Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ALTIN HESABI, ÜLKENİN VÜCUDUNU SATMAKTIR!


Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in son yayınlağı raporda, Türk bankalarının, 2013 yılında yük ihtimâlle Türkiye’nin güçlü ekonomisi ve bankacılık sektöründen fayda sağlamak isteyen yabancı bankaların satın alma hedefleri hâline gelecekleri öngörüsüne yer verildi.

Raporda “2013’te orta ölçekli Türk bankaları arasında birleşme ve satın almalar yaşanması ihtimâl dâhilinde. Bankacık sektörünün sağlıklı kredi temelleri, pazar yüklüğü, ekonominin olumlu rünümü, Türkiye’ycâzip hale getiriyor. Piyasada yeni konsolidasyonların olması ihtimâli vardenildi.

Peki, şu anda Türkiye’de bankalan ne kadayabancıların elindedir?

Benim elimde kesin bir rakam yok ama yüzde 40 diyen var, yüzde 50 diyen var. Şu anda yarısı yabancıların elinde olan rkiye’deki bankalar, önemli bir operasyona da başladı ve halkın elindeki altınları toplama yarışına girti. Konuyla ilgili bir yazı yazan Güngör Uras, bankalar, eritilip 24 ayara dönüştürülen altınları öncelikle 'müşterileri adına' saklamak mecburiyetinde. Altın veya yurtdışındaki bankalarda ya Merkez Bankasında saklanırBankalar müşteri adına saklakları altınları Merkez Bankasındaki mevduat kanunî karşılık hesaplarındaki yükümlülüklerinde kullanabiliyorlar. Bankalar bu altınları borç para alırken garanti olarak değerlendirebilirlerdedi.

Peki, Merkez Bankası, rkiye’nin parasını nerede saklıyor?

Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner, 2007 yılı Haziran ayında Milliyet’teki yazısında “paramızı bize verip fâiziyle her şeyimizi alıyorlar” başlığı altında bu konuya açıklık getirmiş ve şu bilgileri vermişti:

“Türk bankaları, ortalama yüzde 8’e mâl ettikleri ve zenlemeler nedeniyle tutmak zorunda oldukları döviz fonlarını, ortalama yüzde 4 izle yabancı bankalara yatırırlar. Merkez Bankasına ve Hazine’ye yüzde 7 civarında mâl olan dövizler de ortalama yüzde 4le yabancı bankalara yatırılır. Yabancı bankalar, kendi ülkelerindeki fonlar aracılığıyla gelip, bizim paramızın bir bölümünü bizim borsaza, bir bölümünü de bizim Hazine bonolarımıza veya tahvillerimize yatırırlar. IMF sâyesinde kur riskini garanti ettiklerinden, yüzde 22 civarında fâiz alırlar.


Yabancılar bizden alkla112 milyar Dolar’ın, 80 milyar Dolar’ını Hazine’mize ve borsamıza sıcak para olarak yatırır; bizim paramıza havadan yüzde 22 fâiz alırlar. 112 milyar Dolar’ın ne kadarının mevduat alınan ülkeye yatırılacağına ise, rating (değerleme) şirketleri karar verirler. Buna, ülke riski” denilir.

Bu hükûmet geldikten beri bu yolla, sıcak paraya yaklık 90 milyar Dolar fâiz ödedik (2007 yılına kadar). İşte bu fâizlerle, yâni hiç para koymadan yabanlar bankalarımızı ve diğer önemli kuruluşlamızı satın aldılar. Almaya da devam edecekler.

Bu sebeple, ülkemize rekor derecede yabancı yatırımcı geldi. Küresel sermaye, bu yolla hiç sermaye koymadan, rkiye’deve gelişmekte olan diğer ülkelerde iyipara kazanıyor. Yabancıların AKP’yi neden destekledikleri belli değil mi?

İşte bu sistem uluslararası bir dolandırıcılıktır.Türkiye'nin bankalar ve Merkez Bankası üzerinden nasıl soyulduğunun çok net çekilmiş bir fotoğradır.

Şimdigözlerini, bankalarla birlikte Türk halkının elindeki altınlara diktiler. Parlak vaâtlerle, halkın elindeki altınları da toplaktan sonra, kaılığı, Türkiye şındaki büyük bankalara yatıracaklar. Türkiyenin elinde hbir birikim kalmayacak.

Şu anda Türk halkının elinde bulunan altınlar, yük bir felâket veya büyük bir savaş durumunda Türkiye’nin en büyük teminatlarından biridir. rkiyenin elinde hiçbir teminat kalmasın diye, şimdi altınlada topluyorlar.

AKP iktidarı buna iktidarda kalmakiçin yol veriyor ama Türkiye ile birlikte kendisini de yok ediyor.

Gen gün içişleri eski Bakanı Sadettin Tantan bize, “bugün en önemli istihbarat yapısı olan sigorta şirketleri, bankacılık ve haberleşme sistemleri yabancıların elindedir. Stratejik bütün kurumlar özelltirildiği için istihbarat da özelleşmiştir. Hâtşünce kuruluşları da biraz istihbarat yapılanması erisindedirdiyordu.

Bir insanın vücudundaki, sinir sisteminin, dolım sisteminin ve sindirim sisteminin dışarıdan başka bir insan tarafından kontrol edildiğini düşünün. Türkiye işte bu duruma düşürülmüştür.

Türkiye’yi, “vücudunu satan bir ülke” durumuna getirmişlerdir.

“Vücuduma sâhip olabilirsiniz ama rûhuma asla” sözü ise çoktan tarihe karışmış olup, Türkiye’deki ve civarımızdaki bütün Türkler ya asimilasyonla (kültürel soykırımla), ya da alenen öldürülerek dünyâ üzerinden silinmektedir!

***

“Lâikliği sorgulama” söylemleriyle meşhur olup, sonunda Fetocu olarak giden Toktamış Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.

d]

 

Bir hekim arkadaşımın Mehmet Ali Birand hakkındaki yorumunu da ekliyorum:

***

ÖLENİN ARDINDAN KONUŞMAK (YA DA YAZMAK)

“Ölenin ardından konuşulmaz!” derler. Ama dediklerine kendileri uymazlar. Ölenin ardından güzelleme yapılıyorsa konuşuluyor demektir. Konuşuluyorsa doğrusu söylenmeli!

Mehmet Ali Birand, bir süredir savaştığı hastalığa yenik düştü. Türkiye’de yazılı ve görüntülü gazeteciliğin ünlü adlarından olduğu için arkasından konuşulmaması veya yazılıp, çizilmemesi olanaksız!


Birand Türkiye’deki medya başkalaşımının aynası oldu!

Başkalaşım yüz kızartıcı bir olayla başladı.

Otuz İkinci Gün’ü TRT adına yaptığı yıllarda naylon fatura kullanımıyla hesapları şişirdiği gerekçesiyle yargılandı. Dolandırıcılık suçundan hüküm giydi. Sicilinin temizliği nedeniyle cezası ertelendi. Aynı, suçtan yargılandığı bir başka davada hüküm giymek üzereyken “zaman aşımı” cankurtaran simidi oldu. Buradan da hüküm giymesi kaçınılmazdı. Böyle bir durumda öncekiyle birlikte olmak üzere cezasını çekmek için yolu cezaevine düşecekti.

Bu incecik çizgi Birand’ı borçlandırmış oldu. Borçlu insan her şeyi yapmaya yatkındır. Umarsızlık ve köşeye sıkışmışlık davranışlarını gerekçelendirme imkânı verir.

Oyunun ikinci perdesinde, Mehmet Ali Birand, gazetecilik yerine yağcılık yapmayı seçti. Belki de seçmek zorunda kaldı.

O dolandırıcılık suçundan cezaevine girmedi belki ama Mustafa Balbay, Soner Yalçın, Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek ve daha niceleri gazetecilik yaptıkları için demir parmaklıkların ardına düştüler. Birand güçlünün gücüne güç katan güzellemecilikten meslektaşlarının başına gelene zaman ayır(a)madı.


Birand, gazetecilikteki sayısız ilkin altına imza atmasının yanı sıra Türkiye’de medya alanında yaşanan utanç verici başkalaşımın da önde gelen figürlerinden olmakta sakınca görmedi.


Gece boyunca hemen her kanalda Birandsever izlencelerin biri diğerini izliyor.

Bol söz, hiç öz!

]

]

Medyamız Birand’ın bıraktığı yerden başkalaşıma yeni boyutlar eklemeyi sürdürüyor.

***

Sevgili Mekâncılar,

-Ekmeğimize suikast yapılıyor, dikkat!

-Diyarbakır’daki cenaze töreni tam bir Kürtçülük şovu altında gerçekleşti. Gerisi boş lâf!

-Paris’te “infaz edilen” üç PKK yöneticisinin akabinde de garip infazlar, infaz teşebbüsleri devam ediyor:

-Yunanistan’da “Thema 9.89” adlı radyo istasyonunun genel yayın yönetmenliğini yapan Sokratis Giolas adlı gazetecinin geçtiğimiz gün evinin önünde esrarengiz bir şekilde öldürülmesinin ardından, ülkede son dönemde artan terör olaylarına yönelik tartışma da alevlendi. Giolas, kimliği meçhûl bir kişinin, Atina’daki evinin zilini çalarak “hırsızlar otomobilinizi çalıyor” demesi üzerine sokağa fırladı. Dışarı çıkan Giolas’a önceden pusu kuran özel güvenlik üniformalı üç saldırgan 16 el ateş etti. Vücuduna 13 mermi isâbet eden 37 yaşındaki Yunan gazeteci olay yerinde öldü. Saldırganlar daha sonra da çaldıkları otomobili evin yakınında ateşe verip kayıplara karıştı.

-Biraz evvel seyrettik canlı yayınlarda: Bulgaristan’da, üyelerinin çoğunluğunu Türk’lerin oluşturduğu muhalefet Hak ve Özgürlükler Hareketi Lideri Ahmet Doğan’a karşı silâhlı saldırıda bulunuldu. Mucizevî bir şekilde, silâhın tetiği düşmesine rağmen, mermi ateş almadı. Alsaydı tam şakağından vurulmuş olacaktı.

-Bulmacanın parçalarını, bugünlere kadar olup bitenleri de dikkate alarak birleştirirsek, bütün oklar neye işaret ediyor dersiniz?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19 Ocak 2013 Cumartesi

İNANÇ SİSTEMLERİ, DİNLER ve EVRİM
ANTİPSİKOTİK İLÂÇLARIN İSTENMEYEN ETKİLERİ

Related Posts

 

Yorum 6

Already Registered? Login Here
Guest - Barbaros Yıldırım on Cumartesi, 19 Ocak 2013 20:13
zavallılar

Hâ... rahmet dilemiyorum.

0
Hâ... rahmet dilemiyorum.
Guest - Murat Şaşzade on Pazartesi, 21 Ocak 2013 10:07
Türklüğün Tasfiyesi

Sevgili Hocam,

Son günlerde, narkozla uyutulan halkımıza acımasızca Türklüğün Tasfiyesi oyunu seyrettiriliyor. Bugünlere bilinçli olarak getirilen ülkemizin tüm devlet kurumlarının millî kimliği neredeyse yok edilmiştir. Türklüğün tasfiyesi hedefi için, tarihsel, dinsel ve ekonomik nedenlerle ve de DDD/ABG patentli projelerin önünde en büyük engel olan ulus devlet yapısıyla, ülkemize karşı ekonomik, kültürel, siyasi, sosyal ve güvenlik alanlarında yoğun bir terör faaliyeti ve Gayri Nizâmi Psikolojik Harp uygulanmıştır.

1980'den başlayarak günümüze kadar olan süreçte, ülkemiz DDD'nin âdeta laboratuvarı hâline getirilmiştir. Doğal olarak, bu sistemin içerisine ABG ve istihbârât teşkilâtları tarafından, özellikle etnik kökeni Türk olmayanlardan, Atatürk tarafından sürgün edilen işbilikçi 150'liklerin âile bireylerinden seçilen bazı kişiler, yetişirilmiş, devşirilmiş ve politikacı, asker, ekonomist, din adamı, hukukçu, gazeteci, aydın, sanatçı, vb kimlikleriyle, Beşinci Kolcu ya da uyuyan ajan olarak toplum içine monte edilmiştir. Görev zamanı gelince toplum içinde saygın yer edinmiş bu şahıslar, uyandırılarak şu görevleri yerine getirmişlerdir: Türkiye'nin devlet yapısının zaafa uğratılması, 24 Ocak kararlarıyla başlatılan piyasaların sözde liberalleştirilmesi ve devletin ekonomik alandan geri çekilmesi operasyonuyla devletin küçültülmesi, halk arasında etnik ve mezhep ayrımcılığının körüklenmesi, din istismârı yaparak dini kavramların kirletilmesi, toplumu geliştirecek değil engelleyecek Emevi kültürünün baskın olduğu bir din anlayışının yerleştirilmesi, terör faaliyetleriyle toplumun dehşete düşürülmesi, sosyal hayatın felce uğatılması, insanların arasında önce sağ-sol, Alevi-Sünni ve Türk-Kürt kutuplaşmalarının gerçekleştirilmesi, Atatürkçü subay, hukukçu, gazeteci, bilim adamlarının sûikasdlarla öldürülmesi. Bu süreçte, tüm hedef ülkenin ulus devlet yapısının yok edilmesiydi. Bunun önündeki en büyük engel Atatürkçü düşünce olduğu için TSK'nın içinde engel oluşturan kadroların tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bu tasifyenin bir kısmı zâten yakın tarihimizde yapılmıştır. Tâlat Aydemir'in darbe girişiminde, onun peşinden giden Harbiyelilerin tümü okuldan atılmıştır. Böylece ileride, bu gençlerin subay olarak TSK'yı millî bir çizgiye sokması engellenmiştir. Zaten, NATO'ya girdikten sonra yapılan operasyonlar, darbelerle Atatürk'ün ordusu olmaktan çıkartılan TSK'nın içinde hizipçilik başlamıştı. Kişisel görüşüme göre, bu gruplar, Atlantikçiler, Brükselciler, Avraysacılar ve Atatürkçülerden oluşuyordu. TSK'yı etkisiz hâle getirmek ve BOP projesinde operasyonel güç olarak kullanmak için önce Apo ve Feto gibi kuklalarla ordumuz yıpratılmış ve zaafa uğratılmıştır. Ardından herkesin bildiği dâva süreçleriyle, ülkemizin Atatürkçü bilim adamları, aydınları, subayları, Silivri zindanlarına atılmıştır. Bütün bunlar, Atatürkçülüğün Türkiye'den silimesi için yapılmıştır. Çünkü Türklüğü tasfiye etmenin birinci şartı, Atatürkü karalamak, onun kazandırdığı tüm değerleri küçültmek ve Kurtuluş Savaşı'nı değersizleştirmektir.

Bütün bunların yapılması için, ekonomik terörün de uygulanması gerekiyordu. 24 Ocak kararları ile başlatılan süreçte, karma ekonomik yapımız yavaş yavaş vahşi kapitalizme dönüştürülmüştür. Ülkede paranın Tanrılaştırılması yaşanmıştır. Tüm ahlâki değerler erozyana uğratılmıştır. Halk, meyda aracılığıyla yoğun olarak borsa, altın, dolar gibi konularda uyaran bombardımanına tutulunca, sizin bu mekânda defalarca anlattığınız gibi, vatandaşlarımızda koşullu refleksler gelişmiştir, uyaran şokunu yedikçe elinde avucunda ne varsa borsa, döviz kumarhanesi, bankerlere ve offshore hesaplarına yatırarak ellindeki değerleri, önce 5 Nisan kararlarıyla, kaybetmiştir. Ardından başka bir ABG bireyi Dervish'in ülkemizde 2000 yılında önceden tasarlanmış ekonomik krizde gelmesiyle yıkım daha da büyük olmuştur. Bu kayıplar, halkın aşırı borçlanması, devlet kurumlarının, kitlerin yok pahasına özelleştirilmesi, egemenliğimizi tehdit eder hâle gelmiştir.

Kültürel teröre incelediğimizde, medyayı bakınca şunları görebiliriz. Medyaya çıkan ve köşebaşlarını tutan ünlü televizyouncu, gazeteci, sanatçı, bilim adamı, tarihçi ve yazarların çoğu, son zamanlarda örtülü olarak aslında Türk olmadığımızı ve sanki asimile edilmiş Helenler olduğumuz mesajını eşikaltı uyaranlar aracılığıyla veriyorlar. Kürtlere, Ermenilere soykırım yaptığımızı belirtiyorlar. Dersim olaylarını ön plana çıkartıp Atatürk'ü suçluyorlar. En önemlisi Atatürk'ü diktatör olarak gösteriyorlar. Aşiretlerin ve feodal ilişkilerin sempatik gösteren diziler, sürekli insanların gözüne sokulan Kürtlerin folklorü ve yemek kültürü, berbat türküler yardımıyla neredeyse toplum Kürtleştirilmektedir.

Haddimi aşarak, sizin uzmanlık alanınızda bir konuya değinmek istiyorum. Bana göre, birileri bu laboratuvarda o kadar bilimsel çalışıyor ki, bir imamdan yarattıkları bir tiplemeyle tüm halkın Folie à deux, paylaşılmış psikoz durumuna benzer bir biçimde patolojik bir şahsın psikozunu paylaşmasını sağladılar. Başka türlü, bu hipnozu, halkımızın nasıl uyutulduğunu anlatırken bir parça eksik kalır diye düşünüyorum.

Önümüzdeki günlerde, yeni Anayasa kapsamına, DDD'nin istediği gibi Türkiye'nin küçültülmesi için, önce demokratik özerklik, sonra fedarasyon sistemi sokulacaktır. Asala'nın devamı olan PKK'nın artık son kullanma tarihi gelmiştir. Yakında örgüt dağıtıalcak, sözde yöneticileri yurt dışında tatil yapacak ve sorna koşullar oluşunca yurda dönüp meclise girecektir. Halk örgüt bitti diye sevinirken, siyasallaştığını yapılan perdeleme operasyonuyla anlayamayacaktır. Gladio kuklasının göstermelik yakalanmasıyla ve Türkiye'ye teslim edilmesi, Türklüğün Tasfiyesi projesinin en önemli ayağıydı. Teslim edildiğinde ABG ile imzalanan protokol, bana göre halktan yıllarca gizlendi. Tasfiye projesinin finaline geldiğimiz günlerde, geçtiğimiz yıl terörün yoğunluğunu ve taktiğini artırmasıyla, şehitlerimizin sayısı arttı ve bu durum halkta endişe ve yılgınlık yarattı. Millî kimliğini kaybetmiş istihbârat teşkilâtının çapsız yöneticileri kendilerine iyice öğretilen plan ve senaryo kapsamında faaliyetlerini yoğunlaştırarak, terörün askeri metotlarla çözülemeyeceğini, bu yüzden masa başında siyasî çözüm gerektiğini medya aracılığıyla halka aktararak, zihinleri hazırladı. Bu amaçla, teşkilâtın eski isimleri kanal kanal dolaşarak en iyi çözümün siyasî çözüm olduğunu, Devletin eskiden Kürtlere zulüm yaptığını anlatarak, Kürtlerin mağdur ve Türklerin barbar olduğu mesajını halka kabul ettirmiştir. Oslo görüşmelerinin sızıdırılması planlı bir harekettir. Açılım görüşmelerini yürütenler, anayasal bir suç işlediklerini ve ileride bunun hesabını vereceklerini unutmasınlar. Apo kod adlı canavardan Mandela yatatma projesinde, engel oluşturabilecek herkes etkisiz hale getirilmektedir. Bu süreç sonucunda genel af çıkartılacak ve terörist hâinler affedilecek ile TSK'nın Silivri'de esir tutulan Atatürkçü subayları serbest bırakılacaktır. Böylece halkın zihninde terör örgütü ile TSK eşitlencektir. Bütün Psikolojik Harp operasyonu bu amaçla yapılmaktadır. PKK kurulurken, eski karısı Kesire Öcalan'ın Mit ajanı olduğu iddiası babasının Ali Yıldırım'ın Diyarbakır'da Mit mensubu olduğu, PKK kurulurken en yakınında yer alan Pilot Necati kod adlı şahsın TSK mensubu olduğu, Avni Özgürel adlı derin şahsın Apo'yu Ankara'da Mit'te çaycılık yaparken gördüğü iddiaları ayyuka çıkınca, halk yapılan propagandalarla örgütü Ergenekon adlı hayali bir yapılanmanın kurduğunu sanmış ve askerlerimizin boşuna şehit olduğu sonucuna varmıştır. Paris'te üç kadın teröristin öldürülmesi, ardından Rusya'da Dede Hasan adlı PKK destekçisi bir mafya babasının infaz edilmesi arasında bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen konuşmaması gereken şahıslar ortadan kaldırılmıştır. Böylece Apo'nun önündeki engeller temizlenmiştir. Kuzey Irakt'a Barzani önderliğinde yaratılan kukla devletle, ülkemizin Güneydoğusu'nun entegre olması sağlanacaktır. Mersin limanının sâhibi Barzani olunca, durum net olarak anlaşılmaktadır. Suriye kriziyle başlayan ve ardından ileride İran'a da sıçrayacak olan ve sonu muhtemelen Armagedon Harbiyle gelecek olan süreçte, bulmacanın parçalarını birleştirdiğimizde, oklar Türklüğün Tasfiyesini, bağımsızlığımızın yok edilmesini gösteriyor. Dünya'nın yeniden paylaşılmasından sonra, dengeler oturduğunda hâlâ sağlam kalırsak, Zümrüdü Ankâ kuşu gibi yeniden dirilerek on sekizinci devletimizi uzun vâdede kurarız.

İzmir'den özlem ve dostlukla,
Sevgim ve Saygımla...

MKD: Sevgili MŞ, hepsin,n altına imzamı atıyorum.
Kucak dolusu sevgilerle...

0
Sevgili Hocam, Son günlerde, narkozla uyutulan halkımıza acımasızca Türklüğün Tasfiyesi oyunu seyrettiriliyor. Bugünlere bilinçli olarak getirilen ülkemizin tüm devlet kurumlarının millî kimliği neredeyse yok edilmiştir. Türklüğün tasfiyesi hedefi için, tarihsel, dinsel ve ekonomik nedenlerle ve de DDD/ABG patentli projelerin önünde en büyük engel olan ulus devlet yapısıyla, ülkemize karşı ekonomik, kültürel, siyasi, sosyal ve güvenlik alanlarında yoğun bir terör faaliyeti ve Gayri Nizâmi Psikolojik Harp uygulanmıştır. 1980'den başlayarak günümüze kadar olan süreçte, ülkemiz DDD'nin âdeta laboratuvarı hâline getirilmiştir. Doğal olarak, bu sistemin içerisine ABG ve istihbârât teşkilâtları tarafından, özellikle etnik kökeni Türk olmayanlardan, Atatürk tarafından sürgün edilen işbilikçi 150'liklerin âile bireylerinden seçilen bazı kişiler, yetişirilmiş, devşirilmiş ve politikacı, asker, ekonomist, din adamı, hukukçu, gazeteci, aydın, sanatçı, vb kimlikleriyle, Beşinci Kolcu ya da uyuyan ajan olarak toplum içine monte edilmiştir. Görev zamanı gelince toplum içinde saygın yer edinmiş bu şahıslar, uyandırılarak şu görevleri yerine getirmişlerdir: Türkiye'nin devlet yapısının zaafa uğratılması, 24 Ocak kararlarıyla başlatılan piyasaların sözde liberalleştirilmesi ve devletin ekonomik alandan geri çekilmesi operasyonuyla devletin küçültülmesi, halk arasında etnik ve mezhep ayrımcılığının körüklenmesi, din istismârı yaparak dini kavramların kirletilmesi, toplumu geliştirecek değil engelleyecek Emevi kültürünün baskın olduğu bir din anlayışının yerleştirilmesi, terör faaliyetleriyle toplumun dehşete düşürülmesi, sosyal hayatın felce uğatılması, insanların arasında önce sağ-sol, Alevi-Sünni ve Türk-Kürt kutuplaşmalarının gerçekleştirilmesi, Atatürkçü subay, hukukçu, gazeteci, bilim adamlarının sûikasdlarla öldürülmesi. Bu süreçte, tüm hedef ülkenin ulus devlet yapısının yok edilmesiydi. Bunun önündeki en büyük engel Atatürkçü düşünce olduğu için TSK'nın içinde engel oluşturan kadroların tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bu tasifyenin bir kısmı zâten yakın tarihimizde yapılmıştır. Tâlat Aydemir'in darbe girişiminde, onun peşinden giden Harbiyelilerin tümü okuldan atılmıştır. Böylece ileride, bu gençlerin subay olarak TSK'yı millî bir çizgiye sokması engellenmiştir. Zaten, NATO'ya girdikten sonra yapılan operasyonlar, darbelerle Atatürk'ün ordusu olmaktan çıkartılan TSK'nın içinde hizipçilik başlamıştı. Kişisel görüşüme göre, bu gruplar, Atlantikçiler, Brükselciler, Avraysacılar ve Atatürkçülerden oluşuyordu. TSK'yı etkisiz hâle getirmek ve BOP projesinde operasyonel güç olarak kullanmak için önce Apo ve Feto gibi kuklalarla ordumuz yıpratılmış ve zaafa uğratılmıştır. Ardından herkesin bildiği dâva süreçleriyle, ülkemizin Atatürkçü bilim adamları, aydınları, subayları, Silivri zindanlarına atılmıştır. Bütün bunlar, Atatürkçülüğün Türkiye'den silimesi için yapılmıştır. Çünkü Türklüğü tasfiye etmenin birinci şartı, Atatürkü karalamak, onun kazandırdığı tüm değerleri küçültmek ve Kurtuluş Savaşı'nı değersizleştirmektir. Bütün bunların yapılması için, ekonomik terörün de uygulanması gerekiyordu. 24 Ocak kararları ile başlatılan süreçte, karma ekonomik yapımız yavaş yavaş vahşi kapitalizme dönüştürülmüştür. Ülkede paranın Tanrılaştırılması yaşanmıştır. Tüm ahlâki değerler erozyana uğratılmıştır. Halk, meyda aracılığıyla yoğun olarak borsa, altın, dolar gibi konularda uyaran bombardımanına tutulunca, sizin bu mekânda defalarca anlattığınız gibi, vatandaşlarımızda koşullu refleksler gelişmiştir, uyaran şokunu yedikçe elinde avucunda ne varsa borsa, döviz kumarhanesi, bankerlere ve offshore hesaplarına yatırarak ellindeki değerleri, önce 5 Nisan kararlarıyla, kaybetmiştir. Ardından başka bir ABG bireyi Dervish'in ülkemizde 2000 yılında önceden tasarlanmış ekonomik krizde gelmesiyle yıkım daha da büyük olmuştur. Bu kayıplar, halkın aşırı borçlanması, devlet kurumlarının, kitlerin yok pahasına özelleştirilmesi, egemenliğimizi tehdit eder hâle gelmiştir. Kültürel teröre incelediğimizde, medyayı bakınca şunları görebiliriz. Medyaya çıkan ve köşebaşlarını tutan ünlü televizyouncu, gazeteci, sanatçı, bilim adamı, tarihçi ve yazarların çoğu, son zamanlarda örtülü olarak aslında Türk olmadığımızı ve sanki asimile edilmiş Helenler olduğumuz mesajını eşikaltı uyaranlar aracılığıyla veriyorlar. Kürtlere, Ermenilere soykırım yaptığımızı belirtiyorlar. Dersim olaylarını ön plana çıkartıp Atatürk'ü suçluyorlar. En önemlisi Atatürk'ü diktatör olarak gösteriyorlar. Aşiretlerin ve feodal ilişkilerin sempatik gösteren diziler, sürekli insanların gözüne sokulan Kürtlerin folklorü ve yemek kültürü, berbat türküler yardımıyla neredeyse toplum Kürtleştirilmektedir. Haddimi aşarak, sizin uzmanlık alanınızda bir konuya değinmek istiyorum. Bana göre, birileri bu laboratuvarda o kadar bilimsel çalışıyor ki, bir imamdan yarattıkları bir tiplemeyle tüm halkın Folie à deux, paylaşılmış psikoz durumuna benzer bir biçimde patolojik bir şahsın psikozunu paylaşmasını sağladılar. Başka türlü, bu hipnozu, halkımızın nasıl uyutulduğunu anlatırken bir parça eksik kalır diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde, yeni Anayasa kapsamına, DDD'nin istediği gibi Türkiye'nin küçültülmesi için, önce demokratik özerklik, sonra fedarasyon sistemi sokulacaktır. Asala'nın devamı olan PKK'nın artık son kullanma tarihi gelmiştir. Yakında örgüt dağıtıalcak, sözde yöneticileri yurt dışında tatil yapacak ve sorna koşullar oluşunca yurda dönüp meclise girecektir. Halk örgüt bitti diye sevinirken, siyasallaştığını yapılan perdeleme operasyonuyla anlayamayacaktır. Gladio kuklasının göstermelik yakalanmasıyla ve Türkiye'ye teslim edilmesi, Türklüğün Tasfiyesi projesinin en önemli ayağıydı. Teslim edildiğinde ABG ile imzalanan protokol, bana göre halktan yıllarca gizlendi. Tasfiye projesinin finaline geldiğimiz günlerde, geçtiğimiz yıl terörün yoğunluğunu ve taktiğini artırmasıyla, şehitlerimizin sayısı arttı ve bu durum halkta endişe ve yılgınlık yarattı. Millî kimliğini kaybetmiş istihbârat teşkilâtının çapsız yöneticileri kendilerine iyice öğretilen plan ve senaryo kapsamında faaliyetlerini yoğunlaştırarak, terörün askeri metotlarla çözülemeyeceğini, bu yüzden masa başında siyasî çözüm gerektiğini medya aracılığıyla halka aktararak, zihinleri hazırladı. Bu amaçla, teşkilâtın eski isimleri kanal kanal dolaşarak en iyi çözümün siyasî çözüm olduğunu, Devletin eskiden Kürtlere zulüm yaptığını anlatarak, Kürtlerin mağdur ve Türklerin barbar olduğu mesajını halka kabul ettirmiştir. Oslo görüşmelerinin sızıdırılması planlı bir harekettir. Açılım görüşmelerini yürütenler, anayasal bir suç işlediklerini ve ileride bunun hesabını vereceklerini unutmasınlar. Apo kod adlı canavardan Mandela yatatma projesinde, engel oluşturabilecek herkes etkisiz hale getirilmektedir. Bu süreç sonucunda genel af çıkartılacak ve terörist hâinler affedilecek ile TSK'nın Silivri'de esir tutulan Atatürkçü subayları serbest bırakılacaktır. Böylece halkın zihninde terör örgütü ile TSK eşitlencektir. Bütün Psikolojik Harp operasyonu bu amaçla yapılmaktadır. PKK kurulurken, eski karısı Kesire Öcalan'ın Mit ajanı olduğu iddiası babasının Ali Yıldırım'ın Diyarbakır'da Mit mensubu olduğu, PKK kurulurken en yakınında yer alan Pilot Necati kod adlı şahsın TSK mensubu olduğu, Avni Özgürel adlı derin şahsın Apo'yu Ankara'da Mit'te çaycılık yaparken gördüğü iddiaları ayyuka çıkınca, halk yapılan propagandalarla örgütü Ergenekon adlı hayali bir yapılanmanın kurduğunu sanmış ve askerlerimizin boşuna şehit olduğu sonucuna varmıştır. Paris'te üç kadın teröristin öldürülmesi, ardından Rusya'da Dede Hasan adlı PKK destekçisi bir mafya babasının infaz edilmesi arasında bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen konuşmaması gereken şahıslar ortadan kaldırılmıştır. Böylece Apo'nun önündeki engeller temizlenmiştir. Kuzey Irakt'a Barzani önderliğinde yaratılan kukla devletle, ülkemizin Güneydoğusu'nun entegre olması sağlanacaktır. Mersin limanının sâhibi Barzani olunca, durum net olarak anlaşılmaktadır. Suriye kriziyle başlayan ve ardından ileride İran'a da sıçrayacak olan ve sonu muhtemelen Armagedon Harbiyle gelecek olan süreçte, bulmacanın parçalarını birleştirdiğimizde, oklar Türklüğün Tasfiyesini, bağımsızlığımızın yok edilmesini gösteriyor. Dünya'nın yeniden paylaşılmasından sonra, dengeler oturduğunda hâlâ sağlam kalırsak, Zümrüdü Ankâ kuşu gibi yeniden dirilerek on sekizinci devletimizi uzun vâdede kurarız. İzmir'den özlem ve dostlukla, Sevgim ve Saygımla... MKD: Sevgili MŞ, hepsin,n altına imzamı atıyorum. Kucak dolusu sevgilerle...
Guest - Baysungurozan on Pazartesi, 21 Ocak 2013 13:27
Mengenedeki testi Türkiye.

Bu kadar basınca zorlamaya hiç bir şey dayanmaz,bu memleket patlayacak,kahinlik yapmıyoruz,insanlara bunları anlattığımız zaman şüphe ediyorlar,garip bakışlar atıp çok bilmişçe dudak büküyorlar...Bu ruh halinin ,davranış şeklinin adı nedir,boş kibir. Başka hiç bir şey değil...Devam etsinler,biz ne olduğunu görüyoruz,bir kişi bile anlasa kazanç bizim için,anlatacağız,başka yapacak birşey yok.Dudak büzenler de olaylar ve koşulların yumruğunu habersiz şekilde yiyince ne olduğunu anlayacaklar,o gün ağlar dövünürler.Geçti...Marifet olaylar patlamadan işi sezmektir,insanların çoğunluğunda bu maalesef yok...Çok ağır dolaplar dönüyor,yapanlar belli,ABD ve kuzeni İngiltere,Avrupanın demirbaşları ve küçük görünümlü büyük baba İsrail,her şey bunların çevirdiği filmdir,öbür taraftan diğer pehlivanlar Rusya ve Çin'de meydandadır,bunlar dalaşır,ortalık böyle karışır...Meselenin aslı bundan ibaret,bizde seyrediyoruz millet olarak,bari ne döndüğünü insanlar daha çok anlayabilseler,ne güzel hap yutturmuşlar toplum mühendisleri,gizli servis kurtları bu millete,Bunca şey ortada,gene %50 oy çıkıyor bizim canavar aslan kaplanlara...Ne diyeyim,olaylar ve koşullar yumruk olup kafaya vurunca aaaa ne oluyor yaaa diye uyanıverirler hazreti uyuyan güzeller...Gidişat iyi mi hocam,ne olacağı belli değil mi.İşimiz Allaha kalmış,onunda buralarda pek işi yok gibi görünüyor.Ne diyeyim uyu yavrum uyu,her hapı sevinçle yut uyanınca ağlarsın Güzel ülkem Türkiyem...

0
Bu kadar basınca zorlamaya hiç bir şey dayanmaz,bu memleket patlayacak,kahinlik yapmıyoruz,insanlara bunları anlattığımız zaman şüphe ediyorlar,garip bakışlar atıp çok bilmişçe dudak büküyorlar...Bu ruh halinin ,davranış şeklinin adı nedir,boş kibir. Başka hiç bir şey değil...Devam etsinler,biz ne olduğunu görüyoruz,bir kişi bile anlasa kazanç bizim için,anlatacağız,başka yapacak birşey yok.Dudak büzenler de olaylar ve koşulların yumruğunu habersiz şekilde yiyince ne olduğunu anlayacaklar,o gün ağlar dövünürler.Geçti...Marifet olaylar patlamadan işi sezmektir,insanların çoğunluğunda bu maalesef yok...Çok ağır dolaplar dönüyor,yapanlar belli,ABD ve kuzeni İngiltere,Avrupanın demirbaşları ve küçük görünümlü büyük baba İsrail,her şey bunların çevirdiği filmdir,öbür taraftan diğer pehlivanlar Rusya ve Çin'de meydandadır,bunlar dalaşır,ortalık böyle karışır...Meselenin aslı bundan ibaret,bizde seyrediyoruz millet olarak,bari ne döndüğünü insanlar daha çok anlayabilseler,ne güzel hap yutturmuşlar toplum mühendisleri,gizli servis kurtları bu millete,Bunca şey ortada,gene %50 oy çıkıyor bizim canavar aslan kaplanlara...Ne diyeyim,olaylar ve koşullar yumruk olup kafaya vurunca aaaa ne oluyor yaaa diye uyanıverirler hazreti uyuyan güzeller...Gidişat iyi mi hocam,ne olacağı belli değil mi.İşimiz Allaha kalmış,onunda buralarda pek işi yok gibi görünüyor.Ne diyeyim uyu yavrum uyu,her hapı sevinçle yut uyanınca ağlarsın Güzel ülkem Türkiyem...
Guest - Mustafa on Pazartesi, 21 Ocak 2013 20:03
ALTINLAR DA GİTTİ-GİDİYOR

BDPS(borçla dayalı para sistemi) içinde devletin yeni fiziksel para basması yeni borç anlamına gelir. Borçlanma faizi yüksek olduğu için para yaratabilecek başka alternatif yöntemleri de yok !

Başbakan , "dolar rezervimiz 120 milyar dolara ulaştı "diyor.
"Elimizdeki döviz kadar para basıyoruz "diyor ...
Aman ne iyi!
ABD karşılıksız para basıyor ve biz de elimizdeki dolara göre para basıyorsak aslında biz de karşılıksız basıyoruz sayın başbakan .

İngiliz Financial Times gazetesinde Eylül 2011 tarihli yazıda Türkiye’nin 2012 yılında 200 milyar dolarlık borç ödemesi yapacağı bu yüzden sıkıntıya düşeceğinden bahsediliyordu ...

Türkiye'nin cari açığı 75 milyar doları buldu.
Mevcut rezervleri 90 milyar dolardır .
Yani, 200 milyar doları bulan dış ödemeler nedeniyle halkının yastık altındaki altınları önemli bir kaynaktır.

Financial Times dergisinde yayımlanan yazıdan 6 ay sonra Merkez Bankası altın toplama operasyonlarını başlatması, tesadüf müdür?

Ya! Wall Street Journal 'ın 5000 ton civarındaki yastık altı altınlarını Türkiye’nin nakit açıklarını kapatmaya ya da yeni para yaratma aracı olarak önermesi de mi tesadüf?

Halktan yastık altı altınları bankalar aracılığıyla toplayıp Merkez Bankasına koyacaklar. Büyük miktarda munzam karşılık olan %20 sayesinde Merkez Bankasında önemli oranda altın toplanacak. Altınlar Merkez Bankasında toplandıktan sonra da nasıl olsa yetkililer kâğıt dolar temin etmede kullanmak isteyeceği için altınları yurt dışına uçurmak yani buharlaştırmak kolaylaşacak.

Bu sistem battı...
Nakit sıkıntısı hat safhaya varmış durumdadır...
760 milyar dolarlık ekonomide sadece 53 milyarlık lilit para artık ekonomiyi döndüremez...

YANİ ALTINLAR DA GİTTİ-GİDİYOR.

Saygımla...

0
BDPS(borçla dayalı para sistemi) içinde devletin yeni fiziksel para basması yeni borç anlamına gelir. Borçlanma faizi yüksek olduğu için para yaratabilecek başka alternatif yöntemleri de yok ! Başbakan , "dolar rezervimiz 120 milyar dolara ulaştı "diyor. "Elimizdeki döviz kadar para basıyoruz "diyor ... Aman ne iyi! ABD karşılıksız para basıyor ve biz de elimizdeki dolara göre para basıyorsak aslında biz de karşılıksız basıyoruz sayın başbakan . İngiliz Financial Times gazetesinde Eylül 2011 tarihli yazıda Türkiye’nin 2012 yılında 200 milyar dolarlık borç ödemesi yapacağı bu yüzden sıkıntıya düşeceğinden bahsediliyordu ... Türkiye'nin cari açığı 75 milyar doları buldu. Mevcut rezervleri 90 milyar dolardır . Yani, 200 milyar doları bulan dış ödemeler nedeniyle halkının yastık altındaki altınları önemli bir kaynaktır. Financial Times dergisinde yayımlanan yazıdan 6 ay sonra Merkez Bankası altın toplama operasyonlarını başlatması, tesadüf müdür? Ya! Wall Street Journal 'ın 5000 ton civarındaki yastık altı altınlarını Türkiye’nin nakit açıklarını kapatmaya ya da yeni para yaratma aracı olarak önermesi de mi tesadüf? Halktan yastık altı altınları bankalar aracılığıyla toplayıp Merkez Bankasına koyacaklar. Büyük miktarda munzam karşılık olan %20 sayesinde Merkez Bankasında önemli oranda altın toplanacak. Altınlar Merkez Bankasında toplandıktan sonra da nasıl olsa yetkililer kâğıt dolar temin etmede kullanmak isteyeceği için altınları yurt dışına uçurmak yani buharlaştırmak kolaylaşacak. Bu sistem battı... Nakit sıkıntısı hat safhaya varmış durumdadır... 760 milyar dolarlık ekonomide sadece 53 milyarlık lilit para artık ekonomiyi döndüremez... YANİ ALTINLAR DA GİTTİ-GİDİYOR.:D Saygımla...
Guest - devlet demin on Pazartesi, 21 Ocak 2013 20:26
devleti yönetenler

Ülkeyi kim yönetecek?

Ülkeleri yönetenlere bakınız. Bütün dünyada ülkeler elit bir sınıf tarafından yönetilir.[b] Bu sınıf, bürokratlar, medya sahipleri ve çalışanları, yargı organları üyeleri, üniversite mensupları, sanatkârlar ve bunları finanse edenler ile ülkenin zenginleri tarafından oluşturulur. Gelişmekte olan ülkelerde, bu sınıfa "silahlı kuvvetler"i de eklemek gerekir. Zaten, anayasalar da bu esasa göre hazırlanmıştır.
Ülkelerin yönetim biçimi ister demokrasi ister krallık olsun, bu güçler her zaman sahnededir. Aslında, demokrasi denilen şey, "kral"ın belli bir süre için seçilmesi ve zamanı gelince değişim olanağının korunmasıdır. "Güçler ayrılığı" sistemi, hâkim sınıfların birbiri üzerinde olası baskı ve hâkimiyetini önlemek üzere getirilmiştir. Özerk kurumlar bulunması, seçilmiş bir meclisin olması, ülkenin meclisin seçeceği bir hükümet tarafından yönetilmesi ile tarafsız ve anayasayı savunan bir cumhurbaşkanının bulunması, "güçler ayrılığı" sisteminin bir gereğidir. Bunlara, "milli güvenlik kurulu" ve "anayasa mahkemesi" gibi kurumları da ekleyebiliriz.

Bu adamı mı referans veriyorsun kıymetli hocam. pes...

0
Ülkeyi kim yönetecek? Ülkeleri yönetenlere bakınız. Bütün dünyada ülkeler elit bir sınıf tarafından yönetilir.[b] Bu sınıf, bürokratlar, medya sahipleri ve çalışanları, yargı organları üyeleri, üniversite mensupları, sanatkârlar ve bunları finanse edenler ile ülkenin zenginleri tarafından oluşturulur. Gelişmekte olan ülkelerde, bu sınıfa "silahlı kuvvetler"i de eklemek gerekir. Zaten, anayasalar da bu esasa göre hazırlanmıştır. Ülkelerin yönetim biçimi ister demokrasi ister krallık olsun, bu güçler her zaman sahnededir. Aslında, demokrasi denilen şey, "kral"ın belli bir süre için seçilmesi ve zamanı gelince değişim olanağının korunmasıdır. "Güçler ayrılığı" sistemi, hâkim sınıfların birbiri üzerinde olası baskı ve hâkimiyetini önlemek üzere getirilmiştir. Özerk kurumlar bulunması, seçilmiş bir meclisin olması, ülkenin meclisin seçeceği bir hükümet tarafından yönetilmesi ile tarafsız ve anayasayı savunan bir cumhurbaşkanının bulunması, "güçler ayrılığı" sisteminin bir gereğidir. Bunlara, "milli güvenlik kurulu" ve "anayasa mahkemesi" gibi kurumları da ekleyebiliriz. Bu adamı mı referans veriyorsun kıymetli hocam. pes...