Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

C. GUSTAV JUNG ve "MÂNİDAR TESÂDÜFLER"

Sigmund Freud'un önce talebesi, sonra "veliahdı", sonra da sıkı muhalifi olan büyük psikiyatr ve filozof Carl Gustav Jung, Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi'nden de ilhamla, mânidar tesadüflerden (significant coincidences) bahseder.

Öyle hâdiseler, olaylar veya fenomenler vardır ki, hemzaman (senkron) olarak ortaya çıkmaları basit bir tesâdüften öte bir anlam taşır ona göre. Bâzı parapsikolojik fenomenlerin, sıra dışı rastlantıların esasında anlamları olduğu, birer mesaj taşıdıkları kanaâtindedir. Hâttâ Jungien terapide rûyalar, yaşananlar bu perspektifle yorumlanır. Freud'dan çok farklı olarak, psikiyatrik hastalıkların da, yaşananların da illâki bir determinizm sonucunda ortaya çıkmadığını (yâni illiyet: nedensellik gerekmediğini), bilakis bunların birer gâiyetinin (sonuçsallık: finalite) taşıdıklarını, hâttâ çok özel bâzı şeylerin ise arketipal simgeler taşıyarak ortaklaşa bilinçdışından "geldiğini iddia eder.

Hangi tesâdüfün banal, hangisinin mânidar, hangisinin ise arketipal yâni kozmik olduğunu şartlara, olayların zeminine, zamanına ve tarzına bakarak karar verebiliriz.

Gazeteci Yazar Fatih Altaylı geçenlerde öyle tesadüfler yakalayıp anlattı ki, donduk kaldık!

Özetleyeyim; şöyle diyor: Amiral Özden Örnek'in ilginç bağlantıları Darbe Günlükleri'nin yazarı Oramiral Özden Örnek'in oğullarının Çalık Grubu ile ilişkisi ne? Başbakan'ın oğlu Burak Erdoğan ile Örnek ve oğullarının yolları nerelerde kesişti?

Okumaya devam et
  4633 Hits
  0 yorum
Etiketler:
4633 Hits
0 yorum

SERDAR AKİNAN'IN BU GÜNKÜ YAZISI ve YORUMSUZ HABERLER

Dua EdinTercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'ye kelepçe neden takıldı biliyor musunuz?

Gazetedeki ofisinde aramaya yapan polisler SKYTURK kameramanlarına kızdıklarından...

Tamamen keyfî...

Görevli polis, bıçkın bir delikanlı edasıyla kameramanlara dönüyor ve "çekerseniz kelepçe takarız" diye tehdit ediyor.

Çocuklar görevini yapıyor ve bu ağır ağbiler Ufuk Büyükçelebi'ye kelepçeyi takıyorlar.

Bir gazetenin haber merkezinde yayın yönetmenine kelepçe ne anlama geliyor?

Gözdağı...

Hukuk?

Gukuk...

Zîra yasa çok açık...

Kameralar tarafından saniye saniye tespit edilen görüntülerde Ufuk Büyükçelebi'nin polislere direniyor, saldırıyor, şiddet kullanıyor olması gerekiyor ki kelepçe ile etkisiz hâle getirilsin.

Kim bu şehir kabadayıları?

Gayri hukukî bu güçlerini kimden ve nereden alıyorlar?

Aylardır yazıp çiziyoruz ortada iddianâme yok.

Terör örgütü kurmak ve üyesi olmakla suçlanan bu heyetin somut olarak ve resmen, hangi delillerle neden ve nasıl suçlandığını biliyor muyuz?

Hayır.

Sâdece, hükûmete ve cemaate yakın medya belli bir odaktan sürekli beslenerek psikolojik bir harekat yapıyor.

Savcıların elinde çok güçlü deliller olduğu ileri sürülüyor.

Allah vere de bu çok güçlü deliller, Ümraniye'den başlayan süreçle birlikte gerçekten somut bir yapının yasal karinesini oluşturur.

Ve, bu heyet tarihe darbeci teröristler olarak geçer...

İnşallah...

Şâyet değilse...

Yâni, deliller TCK'ya göre bir anlam ifâde etmiyorsa...

Yandı gülüm keten helva...

O zaman bu ağzı salyalı demokrat liberallere küçük küçük ve basit sorular soracağız...

Sağlıklı bir şekilde gözaltına alınan insanlar mezara tahliye edildi.

Gazeteciler gözaltına alındı.

Koskoca komutanlar hapse yollandı.

Dinlendik, gözaltına alındık, psikolojik işkence gördük...

Atatürk diyen, Cumhuriyet diyen, bağımsızlık diyen...

ABD'ye küfreden...

AB'ye lânet eden...

Tam Bağımsız Türkiye diyenler lânetlendi...

Terörist damgası yedi.

Bu damgayı basan kimdir?

Bu sorunun yanıtını bu köşeden vereceğim.

Yâ sabır...

Hele şu iddianâme bir çıksın ve görelim şu terör örgütünü...

Yaşayan darbecileri yargılayamayan bir zihniyet şimdi darbe planlayanları çarmıha geriyor.

Durun bakalım ne olacak?

İnşallah bu heyet gerçekten, somut, yasalara aykırı bir örgütlenme içindedir...

İnşallah...

Okumaya devam et
  4305 Hits
  0 yorum
4305 Hits
0 yorum

CADI TOKMAĞI ve ERGENEKON REZÂLETİ: ORTAÇAĞ'A DÖNÜŞ!

Devletlû ne yapacağını şaşırdı. Türkçemiz'de enfes bir deyim vardır "câmi duvarına işemek" diye. Kalkmış Rahmi Koç "ben öyle saçlı sakallı adam istemem; bizimle çalışacaklar bakımlı ve tıraşlı olmalı" dedi diye, gürlemiş de esmiş!

Sözünün eri...

Yâhu, Sabancı Holding kurumsallaşmada ve globalize olmada sınıfta kaldı ama Koç Holding bütün bunları yaptığı gibi, DDD ile entegre de oldu. Bu aralar sık sık TÜSİAD tarafından eleştirilince, Devletlû da hıncını Rahmi Bey'den almış! Kızdığı şey de, böyle diyerek, kendilerinin asla yapmadığı bir şeyi yaptıkları, yâni ayrımcılıkta bulundukları için celâllenmiş!

Şaka gibi.

Tıraşlı ve tertipli adam isteyen holding "onursal başkanı" ayrımcı oluyor, İslâmcılığı dayatan, her yere kendi acayip bıyıklılarını ve sıkmabaşlılarını dolduranlar olmuyor! Bunu yapan da zâten CHP'liler tabii ki!

Bir yandan Ergenekon rezâleti sürüyor. Reuters bile bu acâyip örgüt için "uyduruk" diye dalga geçiyor ama bir seneden fazladır içeride tutulan bir iş adamı önce depresyona girip, sonra da terminal dönemde kanser ile serbest bırakılıyor, üstelik tedavi ücretini karısı ödeyecek! Akabinde de vefat ediyor.

Bu bir katildir, yaptıranlar da kaatil. Hangi baş veya bilmem ne savcısı olursa olsun, bu bir cinayettir. Elbet hesabı sorulur, sorulmalıdır!

***

CADI TOKMAĞI ne mi?

Anlatacağım. Önce Seblâ Kutsal, 1981 İstanbul doğumlu genç bir dostum hoş bir makale yazmış, müsaadesiyle iktibas edeceğim. İlkokulu Şâir Nedim'de, ortaokul ve liseyi Galatasaray Lisesi'nde tamamlamış. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı ile Psikoloji çift anadal programı mezunu. Galatasaray Üniversitesi'nde "Medya ve iletişim çalışmaları" tezli yüksek lisans programında eğitimine devam ediyor.

Okumaya devam et
  7102 Hits
  3 yorum
7102 Hits
3 yorum

ORAY EĞİN'İN YAZISI ve CİCİ LİBERALLER

Akşam gazetesinde bâzen beni çok rahatsız eden yazıları da çıkan ilginç bir köşe yazarı var: Oray Eğin. Fakat bugünkü makalesinde 12'den vurmuş hedefi; önce oku iktibas ediyorum:

***

ERGENEKON'UN ASIL HEDEFİ

Liberaller zannediyor ki bugünkü Ergenekon operasyonları geçmişin bir rövanşı. Saçma sapan, gerçeklikle ilişkisi olmayan komplo teorileri ortaya atılıyor, mantığa aykırı yayınlar yapılıyor. Bu gibi yayınların doruğa çıktığı yer ise Sabah gazetesi oldu. Dünkü birinci sayfaları fazlasıyla sinematografikti.

Sabah'ın iddiasına göre 7 Temmuz'da Ergenekon harekete geçecek ve şu gibi olaylar yaşanacaktı:

"40 kentte izinsiz mitingler yapılacak", "Polis lâiklerle çatıştı" görüntüsü verilecekmiş...

"30 tâne tetikçi şok isimlere suikast düzenleyecekmiş"...

"Askeri Şûra'da komutanlar etkilerini kullanarak Ergenekon'a yakın isimleri göreve getirecekmiş"...

"Sinan Aygün raporlar hazırlayıp "Ekonomi batıyor' havası yaratmak için çalışacakmış...

Doğrusu, her olağanüstü dönemde (MKD: bu kelimeyi ben ekledim, belli ki unutulmuş) böyle uyduruk haberler servis edilir, ardından da yayınlanır. Bu yüzden de Sabah'ın da yayınlarına şaşırmadım. Tarih boyunca böyle olmuştur çünkü.

Ancak merak ettiğim, Sabah'taki gazetecilik bu yazdıklarına inanıp inanmadıkları. Gerçekten şaşırıyorum, çünkü başka bağlantıları falan olduğuna inanmak istemiyorum. Hâlâ gazetecilik refleksiyle bu haberlerin yapıldığını düşünmek istiyorum.

Okumaya devam et
  4378 Hits
  0 yorum
4378 Hits
0 yorum

Glock Tabancası Varken Engin Ardıç Ne İş Yapar?

Türkiye'de yer yerinden oynuyor; daha önceleri Akşam'da söverken, babalar gibi bir transferle Sabah'a terfi eden (günaydınlar olsun) bir gazeteci(!) var; şimdi orada küfrediyor.

Senelerdir keskin zekâsı ve çağrışım zenginliği, engin kültür birikimi sebebiyle makalelerini okurum. Daha önce de hakkında bir yazı klavyeye almıştım ama bu gün tepem attı!

Düşünün, yargı delili olacak bombalar imha ediliyor, saygıdeğer ve fikirlerine iştirak etmese de kişiliklerine herkesin hürmet ettiği insanlar neyle suçlandıklarını bilmeden içeri tıkılıyor, manevî işkenceye tâbi tutuluyorlar. ATO Başkanı'nın ofisine suikast silâhı olarak bilinen, ruhsat kaydı dahi olmayan bir adet Glock tabancası birileri tarafından konuyor; Allah yardım ediyor da 8 Mayıs'ta termosifon tâmiri sırasında bulunuyor da, muhtemelen şu anda en önemli "delil" diye yutturulamıyor. Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve emekli Orgeneral Şener Eruygur, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay darbe plânlamak suçuyla gözaltına alınıyor.

Gözaltında intihar edenler, depresyona girenler, sıhhati bozulanlar gırla gidiyor. Adaletsizlik ve savcılık terörü sürüyor. Ekonomi berbat, memleket kaosa gidiyor.

Koskoca Tolun Paşa'nın evinde "darbe plân"ı dosyası bulunuyor ve biz bunları hep iktidarcı gazetelerden öğreniyoruz. Yâhu, gerçekten de böyle bir plânı olsa, devletin en üst kademelerinde ve çok kritik mevkilerinde çalışmış bir Orgeneral bunun dosyasını çalışma masasının üzerinde mi muhafaza eder? Bu kadar tedbirsiz veya bunamış olabilir mi! Tabii ki hayır. Belli ki her şey düzmece, tıpkı Sinan Aygün'ün bürosunda bulunan Glock tabancası gibi.

Şimdi, herkese, her şeye ve her türlü değere sürekli olarak söven Engin Ardıç namlı gazeteci(!), bunlar gündemde iken bakın bugün ne yazmış (önceki makalelerinin başlıkları da Dünya Dangalaklık Tarihi, Goralı Tost filân). 3 Temmuz 2008'deki yazısı aynen aşağıda:

Okumaya devam et
  4207 Hits
  0 yorum
4207 Hits
0 yorum