15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN PSİKOLOJİK SONUÇLARI

M. Kerem Doksat      16 Temmuz 2021 Cuma      366

Darbeler, toplumun tüm bireylerini potansiyel mağdur haline dönüştürmektedir. Bireylerin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü, mal varlığını ve diğer kendine ait varlıklarını, tanışıklık/ aşinalık ve kontrol edebilirlik duygusunu, önemli değerlerini, düşüncelerini, yorumlarını, tutumlarını ve varsayımlarını doğrudan veya dolaylı olarak tehdit ederek, travmatik bir toplum ortaya çıkartmaktadır.

Olay sonrasında bireylerin büyük çoğunluğu, yoğun stres ve davranış değişikliği yaşamaktadır. Ayrıca, bireylerin özellikle inandıkları hayatî semboller, insan doğası ve kendileri ile ilgili düşüncelerinde farklılaşmalar gözlenmektedir. Kişiler, yaşadıkları olay sonrasında aynı kalamadıkları gibi, “dünyada kendi yerlerini bulma” ve “dünya ile yeniden bütünleşmek” için de yeni bir psikolojik dönüşümden geçmektedirler. Bu dönüşüm için çoğunlukla kişiye göre değişen bir yas ve iyileşme süreci gerekmektedir. Bireylerin önemli bir kısmı, yeni değerler özümseme ve uyum sağlama yolunu seçerken; bazıları, iyileşme döneminin ardından eski değer ve düşüncelerine dönebilmektedir (Jordan 2005).

Sonuç olarak yaşanan her darbe; bireylerin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü, kontrol edebilirlik duygusunu, değerlerini, düşüncelerini, yorumlarını, tutumlarını ve varsayımlarını doğrudan ve dolaylı tehdit ederek travmatik bir ruhsal yapının gelişmesine yol açar. Darbe geçmişi zengin bir millet olarak, yaşanmış olan her darbenin ülkemizi manevi, kültürel ve ekonomik değerler açısından, en az 50 sene geriye götürmüş olması; seneler içerisinde halkımızda genel olarak kızgınlık, reddetme, odaklanma sorunları ve hatta kitlesel depresyon gibi sorunlara yol açmış olup, «darbe kavramına» artık «travma sonrası stres bozukluğu» belirtileriyle bakan bir millete dönüşmemize yol açmıştır. Bu durum, memetik yayılmayla (kulaktan kulağa ve nesilden nesile), «toplumsal şiddet» «darbe girişimi» gibi yeni travmalar karşısında halkımızın daha kırılgan olmasına, toplumsal güven ve emniyet duygusu konusunda daha duyarlı davranır hale gelmesine yol açmıştır. (Meyer 1991). FETÖ; cemaat iken, cemiyete dönüşen ve seneler içinde devlet içinde alternatif bir yapılaşmayı hedefleyen bir terör örgütüdür. Hedefi; devleti meşru olmayan ve ahlak dışı yollarla ele geçirmeye çalışmaktır. Bu girişimin ana odağı olan FETÖ, ihanet motivasyonuyla, devletin kendi organları üzerinden, devletin kendi halkına silah çekmesine ve milleti birbirine düşürmeye ön ayak olacak şekilde bu darbe girişimine soyunmuş bir terör örgütüdür.

 

 

İnsan gruplarının kendilerini korumak ve güvende hissetmek için yarattıkları psikolojik ve fiziksel sınırlar, “tehlikeli olan” ile “güvenli olanı” ayırıp tehlikeli olanı grubun dışında bırakacak şekilde, grubun ortak kararı sonucunda belirlenir. Çünkü, bireyler olumlu bir benlik idrakine sahip olmak ve kendilerini güvende hissetmek için kendilerini toplumsal bir grup içinde tanımlarlar ve sosyal kimlik edinirler. Kendilerini eklemledikleri bu gruplar herhangi bir şekilde tehdit edilirse veya kişiler gruplarına yönelik bir tehdit idrak ederlerse, olumlu özellikleri kendi gruplarına, olumsuz özellikleri ise grup dışına yüklerler. Bu yolla ortak güvenlik duygusu yaratırlar (Tajfel 1982).

Güvenlik duygusunu ortak/paylaşılan düşünce şemaları yoluyla oluşturan ve sürdüren gruplar toplumsal bir doku meydana getirirler (Holloway ve Fullerton, 1994). “15 Temmuz Halkın direnişi”, darbe girişimi neticesinde yaşamış olduğu travmayı direnişe çevirmiş olan bir halk duruşudur. Nasıl bu noktaya gelindi? İşte bu direnişin ana motivasyonu; yıllarca yaşanmış darbelerin psikolojik sonuçlarının az önce açıkladığımız şekildeki memetik yayılması neticesinde ve Maslow’a göre, kendini gerçekleştirme aşamasına ulaşabilmedeki en önemli unsurlardan birisi olan aidiyet ve güven duygusu arayışından köken alacak şekilde gerçekleşmiş bir toplumsal dönüşüm neticesinde, «temel insanî değer yargılarımızı ve demokrasiyi savunmak» olarak değerlendirilebilir “Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken zil çalınca ve bunu çok kez tekrarlayınca, zil sesini işittiğinde et görmeden de hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, ’şartlı refleks’tir. Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünni veya Katolik olarak gelmeyiz. Bunlar bize öğretilen değerler, bir başka deyişle, şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler.

Bir gün Pavlov’un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur, bir kısmı da günlerce korkuyla titreşir çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde en ufak bir hareket/refleks yoktur. Şu müthiş sonuca varır Pavlov: ‘Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır.’ Emparyalist ülkeler, sinsi savaşlarında psikoloji bilimini kullanarak tam da bu mekanizma üzerinden ağır travmalarla (savaş, terör, toplumsal şiddet vb.) en temel şartlı reflekslerimiz olan milli duyguları ve tepkileri kırmaya çalışırlar.

Sonuç olarak; 15 Mayıs 2016 darbe girişiminde, halkımızın direnişi sayesinde bu ezber bozulmuştur. Milletçe, «temel insanî değer yargılarımızı ve demokrasimizi savunduğumuz tüm dünyaya kanıtlanmıştır.

Mehmet Kerem Doksat, 16.07.2021

Paylaş Paylaş
Yeni Eklenen Yazılar

AĞRISIZ YAŞAMAK

Ağrı, vücut dokusuna zarar veren veya verebilme potansiyelindeki uyaranlara bağlı olarak ortaya çıkan, vücudun belli bir...

KÜRT SORUNU

25. 11. 2006'da memleketimizin önde gelen terör uzmanlarından Ercan Çitlioğlu'nun dâvetlisi olarak Bahçeşehir Üniversite...

KOSOVA'NIN BAĞIMSIZLIĞI VE PANDORA'NIN KUTUSU

Biraz önce Kosova'nın bağımsızlığı ilân edildi ve Pandora'nın Kutusu açıldı!Bir Türk ve Müslüman olarak sevinemiyorum. S...

SERDAR AKİNAN'IN PEK DE KATILMADIĞIM YAZISI'

Akşam Gazetesi'nin yazarlarından ve televizyoncu Serdar Akinan bu sefer altına imza atmayacağım, atamayacağım, bir öncek...

İZMİRDE İTİBARINI TAZELEYEN BİR MEKAN ALTINKAPI

İzmir Hilton Oteli'nde ve Altınkapı Restoran'da başımıza gelenleri yazmıştım. Biraz evvel Sayın Cüneyt Altınkapı aradı...

 
Web Tasarım Sapka.org  ©