Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

DOKSAT NEDİR?

Büyükbabam Ahmet Bey'in Yunanistan'daki Türk soykırımı sırasında Türkiye'ye kaçabilen bir tütün eksperi olduğunu rahmetli pederimden öğrenmiştim. Her ne kadar mübadele dense de, bilhassa Bulgar çetecilerin o dönemdeki yönetim zaafından istifade ederek epey Türk katlettiğini net olarak biliyorum.

Genç arkadaşım Sevgili Mustafa Morgil'in Çektirdiği hâtıra resmi.

Hâlbuki, bir düşünün, asırlarca beraber yaşamış insanların "steril" veya "âri ırk" gibi kalmaları mümkün mü?

Daha da ilginç olanı, Bulgarların, şimdiki Yunanların kökleri nerelere uzanıyor diye baktınız mı, kafayı avucunuzun içine alıp iyice bir düşünmek iyi gelir herkese. Hâttâ fırsatınız olmadıysa, Kara Atena (Black Athena) kitabını bir okuyun derim. En azından sıkı bir beyin fırtınası sizi beliyor olacak çünkü kitapta Batı Medeniyeti'nin Kaynağı Kadim Yunan Medeniyeti'dir iddiasının uydurma olduğu, esas köklerin Afrika'ya uzandığı yazılı. Hâlâ da piyasadan veya İnternet'ten pek ucuza temin edebilirsiniz. Bütün insanların esasen kardeş ve türdeş olduğunun bilimsel olarak ispat edildiği bir zaman diliminde, hangi aklı başında bir insan ırkçılıktan bahsedebilir?

Ama birileri kalkıp, tamamen ufak tefek genetik ve memetik mutasyonlarla farklı etnik gruplara, millî ve dinî gruplaşmalara sırtını dayayarak, "ötekileştirdikleri" insanlara zulüm uygulamaya, işkence yapmaya veya soylarını kırmaya kalkarsa, bu insanlık suçuna da "dur bakalım" denmez mi?

Türkmenistan'dan (Orta Asya'dan) buralara, Çin'e, Avrupa'nın hemen her yerine gidip izini bırakmış olan Türklüğü ortadan kaldırmak için saldırılırsa, içerisinde Yahudi, Ermeni, Yunan... pek çok birbirinden güzel nektardan müteşekkil bu balın içine katkı maddesi veya pislik bulaştırmaya kalkan olursa...

Nefsi müdafaa denen hak doğar mı, doğmaz mı?

Atatürk ve arkadaşlarının yaptıkları da bu değil miydi? Müstevli ve müstemlekeci olmayan bu millete kendi varoluşunu hatırlatırken, "Ne Mutlu Türk'üm" diye haykırırken kastettikleri ırkçılık mıydı?

İlk kabinelere bir bakın. Sâdece savaşıp ölmeyi öğrenmiş, Osmanlı tarafından "aptal, etrak-ı bî idrak" diye aşağılanan, kadarabudundan diye itilip kakılan bu aşureye "kendine dön" diyen, ticareti çok iyi bildikleri için bütün gayrimüslimlere kapısını sonuna kadar kucağını açan bu zihniyete, dünyanın en haklı istiklâl hârbini kazanan bu insanlara kim faşist diyebilir?

İbni Haldun'dan beri pek iyi bildiğimiz bir gerçek var: Her devlet ve medeniyet doğar, büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Ancak Büyük milletler tekrar tekrar kendi küllerinden doğmayı başarabilirler. Bunu yaparken de geçmişlerini inkâr etmek hatasına asla düşmezler, düşmemelidirler. Günahıyla, sevabıyla (kötüsüyle, iyisiyle) bütün mâziyi bilirseniz, ancak hâle, istikbâle ve âtiye uzanabilirsiniz.

***

Şimdi hemen hiç Türk'ün kalmadığı bu kasabanın adını da Yunanistan'da Doksato diye telâffuz ediyorlar.

İnşallah bir gün gidip göreceğim ama yeşil pasaporta dahi vize vermek için Yunanistan'ın bizlere reva gördüğü muamele her türlü ayıbın da, terbiyenin de dışında olduğu için (iki kere başıma geldi), pek yakınlarda yapamam sanıyorum.

Peki, neymiş bu Doksat?

***

Allah râzı olsun, sevgili Erhan Mümeyyizoğlu dostum benim için araştırdı ve sonunda öğrenebildim.

Roksa Te: Tanrı'ya şükür, hamdolsun demekmiş. Rumca dualarda da geçiyor.

Okumaya devam et
  4778 Hits
  0 yorum
4778 Hits
0 yorum

Meral Akşener’den: BALKANLARDA UNUTULAN TÜRK SOYKIRIMI

Balkanlar’da Balkan Savaşı’nda işgâl edilen bölgelerdeki Müslümanların savaştan önceki ve sonraki nüfusları ele alındığında, 100 yıldır görmezden gelinen büyük bir insanlık suçu ortaya çıkar.

Osmanlı’nın 1906 yılı nüfus istatistiklerine göre Makedonya’da 1 milyon Türk, 750 bin de Arnavut olmak üzere toplam 1 milyon 750 bin Müslüman (Selânik’te 485 bin, Kosova’da 752 bin, Manastır’da 460 bin). Ulahlar ve Sırplar da dâhil olmak üzere 627 bin Rum, 575 bin Bulgar, 200 bin civarında da Yahudi, Ermeni, Katolik ve Protestan bulunuyordu.

Avrupalı kaynaklar da Müslümanları 1 milyon 200 bin ilâ 1 milyon 500 bin arasında gösteriyordu. Ama Avrupalılar, Hristiyanların toplam nüfusunu biraz daha fazla göstermeye gayret ediyorlardı. Balkan Savaşları’ndan önceki nüfus hareketlerini de hesaba katan McCarthy, yeni göçlerle 1911'de Makedonya'yı oluşturan üç vilâyette (Kosova, Manastır ve Selânik) Müslümanların iki milyona ulaştığını söylüyor. Osmanlı Rumelisi’ndeki diğer Müslümanların sayısının da (Edirne vilâyetinde 760 bin, Yanya vilâyetinde 245 bin, İşkodra vilâyetinde 218 bin olmak üzere) 1 milyon 223 bin olduğunu hesap ediyor. Buna göre Balkan Savaşları’ndan önce Osmanlı Avrupası denen Rumeli topraklarında (Arnavutluk ve Bosna Hersek hâriç) toplam 3 milyon 242 bin Müslüman (Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak, Çerkez) yaşıyordu. Bulgarların sayısı 1 milyon 220 bin (Makedon ve Sırplar, Bulgar nüfusu içinde sayılıyor), Rumların ise 1 milyon 558 bin idi.

Müslümanlar tek tek her vilâyette ve bölgenin tamamında mutlak çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Savaşla birlikte Edirne vilayeti dâhil, Osmanlı toprakları tamamen işgâl edildi. Daha sonra Osmanlılar Edirne’yi kurtardı ve buradaki Bulgar’larla, Bulgaristan’da kalan Türk’lerin bir kısmı mübâdele edildi. 1911 yılı istatistiklerine göre hesaplandığında Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan tarafından işgâl edilen bölgelerde bulunması gereken Müslüman nüfus 2 milyon 315 bindi.

Savaşın başladığı 1912 yılından itibâren Osmanlı topraklarına (Anadolu ve Trakya’ya) sağ sâlim ulaşabilmiş sürgün sayısı 413 bin 922 kişiydi. Türk-Yunan mübâdelesi gereğince, 1921-1926 yılları arasında gelen göçmen sayısı da 398 bin 849 idi. Bu da Balkanlar’dan Türkiye’ye 1912’den 1926’ya kadar toplam 812 bin kişinin ulaştığını gösteriyordu.

Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da 1920’li yıllarda yapılan sayımlar ise buralarda kalan Müslüman sayısını 870 bin olarak veriyordu. Bunlar, Türkiye’ye sığınanlarla birlikte 1 milyon 682 bine ancak ulaşıyordu.

Okumaya devam et
  9521 Hits
  0 yorum
9521 Hits
0 yorum