Tümgeneral Tahsin Yazıcı görevini Tuğgeneral Namık Argüç’e devretti. 9 Haziran'da İzmir limanından hareket eden 3. Değiştirme Tugayı 20 Ağustos 1952’de, 4. Değiştirme Tugayı ise 6 Temmuz 1953’te bu görevi devraldı.

241. Piyade Alayı (Alay Komutanı Albay Celal Dora, alay lağvedildikten sonra Tugay komutan yardımcısı)

105. Motorize Sahra Topçu Taburu, üç öbüs bataryası ve bir karargâh takımından ibaretti. Her obüs bataryası altı adet 105 mm toptan ibaretti.

Motorize İstihkâm Bölüğü

Motorize Uçaksavar Bataryası

Taşıt Kamyonu Bölüğü

Motorize Muhabere Takımı

Motorize Tanksavar Takımı

Sıhhiye Takımı

Tamşr ve Bakım Birimi

Askerî bando

Değiştirme Takımı…

Hepsi vardı da, sonuçta ne oldu?

Kayıplar

Kore Savaşı boyunca Türkiye toplam 741 ölü ve 2147 yaralı verdi.

 

Bunların dışında Türk birliklerinden 234 asker esaret içinde ve 175 asker (akıbeti belli olmayan) sayılmıştır.

1. Türk Tugayı’nın toplam kaybı şöyledir: 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp, 234 esir (POW) , 298 belirsiz…

Sonraları

1960 yılında 200 kişilik bir bölük gücüne ve 1965 yılında bir manga gücüne düşürüldü. 1971 yılında tamamen geri çekildi!

***

Nükleer silahların kullanılmasının, fiilen hayatın sonunu getireceğini söylemeyen kalmıyor. Einstein da, pek çok büyük adam da bunu açıkça söylemişti.

Eğer Kore büyük güçler arasına girmek istiyorsa, buna ABD cevaz vermez. Japonya’ya reva gördüğü muameleyi reva görür. Mukabebele-i bilmisil kurallarına göre iki Atom bombası atar. 

Ertesi Gün gibi Hollywood şaheserleri(!) boşuna çevrilmedi.

***

Hatırlatayım…

Vietnam’da muvaffak oldular mı?

Pearl Harbor’da kendi gemilerini vurmadılar mı?

***

Beni ilgilen kısmına gelince…

Elbette ki hayattan kalır ama nasıl?

İkiz Kuleleri kim vur(dur)muştu?

Kaç kişi intihar etti sonra.

***

Bol miktarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu, daha da fazla gazi ve kolları bacakları kopmuş, perişan olmuş insanlar!

Kendine yabancılaşan insanlar ve parya haline düşmüş garibanlar…

Depresyondan ve perişanlıktan gözünü açamayanlar,

Peki, bu arada, her tarafta dilenen Suriyeliler ve fırsat bulunca etrafı

haraca kesip, darp eden diğer sosyal ve etnik gruplar ne olacak?

Bunun cevabını kimse bilemez!


Dilerim bu ülkeye herkes elbirliğiyle bağlı kalsın ve kimse de bizi bu

belaya bulaştırmaz.

***

Yoksa Kişilik Bozuklukları, Travma Sonrası Stres Bozukluları ve her türlü bedensel ve psikiyatrik hastalık artar.

Biz hâlâ işbirlikçi ve birbirini seven, cami avlusunda veya başka bir mekânda buluşup kaynaşan bir toplumuz.

Birbirimiz, sever ve sayarız ve diğerkâmca (altruist) davranır, karşılıksız veririz.

Bir parkta veya başka bir ortamda kucaklaşırız.

Bu arada, herkes her sözünü tutmayabilir ve ahde vefa da göstermeyebilir.

Ne kadar güçlü arketiplerimiz var ki, ayaktayız.

Son zamanlarda çok tırmanış gösteren olaylardan dolayı Bipolar Bozukluk ve her türlü madde tüketimi (esrar, kokain, LSD, eroin, ortalıktaki nargilelerin içine emdirilmiş maddeler).

Arada içkimizi içer, bazen ara veririz ama hiç rezil olmayız.

Her şeyin çaresi var, bir tek mukadderat hâriç.

Onu da kim bilir, bilinmez…

Biz bu zilletten de kurtuluruz, yeter ki araya oyunbozanlar girmesin.

Her şeyin başında da, sonunda da insan var.

İnsan ise bazen beşer olur şaşar, bazen de.

Yeter ki nifak ve kötülük tohumları atılmasın.

Biz bize yeteriz ve kimseyi dışlamaz, hoşgörüyle karşılarız.

Berzahta da, Cennet’te de, Cehennem’de de biz varız; hattâ mevcuduz.

Sıkılmak yok, bıkmak ise en büyük ayıp. En kadim ve mubah ibadet çalışmaktır.

Küsenlere selam ola…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ocak 2016 Pazartesi

Okumaya devam et
  2352 Hits
  0 yorum
Etiketler:
2352 Hits
0 yorum

NE SAVAŞI!

Sevgili Mekâncılar,

Bir duydum ki meğer savaşa giriyormuşuz.

Bunun için yeterli mühimmat mevcut mu ki?

Ortada TSK mı kaldı?


Esad mı yoksa Esed mi anlayamadık. Adam dimdik ayakta, korktuğu filan yok!

hafız esad saddam ile ilgili görsel sonucu

 

***

Hem ortada ordu bırakmayacaksınız, hem de harbe gireceksiniz.

Böyle bir şet intihardır ve başarılı olmak pek müşküldür.

Eğer amaç Suriye’yi yenmekse ve galip gelmekse, bunun imkânı yoktur!

İlker Başbuğ uyarmış ve “girince çıkılmaz” demiş!

ilker başbuğ ile ilgili görsel sonucu

Şam ne zaman düşman, ne zaman dost biliyor musunuz?

Hocalarla, hacılarla bu memleket yönetilemiyor!

***

Homoseksüeller ve transseksüellere de gaz sıkılmış dün, bunun adı Homofobidir. Gelişmiş ülkelerde kimse böyle şeylere müdahale etmez! Beyoğlu’nda gaz sıkmışlar. Yazık değil mi; bırakın nümayiş yapıp bildirilerini dağıtıp dağılsınlar!

Sabun yapmayı da düşünen var mı acaba?

***

Park yeri açılmış, hangi kaynakla?

Ekmeleddin İhsanoğlu, Deniz Baykal, İsmet Yılmaz eğer bu karara imza artarlarsa tarihte hesap vereceklerdir!

Bakın, ezeli düşmanımız Yunanistan bile topu atmakta ve 1.6 Milyon Euro ödemek zaruretinde, yoksa temerrüte düşecek!

Üstelik it dalaşları tekrar başladı; geçenlerde İzmir uçağında Hz. Muhamed’in seyahat duası seyrettirildi, Köln’den gelirken de hatırlatıldı. İnananlar için çok iyi de, Ateist veya benzeri kişiler için bunun mesajı ne?

***

USD şimdilik düşüşte ama iş bir referanduma gidecek anladığım kadarıyla ama seçim ekonomisine girildiğinde kesin fırlayacaktır. Ya 4 hattâ 5 TL’ye çıkarsa, stagflasyona gidilmez mi?

Daha da beteri, bu Lâle Devri benzeri dönemde, karşılıksız para basılarak piyasalar iyice şişerse ne olur?

***

Bu ülke çok savaş gördü, bunu da atlatır da, hangi silahlarla veya kurşunlarla?

Büyük medyanın neredeyse tamamı elinizde, yandaş olmayan pek az kanal var.

Bol dezenformayon ve misenformasyon yapılıyor.

***

Hiç Humeyni’den, Şah Rıza Pehlevi’den, Saddam’dan da mı ders almadınız?

Adamı Kürt seçkinlerinden oluşan Koruma Alayı yapayalnız bırakmıştı. Coniler de astılar, Kelime-i Şahadet getirmesine dahi müsaade etmeden hem de!

***

1500 kişilik sarayınız var, Allah daha büyüğünü nasip etsin ama unutmayalım ki her savaş bir cinayettir.

Âkiller de mi ikaz etmiyor (öyle isimler mevcut ki, inanamıyorum hâlâ)?

Ramazan’da yapılacak böyle bir müdahale ancak daha çok kan ve soykırım getirir.

Bu da Güney bölgelerimizde yaşayan pek çok kavim için yıkımı, hattâ bir soykırım yaşanacaktır.

***

Memlekette o kadar çok güzel yer var ki, niçin kıymak istiyorsunuz insanlara,

Bakın Habertürk’teki haberleri izliyorum.

Kırmızıçizgiler de kalmamış artık!

Neler yapacaksınız?

Her tarafa yeni AVM’ler mi inşa edeceksiniz?

***

Özal döneminden demi ders almadınız?

Askerimiz bu ahval ve şeraitte muvaffak olamaz, çok önemlidir bu.

***

Dengir Min Fırat Kürt ama belli ki makul bir adam.

Çok dikkatle ve ihtiyatlı konuşmakta!

Parlamentonun oturmamış olmasından müşteki, Anayasal haklardan bahsediyor!

***

AKP’nin başındaki her kimse, onlara sesleniyorum, çevremiz tam bir ateş çemberi içerisindeyiz.

Atatürk’le tam bir yarış içerisindesiniz, ne yapsa tam aksini gündeme getiriyorsunuz!

Dengir Bey, İstiklâl Marşı’nın kıtalarını bilmiyormuş, hâlâ 12 Eylül’den ve sopayla, dayakla özleştirmeden bahsediyor. İçeriğine karşı çıkıyormuş.

Mehmet Âkif’in dedikleri o zaman için mutebermiş ama artık saygı duruşu yeterliymiş.

Rahat bırakın bu milleti, köklerimizden tekrar doğarız ama çok kan dökülür ve olan gene 36 etnik gruba olur!

***

ABD’nin Yeşil Kuşak doktrinini aşmak çok güçtür!

Onlar kim isterlerse onun işine son verirler.

IŞİD’le başa çıkmamız çok zor.

[/embed]

[/embed]

İstediğiniz kadar akıllı tayyareler, uydular veya başka şeyleriniz olsun.

Göktürk 1 Uydusu hâlâ fırlatılamamış, uçakların çizimleri daha hazır değilmiş.

Hiç böyle harbe girilir mi?

***

Suriye bataklığından çıkamazsınız, çıksanız dahi memleket perişan olur!

***

Bayan Vitali Hakkoda vefat etmiş,

Toprağı bol olsun, mütevazı ve çok yalnızlık çekmiş bir kadındı. Meğer öykü kitapları da yarmış, olar kalmış yadigâr!

}[/embed]

***

Çok güzel bir söz vardır: “Savaşı yaşlılar planlayıp idare eder, gençler ölür”.

Yazık etmeyin bu güzelim ülkeye.

İran’ı Osmanlı dahi işgal edemeyip, kapıdan dönmüştür.

Sağlıklı ve sabırlı, ihtiyatlı ve kırk kere düşünerek karar verin.

Türkiye Cumhuriyeti payidar kalır ama küçülür, paramparça olur.

Kürt Devletini engelleyemezsiniz.

Artık konu sağcılık solculuk değil, demokratik ve sosyal hukuk devletinin müdafaa edilmesidir.

Bugünlerde nasıl olup da keyfim yerinde olsun…

Korkmuyorum ama endişeliyim.

Evlâdım ve diğer insanlarımız için.

***

Neyse, Hatun Zeynep Akayrancı da döndü, evimiz eski hâline kavuştu.

İtidal, iyi istihbarat ve maceraya atılmamak en önemli olmazsa olmazdır.

Dilerim yeni kanlar dökülmez ve Yüce Türk Millet ilelebet payidar olmaya devam eder.

Bu arada, inananlar için dinimizin akıl ve hikmetle dolu olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Yok, kalçadan iğne oruç bozar mı, Cüppeli ne demiş…

Bırakın bunları.

Hekiminizi dinleyin ve internette sörf yapmayın.

***

Herkese tekrar itidal ve sağduyu tavsiye ediyorum.

Tabii ki benimki bir blog ve henüz herhangi bir gazetede köşem yok.

Keşke olsa da, daha büyük gruplara ulaşabilsem…

Sağlıcakla ve aklı selîmle dolu olarak kalın!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29 Haziran 2015 Pazartesi

Okumaya devam et
  3081 Hits
  0 yorum
3081 Hits
0 yorum

DEDİ Kİ YOH YOH!

Bir kitap yazdım, ilim irfan dolu.

Sordum “Yâ Hû bana yardım eder misin”?

Aldım işte cevabını:

İşte ben buna “ustalık” derim.

Peki dedim “dönme dolap olsam verir misin”?

]

Peki “dedim bâri bana bir dakikanı verir misin”?

Dedi ki “sıfır çekiyorum ama Ümid verebilirim”…

Okumaya devam et
  3865 Hits
  0 yorum
3865 Hits
0 yorum