Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

YAHUDİLİK

Soru: Yahudilik nedir ve Yahudiler neye inanır?


Cevap: 
Yahudilik nedir ve Yahudi kimdir, nedir? Yahudilik sadece bir din midir? Kültürel bir kimlik mi yoksa sadece bir etnik grup mudur? Yahudiler bir halk grubu mu yoksa bir millet midir? Yahudiler neye inanır, hepsi aynı şeylere inanır mı? 

Soru: “Yahudi” kelimesinin sözlük anlamlarına şunlar dâhildir: “Yahuda oymağının bir üyesi,” “bir İsrailli,” “İ.Ö. 6’cı yüzyıldan İ.S. 1’ci yüzyıla kadar Filistin’de yaşayan bir milletin üyesi,” “Soydan gelme veya Yahudiliği kabul etme yoluyla eski Yahudi halkına ait olan biri” ve “dini Yahudilik olan biri.”

***

Rabinik Yahudiliğe göre Yahudi, annesi Yahudi olan veya Yahudiliğe resmen geçiş yapmış olan biridir. Tevrat (Torah) bu geleneği destekleyen herhangi bir iddiada bulunmadığı halde, bu inanca güvenilirlik kazandırmak için sık sık Levililer 24:10 aktarılır. Bazı hahamlar bunun bireyin gerçekten neye inandığıyla bir alakası olmadığını söyler.

***

Bu hahamlar bize bir Yahudi’nin Yahudi sayılması için Yahudi yasalarını ve geleneklerini yerine getirmesi gerekmediğini söyler. Hatta yukarıdaki yoruma göre, bir Yahudi Tanrı’ya hiç inanmasa da hâlâ Yahudi sayılabilir. 

***

Başka hahamlar bir insan Tevrat’ın ilkelerini izleyip Maimonides’in (ortaçağın en büyük Yahudi bilginlerinden biri olan Haham Moşe ben Maimon) “İmanın On Üç İlkesi”ni kabul etmedikçe Yahudi olamayacağını açıkça bildirir.

Böyle biri “biyolojik” bakımdan Yahudi olduğu halde Yahudilik’le gerçek bir bağlantısı yoktur. 

***

Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabı olan Tevrat’ta (Torah), Yaratılış 14:13, ilk Yahudi kabul edilen Avram’ın bir “İbrani” olarak tanımlandığını öğretir.

“Yahudi” ismi, Yakup’un on iki oğlundan biri ve İsrail’in on iki oymağından biri olan Yahuda isminden gelir.

***

Belli ki, “Yahudi” ismi ilk önce, Yahuda oymağının üyeleri olanlardan söz etmek için kullanılıyordu ama Süleyman’ın hükümdarlığından sonra krallık ikiye bölündüğünde (1 Krallar 12) bu terim, Yahuda, Benyamin ve Levi oymaklarını da içeren Yahuda krallığındaki herkesten söz etmek için kullanıldı.

Günümüzde birçok insan, Yahudi’nin ilk on iki oymağın hangisinden olursa olsun, fiziksel olarak İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan gelen herkes olduğuna inanır. 

***

Soru: Peki, Yahudiler neye inanır ve Yahudiliğin temel ilkeleri nelerdir?

Günümüzde dünyada Yahudiliğin beş ana biçimi veya mezhebi vardır. Bunlar mezhepler, Ortodoks, Muhafazakâr, Reformcu, Yeniden Yapılandırıcı ve Hümanist’tir. Her grubun inançları ve gerektirdikleri birbirinden dramatik bir biçimde farklıdır ancak Yahudiliğin geleneksel inançları şöyle özetleyebiliriz: 

***

Tanrı var olan her şeyin yaratıcısıdır, Tanrı birdir, bedensizdir ve evrenin mutlak yöneticisi olarak sadece O’na tapınılmalıdır. 

İbrani Kutsal Kitap’ının ilk beş kitabı Tanrı tarafından Musa’ya vahiy yoluyla indirilmiştir. Bunlar gelecekte değiştirilmeyecekler ve bunlara hiçbir şey eklenmeyecektir. 

Tanrı, Yahudi halkıyla peygamberler aracılığıyla iletişim kurar. 

Tanrı, insanların faaliyetlerini yönetir; onları yaptıkları iyi işlerden ötürü ödüllendirir ve kötülerinden ötürü cezalandırır. 

Hıristiyanlar, Yahudiler’le aynı Kutsal Kitap’a inandıkları halde, inançlarında büyük farklılıklar vardır. Yahudiler genel olarak hareketler ve davranışları en önemli sayar; inançların davranışlardan kaynaklandığına inanır.

Bu düşünce, inanca en büyük önemi veren ve davranışların bu inançtan kaynaklandığına inanan muhafazakâr Hıristiyanların görüşleriyle çelişkilidir. 

***

Yahudi inancı, Hıristiyanlığın özgün günah kavramını (bütün insanların Âdem’le Havva’nın Aden Bahçesi’nde Tanrı’nın talimatlarına itaatsizlik ettiklerinde işledikleri günahı miras aldığı inancını) kabul etmez. 

Yahudilik, Tanrı’nın yaratıkları olarak dünyada ve dünyadaki insanlarda iyiliğin var olduğunu savunur. 

Yahudi inanlılar mitsvot (ilâhi buyrukları) yerine getirerek hayatlarını kutsallaştırıp Tanrı’ya daha çok yaklaşabilirler. 

Aracı olarak bir kurtarıcıya ihtiyaç da yoktur, kurtarıcı da yoktur. 

Levililer ve diğer kitaplarda bulunan 613 buyruk, Yahudi hayatının her yönünü düzenler. Mısır’dan Çıkış 20:1-17 ve Yasa’nın Tekrarı 5:6-21’de bildirilen On Emir, Yasa’nın kısa bir özetidir. 

***

Tanrı’nın mesh edilmişi anlamına gelen Mesih, gelecekte gelecek ve Yahudiler’i bir kez daha İsrail diyarına toplayacaktır.

O sırada ölüler toplu halde dirilecektir.

İ.S. 70 yılında Romalılar tarafından yok edilen Yeruşalim’deki (Kudüs) Tapınak yeniden inşa edilecektir. 

***

İsa Mesih hakkındaki görüşler büyük bir çeşitlilik gösterir. Bazıları O’nu büyük bir ahlak öğretmeni, diğerleri ise sahte bir peygamber veya Hıristiyanlığın bir putu olarak görürler.

Yahudiliğin bazı mezhepleri, bir putun ismini söylemek yasak olduğundan İsa’nın ismini bile söylemezler.

***

Yahudiler’den sık sık Tanrı’nın seçilmiş halkı olarak söz edilir. Bu onların herhangi bir şekilde başka gruplardan üstün oldukları anlamına gelmez ama büyük ölçüde doğrudur; çünkü dünyanın büyük bir kısmını onlar yönetirler.

Mısır’dan Çıkış 19:5 gibi Kutsal Kitap ayetleri sadece Tanrı’nın Tevrat’ı almaları ve etüt etmeleri, bir tek Tanrı’ya tapmaları, Şabat gününde dinlenmeleri ve bayramları kutlamaları için İsrail’i seçtiğini bildirir.

Yahudiler başkalarından daha iyi olmaları üzere değil, sadece Yahudi olmayan milletlere bir ışık ve bütün milletlere bir bereket olmak üzere seçildiler. 

13. yaşına gelen erkek Yahudiler özel bir törenle kutsanır.

:"300"}[/embed]

Bugünlerde vefat eden Jerry Louis de bir Yahudi idi ve çok büyük bir komedyendi.

Son zamanlarda sayıları gittikçe azalmakta, neden acaba?

Tanrı’dan en büyük dileğim, aşure diye tasvir ettiğim Türk Yahudilerinin artık bu memleketi terk etmemeleri.

Dilerim öyle olur ve barış, sevgi, paylaşım içinde bir arada yaşamaya devam ederiz.

Şalom, selam, bilim…

Hepsi aynı kapıya çıkmıyor mu?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Ağustos 2017 Salı

Okumaya devam et
  1582 Hits
  0 yorum
1582 Hits
0 yorum

SAVAŞ KÜLTÜR de GİTTİ

Sevgili Ağabeyim, hocamız Prof. Dr. Savaş Kültür’ün vefatından dolayı çok üzgünüm; daha doğrusu tam mânâsıyla bir yas süreci yaşıyorum.

Savaş Kültür Hoca’nın 1973-1983 yılları arasından Ege Psikiyatri Kürsüsü’nde hocalığı ve insanlığıyla hepimize örnek oluşunu gördüm.

 ***

Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ndeki başarılı çalışmalarını ve yetiştirdiği şu anda öğretim üyesi veya uzman olan onlarca talebesiyle yollarımız hep kesişti. Onları nasıl titizlikle yetiştirdiğine şahit oldum.

***

Psikodramalara katılırdı, benim fırsatım olmadı; belki de hastaları iyileştirdiğine pek ihtimal vermediğim için. Ama birlikte çok seyahat ettik ve pek çok kongreye katıldık.

Özel muayenehanecilik döneminde ne kadar etik ve düzgün bir hekimlik örneği gösterdiğini takdirle takip ettim. Adam gibi adamdı. Az ve öz konuşur, mizah yeteneğiyle hepimizi kahkahalara boğduğu zamanlar da olurdu.

***

Lizbon’da bir barda sabahlamıştık ve pek çok özel şeyi paylaşmıştık. Bunlar ebediyen aramızda kalacak; çok yönlü ve düzgün bir insandı. Bana epey şey anlatmıştı ve bunların çoğu geleceğimizle ilgili karamsar öngörülerdi…

***

Çok özel bir insandı. İyi insan, iyi hekim, dürüst, kararlı, çok iyi bir hoca ve örnek alınacak bir kişi olarak gönlümde hep ayrı bir yeri oldu. Psikiyatri camiasında, hem bilimsel hem de insani açıdan iz bırakan bir öncü benim için. Işıklar içinde uyusun. Ruhu şad olsun. Psikiyatri camiamız, sevgili karısı Yıldız Kültür, biricik oğlu Kerem ve bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

***

Psikiyatri camiasında bıraktığı izler asla unutulmayacak. Çok derin düşünceleri ve bilgece bir tavrı vardı.

*** 

Bir gün Ontario’da karşılıklı şarap içiyorduk ve keyfimiz çok yerindeydi. Gölün harikulade manzarasını seyredip Türkiye ve hekimlik hakkında konuşuyorduk.

 ***

Bana “Keremciğim, Türkiye’nin nereye gideceğini bilemiyorum ama uzun vadede olup bitecekleri hiç de iyi görmüyorum” demişti.

Oturup uçakların inip kalkışını ve havanın tertemiz olmasının keyfini paylaştık.

 ***

Eh, iki şişe şarap (hem de en iyisinden, çok iyi anlardı) içince hesap gelmesi beklenir, değil mi? Hayır, çünkü bir tatile gitmek ödülü bize nasip olmuş.

Meğer bedavadan Fransa’da bir haftalık hafta sonu tatili kazanmışız. Bastık kahkahayı…

 ***

İkimiz de erkek olduğumuz için, bu balayı hediyesine gitmemeye karar verdik ve epey güldük. Muzipçe “bak, bu keşke yeni evli bir çifte nasip olsa ne eğlenirlerdi” dedi.

Daha sonra yerimizden kalktık ve şurup gibi havayı akciğerlerimize çekip yürüyüş yaptık.

***

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin kurucularındandı ve kelimenin tam anlamıyla adam gibi adamdı. Üniversiteden neden ayrıldığını ve sadece özel hekimliği niçin tercih ettiğini hiçbir zaman öğrenemedim.

Ne zaman İzmir’e gitsem içim burkulacak ve üzüleceğim.

Allah rahmet eylesin Savaş Ağabeyim ve aziz büyüğüm.

Sizi unutmayacak ve unutturmayacağız. Nitelikli insanlar ve hekimler çok azaldı artık! Bir daha kongrelerde veya toplantılarda karşı karşıya gelemeyeceğiz maalesef.

Allah rahmet eylesin Sevgili Ağabeyim ve Hocam.

*** 

Maalesef Yaşar Nuri Öztürk de vefat etti. TRT-1'de iştirak ettiğim son radyo programında da onu yad etmiştim. Aslında Deizm ile İslam'ı nasıl olup da aynı kefeye koyduğunu konuşacaktık ama nasip olmadı.

bed]

Nedense gırtlağımda bir yumru var…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2016 Perşembe 

Okumaya devam et
  3889 Hits
  0 yorum
3889 Hits
0 yorum

ADNAN ZİYALAR da VEFAT ETTİ

Hocayı ilk defa asistanlık senelerimde yakinen tanımıştım ama aslında kendisi de uzun süre hocalığımı yaptı.

Adnan Ziyalar Hocamız 1932’de Kalkandelen’de dünyaya gelmişti.

İlk ve orta tahsilini İstanbul okullarında tamamladı. 1950 -1956 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi’nde (Çapa) okumuş ve oradan da mezun olmuştu.


 

1956 - 1958 yılları arasında tabip teğmen olarak vatanî görevini tamamlamıştı… Ben daha yeni doğuyormuşum demek ki.

***

1959 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Psikiyatri Kürsüsünde psikiyatri asistanı olarak göreve başlamıştı. 1962 yılında nöropsikiyatri uzmanlık dalı imtihanında başarılı olarak aynı kürsüde uzman asistan olarak göreve başlamıştı.

Rivayet edilir ki,  ilaç mümessili iken bir gün Cerrahpaşa’ya uğramış. O zamanlar Doçent olan Merhum Ayhan Songar da kendisini şöyle bir süzüp “siz belli ki başarılı bir tabipsiniz, neden bizimle çalışmıyorsunuz” demiş.

O da bu daveti tabii ki reddetmemiş ve ikisi kolları sıvayarak kurmuşlar eski kliniğimi. Biri evden yemek taşırmış, öbürü hastaların çamaşırlarını yıkatırmış. Tam bir işbirliğiyle, hâlen de yerinde duran o iki buçuk katlı köşkü ıslah edip, tam bir bilim yuvasına çevirmişler. Kolay günler değilmiş.

***

Profesör olduktan Ayhan Bey bir yandan arabaları elektrik aksamını da tamir edip ek gelir sağlar, öte yandan muayenehanesine ve Adlî Tıp Kurumu’na koşuştururdu. O zamanları çok iyi hatırlıyorum. İlginç bir ekipti: Dinamik psikiyatriyi pek seven ve Balint gruplarında ara sıra kandırılan Prof. Dr. Koptagel Hanım, onunla neredeyse simbiyotik yaşayan Doç. Dr. Ömer Tunçer (sonradan lentoma geçirdi ama şifa buldu), bir dönem ziyarete sık sık gidip ailece görüşmemize rağmen, kliniğe kabul etmemeyi tercih ettiği Merhum Babam Doç. Dr. Recep Doksat, daha sonra bir dönem Anabilim dalı Başkalığı yapan Merhum Ağabeyim Prof. Dr. Ertaç İlkay, sonradan Profesör olan Müfit Uğur, Prof. Dr. Ruhi Yavuz, 

genç yaşta prostatektomi geçiren Prof. Dr. Turan Ertan, Doğramacı’nın dâhiliye tabipliğini yaptıktan sonra nokta tayiniyle gelen Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

***

Engin Eker Hoca’nın da hâlâ tam bilemediğim sebeplerle kliniğe geri alındığı günlerdi. Bindir zahmetle Gero-Psikiyatri Bilim dalını kurmuştu. Şimdi gene faal, Nişantaşı’ndaki muayenehanesinde çalışıyor ve kongre düzenliyor.

Kıdemli asistanım ve sınav gözetmenim olan Levent Kayaalp de şimdi muayenehanesinde çalışıyor ve Profesör; Psikanalizle iştigal ediyor.

***

Gene Aziz Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Reha Bayar da kıdemlimdi.

Vizitleri beraber yapardık. Şimdi hepsi de Profesör olan Neşe Pekpak Kocabaşoğlu, Mine Özmen ve ben Ağrı ve Akupunktur Polikliniğini yürütmüştük 8 sene.

Sonradan epey süte Kliniğin vaka tartışmalarını sürdürdüm; Adlî Tıp Kurumu’nda görev almak istemedim ama Adlî Tıp Enstitüsü’nde iki sene ders verdim. O dönemde KENT TV’de programa çıkıyorduk. En unutamadıklarım arasında da Şafak Pavey’le yaptığımız Parola Şafak programlarıydı: Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da, Prof. Dr. Celâl Şengör de, Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu da, Prof. Dr. Acar Baltaş da… Hep konuğumuz olmuştu.

***

KENT TV kapanınca, bu sefer Çankaya tepelerindeki bir yerden işe devam ettik. Sevgili Tuna Serim hem TV hem de radyo programları yapardı. O dönem Sevgili Dostum, DBE (Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucusu) Emre Konuk da gelmişti. Emre’nin sakin ve şakacı, zaman zaman muzip davranışları da hiç değişmemiştir. Hiç unutmam, Almanya’da felsefe okuduğunu iddia eden ama Almanca bilmeyen bir TV yöneticisi vardı.

Sevgili Beyazıt Çırakoğlu şöyle bir bakıp, gülmemek için kendini tutmuştu. Programdaki sorum “beni klonlayabilir misin” olmuştu. Gülüp, "şimdilik bunun için erken olduğunu" anlatmıştı. Emre de “abi, burada tuvalet nerede yaa” diyerek inceden ve tam medenice şekilde gırgırını geçmişti. Hep de öyledir ve çok iyi ve candan bir adamdır. Karısı Emire ile güzel bir çift oluştururlar.

***

Tabii ki yönetmenimiz de çocukluk arkadaşım, can dostum Banu Zorlutuna idi.

/embed]

Hatta bir düğünde tanışmışlar sanırım ve Ayhan Bey de, Reyhan Hanım’ıRecep, ona iyi bak, ileride karım olacak” demiş. Babam da emanete ihanet etmemiş ve çok iyi muhafaza etmiş. Sonradan da evlenmişler. Tam bir Çerkez güzeliydi…

***

Babam da iki seve fahrî asistanlık yapmış ve bana süt parası yetiştirebilmek için s. Recep Doksat diye gazete köşelerinde makaleler yazmış. Merhume validem ise o dönemlerde Sümerbank’ta çalışır ve içinde ukde olarak kolan Tıbbiye ve Hukuk Fakültesi hülyasını bırakıp, koşuşturur dururdu. O zamanlar on yaş civarıydım ve çok iyi hatırlıyorum. Sonradan bin bir mücadeleyle profesör oldu ama stres, puro ve sigara onu bitirdi, elimde vefat etti!

***

Dönelim dün rahmete kavuşan Adnan Ziyalar’a

Adnan Ziyalar, Kısa bir süre sonra hocası Dr. Ayhan Songar ile beraber yeni kurulmakta olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bünyesine katıldı.

1968 yılında aynı bilim dalında, Afazi Şizofrenide Konuşma ve Düşünme Bozukluğunun Hanfmann-Kasanin Test Metodu ile Tetkiki başlıklı teziyle, üniversite doçenti unvanlını aldı.

1973 yılında profesörlüğe yükseltildi.

1999 yılına kadar bu görevini sürdürdü ve yaş hâddinden emekli oldu.

41 senelik görev süresinin 17 yılını, bir yandan da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Üniversitesi Edebiyat Psikoloji Bölümü öğrencilerine Adlî Psikiyatri ve Psikoloji dersleri vererek geçirdi.

25 yıl boyunca Adlî Tıp Kurumu Gözlem Dairesinde psikiyatri uzmanı olarak görev yaptı; o dönemlerde kendisiyle çok daha yakınlaştık ve ne kadar mütevazı ama bir o derecede keskin tıbbî birikimi olan bir insan olduğunu müşahede ettim.

***

Yeri geldiğinde, Ayhan Hoca’ya dahi muhalefet edebilen bir onu, bir de gene seneler önce kaybettiğimi Aziz Hocam Nedim Zenbilci’yi bilirim. Doçent olduktan sonra vefat eden ve pek çok edebî esere imza atan Doç Dr.Kriton Dinçmen de o dönemde Adlî Tıp Enstitüsü’nde idi. Şair, edip ve çok velut bir insandı. O da vefat etti çoktan!

***

O zamanlardaki Adlî Tıp Enstitüsü’nün başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’du ve orayı tam bir Alman disipliniyle yönetiyordu. O dönem verdiğim Cinsel Sapmalar dersine pek çok müracaat oldu. Mert Savrun henüz doçentti ama istikbal vaat ediyordu.

 

Sevil Hoca ve güzel kızı, eskiden paniklerdi ama simdi çok sağlıklı.

Neylan ve sonradan Adlî Tıp Profesörü olacak ama psikiyatriyi de iyi bilen Sevgili Dostum Gökhan Oral da vardı.

Alternatif Sorular diye askıya asılan belgeye hemen herkes epey gülmüştü. Sonra doğrusunu verip, herkesin en az 70 puanla (Neylan 100 almıştı sanırım) geçmesini sağlamıştım.

***

Şimdilerdeki Adlî Tıp Kurumu Başkanı da kadim bir dostum: Prof. Dr. Dursun Kırbaş. Orada da aynı dersi anlattın geçen ay.

***

O aralar, Kadim dostum Profesör Oğuz Polat beni aradı ve “cinsel sapmalar” dersini vermemi istedi. Eh, zaten Cerrahpaşa’da Doçent olduktan sonra en çok anlattığım derslerden birisiydi. Aslında o dönemlerde joker gibiydim. Mesela sonradan Profesör olan Ruhi Yavuz veya hâlâ da vefa ile aradığım pek çok öğretim üyesi oradadır.

Hangisinin dersi boş, Ayşe’ye sorar ve hiç düşünmeden girer, tamamen doğaçlama olarak anlatırdım.

***

Adnan Hoca, nöropsikiyatrideki uzmanlık çalışmasına başlamadan önce, 2 sene süreyle Prof. Dr. Besim Turan’ın yanında İstanbul Üniversitesi Patolojik Anatomi kürsüsünde fahrî asistan olarak çalıştı. Sanırım artık tek nöropsikiyatr olarak Haydar Dümen kaldı!

***

Maltepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 2001 yılında başladığı görevini 2007 yılına kadar sürdürdü. Burada yüksek lisans öğrencilerine senelerce Erişkin Psikopatolojisi dersi vermişti.

30 yılı aşkın bir süre Symposium ve Yeni Symposium dergisinin sorumlu müdürlüğünü üstlenmişti.

Şimdilerde bu bayrağı ben Literaür Symposium’un editörü olarak üstlendim; bana tevdi eden de Muhterem lâkaplı Prof. Dr. Fevzi Samuk hocamız olmuştur.

1960 - 1967 yılları arasında Prof. Dr. Ayhan Songar ile beraber Yeşilay dergisinin yayımını sağlamıştır.

Radyo, televizyon ve yazılı basında toplumu ilgilendiren sağlık konularında çok sayıda konuşma yapmış, makale yazmış ve seminerlere katılmıştır. İstanbul ağırlıklı olmak üzere ülke genelinde alkol ve madde bağımlılıkları, öğrenme psikolojisi konularında seminerler; aile içi ilişkiler ve ebeveyn evlat ilişkilerini düzenleme amaçlı konferanslar vermiştir.

Maalesef bunların çoğu kayıtlı değil.

***

Prof. Dr. Adnan Ziyalar 45 yıllık evli, iki çocuk ve iki torun sahibiydi, İngilizce ve Almanca bilmekteydi.

Ben girdiğimde Kliniğe haftada iki veya üç gün uğrar, bir saatte en az 5 ilâ on hasta görür, tekrar muayenehanesine giderdi. Ben de bu sürate şaşardım.

Geriye eserleri kaldı. Kliniğin “sol” tarafının temsilcisiydi ve Ayhan Bey’in biraz dozunu aşan şakalarına he sükunetle ve suhuletle mukabele ederdi.

Allah rahmet eylesin.

***

ESERLERİ

Sosyal Psikiyatri (1999)

Psikiyatrik Semiyoloji ve Medikal Psikoloji (1999)

Psikiyatri Lügati (1981)

Stress ve Depresyon (1986)

Anorexia Nevrosa (1976)

Cinsel Davranış Bozuklukları (2000)

Dilimiz ve Düşüncemiz

Sokma Akıl Para Etmez (2001)

Erişkin Psikopatolojisi (2006)

İşte ölümsüzlük; eserlerinin tamamına yakını evimdeki kütüphanede mevcut…

Son zamanlarda kafama takılan bir şey var…

Ola ki bir gün ben de “boyut değiştirirsem”, bu kadar kitap kim(ler)e yarar diye.

***

Ayrıca, Kızı Neylan da, Ayhan Hoca’nın tek evladı olan Neslihan da çok eski arkadaşızdır. Adeta kopmaz bir üçlüydük eskiden: Neylan, Neslihan ve ben… Çocukluğumuzda hep beraberdik.  

Aradan kaç sene geçti, hiç sormayın!

Altın Yunus Tesisleri’ndeki bir tatilde epey eğlenmiştik. Reyhan Hanım, gözlerini hiç üzerimizden ayırmazdı. Daima kocasını destekleyen ama önüne geçmeyen fakat güçlü kişilikli bir kadın olarak yaşamıştır.  

Buradan, başta Fevzi Hocam olmak üzere, ilgilenen herkese bir davetim var.

Fevzi Hoca bana “Hz. İsa’yla ilgili makale yaz” derdi de, pek anlam veremezdim. Psikiyatrinin bu mevzularla ne alakası ola ki diye tefekkür ederdim…

Ne ileri görüşlüymüş meğer…

İçinde bütün dinî, mistik ve tabii ki bilimsel, epistemolojik bilgileri içeren bir Kişilik Bozuklukları kitabı yazmaktayım. İçinde hemen her şey var: Ezoterizm, din, psikoloji, parapsikoloji, mistisizm vs.

Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji de sırada.

Herkesten yardım istiyorum…

Akşamüstü, Adana’dan Kadim Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Canan Ersöz’ü aradım. Fırsat bulabilirsem gideceğim.

Neslim de refakat eder mi bilemiyorum çünkü şu aralar bir hayli canı sıkkın.

Ben de üzülüyorum tabii ki.

Unutmayalım…

Her nefis ölümü tadacaktır; mutlaka.

":"300"}[/embed]

":"300"}[/embed]

Yeter ki Karmik dengeler ve Kader arasında tenakuz olmasın.

Adreslerim: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it., This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.. Her türlü katkıya açığım çünkü oldukça yalnızım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ocak 2016 Pazartesi

Okumaya devam et
  5477 Hits
  0 yorum
5477 Hits
0 yorum

YIKALIM ŞU EGOLARI

Paris’e geleli sadece iki gün oldu ve buradaki EURONEWS TV kanalında o kadar şeyi İngilizce olarak izlemek mümkün.

Maalesef gerek burada, gerek dünyada tam bir karmaşa hâkim.

Bütün dünyadaki sorunları 24 saat takip edebiliyoruz.

Meselâ Barcelona’da meydana gelen uçak kazanın kara kutusunun yeni bulunduğunu, Brad Pitt’in yeni bir film çevirdiğini, zamanın meşhur kabadayılarından Oflu İsmail’in akciğer kanserinden vefat ettiğini öğreniyoruz.

d]


Neslim, Champs elysée’de koşuşturmakta ve bir zamanlar Fransız İhtilali’ne, “fraternite egalite Fraternite” yani Liberté, égalité, fraternité; “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" anlamına gelen  özdeyiş, 1789 Fransız İhtilali’nin sembollerindendir.

bed]

Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi dünyadaki birçok başka grup da zamanında Fransız Devriminin bu ünlü sloganını kendine mâl etmeye çalışmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti; Osmanlı Devleti'ndeki Mutlakıyete karşıt olarak Fransızların "Liberté, égalité, fraternité" özdeyişini "Hürriyet (Özgürlük), Müsavat (Eşitlik), Uhuvvet (Kardeşlik)" kavramlarıyla çevirmiş ve benzer anlamlara gelecek şekilde kullanmaya çalışmıştır.

Dündar Kılıç’ın kabadayılığının eşsiz olduğunu fakat gariban babası olduğunu da okuyabiliyoruz.

Keza, Hürriyet’ten Sevgili İpek Özbey’in haberine göre, 31 Mart 1979’da Semiramis Gazinosu’nda sahneye çıkarken “taşkınlık yapılacaksa gazinoyu kapatın” diye emir yağdırdığını okuyabiliyorum.

Tanışmıştık bu adamla. Muayenehanemize gelmişti Merhum Pederim hayattayken. Koskocaman bir gövdesi, ürkütücü bir görünümü vardı, ağır derecede şeker hastasıydı ve yanında sadece bir korumasıyla gelmişti.

***

İsmail Hacıosmanoğlu Of’luydu ve belki de son “harbi” kabadayılardan birisiydi. Zaten bu Ofluların hepsi de gözü kara, özünde vatanına milletine bağlı ama kendilerine özgü adamlardır.

Nev-i şahsına münhasır dedikleri kişiler hani

Verirsen ellerine biraz Demir ve bir törpü, hemen size tabanca imal edip bir de (genellikle ücretsiz) teslim ederler.

Eminim de hâlâ da öyledirler.

Neyse, zamanı geri sarayım: Nesi olduğunu sorduğumuzda, “benim bir şeyim yok, yanımdaki anlatsın” diye garip bir ifade kullanmıştı. Ben de şaşırmıştım ve “bu kocaman gövdenin altında çok mütevazı bir adam mı yatmakta” diye sormuştum kendi kendime.

İş vizite ödemesine gelince, babam müstağni davranmış ve “ağanın eli öpülmez” diye biraz da alaycı bir cevap vermişti.

Dev gibi bir adamdı ve tansiyonunu ölçtüğümde gözlerim dışarı fırlayacak gibi olmuştu: 300/150 mm Cıva idi ve “bu hastamız nasıl oluyor da hâlâ yaşıyor” diye sormuştum kendime.

Cevap basitti: “Bize bir şey olmaz delikanlı”.

O zamanlar henüz 20 yaşındaydım ve bu tür hitabete aşina değildim.

O zamanlar hastalara tam bir fizik muayene yapar, tansiyonuna bakar ve uzun anlatmıştı: “Biz Dündar Kılıç’la aynı mahpushanede yatmıştık, Kürt İdris de haso adamımdır”. Dündar çok zekidir, ben babacanımdır de kimseleri kırmam, Sultan Demircan da bize tahammül eder”.


Şaşkın, biraz da dehşetengiz gözlerle dinliyordum kendisini. Bir ruh hekiminin hayatında kaç tane kabadayı tanınabilirdi ki?

Mafyada bir adalet dışında işler yapmayız ve haksızlığa tahammül edemeyiz; mesela İlhan Selçuk da 12 Mart döneminde benimle aynı koğuşta yatmıştı. Kabadayı olabilecek bir yeteneği var ama pek naif ve ince yapılı; ondan bir şey çıkar mı bilmem!

Kafamız bozulursa adama etek giydiririz, seversek de hiçbir şeyi esirgemeyiz

***

Ne para aldık diye sorarsanız, hiç bahsetmeye değmez. Bunların hepsi anılar ama elimden geldiğince bir vakanüvis sadakatiyle yazmaya gayret gösteriyorum.

Adamını aldı ve asansöre doğru yürüdü ama pek güçlükle nefes alıyor, soluklarının boğazına sarılıp öldürmesine müsaade etmiyordu.

Bacakları şişmişti ve yürürken sallanıyordu. Seğirttim ellerinden tutmak için, devrilmek üzereydi!

“Böyle adamlara ilişme, ölseler de yarım istemezler. Onun için viziteyi de söylemedim” dedi bana Peder Bey.

Hediye kabul etmiyordu ve anlattığına göre, falakaya yatırılmak dahi izzeti nefsine dokunurmuş.

“Hapse düştüğünüzde” ne yapardınız diye sormuştum.

Hafifçe tebessüm etti ve “ hapishaneler zor yerler, ekip bu kadar değil. Askeri mahkemeler tarafından yargılandıkları için siyasi tutuklularla diğerleri aynı hapishanede kalıyor. Büyük koğuşun misafirleri, ağırlıklı olarak THKP-C ile THKO’nun üye ve sempatizanları.

Bir de 12 Mart döneminin torba davası olarak ünlü TKP iddianamesine sokuşturulmuş TİP’liler bir gün bağımsız sosyalistler, aydınlar, gazeteciler”…

***

THKP-C’liler arasında Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı gibi ağır toplar var.

70’li senelerde, 12 Mart Muhtırasından itibaren, yedi kere cezaevine giren gazeteci, Aydın Engin’le orada. Dündar Kılıç, Oflu İsmail ve Sultan Demircan da…

Aydın Engin, hukuk da bildiği için, kendi ifadesiyle zalimane bir üslupla dilekçe yazabiliyordu.

Yeraltı dünyasının ünlülerine de dilekçe (ruzname) yazıyor:

Öyle yazardım ki, kendileri bile okuyunca ağlamaklı olurdu. Bu yüzden de, siyasi tutuklular içerisinde beni başka türlü severlerdi.

Oflu İsmail, cezaevinden çıkarken, Aydın Engin’e “sana kendimi hep borçlu hissedeceğim gazeteci” diyor.

Aydın Engin “zaten hepsi sudan bahanelerle buraya getirildiklerini düşünürler. Onlardan öğrendiğim birkaç şey oldu. Havalandırmaya çıktığımda bulutları veya bir kuşu yarım saat gözlerinle takip etmelisin. Diğeri ise yatağını topla, tıraş ol ve sağlam durmak gerekirdi”…

Şimdi bakıyorum da, Türkiye’ye de, Türklere de çok hoş bakmıyorlar burada.

Kaldığımız otel SOFITEL Paris le Fabourg. Belki de şehrin iyilerinden birisi.

Gelin görün ki hemen burnumuzun dibinde bir ABD yetkilisi oturuyormuş ve taksilerin buya girmesine izin vermiyorlar.

İnternet gidip geliyor, kısa kesmem icap ediyor.

Donald Trump’un nasıl olu da şov yaptığını seyrediyoruz.

Dünyada değişen bir şey yok aslında.

Aktörlerin çoğu aynı ama gene savaş, ateş, siber saldırılar ve kan var.

Harplerde gençler ölür, yaşlılar düşünür, büyük güçler de kâr eder.

***

Bu kural asla değişmeyecek.

Peki, acaba fosil yakıtları ve diğer enerji kaynakları ne kadar dayanacak?

Sonunda sunuyu yakarak mı ısınacağız?

Gülmeyin sakın: Elektroforezle H2O’yu ayrıştırdığınızda, elinizde Karbon Dioksid ve Hidrojen kalır.

Artık madde ise gen sudur.

Belki de istikbalin enerji kaynağı okyanuslar olacak.

Döneyim makalemin başlığına.

İştirak ettiğim sohbetlerde, konferanslarda sıklıkla işittiğim bir şey var: “Egoları öldürelim”.

":"300"}[/embed]

Bu sözleri sarf edenlerin hemen hiçbiri meslekten değil çünkü sanırım bu hatayı yapmazlardı.

Ego veya Kendilik, bizi biz yapan kısmımız.

Kısaca alnımızın ön kısmındaki bölge ile beynin derin kısımları arasındaki bölge.

Eğer bunu ortadan kaldırırsanız, insanlar ya ölür ya da hiç hayatta kalamaz.

Belki de daha doğrusu nefsi terbiye etmek ve daha kâmil, daha sabırlı ve sevecen olmak.

":"300"}[/embed]

Egoya bakar mısınız?

":"300"}[/embed]

Acaba bir de Yahudi mi, yoksa kızı mı öyle? Dedikodu da olabilir!

Adam bu sefer de dünyanın kaderini tayin etmek istiyor.

Güçlü Egolu ama sevgi dolu bir dünyaya herkes yayılsın.

Dilerim öyle olsun…

 Mehmet Kerem Doksat Paris – 02 Ocak 2016

Okumaya devam et
  2539 Hits
  0 yorum
2539 Hits
0 yorum

ILLUMINATI NEYMİŞ?

Sevgili Mekâncılar,

Gecenin bir vakti aklıma takıldı, meşhur bir örgüt var, her taşın altından onun çıktığı, üyelerinin hemen her şeyden sorumlu olduğu, dünyayı, hattâ kâinatı bunların idare ettikleri söylenir.

Ben de oturdum İnternetin başına ve başladım araştırmaya…


İlluminati çoğul bir kelime olup tekili (Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) demekmiş.

Yâni “etrafa nur (ışık) saçan” insanlarmış bunlar…

Tarihteki adıyla “Bavyeralı Illuminati”, bâtıl inanca, peşin hükme, dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisine, iktidarın kötüye kullanımına karşı, Aydınlanma Çağı döneminde 1 Mayıs 1776’da kurulmuş bir topluluk olup, Modern Illuminati zihin kontrolü uygulayarak, hükumetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket ettiği iddia edilen, monarşileri yıkmayı, dinî inançları yok etmeyi, millî devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni alt üst etmeyi planladığı öne sürülen, ancak, faaliyeti ve varlığı, mevcudiyeti günümüze kadar ispat edilememiş bir yapılanmaymış.

Bâzı komplo teorisyenleri,

Illuminati üyelerini “ışığın insanları” veya “aydınlanmışlar” olarak addetmekteymiş.

***

Hareket, 1 Mayıs 1776 yılında Ingolstad’ta (Yukarı Bavyera),

Ingolstadt Üniversitesi Kilise Hukuku Profesörlerinden biri olan Filozof Adam Weishaupt tarafından beş kişiyle kurulmuş.

Aydınlanma Çağı’nın bir kolu olarak hür düşünceyi temel edinmiş üyelerden oluşan topluluğun Masonluğu model aldığı ve üyelerinin (müntesiplerin) gizli bir yemin ederek ve üstlerine itaat edeceklerine dair ant içtikleri söyleniyormuş.

Zamanla, örgüt her biri farklı derecelere sâhip olmak üzere üç ana sınıfa ayrılmış ve pek çok Illuminati grubu, mevcut olan Masonik loca üyeliklerini iptal etmişler.

***

Weishaupt, başlangıçta topluluğun isminin “Perfectibilists (Mükemmelleştiriciler)” olmasını planlamış.

Grup, ayrıca, “Baveryan İlluminati” diye de adlandırılmış ve ideolojisine “İlluminizm” denmiş.

Brunswick Dükü Ferdinand ve Diplomat Franz Xaver von Zwack gibi pek çok önemli isim, entellektüel ve politikacı kendilerini grup üyesi saymış.

Topluluğun pek çok Avrupa ülkesinde şubesi açılmış ve on yıl içerisinde iki bine yakın üyesi olmuş.

Edebiyat dünyasından da Johann Wolfgang von Goethe, Johann Gottfried Herder ve Gotha ile Weimar Düklerinin de ilgisini çekmiş.

Goethe

1777 yılında, Karl Theodor, Bavyera’nın yöneticisi olmuş.

Bu zat aydınlanmacı mutlakıyet taraftarıymış ve döneminde Illuminati dâhil bütün gizli toplulukları yasaklamış.

Baveryan Hükûmeti tarafından 1785'te yayınlanan bildiri grubun dağılmasına sebep olunca olmuş ve Weishaupt da kaçmış.

Topluluğun yazışmaları, doküman ve mektupları toplatılıp daha sonra hükumet tarafından yayınlanmış.

***

Komplo Teorileri

Baveryan İlluminatiMark Dice, David Icke, Texe Marrs, Ryan Burke, Jüri Lina ve Morgan Gricar gibi yazarların da belirttiğine göre, hâlen faal olan bir örgütmüş.

Pek çok teori dünyadaki birçok siyasî, askerî ve ekonomik olayın sorumlusunu gizli bir örgüt olan Illuminati olarak gösterirmiş.

Komplo teorisyenlerine göre, birçok ABD Başkanı, bu örgüte doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmekteymiş.

Ayrıca birçok tanınmış çocuk çizgi filmlerinde şuuraltı mesajlarıyla beyin yıkama gerçekleştirildiği iddia edilmekteymiş.

Myron Fagan’a göre Waterloo Savaşı, Fransız İhtilâli, John F. Kennedy suikastı bu örgütün işiymiş.

embed]

1797 ile 1798 yılları arasında yayınlanan Augustin Barruel’in Memoirs Illustrating the History of Jacobinism ve John Robison’un Proofs of a Conspiracy (Bir Komplonun İspatları) kitaplarında, Illuminati’nin ayakta kaldığı ve Fransız İhtilâli’nin mimarı olduğu gibi beynelmilel komplo teorileri ortaya atılmış.

***

Benim bulabildiklerim bunlar.

Demek ki çok güçlü adamlarmış ve dünyayı yöneten bir teşkilatmış.

Her şeyin altında bunlar yatıyormuş.

John F. Kennedy’nin çok çapkın bir adam olduğu (Marilyn Monroe da sevgilileri arasındaydı) ve İsrail’le inatlaştığı, Amerikan Dolarını Federal Bank Reserve yâni sözüm ona Amerikan Millî Bankası yöneticilerinin itirazlarına rağmen kendi hükumetinin basması için ısrar ettiği herkesin bildiği bir şey.

}[/embed]

Buna karşılık, hem Katolik’ti, hem de abartılı bir Amerikan Milliyetçisi (daha doğrusu patriot: vatansever)…

Bir Başkan, hele ABD’de, kalkıp da çapkınlık eder, İsrail’le zıtlaşır ve Yahudilere posta koyarsa ne olur?

Özel görevli beş keskin nişancı gelir ve karısının yanında onu infaz ederler; o da yetmez, bütün aile lânetlenir ve herkesin kötü bir şeyler gelir.

Sonra da Oswald isminde bir genci –ki bence hipnotik beyin yıkama altındaydı, suçlu ilân ederler; akabinde de zaten kanserden ölmeye mahkûm olan bir Yahudi, tam da mahkemeye çıkacakken, silahını çeker ve onun da işini bitirir!

"}[/embed]

"}[/embed]

"}[/embed]

Vaka da çözülmemiş olarak kalır…

"}[/embed]

***

Diyelim ki böyle bir örgüt hâlâ işbaşında ve üye aşmaya da açık…

Birileri size bir müracaat formu getirip de “bize katılır mısınız” dese, ne yapardınız?

Ben olsam kabul etmezdim çünkü anladığım kadarıyla, bu adamlar ne MİT, ne MOSSAD, ne de başka bir örgüte benziyorlar.

Nerede toplandıkları, Bilderberg Örgütü ile ilişkileri karanlık.

Maazallah böyle bir topluluğa üye olursanız, sizin de en ufak bir fırsatta cesedinizi bir yerlerden toplar ve akabinde de sülalenizi lânetlerler.

İflah olmazsınız ve çoluğunuz, çocuğunuzun da başına ne geleceğini kimse bilemez.

Rothschild Hanedanı ve Siyonistlerle ilişkileri de karanlık, öyle gözüküyor.

00"}[/embed]

***

Ben bu insanları hiç görmedim ve tanımadım ama bir vakıa (olgu): Bu dünyayı birileri fena hâlde yönetiyor, kararlar alıyor ve bir ne olup bittiğini bilemiyoruz!

***

Demem o ki, öyle her teklife kanmayın ve uzatılan belgeyi hemen imzalamayın.

Aksi takdirde sizi de harcarlar.

Google-Earth üzerinde Rothschild Hanedanı bölgesinde görüntü puslanıyor, deneyin, göreceksiniz.

Sabaha yeni muayenehanemizde hizmet vermeye devam edeceğiz Neslim’le ve ekibimizle.

Herkese hayırlı bir hafta diliyorum.

Her türlü yasal örgüte girin ama karanlık güçlerden uzak durun.

Neme lâzım?

Harcanırsınız.

Hayırlı bir hafta diliyorum.

Kürt, Türk, Zaza, Arap… hiçbir ayrım yapmadan çalışıyoruz.

00"}[/embed]

Bu arada, sanırım koalisyon yapılacak, işler sürüncemede kalacak ve Doğu bizden iyice koparıldıktan sonra da, çok önceden çizilmiş BAP, GOP ve diğer projeler bitirilmiş olacak.

Elçiye zeval olmaz derler, benden iletmesi (Youtube'dan iktibas ettiğim görüntülerdeki yorumlar, bunları koyanları bağlar. Benim pek çok Yahudi dostum ve kardeşim var, onları tenzih ederim)

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29.06.2015

Okumaya devam et
  4626 Hits
  0 yorum
Etiketler:
siyonizm MOSSAD masonluk Kennedy illüminati CIA
4626 Hits
0 yorum
    Geri