Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ÂHİRET TÜCCARLARI ve RASYONALİZM

Önceleri kimse kimseyi pek sömüremiyordu çünkü dünya çok büyük, insan da çok azdı.

Hâttâ bütün Homo türleri pek muhtemelen kardeş gibi yaşıyordu.


Her şeyin bir rûhu vardı ve atalarının rûhları da hep korumaktaydı onları. Bütün rûhların tek ve bir olduğu bir de tanrıları vardı, ona çok saygı duyarlardı. Gökyüzündeki fırtınalardan, şimşeklerden, rüzgârlardan filân o kadar çok etkileniyor ve korkuyorlardı ki, en büyük tanrı da gökte olmalıydı. Güneş, ay, yıldızlar gibi arketipler bizim içindi...

Sonra çoğalmaya başladılar ve evrimsel kökenli mülkiyet hissi, en mütekâmil beyne sâhip olduğu için, Homo sapiens sapiensler birbirlerine düşmeye başladılar bir karış toprak uğruna.

Sonra “büyük” dinler zuhûr etti.

Bunların ruhbân sınıfları Ortaçağ boyunca âhirette saadet vaadiyle iliklerine kadar sömürdüler “ötekileri”.

Sonra Rönesans ve Reformasyon hareketleri ile Doğu’nun nûru Batı’yı aydınlattı.

O dönemlerde medeniyetin şâhikasına çıkan İslâm Âlemi’nden İbn-i Rüşt (1126-1198), Aristo’dan yaptığı şerhler, tercümeler sebebiyle “şârih” diye anıldı. Aslında yaptığı bir çeşit hermeneütikti ve aklın dâima naklin önünde gitmesi için büyük bir rehber ve lider olmuştu.


İbn-i Rüşt

Bir Türk olan İbn-i Sina da (980-1037) daha önce aynı hizmeti vermişti.

Rasyonalizm (akılcılık) da ifrata kaçtı ve bilginin doğruluğunun duyum ve tecrübeyle değil, düşüncede ve zihinde temellendirilebileceğini öne sürerek mistifiye oldu.

Immanuel Kant dahi Saf Aklın Eleştirisi eserinde dahi a priori ve a posteriori bilgiyi kabûl etmek mecburiyetinde kaldı. Transandantal olanı reddederken, kendisiyle tenâkuza düştü; daha sonra Freud’un da düşeceği gibi…

Aklın her şeyi kavrayabileceği veya anlayabileceği yanılsamasına düşüldü. Diyalektik tek ve mutlak yasa zannedildi. En büyük bilim filozofu olan Sir Karl Popper dahi aynı tuzağa düştü!

Hâlbuki mikro ve makro âlemlere dalındığında Determinizm (Gerekircilik) kayboluyor ve Belirsizlik İlkesi ortaya çıkıyordu.

Yâni ilkesizlik, ilke hâlini alıyordu.

E, peki de, hiçbir şey akılla kavranamayacaksa, bilim nasıl inkişâf edecekti?

Demek ki hem eleştirecektik, hem de bir noktadan sonra olup bitenleri sırf öyle oldukları için, öyle kabûl edecektik.

Ne Materyalizm ne de İdealizm çözümü getiriyordu.

Öte Âlem, Ezoterizm, Hikmet bir potada eritilip, dâima müsbet ilmin rehberliğinde daha mükemmele ve daha doğru olana koşulacaktı. Kimse Hakikat’i bilemezdi ama daha doğru olan Gerçekler (Realite) ile ona daha fazla yaklaşılabilecekti. Filozoflar “real” olanın ne olduğu hususunda da anlaşamadılar.

İşte, kadim mistik ve ezoterik (gizemli) öğretileri de kapsayıp aşacak ama Transandantal olan Bir’e inanmayı da müntesiplerine şart koşacak bir müessese 1700 civârında kurumsallaştı; adına da Masonluk dendi.

Her şey bir hermeneütikti ve akluhikmet, güzellik ve müsbet ilim ışığında sonsuz tekâmül temeliydi bu felsefe taşının.

Fakat son zamanlarda epey canım sıkılıyor nedense!

Hadi anladık, her gece televizyonlarda her türlü absürditeyi ekrana getirip insanları büyüsel düşünceye sürüklüyorlar!

Bu mesleğe girerken ettiğim yeminden de güç alarak Bilgelik Okulu diye rant kapısı yapanlarla, âhiret tüccarlığı yapanlarla, foton yağmurlarıyla boyumuzun uzayıp kromozomlarımızın değişeceğini iddia edenlerle ve daha neler neler söyleyenlerle mücadele etmem gerekirken, bir de hoşgörü göstermek pek zor hâle geldi ama elim kolum bağlı.


Bakın neler var internette:

http://www.bilgelikokulu.com/

http://www.askinlikmektebi.com/bilgelik-okulu-2.html

http://www.goklerinbilgeligi.com/c/e.asp

http://www.goklerinbilgeligi.com/

http://www.hakankirkoglu.com/c/haber.asp?id=144&k=School_of_Wisdom_of_Spheres

http://www.soulsearchschool.com/goklerin-bilgeligi-okulunun-duzenledigi-yaz-seminerinden-bir-kare/

Foton, fizik biliminde elektromanyetik alanın kuantumu, ışığın temel “birimi” ve bütün elektromanyetik ışınların kalıbı olan temel parçacıktır ve Elektromanyetik Kuvvet’in de kuvvet taşıyıcısıdır. Bu kuvvetin etkileri hem mikroskopik ölçülerde, hem de makroskopik ölçülerde çok rahat bir şekilde gözlemlenebilir. Çünkü foton herhangi bir sâbit kütleye sâhip değildir ve bu durum uzak mesafelerde etkileşimlere izin vermektedir. Diğer bütün temel parçacıklar gibi foton da kuantum mekaniği ile yönetilir ve dalga/parçacık ikiliği gösterir. Yâni fotonun hem dalga hem de parçacık özelliği vardır. Meselâ herhangi bir foton bir mercek tarafından kırılarak dalga girişimi özelliği gösterebilirken ayrıca sayısal kütlesi ölçüldüğünde parçacık gibi davranabilir.

Buna karşılık, ne kadar parlak ışık yâni foton seli dahi insanın boyunu uzatamaz, kromozomlarını değiştiremez yâhut boyunu 3.5 metre yapamaz!

Meselâ şunları ciddiye alabilir misiniz?

/embed]

Ne Foton Çağı var ne de Kuşağı!


   Ne Foton Hücumu var ne de Marduk!

      21 sene önce girdiğim kapının eşiğindeyim şimdilerde.

         İçimde hüzün var ama ne yapalım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Aralık 2012 Cumartesi

BİLİM VE SAFSATA HAKKINDA
KIR ÇİÇEĞİ

Related Posts

 

Yorum 8

Already Registered? Login Here
Guest - emre on Cumartesi, 22 Aralık 2012 12:36
popper

hocam karl popper'in görüşlerinin tamamı diyalektik anlayışı çökertmek üzerine kuruludur. pozitivizmden, diyalektik materyalizmden hiç hazzetmez.

MKD: Hocanız Karl Popper'ın bu özelliklerine itiraz eden mi var ;-)

0
hocam karl popper'in görüşlerinin tamamı diyalektik anlayışı çökertmek üzerine kuruludur. pozitivizmden, diyalektik materyalizmden hiç hazzetmez. MKD: Hocanız Karl Popper'ın bu özelliklerine itiraz eden mi var ;-)
Guest - Barbaros Yıldırım on Pazartesi, 24 Aralık 2012 17:40
N. Hikmet'i hatırladım

Yazık yazık bizeki asırlarca aldandık
Karanlıkta çizilen izleri görmek için
Görüp yüz sürmek için
Yazık yazık bizeki bir çırağ gibi yandık
Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet
Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet
Sade bir satır dua bir tütsü buhur verdi
Masal cennetlerinin yollarını gösterdi
Ne beş vaktin ezanı ne anjelüs çanları
Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları
Yine biz köleleriz efendilerimiz var
Yine her melun taşı yosunlanmış bir duvar
Esir efendi diye koymuş da adlarını
İki bahta ayırmış arzın evlatlarını....

0
Yazık yazık bizeki asırlarca aldandık Karanlıkta çizilen izleri görmek için Görüp yüz sürmek için Yazık yazık bizeki bir çırağ gibi yandık Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet Sade bir satır dua bir tütsü buhur verdi Masal cennetlerinin yollarını gösterdi Ne beş vaktin ezanı ne anjelüs çanları Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları Yine biz köleleriz efendilerimiz var Yine her melun taşı yosunlanmış bir duvar Esir efendi diye koymuş da adlarını İki bahta ayırmış arzın evlatlarını....
Guest - Ozgur on Pazartesi, 24 Aralık 2012 18:45
Kime inanayım, kime inanmayım?

Bilimsel metodoloji ilkeleri bildirgenizi geçtiğimiz yıllarda bir çok kez okudum, kimi zaman sizin arada sırada tekrardan nesretmeniz vesilesiyle, kimi zaman referans olarak ihtiyaç duyduğum veya sadece aklıma düstüğü için. Sunu sindirmis durumdayım, inanmak inanmamak özneldir, bilgiye ulasmak için bilimin sunduğu fırsatlar ve kapsamı bellidir. Yetersiz, ama belirleyici bir ifâdeyle, bilim bilimdir, inanç inançtır.

Ön kabûller olmadıkça bu konuda kendimi ifâde etmekte zorlanıyorum.

Evrendeki hakikatin ikincisi ön kosulu olsun diyelim.

Kosul 1- İnsanın aklının erebileceği ve insanın tecrübe edebileceği gerçeklik olsun. Sanırım örneklemeye gerek yok.
Kosul 2- Diğeri insan aklının erebileceği ama tecrübe edemeceği gerçeklikler olsun. Örneğin ısık hızını hesaplayabilmemiz, ancak o hıza hiç ulasamayacağımız gerçeği.
Kosul 3- Sonuncusu ise ne aklımızın erebileceği, ne de tecrübe edemeyeceğimiz gerçeklik olsun.

Birkaç da özel durum da ekleyip eğlenceli hale getirelim.

İstisna 1- Kosul #3 deki durumları bâzı insanların istisnaî olarak tecrübe edebileceklerini kabûl edelim.

Fanatik olmayan, rasyonel bir insanın, bu üç ön koşulu kabûl etmekte zorlanmayacağını düşünüyorum. Ama bu istisna isleri altüst ediyor. Konu dönüp dolaşıp geliyor yine "yanlış doğru" bilgi ile "doğru doğru" bilgiyi ayırt etmeye geliyor. İnsanın insana inanmasının prensiplerine kilitleniyor. Çünkü

- ya bilerek ve isteyerek yalan söyleyeren (kimi medya, kimi sermaye, kimi yerel global politika)
- ya evrimsel korkularından kaynaklı (en iyi casus, casus olduğunun farkında olmayanmış!)
- ya akıl hastalığından mütevellit

"yanlıi doğru" bilgi üretip yayan insanlık oldukça güvene dayalı bir tecrübe ve inanç sistemi oluşturulamıyor. Konu yine dönüp dolaşıyor, tamam önermeler doğru da, peygambere neden inanayım veya inanmayayım, kitaba neden inanayım veya inanmayayım, miraca çıkmaya neden inanayım veya inanmayayım noktasına geliyor.

Birkaç güncel örneklerle, araya ikinci bir insanın girdiği her türlü durumdan, işkillenmek hakkımız değil mi?

- Geçenlerde HaberTürk kanalında televizyona çıkan üstâd bestekâr Erol Sayan Bey'in yaşandığını söylediği hikâyelerine
- Siirtte bir ailenin son yıllarda 400 kez evinde eşyâlarının yanıp durmasına
- Veya da son yıllarda medya üzerinden tarafından yayılan onlarca gerçek olduğu iddia edilen olaylara

neden inanayım ya da inanmayayım noktasına kilitleniyor.

Hele bir de bir istisna daha eklersek

İstisna 2- Koşul #3'deki durumları bâzı insanlar tecrübe etmenin de ötesinde insan yararına (tıp demeye dilim varmıyor) kullanabileceklerini kabûl edelim.

Sizin 21 sene önce girdiğim kapının eşiğindeyim dediğiniz yer neresiyse yol gösterirseniz ben de yakın bir yerlere gelmek isterim. Ben sâdece hadi oradan diyebiliyorum..

Bu istisnaları kabul edebilmek için su ön koşul gerekiyor

Koşul 4- Erdem ve dürüstlükle pozitif anlamda beyni yıkanmış bir bilimler enstitüsü tüm istisnaî durumları akredite etsin.

Bu ön koşul gerçekleşsin ki ben de bu sâyede yeniden kendim dışında birilerine veya o birilerinden gelen bilgilere inanmaya başlayabileyim.

Sevgiyle...

0
Bilimsel metodoloji ilkeleri bildirgenizi geçtiğimiz yıllarda bir çok kez okudum, kimi zaman sizin arada sırada tekrardan nesretmeniz vesilesiyle, kimi zaman referans olarak ihtiyaç duyduğum veya sadece aklıma düstüğü için. Sunu sindirmis durumdayım, inanmak inanmamak özneldir, bilgiye ulasmak için bilimin sunduğu fırsatlar ve kapsamı bellidir. Yetersiz, ama belirleyici bir ifâdeyle, bilim bilimdir, inanç inançtır. Ön kabûller olmadıkça bu konuda kendimi ifâde etmekte zorlanıyorum. Evrendeki hakikatin ikincisi ön kosulu olsun diyelim. Kosul 1- İnsanın aklının erebileceği ve insanın tecrübe edebileceği gerçeklik olsun. Sanırım örneklemeye gerek yok. Kosul 2- Diğeri insan aklının erebileceği ama tecrübe edemeceği gerçeklikler olsun. Örneğin ısık hızını hesaplayabilmemiz, ancak o hıza hiç ulasamayacağımız gerçeği. Kosul 3- Sonuncusu ise ne aklımızın erebileceği, ne de tecrübe edemeyeceğimiz gerçeklik olsun. Birkaç da özel durum da ekleyip eğlenceli hale getirelim. :) İstisna 1- Kosul #3 deki durumları bâzı insanların istisnaî olarak tecrübe edebileceklerini kabûl edelim. Fanatik olmayan, rasyonel bir insanın, bu üç ön koşulu kabûl etmekte zorlanmayacağını düşünüyorum. Ama bu istisna isleri altüst ediyor. Konu dönüp dolaşıp geliyor yine "yanlış doğru" bilgi ile "doğru doğru" bilgiyi ayırt etmeye geliyor. İnsanın insana inanmasının prensiplerine kilitleniyor. Çünkü - ya bilerek ve isteyerek yalan söyleyeren (kimi medya, kimi sermaye, kimi yerel global politika) - ya evrimsel korkularından kaynaklı (en iyi casus, casus olduğunun farkında olmayanmış!) - ya akıl hastalığından mütevellit "yanlıi doğru" bilgi üretip yayan insanlık oldukça güvene dayalı bir tecrübe ve inanç sistemi oluşturulamıyor. Konu yine dönüp dolaşıyor, tamam önermeler doğru da, peygambere neden inanayım veya inanmayayım, kitaba neden inanayım veya inanmayayım, miraca çıkmaya neden inanayım veya inanmayayım noktasına geliyor. Birkaç güncel örneklerle, araya ikinci bir insanın girdiği her türlü durumdan, işkillenmek hakkımız değil mi? - Geçenlerde HaberTürk kanalında televizyona çıkan üstâd bestekâr Erol Sayan Bey'in yaşandığını söylediği hikâyelerine - Siirtte bir ailenin son yıllarda 400 kez evinde eşyâlarının yanıp durmasına - Veya da son yıllarda medya üzerinden tarafından yayılan onlarca gerçek olduğu iddia edilen olaylara neden inanayım ya da inanmayayım noktasına kilitleniyor. Hele bir de bir istisna daha eklersek İstisna 2- Koşul #3'deki durumları bâzı insanlar tecrübe etmenin de ötesinde insan yararına (tıp demeye dilim varmıyor) kullanabileceklerini kabûl edelim. Sizin 21 sene önce girdiğim kapının eşiğindeyim dediğiniz yer neresiyse yol gösterirseniz ben de yakın bir yerlere gelmek isterim. Ben sâdece hadi oradan diyebiliyorum.. :) Bu istisnaları kabul edebilmek için su ön koşul gerekiyor Koşul 4- Erdem ve dürüstlükle pozitif anlamda beyni yıkanmış bir bilimler enstitüsü tüm istisnaî durumları akredite etsin. Bu ön koşul gerçekleşsin ki ben de bu sâyede yeniden kendim dışında birilerine veya o birilerinden gelen bilgilere inanmaya başlayabileyim. Sevgiyle...
Guest - emre on Salı, 25 Aralık 2012 17:06
popper

"Diyalektik tek ve mutlak yasa zannedildi. En büyük bilim filozofu olan Sir Karl Popper dahi aynı tuzağa düştü!"

denilince popperin bu tuzağa düşmediğini anlatmaya çalışmıştım

MKD: ;-)

0
"Diyalektik tek ve mutlak yasa zannedildi. En büyük bilim filozofu olan Sir Karl Popper dahi aynı tuzağa düştü!" denilince popperin bu tuzağa düşmediğini anlatmaya çalışmıştım :) MKD: ;-)
Guest - emre on Salı, 25 Aralık 2012 17:09
emre

ayrıca "hocam" sizeydi hocam. yorumdan sonra düzeltme olmuyo.r virgül koymadığımı sonradan fark ettim.

MKD: ;-)

0
ayrıca "hocam" sizeydi hocam. yorumdan sonra düzeltme olmuyo.r virgül koymadığımı sonradan fark ettim. MKD: ;-)