Klâsik teolojik ve semâvî-merkezli ifâdeyle, bir peygamber tarafından kurulan ve kitabı olan ilâhî kurumlara din denirse de, bu tanımın bilimsel tarafı yoktur.

Daha da açık konuşacak cesareti gösterirsek, saçı sakalına karışmış, denizleri yaran, elinde âsâsıyla yürürken çıktığı dağda Allah’la sohbet ve hâttâ pazarlık eden Musa,


Joseph isminde Yahudi bir marangozla evli ama bâkire olan Meryem’den babasız dünyâya gelen ve ölüleri dirilten mahcup, “sağ yanağına vurana sol yanağını uzat” diyecek kadar nârin, ürkek yapılı İsa,


hiç kahkaha attığı görülmeyen, zaman zaman çökkünlük ve sıkıntı hâlleri yaşayan, genellikle derin düşüncelere dalmış ve yere bakarak yürüyen, yıllarca bir dağa çıkıp mağarada tefekkür eden, kat be kat göğe uçup Allah’la halvet olan Muhammed gerçekten aklı başında insanlar idiyse, şimdikilere neden deli gözüyle bakıyoruz?

Kabûl etmemiz gerekir ki, mevcut dinlerin köktencileri de diğerlerini asla adam yerine koymazlar; henoteist (kabile Tanrı’sına inanan) Yahudiler Hristiyan’ları ve Müslüman’ları, Hristiyanlar onları ve Müslüman’ları sevmez (ki, onlar da İsa’yı Tanrılaştırarak henoteistleşmişlerdir), Müslümanlar da, dinlerini tahrif ettikleri ve esas hak dininin İslâm olduğunu ifâde ederek, hepsine kızarlar! Katolikler Protestanlar’la gırtlaklaşır, Şiâ Sünnîler’den nefret eder vs.

Sosyolojik açıdan ise din, genellikle metafizik bir öğreti hâlinde ortaya çıkan, kutsallık atfedilen bir liderinin bulunduğu, toplumları sürükleyici özelliğe sâhip her türlü ahlâk sistemine verilen isimdir.

Günümüzde daha da geniş bir perspektifle ele alırsak, bir gün ulaşılacak mutlak saadet ve huzuru müjdeleyen, karizmatik bir lider tarafından mitolojik bir hâdiseden veya tarihten de faydalanılarak kurumsallaştırılan, sübjektif bilgiye dayanan, memetik mutasyonla kolayca fraksiyonlara ayrılan ve dogmatik özellikli bütün sosyal öğretilere DİN denir.

Şimdi bir düşünelim bu târife uyan ve metafizik olmamak iddiasında başka neler var: Klâsik dinler, Marksizm, Komünizm, Diyalektik Materyalizm, Anarşizm, Psikanaliz…

Hepsi de bir şekilde cennet telkininde bulunur. Sınıfsız ve herkesin mutlu olacağı, devlet kurumunun ilga’ olacağı, buna ulaşmak için de her türlü fedakârlığa ulaşılacağına sorgusuz suâlsiz inanılır ve bu “kutsal” amaç için icâbında her şeyi, hâttâ kendi canını bile feda eder bu dinbazlar.

Meselâ Sultangazi Polis Merkezi girişinde kendisini patlatan İbrahim Çuhadar, 9 yıl hapis yatıp 2003’te tahliye olmuş, yasadışı gösterilerden dolayı sık sık gözaltına alınmış. Ölmeyi istiyor zâten!