Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

ŞEB-İ ARÛZ NEDİR?

Bir can dostumdan şu mesajı aldım: Şu Şeb-i Arûz tâbirine takılıyorum. Aruz'un kelime anlamı nedir? Aruz vezni derken aynı anlamda mı kullanılır... Bir zamanlar bir yerlerde - yoksa gene sen mi yazmıştın? tâbirin aslinin şeb-ü rûz olduğunu okumuştum. Yanmak-sönmek'le ilgili Farsça (MKD: Acemce mi daha doğru) bir terimdi yanılmıyorsam. Aslı var mı acaba? İnternet ortamında okuduğum bilgilere çok güvenemediğim için aklımda da tutamıyorum. Başka ortamlarda okuduklarımı da pek tutabildiğim söylenemez aslında ama onların bahanesi de yok.

***

Sevgili Dostum,

Bu arada, bir cümle düşüklüğümü web mekânımda tashih ettim: (Necip Fâzıl kısmında) Kumarbazlık ve sefahatten îmana olan fırtınalı seyahatini işittim; megalomanisine, hemen hiç kimsenin bir şeyler okurken görmemesine rağmen sâhip olduğu muazzam kültürüne ve Sultan-üş Şuarâlığı'nı (Şâirlerin Sultanı), Hasan Sâmi Bolak'ın ifâdesiyle "Şiirin süzme balı, tadı Necip Fâzıl'dır - Fikir, san'at ve çile... Adı Necip Fâzıl'dır... olarak tanındığına şâhit oldum.

]

Okumaya devam et
  5310 Hits
  0 yorum
5310 Hits
0 yorum

NÂZIM HİKMET'İN ŞEB-İ ARÛZU

Nâzım Hikmet, 20 Kasım 1901'de Selânik'te doğdu (âile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiş), 3 Haziran 1963'te Moskova'da vefat etti, 45 sene önce bugün.

30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğup, hayatını "hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Hz. Mevlânâ'nın vefatı da 17 Aralık 1273'tür.

Mevlânâ için ölüm "vuslat, kavuşma ve düğündür", Allah'a dönüştür ve bu sebeple de anma törenlerinde Şeb-i Arûz denir. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" der yüce gönül adamı. Ölüme de inanmaz zâten!

Nâzım'ın ise hayatı hep mücadeleyle, kavgayla geçmiştir. Sıkı Türkçü'dür, hep de öyle kalacaktır.

Güzel San'atlar Birliği Genel Sekreteri olan Peyami Sefâ Bey (Safâ), Alay Köşkü'nde düzenlenen toplantılarda, şiir okuması için onu izleyicilerin önüne çıkarırken "büyük şâir" diye tanıtmıştır. Aralarındaki dostluk Cumhuriyet gazetesindeki bir olay vesilesiyle başlar.

Nâzım, Ankara'da tutukluyken, gazetenin edebiyat sayfasını yöneten Peyami Sefâ Bey, onun Yanardağ adlı şiirini üç sütun olarak çerçeve içinde neşreder, ertesi gün ise gazetenin birinci sayfasında bir özür dileme yazısı yer alır! Mahkûm bir adamın kaleminden çıkmış olan bu manzûmenin, yazı işleri müdürüne gösterilmeden neşredildiği belirtilir, "mesleği mesleğimize kat'iyen uymayan bir muharrire âit" diye nitelenen şiirin gazetede neşredilmiş olmasından dolayı okurlardan özür dilenir.

Okumaya devam et
  5539 Hits
  2 yorum
5539 Hits
2 yorum

HAYSİYETİMİZ NE SEVİYEDE/2 ve ALKOLLÜYKEN EŞEK KULLANMANIN MAHZURLARI!

Konu hakkındaki ilk yazımı yazdıktan sonra gelen tepkilerden, daha doğrusu ilâvelerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Bu metin üzerine sizlerle bir şeyler paylaşmak istedim, zira birkaç ay önce Brüksel'deydim ve başta Büyükelçimiz Sayın Fuat Tanlay olmak üzere, Brüksel Hükûmeti Devlet Bakanı Emir Kır, Anvers Başkonsolosu Ahmet Arda, Federal Milletvekilleri Meryem Almacı, Hilal Yalçın, Brüksel-Schaerbeek Belediye Başkan Yardımcısı Sait Köse, Eğitim Müşaviri Tolga Yağızatlı ile bir araya geldik.

İsimleri özellikle verdim zira Belçika'da yâni AB'nin göbeğinde önemli görevlerde vatandaşlarımız var aslında. Yâni Ali Babacan'ın aynı binâda bulunmak istemediği terörist örgüt yandaşları ile hemen her gün rastlaşan isimler bunlar. Fakat ne yazık ki elleri kolları bağlı, neden mi? Öncelikle elçilik yetkilerinin anlattıklarını söyleyeyim.

Bizzat Sayın Büyükelçiden duydum:

Soru: "Sayın Büyükelçim, Belçika Hükûmeti ile terör örgütüne dolaylı veya direkt olarak desteklerin kesilmesi konusunda görüştünüz mü"?

Cevap: "Evet, Brüksel'e geldiğimde yaptığım ilk işlerden biri bu idi.

Soru: "Peki, bir sonuç çıkmadı mı"?

Cevap: "Aslında, çok net bir sonuç çıktı, onların bizim vatandaşlarımız olduğunu öğrendim(!). Dahası, her fırsatta Türk Büyükelçiliği önünde protesto gösterilerinde bulunan bu insanların, sabah Türkiye'yi protesto edip, öğleden sonra pasaportlarını uzatmak için elçiliğe geldiklerine şâhit oldum".

Bu noktada Türk asıllı Federal Milletvekillerine dönerek sordum:

Soru: "Sayın milletvekilleri, siz burada halk ile daha çok iç içesiniz yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız"?

Cevap: "Bizler bu konuda çeşitli soru önergeleri vermek istedik ama AB özellikle düşünce özgürlüğü noktasında önümüzü tıkayacak kararlar alıyor".

Soru: "Peki, o zaman neden Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Doğu Perinçek gibiler 'Ermeni soykırımı yoktur' dedikleri için İsviçre'de yargılanıyorlar"?

Cevap: "İsviçre, AB üyesi değil".

Okumaya devam et
  3468 Hits
  0 yorum
3468 Hits
0 yorum

MUHTEŞEM yâni İBRAHİM MELİH GÖKÇEK ve SAPANCA'DA MEYDAN DAYAĞI

Aşağıda anlatacağım olaylar Patagonya'nın başkentinde geçmiştir. Her ne kadar şahıs ve beldelerin isimleri buraları andırıyorsa da, bu tamamen tesadüften ibârettir.

***

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, Kızılırmak suyunun içilmediği yönünde söylentiler çıkaran muhalefete sürpriz yaptıklarını belirterek, "Ankaralılar 21 günden beri Kızılırmak suyunu içiyor" şeklinde konuştu.

Büyükşehir Belediyesi Basın Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen İbrahim Melih Gökçek, Kızılırmak suyu ile ilgili tartışmaların artık yaşanmayacağına dikkat çekti.

İbrahim Melih Gökçek, suyun verildiğini ilân etmeleri hâlinde bâzı sivil toplum kuruluşlarının yaygara çıkaracağını ifâde ederek, "Kızılırmak suyunu verdiğimiz günü söyleseydik olay büyütülecekti. 3 Ağustos tarihinde Ankara Tabipler Odası haberlerini örnek vermiştim. Su kesintileri yapılınca ishâl vak'aları olacağını duyurdular. Kızılırmak suyunun Ankara'ya verildiği gün ajitasyon yapılacağını söyledim. 21 günden beri Ankaralılar Kızılırmak suyunu içiyor. Kimse bunun farkına varmadı. İshâl vakaları artmadı. Benim bu konuşmamdan sonra bâzı odalar feryâda başlayacak. Bizim suyumuz son derece sağlıklıdır. Koparılan yaygaraların ideolojik olduğu ortaya çıkmıştır" diye konuştu.

Ankaralıların 20 yıl su sıkıntısı yaşamayacağını söyleyen İbrahim Melih Gökçek, günde 750 bin metreküp su verildiğini ve bu suyun tamamına yakınının Kesikköprü'den verileceğini duyurdu. Büyükşehir Belediyesi'nin Kesikköprü projesi ile 10 yıllık programı 1 yıla sığdırdıklarını ifâde eden Başkan "Büyükşehir Belediyesi bu projede 500 TIR'a yakın motor, vantuz ve pompa, 11 bin TIR boru geldi. 80 kilometre kaynak yapıldı. Resmî açılışı yakın bir tarihte gerçekleştireceğiz. İvedik Arıtma Tesisi'nde bir törenle açılış yapılacak. 21 günden beri muntazam bir şekilde suyu vermeye başladık. Ankara'ya hayırlı uğurlu olsun" dedi.

İbrahim Melih Gökçek, Aksaray, Konya ve Şereflikoçhisar'da yaşanan vak'aların su ile ilgisi olmadığını belirterek, "Büyükşehir Belediyesi ASKİ'den ekiplerimizi olay yerlerine gönderdik. Sulardan numûne aldık. Norovirüs denilen bir vak'a. Bu virüs İngiltere'de 2 milyon kişiyi etkiledi. Bunların su ile ilgisi yok" şeklinde konuştu (MKD: Bir virüsün vak'a olduğunu gazetecilik okumuş İbrahim Melih Gökçek'ten öğreniyoruz). İbrahim Melih Gökçek, Ankara'da Kızılırmak suyuyla ilgili bir hastânenin başhekimini aradığını ifâde ederek, Başkent'te bu sene ishâl vakalarının azaldığını öğrendiklerini söyledi. Ankaralılara çağrıda bulunan İbrahim Melih Gökçek, sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanmasını istedi. Kızılırmak suyunun kalitesi hakkında laboratuvar sonuçlarının ASKİ'nin internet sitesinden takip edileceğini kaydeden Gökçek, 180 günlük su bulunduğuna dikkat çekti.

300"}[/embed]

Bir gazetecinin tren garının önüne yapılan alt geçidin ne zaman biteceğiyle ilgili sorusuna Gökçek, "Hafta sonu gar alt geçidini açacağız. Büyükşehir Belediyesi Gar'ın önüne alt geçit yapıyor, muhalefet 'Cumhuriyetin değerlerine saldırılıyor' diyor. Böyle bir mantık olur mu! 35 günde biten bu alt geçit kesinlikle bir dünyâ rekorudur" dedi.

"Niçin 21 gün önce suyun geldiğini açıkladınız" şeklindeki soru üzerine İbrahim Melih Gökçek, "Gazeteler suyun iyi olmadığını iddia ederlerdi. Bir belediye başkanı halka sağlıksız su vermesi için hâin olması gerek. Ben yaparsam yapayım muhalefete yaranamam. Kırıkkale 40 yıldır içiyor. Bir hâdise olmuyor, Şunu iddia ediyorum. Kızılırmak'tan su getiren kim olursa olsun o kişinin heykeli yapılırdı" dedi.

Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, Keçiören Kuşcağız Stadı'nda düzenlenen panayıra katıldı. Ankaralılar'a seslenen İbrahim Melih Gökçek, "geçen sene susuzluktan çok çektik. Su patlamaları dolayısıyla da sizleri biraz üzdük" diye konuştu. Günde ortalama buharlaşma dâhil 1 milyon metre küp su tüketildiğini ifâde eden İbrahim Melih Gökçek, "yâni 150 günlük suyumuz var. Fazla bir su yok. Eğer Kesikköprü'den Kızılırmak suyunu getirmemiş olsaydık, bu sene kesinlikle susuzluk yaşayacaktık" dedi.

İbretlik videoyu seyretmek isteyenlere: http://www.ntvmsnbc.com.tr/news/448075.asp. Muhteşem, bunları söylerken, şişe suyu içiyor!

30.05.2008'de canlı yayında HABERTÜRK'te 1 Gün Programı'nda Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz'la tartışıyor. Muzaffer Eryılmaz ona "utanmaz, arsız, hayâsız" derken, İbrahim Melih Gökçek de "kendisini târif ediyor diyor": http://www.haberturk.com/haber.asp?id=77418&cat=160&dt=2008/05/30.

Muzaffer Eryılmaz: Biz artık Ankara'da Büyükşehir Belediye Başkanımız'ı tanıyoruz. Bir Melih Gökçek klâsiği ile tekrar karşı karşıyayız. Özür dilemek yetmez. Devletin gücünün yetmediği, aynı partiden olduğu için hesap sormadığı bir Melih Gökçek izliyoruz. Bir yıldır bu suyun sağlığa zararlı olduğu konuşulurken bunu hiç kimseye haber vermeden kullanıma vermesi özellikle çocukların yoksul kesimlerdeki insanlarımızın direkt bu suyu içtiklerini bildiği halde bunu haber vermeden vermek bir nev'î kasıtla insan sağlığına aykırı davranmaktır. Dolayısıyla özür yetmez. Bir de Avrupa Birliği'ne girmeye çalışıyoruz. Orada olsa hemen gerekli kovuşturma yapılır, görevden el çektirilirdi.

Okumaya devam et
  4415 Hits
  0 yorum
4415 Hits
0 yorum

HAYSİYETİMİZ NE SEVİYEDE!

Gazetelerde, televizyonlarda bir haber patladı: Avrupalı Parlamenterler, Türk Dışişleri Bakanı ile Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı PKK yöneticisini, Avrupa Parlamentosu'nda aynı salonda bir araya getirmeye kalkmışlar.Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı PKK'lı Gülabi Dere'nin Avrupalı Parlamenterler'le birlikte tezgâhladığı tuzak, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Türk diplomatlar tarafından ikaz edilmesiyle ile aşılmış. Olay, Babacan'ın AB toplantıları için gittiği Brüksel'de yaşanmış.

Türkiye ile AB arasında iki toplantı varmış. Bunlardan ilki, Türk Dışişleri Bakanı'nın AB Dışişleri Bakanları ile AB Komisyon binâsında bir araya geldiği, "Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı imiş. Komisyon binasının biraz ilerisinde, Avrupa Parlamentosu binâsında ise, Türk ve Avrupalı milletvekillerinin katılımıyla, "Türkiye-Avrupa Parlamentosu karma komisyon toplantısı gerçekleştiriliyormuş. Babacan, Dışişleri Bakanlarıyla toplantısının tamamlanmasının ardından, milletvekillerinin toplantısına da katılıp, bir konuşma yapmak üzere Avrupa Parlamentosu binasına geçmiş. İşte skandal da burada patlamış!

Avrupalı vekiller, Babacan'ın da katılıp bir konuşma yapacağı toplantıya, Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı PKK'nın yurtdışındaki elebaşlarından Gülabi Dere'yi de dâvet etmişler. Brüksel polisi de, kırmızı bültenle aranan Dere'yi değil tutuklamak, normâl insanların bile izinsiz alınmadığı, pek çok arama ve güvenlik soruşturmasından sonra girebildiği Avrupa Parlamentosu'na kabûl etmiş. Amaç, Türkiye Dışişleri Bakanı ile PKK'lı teröristi aynı salonda bir araya getirip, terör örgütüne bir şekilde "tanınma sağlamaya çalışmakmış.

Babacan daha Avrupa Parlamentosu salonuna girer girmez, Türk diplomatlar tarafından ikaz edilmiş. O da, AP'deki muhataplarına, bu adamla ile aynı salonda bulunmasının mümkün olamayacağını söylemiş. Avrupa Parlamentosu yetkilileri, Babacan'a "Gülabi Dere, salonda sâdece 15 dakika kalıp çıkacak, n'olcak Jesus aşkına, birazcık anlayışlı olun, ayıp ama filân demişler. Allah'tan bebek yüzlü ama yüreği vatan ve millet sevgisiyle dopdolu olan Babacan'ın buna karşı tavrı değişmemiş ve "Allah Peygamber aşkına, o şahıs orada olduğu sürece, o salona girmem diye ısrarını sürdürmüş. Durun, daha bitmedi, bunun üzerine, Avrupa Parlamentosu yetkilileri, salondaki Dere'yi "ikna etmeye çalışmışlar. Terörist, önce çıkmak istememiş, ancak daha sonra, "bir şekilde salondan ayrılmaya "ikna edilmiş.

Gülabi Dere'nin çıkmasının ardında, Avrupa Parlamentosu toplantı salonuna giren Babacan, babalar gibi kükreyerek konuşmasını yapmış ve sert bir ton kullanarak, "senin teröristin, benim teröristim olmaz mesajını vermiş. Bunları işiten Avrupalı parlamenterler rezil kepaze olmuşlar, nerelere sığacaklarını bilememişler, hâttâ henüz AA tarafından resmen onaylanmayan haberlere göre, toplu hâlde intihar etmişler!

Okumaya devam et
  3478 Hits
  0 yorum
3478 Hits
0 yorum