Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

COVİD-19 PANDEMİSİ DEVAM EDERKEN

Sevgili Mekâncılar,

Bütün dünyayı etkisi altında alan korona virüsün Türkiye’ye de gelmiş olması sebebiyle hepimiz olağanüstü günler yaşıyoruz. Bilinçlenmemiz için yapılan doğru bilgiyi aktaran haber programları olsun, sosyal medyadan yayılan asılsız haberler olsun, hepimiz üzerinde  bir panik algısı yaratıyor her gün. Öncelikli olarak, bu salgının bütün dünyayı etkisi altına almakta olması, elbette ki ülkemizi de tehdit etmektedir.

Ancak, bu konuda Sağlık Bakanlığımızdan yapılan resmi açıklamalara güvenilmesi gerektiğinden, bizim ise vatandaşlar olarak temel sağlık kurallarına özen göstermek kaydıyla kendimizi bu panik havasına bulaştırrmamaktan yanayım.  Gerekeni yaptıktan sonra, mutlaka umutlu olmamız gerekiyor.

                                                                      ***

Panik yapmadan tedbiri elimizden bırakmamak çok önemli! Şu anda dünya genelinde gelen bilimsel veriler, sosyal izolasyonu destekliyor ise, bizim de sosyal izolasyona ve sosyal mesafe kurallarına itibar etmemiz gerekiyor. Kişisel hijyen kurallarına azami düzeyde özen gösterip, bağışıklık sistemimize azami ölçüde dikkat etmemiz gerekiyor.

Virüslerin çoğunun global emperyalist güçler tarafından imâl edildiğini ve global ekonomiye ve genel düzene bir ayar vermek adına kullanıldığını düşünüyorum. Zaten toplumsal mesafe 10 metre, kişisel alan 5 metre, mahrem alan 1 metredir ve evrimseldir.

                                                                              ***

Geçmişte, yaşadığımız en büyük sorunlardan birisi HIV’ idi ve bu hastalıktan mustarip çok hasta var. Sonra SARS, MERS, EBOLA derken şimdi de COVİD-19 geldi…

Cennet Gibi bir vatanımız var ve muhtemel salgın gibi durumlarda da millî bir dayanışma içinde olup birbirimizle kaynaşmak ve millî mutabakat içerisinde olmak en doğrusu.

                                                                             ***

Bu tip felâketlerin, bizi bir araya getirip tam bir kültür aşuresi olan ülkemizde barışın, sevginin ve dayanışmanın pekiştirilmesi en büyük arzumuz. Aile değerlerimiz kutsaldır. Yaşlılarımıza gereken önemi ve özeni göstermeliyiz.

                                                                             ***

                                              

Böylesine felâket senaryolarının gündemde olduğu zamanlarda sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliği ortaya çıkmakta…  Bu mecradan gelen haberlere çok itibar etmemek ve sosyal medya gibi mecraları dikkatle kullanmak gerekiyor.

                                                                            ***

Hayat devam ediyor ve Biz işimizin başındayız. Ömrümüz elverdiğince de çalışacağız. Online terapi imkanı en büyük şansımız böyle durumlarda.

                                                                            ***

Neslim de, ben de, ailemiz de hayata asılıyoruz.

                                                                           ***

Hayatın, suyun olduğu her ortamda devam ettiğini ve Yuval Noam Harari’nin  “Sapiens” kitabının dünyamıza kazandırmış olduğu evrim bilinci sayesinde de zenginleşerek, kendimin derlemekte olduğu bir evrimsel psikiyatri kitabı üzerinde de çalışmakta olduğumu bildirmek istiyorum.

                                                                           ***

Evrim devam ediyor. Viruslar en küçük canlılar arasındadır. Bu şartlara,  “uyum gösterebilen hayatta kalacak”  ve bizler de dimdik ayaktayız.

                                                                           ***

Ne mutlu yaşamaya çalışmaya ve bu memleket için çabalamaya.

Bizler hayata asılmaya ve çalışmaya kararlıyız.

                                                                          ***

 

Sağlık ve mutluluk dolu günlerin bu aziz millet için vazgeçilmez özellikler olduğunu düşünüyorum.

                                                                          ***

Bu ülke ne bölünür ne de başına başka bir belâ gelir. Başka ülkelerin vatandaşı olmanın, başka ülkelere göç etmenin kar etmediği bir dönemdeyiz. “Bize kendimizden ve kendi milletimizden başka yardım eden olmaz” gerçeğiyle yüzleşip, doğru bilimsel bilgiyle hep birlikte kenetlenmeliyiz. Ülkemiz, tıp eğitimi açısından her zaman dünyanın en önde gelen değerlerini yakalamıştır.  Bu anlamda birçok ülkenin de önündedir. Sağlıkçılarımız cansiperâne şekilde çalışıyor ve onlara destek olmak durumundayız.

                                                                          *** 

Ne mutlu hâlâ dimdik ayakta durup çalışıp üretebilenlere…

                                                                                                                    Mehmet Kerem Doksat – 06 Mart 2020 – Cuma

 

Okumaya devam et
  459 Hits
  0 yorum
459 Hits
0 yorum

KORONA VİRUS VE EVRİM

Sevgili Mekâncılar,

Bütün dünyayı etkisi altında alan korona virüsün Türkiye’ye de geldiğine dair panik duygusu yaratan haberler oluşturuluyor her gün. Öncelikli olarak, bu salgının bütün dünyayı etkisi altına almakta olması, elbette ki ülkemizi de tehdit etmektedir.

Ancak, bu konuda Sağlık Bakanlığımızdan yapılan resmi açıklamalara güvenilmesi gerektiği, bizim ise vatandaşlar olarak temel hijyen kurallarına özen göstermek kaydıyla kendimizi bu panik havasına bulaştırmamaktan yanayım.  Bunlar, hızla yayılan mikroskobik canlılar olup ülkemizde herhangi bir vakaya rastlanmamış olması çok iyi bir haber.

Ancak, paniklemeden tedbiri elimizden bırakmamak kaydıyla!

Virüslerin çoğunun Amerika birleşik Devletlerinde imal edildiğini ve dünya ticaret savaşlarını köpürtmek adına kullanıldığını düşünüyorum.

                                                        ***

Geçmişte, yaşadığımız en büyük sorunlardan birisi HIV’ idi ve bu hastalıktan mustarip çok hasta var.

Cennet Gibi bir vatanımız var ve olası salgın gibi durumlarda da millî bir dayanışma içinde olup birbirimizle kaynaşmak ve millî mutabakat içerisinde olmak en doğrusu.

                                                    ***

Bu tip felaketlerin, bizi bir araya getirip tam bir kültür aşuresi olan ülkemizde barışın, sevginin ve dayanışmanın pekiştirilmesi en büyük arzumuz.

                                                        ***

                                                       

Böylesine felaket senaryolarının gündemde olduğu zamanlarda sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliği ortaya çıkmakta…  Bu mecradan gelen haberlere çok itibar etmemek ve sosyal medya gibi mecraları dikkatle kullanmak gerekiyor.

***

Hayat devam ediyor ve Biz işimizin başındayız. Ömrümüz elverdiğince de çalışacağız.

                                                               ***

Neslim de, ben de, ailemiz de hayata asılıyoruz.

                                                        ***

Hayatın, suyun olduğu her ortamda devam ettiğini ve Yuval Noam Harari’nin  “Sapiens” kitabının dünyamıza kazandırmış olduğu evrim bilinci sayesinde de zenginleşerek, kendimin derlemekte olduğu bir evrimsel psikiyatri kitabı üzerinde de çalışmakta olduğumu bildirmek istiyorum.

                                               ***

Evrim devam ediyor ve bizler de dimdik ayaktayız.

                                               ***

Ne mutlu yaşamaya çalışmaya ve bu memleket için çabalamaya.

Bizler hayata asılmaya ve çalışmaya kararlıyız.

                                               ***

Astor Piazzola Tango için “neden ayakta” demiş. Tango, dans ve müzik bizatihi hayattır ve su da hayatın köken aldığı en büyük cevherdir. Bu akşam İstanbul Devlet Orkestrasının sergileyeceği bu güzel konseri izleyeceğiz kısmetse.

                                               ***

Sağlık ve mutluluk dolu günlerin bu aziz millet için vazgeçilmez özellikler olduğunu düşünüyorum.

                                               ***

Bu ülke ne bölünür ne de başına başka bir belâ gelir.

                                               ***   

Ne mutlu hâlâ dimdik ayakta durup çalışıp üretebilenlere…

Mehmet Kerem Doksat – 06 Mart 2020-  Cuma

 

                                              

Okumaya devam et
  882 Hits
  0 yorum
882 Hits
0 yorum

TAKINTI ZORLANTI HASTALIĞI

Sevgili Mekâncılar,

Oldukça sık görülen bir hastalıktan bahsetmek istiyorum. Halk arasında “takıntı” hastalığı olarak bilinen obsesi Kompulsi Bozukluk. Kişinin ve beraberinde yaşayan kişilerin hayat kalitesini olumsu şekilde bozan bu hastalığa kısaca yer vermek istiyorum.

Bu hastalık Amerikan Psikiyatri Birliğinin Ruhsal Hastalıklar tanı kıstaslarına  göre aşağıdaki kriterleri karşılamaktadır:

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

  1. Obsesyonların, kompulsiyonların veya her ikisinin varlığı söz konusudur.

Obsesyon demek için: Kimi zaman zorla ve istenmeden geliyor gibi yaşanan çoğu kişide belirgin kaygı veya sıkıntıya neden olan yineleyici ve sürekli düşünce, dürtü veya hayaller vardır.

Kişi bunlar aldırmamaya veya baskılamaya çalışır veya bunları başka bir düşünce veya eylemle yüksüzleştirme girişimlerinde bulunur.

Kompulsiyon demek için:

Kişinin takıntısına tepki olarak veya katı bir biçimde uyulması gereken kurallara gore yapmaya zorlanmış gibi hissettiği tekrarlayıcı davranışlar (el yıkama, düzenleme vb.), veya zihinsel eylemler (dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma vb.).

2 .Bunlar yaşanan kaygı veya sıkıntıdan korunma veya bunları azaltma veya korkulan bir olay veya durumdan sakınmak amacıyla yapılır. Ancak bunlar söz konusu olan korunulucak durumla gerçekçi bir şekilde ilişkili değildir.

  1. Belirtiler kişinin zamanını alır (günde 1 saatten fazla) veya işlevsellikte bozunmaya neden olur.

TEDAVİSİ

Bu hastalık beyindeki nörokimyasalların eksik veya hatalı çalışması sebebiyle ortaya çıktığı için, tedavisinde ilaçlı tedavinin yeri esastır.  Etiyolojide daha ziyade serotonin etki mekanizmasında bir sorun söz konusu olduğu için tedavide altın standart olarak “seçici serotonin geri alım engelleyicisi” olan ilaçlar öncelikli olarak kullanılır.

Bunlar, klomipramin, fluvoksamin, Fluoksetin ve sertralindir.

Ek olarak hipnoterapi iç görüsü olan vakalarda işe yarayabilir. Klinik belirtiler ilaçlı tedaviyle belli bir seviyeye kadar kontrol altına alındıktan sonra, bilişsel davranışçı tedavinin eklenmesi iyilik oranını arttırır.

OKB tedavisinde düzelme hızı çok yavaştır. Belirtilerin %70 oranında düzelmesi en az 7- 8 ayı bulabilmektedir.

Kullanılan ilaçların dozu depresyon ve anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılandan daha yüksek tutulmalıdır.

%100’lük bir düzelme oranı çok seyrek olup, hastalık seneler içinde yatışma ve alevlenmeler ile kendini gösterir.

Tedavi edilmediği sürece hayat kalitesini ve işlevselliği önemli şekilde bozan bu hastalığın belirtilerinin erken dönemde tedavi edilmesi son derece önemlidir. O nedenle,  tekrarlayıcı, törensel nitelikteki davranışlar ve/veya takıntılar söz konusu olduğunda en kısa zamanda bir psikiyatra başvurulması gerekmektedir.

                                                                                                                      Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 19.02.2020

 

Okumaya devam et
  1179 Hits
  0 yorum
1179 Hits
0 yorum

YAHUDİ SOYKIRIMI

Sevgili Mekâncılar,

Değerli Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Yahudi soykırımı hakkındaki yazısını aşağıda sizlerle paylaşmak isterim. Çünkü bugün yıldönümü.  Genosid kabul edilemez bir şeydir. Irkçılığın ve soykırımın her türlüsü insanlık dışıdır. Dünyamızın bu tür insanlık dışı her türlü eğilim ve düşünce yapısından uzak kalması gerekir,

Prof. Dr. İlber Ortaylı der ki:

 

“Türkiye gençliğinin 1933 ve 45 arasındaki Holokost denen Yahudi ve istenmeyen ırkları tahrip ameliyesini iyice okuyup öğrenmeleri gerekir. Bu bilgisizlikle ne dünyada olanları ne de kendimize yapılan ithamları yeterince değerlendirebiliriz.

 

23 Ocak’ta Kudüs’te 5’inci Dünya Holokost Forumu toplandı. 50 ülkenin lideri de buradaydı. Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald S. Lauder “Anma töreni, kurtulanlarla ilgilidir, bir politika değildir. Antisemitizm günümüzde yükselişte. Yaşadıklarımızın, çocuklarımız ve torunlarımızın geleceği haline gelmesini istemiyoruz” diyor. Bu forumun siyaseten Trump-Netanyahu projesiyle aynı zamana gelmesi II. Cihan Harbi’ndeki Holokost’u ve bunun anılmasını ucuzlatmasın ve iki olayı kimse birbirine bağlamasın.

***

 

IRK PROBLEMİNE DÖNÜŞTÜ

 

Trump-Netanyahu’nun projesinin ve mahiyetinin 1933 ve 1945 arasında kampları dolduran cinayetlerle ilgisi yok. Almanya dış dünyaya karşı savaşı çıkaran en önemli unsurun kendisi olduğunu örterek Versay’da uğradığı haksızlıkları haykırıyordu. İç dünyaya karşı da yaşananların hepsinin Almanya’yı yöneten askerlerin ve diplomatların öngörüsüzlüğü, gaddarlığı ve ekonomistlerin bilgisizliğinden ileri geldiğini unutturarak işi Yahudi problemi haline getiriyordu. 1939’dan sonra Doğu Avrupa’da ilerledikçe ne Almanların daha evvel görüp tanımadığı ne de onların Alman devlet ve ordusunu tanımadığı bir alay Baltık Yahudisi, Doğu Polonya Yahudisi, Ukrayna Yahudisi ve hatta kampa gönderilen 90 bin Selanik Yahudisi gibi sayısız örneklerle milyonlarca insan kamplara niçin atıldığını belki kavrayamadı bile. Yahudi problemi bir ırk problemi haline dönüştürülmüştü. Aşağı ırklar kategorisine ilaveler yapıldı. Bugün dahi sayısı belirsiz masum Çingeneler sağda solda yaşamaya çalıştıkları orman kıyılarındaki obalarından toplanarak aynı şekilde kamplara ve Doktor Mengele deneylerine kurban edildiler.

 

KABUL EDİLEMEZ DAVRANIŞ

Bu dünya tarihinde engizisyonla ve hatta Ortaçağdaki antisemit zulümlerle dahi bağdaştırılamayacak kadar ağır bir harekettir. Tamamen özgündür ve 1930’lar Almanya’sının seçimle iktidara getirdiği partinin bir hareketidir, halk da onları desteklemiştir. Alman münevverler de kendilerinden beklenen bir direnç kapasitesi gösterememişlerdir. Almanya’da bugün Holokost’un şişirildiği kadar yaygın bir hareket olmadığını söyleyen görüşler de vardır (Historikerstreit).

Yaygın bir şey de bu gibi bir jenosidi dünyanın başka yer ve tarihlerine yayarak yükü hafifletmektir. Bunların hiçbiri kabul edilemeyecek bir davranıştır. Çok yakın zamanlara kadar Almanya’daki resmi ağızlar ve birçok insan bunu Nazilerin görüşü ve eylemi olarak vurgulayıp ülkeyi ve halkı bu suçlamanın dışında tutmak eğilimindeydiler.

DÜRÜST POLİTİKACI ANLAYIŞI

Bu 5’inci Holoskot Forumu’nun en ilginç yanı Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in Almanya’nın ve Almanların sorumluluğunu ismini koyarak kabul etmesidir. Şalom gazetesindeki tercümeyi aynen alıyoruz: “Almanlar bu insanların insanlığını alıp onları numaralandırdı ve imha kampında her hatırayı silmeyi istediler ama başaramadılar. Failler insandı. Onlar Almandı. Katiller, gardiyanlar, yardım edenler, yapılana inananlar... Onlar Alman’dı. Altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğü endüstriyel toplu katliam, insan tarihinin en büyük suçu vatandaşlarım tarafından işlendi. 50 milyondan fazla insanın yaşamına mal olan bu zalim savaş benim ülkemden başlatıldı. Auschwitz’in kurtuluşundan 75 yıl sonra Alman Cumhurbaşkanı olarak burada, bu büyük tarihi suçu taşıyarak önünüzde duruyorum”. Hiç şüphesiz Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier görevinin başından beri gözlediğimiz entelektüel ve dürüst politikacı anlayışını burada da sergilemiştir.

BAZEN DAHA ÇOK BİLMELİ

Başka bazı toplumlardan insanları ve hatta kamplara esir olarak düşmüş Kızıl Ordu askerlerini bile gaz odaları imha hareketinde kobay olarak denedikleri açık.

Türkiye gençliğinin 1933 ve 45 arasındaki Holokost denen Yahudi ve istenmeyen ırkları tahrip ameliyesini iyice okuyup öğrenmeleri gerekir. Bu bilgisizlikle ne dünyada olanları ne de kendimize yapılan ithamları yeterince değerlendirebiliriz. Şurası bir gerçek: Bugün büyük laflar eden kampanyalar açanların çoğu bu yakın tarihi bütün gerçekleriyle ve incelikleriyle bilmiyor. Propagandaya maruz kalanların da bilmediğini görüyoruz. Oysa bazı toplumların bazı şeyleri daha çok bilmesi lazım.” 

 

 

Her türlü soykırımdan ve ırkçılıktan uzak, barış ve huzur dolu günlere…

                                                                                                                    Mehmet Kerem Doksat, 09.02.2020

 v

Okumaya devam et
  1505 Hits
  0 yorum
1505 Hits
0 yorum

MEDİHA ÜSTÜNBAL'IN ARDINDAN

 

Sevgili Mekâncılar.

Önemli bir akrabam ebediyete ulaştı.

Mediha Üstünbal ebediye intikal etti. Atatürkçü-lâik, fedakâr, vefalı bir Türk kadını. Çok iyi bir anne, eş ve insandı.

Baba tarafımdan akrabamdı, sevgili Ahmet Üstünbal, kardeşimdir. Eşi, bizim isimlendirmemizle Padişah Bey (lâkabı) çok iyi eğitimli ve değerli bir insan.   Torunu Merve yeni evlenmişti.

***

Evlerinde ve sofralarında çok güzel sohbetlerimiz ve kıymetli paylaşımlarımız yaşanmıştı.  İyi ki hatıralarımız ve bu değerli paylaşımlar mevcut hayatta. Hayatı değerli kılan da zaten bu güzel paylaşımlar. İyi ki elimizden geldiği kadar Bayram ziyaretlerine gitmiş, ellerini öpmüşüz.

***

Kendisi artık ebediyete intikal etti ve artık aramızda yok.

Ölüm kaçınılmazdır ve her canlı bir gün ölümü tadacaktır.

Savaş olmasın, kötülükler ve haset olmasın insanlar arasında. Hayat çok değerli. Gerçek dostluklar çok önemli. Bizim kültürümüzde asla kaybedilmemesi gereken aile büyüklerine saygı ve sevgi çok önemli.

Ebediyette huzurla uyu değerli Mediha yengem.

***

Her nefs bir gün ölümü tadacaktır.

Mehmet Kerem Doksat 06.02.2020

 

Okumaya devam et
  979 Hits
  0 yorum
979 Hits
0 yorum