Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ASSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

Bütün psikiyatrik tasnif, semiyoloji ve nozoloji sistemlerini tetkik ettim.


Hiçbirinde kendime uyan bir “Entité Morbide” bulamadım. Demek ki ben ya eşsizim, ya yokum, ya da No Men’s Land’deyim. Yâni Âraf’tan da beter bir bölgedeyim.

Ta bebekliğimden beri bir garip mahlûktum, öyle derdi annem beni pataklarken. Babam da imâ ederdi zâten. Eh, bu bir “solutide” idi ama “loneliness” değildi ama hiç bîmekân kalmadım, gelin görün ki lâmekân da olamadım.

Nev’i şahsına münhasır bir hilkat garibesiyim.

Hep Allah’a inandım ama dindar ol(a)madım.

Komünist olamadım çünkü eşyânın tabiatına aykırıydı, tekâmüle ters düşüyordu.

Bilim adamı oldum ve bâtıl olanın, alenen irrasyonel olanın hep karşısında durdum ama Rasyonalist değilim.

Bu üçünü aynı kaba doldurup hür tefekkürle müdafaa etmeye kalkınca Ulusalcı geçinen Komünistlerden az daha dayak yiyordum. Türk-Fethullahçılık sentezcileri ânında Çin seddini karşıma diktiler ve persona non grata da oldum.

Garb’a Şark gözüyle, bedevînin devesine aklın treniyle baktım ve hep her şeyden kuşkulandım ama paranoid ol(a)madım.

Hep her şeyden kuşkulandım ama Agnostikliği başaramadım çünkü Kaosun içinde bir Kozmos olduğunu hep sezinledim.

Gnostik de, Hermetik, Hümanist veya Okültist de olamadım çünkü hepsi Hakikat’ten bir şeyler yansıtsa da, bana tamamını veremiyordu yâhut ben alamıyordum. Olsam olsam Hümaniter yâni İnsancıl olabiliyorum...

Benim şahsi ve ferdî mes’ûliyetimi bana bırakan ama daha fazlasının bilinemeyeceğini, bilen bir Yüce Yaratıcı’nın varlığını anlatan Vahdet-i Vücûd felsefesi benim güvenli limanım oldu ama bu bile sâdece bir hermeneütikten ibâret, biliyorum.

Çok küçük yaşlardan beri hep bilgiye ve emeğe hürmet etmem öğretildi; kul hakkı yememem öğütlendi. Bu arada bol bol bilgiyle şişirildim ama kendimce de hep hazmettim. Doydukça iştahım da arttı ve hep aşırı çalıştım; okudum da okudum. O kadar ki, evde bulunduğu için Nûr Risâleleri’ni bile kıraat ettim. Söylediğimde hâlâ inanmayanlar var, hâlbuki bâzı “beyaz yâhut pembe renkli” olanlar hâricinde, ben bilhassa hayatî mevzûlarda yalan söylemem.

Eh, “hayatta her şeyi kompartımanlarıyla ve dengeli olarak yaşayacaksın” kuralına uyamadım çünkü nasıl yapılacağını bilmiyordum.

Âileme hiçbir yokluk veya eksiklik çektirmemeye yeminliydim ama ölçüleri tutturamadım; ebeveynim de tutturamamıştı zâten. Nihâyette ve bidâyette iyi bir koca da, işe yarar bir baba da olamadım. Muhasebesine girsem çok şey çıkar ama fenomen bu! Kızım beni elinden geldiğince sever, bir tek Neslim var ortada sâhiden sarılan...


Bugün yılbaşı, evde bu deli saçması şeyleri yazıyorum. Çünkü “muayenehâneye gitsem, bugün oraya gelecek bir deli çıkmaz” diye düşündüm. Bâri bunda haklı çıktım, sekreter “kimsenin aramadığını” söyledi ama bir hastam borcunu ödemiş. Çocuk gibi sevindim...

Şimdi, Neslim, bunu Oral Dönem’de Fiksasyon olarak değerlendirip gülecek ama evlendiğimizden beri fikse olmadığım dönemimi bırakmadı zâten…

Millet-Din Sentezi fikri hep bana absürt geldi, nitekim haklı çıktım. Dünyanın ileri kısmı bunlardan uzaklaşırken, geri kalan kısmında bu iş habis bir tümör gibi büyür oldu.

Babam gençliğinde Spiritüalizm'le ilgilenip rûh çağırmıştı defalarca, hiç inan(a)madım. Zâten sonradan kendisi de bunları beynin oyunlarından başka bir şey olmadığını söyler olmuştu ama o da bana yetmedi, kuşkuculuğum geri tepti... Şimdilerde de âlemlerin âlemlerinin mündemic olduğu Vahdet’i arar oldum. Bu amaca asla ulaşamayacağımı bilmeme rağmen, her gün gölgeler yok olduğunda, öğle vaktinde arayışıma yeniden devam etmekteyim…

Hep milliyetçi oldum ama ırkçılıktan nefret ettim. Atatürk Türkiye’sinin bana verdiği bu öğreti şiârım oldu hep. Eh, ister istemez anti-emperyalist oldum. Şimdilerde emperyalizm Kürt kartını kullanarak Türklüğü yok etmek istiyor; muhalefet ettim. Kimselere yaranamadım! Ne ironiktir ki, Türk-İslâm sentezcileri en başta kızdılar, Komünistler zâten “dışlıyorlar”; etnik ayrılıkçılar ise kelimenin tam mânâsıyla bana bayılıyorlar!

Psikanalizciler ise hem kızıyor, hem dışlıyor, hem de kelimenin tam mânâsıyla bana bayılıyorlar.

Avamın dayatmalarından çok rahatsız olduğum ve hep işin daha doğru olanını aradığım için çok araştırdım, soruşturdum ve bermutat, hep okudum, tefekkür ve tefelsüf ettim.

Aydınlar Ocağı’nda dinleyici olarak katıldığım bir konferansta Masonluk aleyhinde o kadar bol sövülüp sayıldı ama hiçbir rasyonel, sâhici gerekçe gündeme getirilmedi ki, bende merak hâsıl oldu; üstelik bu zevâtın hepsi de Millî Görüş diye diye milyonları hortumlayan, cenazesinde Türk Bayrağı Yokluğu Sendromu yaşanan Necmettin Erbakan’a biât edenlerdi. Milletten kasıtları ümetti, tıpkı şimdilerde olduğu gibi…

Bu arada Atatürk’e ve Rauf Denktaş’a tek sâhip çıkan, kent-soylu ama ABD doğumlu Lions’ta iki dönem başkanlık yaptım, Rotary’e devam ettim; vakitsizlikten birkaç sene ayrıldım ama geçenlerde geri döndüm.

Sonunda imanla lâikliği, ahlâkla bütün insanlığın kardeşliğini beraberce savunan Masonluğu keşfettim. Son senelere kadar çok mutluydum orada ama şimdilerde kafam epey karışık. “Quo Vadis (Yuhanna 16:5: Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, ‘Nereye Gidiyorsun’ diye sormuyor)” diye gezinir oldum, eşikte patinaj çekmekteyim.

]

Hop, bitmedi!

Şimdi canım ciğerin Rafi Arslanyan Ağabeyim aradı ve eski bir talebesinin nasıl dünyâ çapında bir virtüoz olduğunun müjdesini vardi:

]

Birazdan iç pilâvı ve kuzu kol yiyeceğiz ve sitede komşu gezeceğiz. Pilâvı Hâtun yaptı, kolu Neslim pişiriyor.

Aklıma Sevgili Fatih Erkoç’un şarkısı geliveriyor gene:

Senden ayrılmadan önce bilmiyordum hiç
Hayatın anlamsızlığını
En güzel şeylerin bile yavan kaldığı
Aklımın ucundan geçmezdi

Sen misin bu hâllerde olmama sebep
İnanmak gelmiyor içimden
Oysaki durmaksızın süren kavgalar
Meğer aşkın cilveleriymiş

Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi kor hala
Ellerim bomboş gözümde yaşlarla
Güneşin kavurduğu bir çöldeyim

Sen misin bu hâllerde olmama sebep
İnanmak gelmiyor içimden
Oysaki durmaksızın süren kavgalar
Meğer aşkın cilveleriymiş

Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi kor hâlâ
Ellerim bomboş gözümde yaşlarla
Güneşin kavurduğu bir çöldeyim

Hani, Sevgili Ulaş biraz hoşlaşmayacak ama…

Beş eksenli sınıflamada bir yerim bile yok.

İşin kötüsü, ben bu kimliklerimin hepsine sımsıcak sarılıyorum.

Yâni, ben bir İçgörüsüz Assosiyatif Kimlik Bozukluğu vak’asıyım.

Au revoir 2012.

Willkommen in2013.

Ne entelim değil mi?

   Google Tercüman Çevirmeni sağ olsun.

      Sâhi, bir kuşla bir uçağın en önemli farkı nedir?

         Kuş uçarsa, uçak da dalarsa boğulur…

            Yoksa değil miydi Yâ Hû!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 31 Aralık 2012 Pazartesi

BOKS BİR SPOR MUDUR?
Gregoryen Takvim

Related Posts

 

Yorum 6

Already Registered? Login Here
Guest - Ali Aydın on Salı, 01 Ocak 2013 06:34
AYDIN.

Hocam, sizi yılbaşı sabahı bu saatte okuyup, yorum yazan "deli" okuyucularınız da var! Bugün muayenehânenize gelen olmamış ama mekânda en azından bir ârıza mevcut .

Sevgili Hocam, siz bu kadar birbirinden farklı bilgi türlerine yeterince vâkıf olduğunuz için, hiç bir kaba sığ(a)mamanız doğaldır. Ve tabii ki sizi taşıyacak kabın olmaması da aşikâr...

Bırakın onlar, bunlar, şucular, bucular sizi dışlasın, siz düşündüklerinizi dile getirmeye ve yazmaya devam edin. Kavrayan kavrıyor alıyorum ben şahsen almam gerekeni. Ve anlıyorum gâliba sizi...

Bilim insanı duyarlılığı bu olsa gerek ama sonuç her taraftan dışlanmışlık, yersizlik. İllâki!

Alâkasız belki ama sizin düşünce yapınızı bilimi bilim yapan insan, hem fizikçi, hem de çok ciddi metafizikçi Sir Isaac Newton'a benzetiyorum (çok mu abarttım kesin gülümsüyorsunuzdur şimdi).

İslâm'ın düşün dünyâsında parlak olduğu dönemlerindeki bilginleri andırmıyor da değilsiniz hani...

Ayrıca makâleniz yine beni benden aldı sabah sabah. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi ne kadar içten, samimi paylaşmışsınız. Koskoca Psikiyatri Prof'u Kerem Doksat, hiçbir kibir göstermeden öylece yazmışsınız, kederleri ortaya saçmışsınız hayatınıza dâir, ülkeye dâir...

Ben sizi seviyorum samimi söylüyorum Hocam. Bu mekândaki paylaşımları da.

Bâzı görüşlerinize katılmasam da sizden çok şey öğrendim hem dalınız ve bağlılarıyla ilgili hem de genel anlamda.

Son olarak Türk aydınısınız vesselâm, nice mutlu yıllara...

MKD: Size de Sayın AA, sâhiciliğiniz için de şükran ;-).

0
Hocam, sizi yılbaşı sabahı bu saatte okuyup, yorum yazan "deli" okuyucularınız da var! Bugün muayenehânenize gelen olmamış ama mekânda en azından bir ârıza mevcut :D. Sevgili Hocam, siz bu kadar birbirinden farklı bilgi türlerine yeterince vâkıf olduğunuz için, hiç bir kaba sığ(a)mamanız doğaldır. Ve tabii ki sizi taşıyacak kabın olmaması da aşikâr... Bırakın onlar, bunlar, şucular, bucular sizi dışlasın, siz düşündüklerinizi dile getirmeye ve yazmaya devam edin. Kavrayan kavrıyor alıyorum ben şahsen almam gerekeni. Ve anlıyorum gâliba sizi... Bilim insanı duyarlılığı bu olsa gerek ama sonuç her taraftan dışlanmışlık, yersizlik. İllâki! Alâkasız belki ama sizin düşünce yapınızı bilimi bilim yapan insan, hem fizikçi, hem de çok ciddi metafizikçi Sir Isaac Newton'a benzetiyorum (çok mu abarttım kesin gülümsüyorsunuzdur şimdi). İslâm'ın düşün dünyâsında parlak olduğu dönemlerindeki bilginleri andırmıyor da değilsiniz hani... Ayrıca makâleniz yine beni benden aldı sabah sabah. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi ne kadar içten, samimi paylaşmışsınız. Koskoca Psikiyatri Prof'u Kerem Doksat, hiçbir kibir göstermeden öylece yazmışsınız, kederleri ortaya saçmışsınız hayatınıza dâir, ülkeye dâir... Ben sizi seviyorum samimi söylüyorum Hocam. Bu mekândaki paylaşımları da. Bâzı görüşlerinize katılmasam da sizden çok şey öğrendim hem dalınız ve bağlılarıyla ilgili hem de genel anlamda. Son olarak Türk aydınısınız vesselâm, nice mutlu yıllara... MKD: Size de Sayın AA, sâhiciliğiniz için de şükran ;-).
Guest - Özgür on Salı, 01 Ocak 2013 15:31
Hüzün

Ulaşılamaz olana ulaşma çabası esnasında hissedilen çâresizlik ve hüzün! Fakat O'na biraz daha yakın olabilme arzusu ve ümit ile yola hep hevesle devam etme. Bu arzuyu içimizde yaşatan da aslında bu hüzün değil mi?

Şükürler olsun ki; sizin gibi hikmet ve Hakikât âşığı muhterem bir büyüğümün, bu yolculuktan öğrendiklerini, çok küçük bir kısmını dahi olsa, bu ortam aracılığıyla okuma, öğrenme fırsatı buluyorum. Yine şükürler olsun ki, bunun ne değerli bir şans olduğunun farkındayım. Bizlerle paylaştığınız için, bu konu vesilesiyle minnettârlığımı ve şükranlarımı ifâde etmek isterim. Allah'tan, size uzun bir ömür nasîb etmesini dilerim. Hüznünüz eksilmesin. Biz de nasîbimizi almaya devâm edelim. Sizi seviyoruz!
Saygı ve şükranlarımla...

MKD: Teşekkürler ve sevgiler...

0
Ulaşılamaz olana ulaşma çabası esnasında hissedilen çâresizlik ve hüzün! Fakat O'na biraz daha yakın olabilme arzusu ve ümit ile yola hep hevesle devam etme. Bu arzuyu içimizde yaşatan da aslında bu hüzün değil mi? Şükürler olsun ki; sizin gibi hikmet ve Hakikât âşığı muhterem bir büyüğümün, bu yolculuktan öğrendiklerini, çok küçük bir kısmını dahi olsa, bu ortam aracılığıyla okuma, öğrenme fırsatı buluyorum. Yine şükürler olsun ki, bunun ne değerli bir şans olduğunun farkındayım. Bizlerle paylaştığınız için, bu konu vesilesiyle minnettârlığımı ve şükranlarımı ifâde etmek isterim. Allah'tan, size uzun bir ömür nasîb etmesini dilerim. Hüznünüz eksilmesin. Biz de nasîbimizi almaya devâm edelim. Sizi seviyoruz! Saygı ve şükranlarımla... MKD: Teşekkürler ve sevgiler...
Guest - Kaan Özsayıner on Çarşamba, 02 Ocak 2013 11:19
Keşke Yazınızı 31 Aralık gecesi okusaydım..

Keşke yazınızı 31 Aralık gecesi okusaydım, içtiğim rakı anlam kazanırdı belki, içmeye derğer bir ruh hâlim olurdu. Sarhoş olmayı becerebilirdim. Kaotik bir gürültüden ibâret gecenin sonunda sabaha karşı sızanların üstünü örtmek yerine ben de bir köşede sızar, muhtemelen topluca popomuz açıkta kalırdı.

Neyse akşam demlenmek için bahane çıktı, zihin ifrazatınızından mütevellit. Ne güzel kaleme almışsınız beyninizdeki kaosu. Bir ömrü üç beş satıra sığdırmış, küçük insanların dünyâsına yine büyük bir armağan vermişsiniz. Nice mutlu senelere arkadaşlarında belirttiği gibi sizi seviyoruz...

MKD: Bilmukabele Sayın KÖ.

0
Keşke yazınızı 31 Aralık gecesi okusaydım, içtiğim rakı anlam kazanırdı belki, içmeye derğer bir ruh hâlim olurdu. Sarhoş olmayı becerebilirdim. Kaotik bir gürültüden ibâret gecenin sonunda sabaha karşı sızanların üstünü örtmek yerine ben de bir köşede sızar, muhtemelen topluca popomuz açıkta kalırdı. Neyse akşam demlenmek için bahane çıktı, zihin ifrazatınızından mütevellit. Ne güzel kaleme almışsınız beyninizdeki kaosu. Bir ömrü üç beş satıra sığdırmış, küçük insanların dünyâsına yine büyük bir armağan vermişsiniz. Nice mutlu senelere arkadaşlarında belirttiği gibi sizi seviyoruz... MKD: Bilmukabele Sayın KÖ.
Guest - Barbaros Yıldırım on Perşembe, 03 Ocak 2013 11:34
Başlıksız

Ne mutlu size yahu

0
Ne mutlu size yahu :D
Guest - Ulaş Çamsarı on Cumartesi, 05 Ocak 2013 05:01
Çok düşündüren, çok güzel bir yazı...

Sayın Hocam, Ağabeyim, Dr Doksat,

Yazınızı okuma fırsatını yeni buldum. Yeni yıl heyecanı, koşuşturması, 30 yaşımı geçmiş olmama rağmen (nedense anlamlı gelmeye başladı) aynı kıpırtısıyla devam ederken, yazınız içimde bir yerlere dokundu. Bir macera gibi başladı, hüzünle devam edip, ağır bir roman gibi bitti. Ben daha tıp öğrencisiyken, sizi TV'de izlerdim, size bir "düşünce ustası" olarak hayran olurdum. Neyi savunduğunuzdan çok, savunduğunuzu "nasıl" savunduğunuz dikkatimi çekerdi. Sizden daha o günlerde psikiyatrinin "p"'sini bilmezken çok şey öğrendim. Bugün psikiyatri uzmanıyım ve sizden halen çok şey öğreniyorum. Onca zaman sonra geçen yıl sizinle yüz yüze tanışma şansına erişmek çok güzeldi. Üretkenliğiniz o kadar fazla ki sizi eksiksiz takip etmek olanaksız, bu güzel yazınıza rastladığım için mutluyum, beni düşündürdü.

Size ve ailenize yeni yılda mutluluklar dilerim, yeni yılda yeniden görüşmek dileğiyle...

Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı,Psikiyatri Uzmanı, Mayo Clinic, Rochester, A.B.D.

MKD: Sağ ol, var ol kardeşim...

0
Sayın Hocam, Ağabeyim, Dr Doksat, Yazınızı okuma fırsatını yeni buldum. Yeni yıl heyecanı, koşuşturması, 30 yaşımı geçmiş olmama rağmen (nedense anlamlı gelmeye başladı) aynı kıpırtısıyla devam ederken, yazınız içimde bir yerlere dokundu. Bir macera gibi başladı, hüzünle devam edip, ağır bir roman gibi bitti. Ben daha tıp öğrencisiyken, sizi TV'de izlerdim, size bir "düşünce ustası" olarak hayran olurdum. Neyi savunduğunuzdan çok, savunduğunuzu "nasıl" savunduğunuz dikkatimi çekerdi. Sizden daha o günlerde psikiyatrinin "p"'sini bilmezken çok şey öğrendim. Bugün psikiyatri uzmanıyım ve sizden halen çok şey öğreniyorum. Onca zaman sonra geçen yıl sizinle yüz yüze tanışma şansına erişmek çok güzeldi. Üretkenliğiniz o kadar fazla ki sizi eksiksiz takip etmek olanaksız, bu güzel yazınıza rastladığım için mutluyum, beni düşündürdü. Size ve ailenize yeni yılda mutluluklar dilerim, yeni yılda yeniden görüşmek dileğiyle... Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı,Psikiyatri Uzmanı, Mayo Clinic, Rochester, A.B.D. MKD: Sağ ol, var ol kardeşim...