“Bir dilek tut, gerçek olsun” diyeceğim, Dilek Hanım, kadeh kaldırıyor, karşımda.

Yanı başımda tüm zamanların en çok kitap satın alan adamı var, yedi büyük günahtan birini işlediğini bilmiyor, olmalı. Onun yanındaki Her derde deva Ahmet, Deva İlâç Şirketi’nde bin sene çalıştığını, insanları zehirlediğini unutmuş, sunumlarıyla zehirliyor şimdi. Sevgili eşim Gece, tutturdu, ısrarla soruyor, “senin neyin var”?

Ev sâhibesi Parapsikolog Sururi, şu hayattaki en mütevâzı tanışıklığım, bu kadar mütevâzı olmaya hakkı olmadığını bilmiyor mu? Sizin de tahmin ettiğiniz gibi bir cinayet romanı üzerinde çalışıyorum, kendimle birlikte kimi ikna edeceğime kara vermedim henüz.

Yanımda duran Efkâr Bey -zamanda iz bırakmak adına- dünden râzı, Yazar Mehmet, yazacağı kitapları hesaplıyor. Sevgili eşim Gece, oğlunun öksürüğünden şikâyetçi, burada olsa o da düşünülebilir.

İki duble attıktan sonra bulutların üzerinde dolaşmaya başlayan Bulut Bey, Nietzsche’den alıntılarla coşuyor, cep telefonundaki yazıyı okumamı istiyor, filân.

Sırf bu nedenle bile, Nietzsche, intihar olgusuna önem atfettiği için bile, seçilebilir ama yok, hayır, yazar Mehmet, bir şey söyleyecekmiş, dürtüyor.

Konu yine Kerem Yoksat olunca kıllanıyorum, psikiyatra para kaptıracağımıza Freud okumamızı önerince rahatlıyorum. Şâhitler huzurunda tam üç ayrı Freud semineri almış adamız ama nereden çıktı bu Lacan?

Onun tuhaf teorisine göre Lacan’ı okumadan Freud’u anlamak mümkün değilmiş, öyle söylüyor. Freud da, Dostoyevski hayranı biliyorsunuz. Dostoyevski ismi geçince helecanlanan, kâlb çarpıntısı kulağıma kadar gelen Efkâr Bey, yeniden yaşamaya başlayınca, su koy veriyor, yazar Mehmet’le birlikte atmayı düşünüyorum şimdi. İşbu durumda bitmek tükenmek bilmeyen sorgulamalar olacak, gündüz vakti gezmeyi seven Gündüz Bey de yedi büyük günaha atıfta bulunamaz, biliyorum.

 

Şöyle bir dolunay olacaktı” diyordum ki, Kani Bey geliyor yanıma. İhtiyaç fazlası parası olan zenginlerin felsefesini yapmak istiyormuş. Ona göre ihtiyaç fazlası parası olan zenginler, miraslarının kime kalacağını düşünmekten başka bir şey düşünmezlermiş. Karşımızda duran Halil İbrahim Sofrası'nı gösteriyorum.

Bu hızda yemeye devam edecek olursak, kimsenin böyle bir sorunu kalmaz” diyorum. Bir sonraki daveti, Yeşil Yurt Spor Kulübünde -kendi cebinden- organize edeceğini söylemesin mi? İşte buna dayanamıyorum!

Dolunay da o an da görünüyor. “360 derece balkonda hesaba alınması gereken bir detay” diyenlerle yollarımız burada ayrılıyor, benim hesaplayamadığım böyle bir cimrinin bu son dakika atağıydı, yemin ederim.

Yedi büyük günaha inanan “Seven” kimliği, işte o’ân’da harekete geçiyor, yandı gülüm o güzel keten pantolon.

Lacan’ın o güzel tespitiyle noktalı virgül:

İÇİMDEKİNİ GÖRÜNTÜYLE KEŞFEDİYORUM.  

Not: Bu bir grup gönül adamının gerçekle ilgisi azdır ama Hakikat'le arası Âlâ Rakı kıvamındadır.