Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

FÜTÜROLOJİK TAHMİNLERİM

Fransa’dan ne çıkacak olursa olsun, sopa bir kere gösterildi.


ABG’den de tek bir nokta atışı yapıldı, şimdilik!

Suriye çok güçlü bir ülke olduğu için, orayla ilgili sözüm ona bütün müdahalelerimiz los Palavros kıvamındadır.

Suriye’nin etnik yapısına bir bakalım: %77-83 Arap , %7-8’i Kürt, %5-6 Türk,%2 Ermeni, %1 Çerkez, %1 diğer, ayrıca Filistinli ve Iraklı mültecîler. Dinî grupları: Sünnî (%74), Nusayrî (%12), Hristiyan (%10), Dürzî (%3) ve az sayıda diğer İslâmî hizipler (İsmailî, Caferî), Yahudi ve Yezidi.Nüfusu yaklaşık 12.524.000. Yıllık nüfus artışı %3.5 dolayında. Resmî lisanı Arapça...

Sami soyundan gelen Araplar olduğu için, Suriyeliler genellikle Sami dilinden gelen Arapçayı konuşuyor. Bundan başka ayrıca Türkçe, Süryanice, Kürtçe, Ermenice ve Çerkezce de konuşulmakta. Nüfusun hemen hepsi Müslüman, çok az bir bölümü Hristiyan. Bu Hristiyanlar genellikle Katolik, Ortodoks, Suriye Ortodoksu, Monofist, Protestan, Keldanî ve Nesturî gibi ayrı gruplar hâlinde. Müslümanların büyük bir bölümü Sünnî. Ayrıca Alevîler, İsmailîler ve Dürzîler de var. Çok az sayıda Yezidî, Rafizî ve Şiî mevcut. Nüfusunun yarısı okuma-yazma biliyor. Genç nüfusun % 60’ı okula gitmekte…

Emperyalizm istediği kadar misenformasyon ve dezenformasyon yapsın, halk işgâle karşı direniyor kolay lokma değil.

Bizi zorla düşman ettiler!

***

Rauf Denktaş gibi (Atatürk’ten sonra gelen en büyük devlet adamlarımızdan) bir kahramanın ardından göstermelik birkaç günlük mâtem ile yetinenler, Hrant Dink davası konusunda birden bire aslan kesildiler.19 Mayıs 1919, Millî Mücadele için Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarihtir. Bu tarih Yunanistan’daPontus Rum Soykırımı Günü” olarak deklare edildi. Daha geçen sene Yunanistan’da Pontus Rum Dernekleri temsilcisi Konfederasyon Başkanı Haralambos Apostolidis, “Türkiye 353 bin Pontuslunun katlini tanımalıdır” dedi. Türkiye’nin kabûl etmemesi durumunda Pontuslu Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhinde dava açacakları tehdidinde bulundu.Yunanistan’ın organizasyonunda toplam 200 civarında Pontus Derneği kurdurmuştur. Bu derneklerin koordinasyonu için federasyon yapılanmasına gidilmiştir:

- Avustralya Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
- Almanya Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
- ABD ve Kanada Pontuslular Dernekleri Federasyonu,
- Kazakistan Elen Cemaâtleri Federasyonu,
- Ermenistan Pontuslular Birliği,
- Kıbrıs Pontuslular Birliği.

Terör olaylarını lânetlerken Ermenilerin ve Rumların sinsice plânlarının maksatlarını ve maksatlarına ulaşmalarını engellemek için ne gibi sivil direniş başlatabileceğimizi düşünüyoruz. Kıbrıs’ta aynı sinsice plân azdırılmışken, Kıbrıs Türk’lerinin bir kısmı, Anavatan Türkiye’de eğitilmiş ve Ada’ya geri yollanmıştır. Kahraman Rauf Denktaş Kıbrıs Mukâvemet Teşkilâtı’nı, düzensiz faâliyette bulunan 3 teşkilâtı bir araya getirerek kurulmasına öncülük etmiş ve Kıbrıs Direnişinin sembolü olmuştur. Kıbrıs Türk’ünün silâhlı direnişi Anavatan’ın desteğiyle siyasî başarıya dönüşmüştür. Rahmetli Denktaş bağımsızlığı ilân ettiğinde düşmanların KKTC’yi rahat bırakmayacağını bilecek kadar tecrübeli bir devlet adamıydı. Onun için gevşemeden mücadelesine son nefesine sâhip çıktı. Rahmetli kahramanın hayat hikâyesi gerçekten Türk gençlerine örnek olacak bir hikâyedir.

Mevcut gelişmeler maâlesef bu yöndedir.

***

Bakın internette benim de seyrettiğim kayıtın deşifre edilmiş hâline: Önce, Sn. Rıfat SERDAROĞLU’nun makâlesini iyice bir kıraat edelim…

Denktaş’ı Zâten Öldürmüşlerdi

Sayın Denktaş ve Kıbrıs ile ilgili çok özel anılarımız var. Önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşmayı düşünüyor, Denktaş’a Allah’tan rahmet diliyor ve onu, 1974 Kıbrıs çıkarmasında ve öncesinde şehit olan kahraman vatan evlâtlarına emânet ediyorum. Mekânı cennet olsun…

Onun arkasından çevrilen dolaplar, onun bir ömür süren mücadelesini karalamaya çalışan devlet ve siyaset adamı müsveddeleri, kendisine Türkiye’de bir araba, birkaç koruma dahi tahsis etmeyenler şimdi utanıyorlar mı acaba? Ne gezer!

Sizlere, hiç yorum yapmadan 24 Nisan 2004 “Annan Plânı” Referandumu’ndan hemen sonra Başbakan Erdoğan ve dönemin KKTC Başbakanı M. Ali Talat arasında geçen ve bugüne kadar yalanlanmayan bir konuşmayı aynen yazıyorum;

RTE: Şimdi işte Aralık 2004’e kadar biraz sabırlı gitmemiz lazım.

MAT: Doğru, doğru.

RTE: Yani o şeyi mesela, devlet mevlet işini biz hiç dile getirmeyelim. Başkaları getirsin dile…

MAT: Neyi, neyi, neyi?

RTE: Yâni “iki devlet olarak tanımamız lâzım”, şudur budura, bunu.

MAT: Ha… O çok zor, yani elde edilemeyecek şeyleri şimdi atmamak lazım.

RTE: Hiç dile getirmeye gerek yok.

MAT: Evet, evet, evet…

RTE: Şey noktasında da bence 1 numara (Denktaş) ile fazla dalaşma.

MAT: Kiminle?

RTE: Yani 1 numarayla, 1 numarayla.
MAT: Haa Yok şimdi bakın.
RTE: İlkeyi, ilkeyi koyuyorsun ortaya, ya bak şimdi bana sordular bu akşam, ben şunu söyledim.
MAT: Dinledim, dinledim, dinledim.
RTE: Ha dinledin değil mi yani bir şeyi savundu
MAT: Ama ama ama bakın şimdi size bir şey söyleyeyim
RTE: Halk da %65 ile karşısına dikildi. Olay budur.
MAT: Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş’la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz.
RTE: Zâten o artık
MAT: Çünkü o insan orda o orda olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse bize rağbet etmez.
RTE: Mehmet Ali Bey, ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir.
MAT: İşte onu diyorum, ben de onu söylüyorum.
RTE: Yâni onun. Ama artık onu sizin söylemenize gerek yok artık. Yani şu anda o artık muhatap olmaktan bile çıkmıştır.
MAT: Evet... Yâni onu şey… kaale almayacağız. Başka çaresi yok,
RTE: Tabi canım yaa.. Yâni hayır yâni, sizin onu şey yapmaya, söylemenize bile gerek kalmıyor artık. Dünyâda o bütün itibâr kaybına girdi. Nerede, Burgenstock’ta bir defa… Bitti o…

Başbakan Erdoğan, bu sabah bir başsağlığı mesajı yayınladı: “Denktaş’ın idealleri ebediyen yaşayacaktır…

Kıbrıs dolaylarından bir ses duydum: “Hadi lennn…”

Rıfat SERDAROĞLU

***

Yâni KKTC bitmiştir!

***

Kürtler alenen tavır koydular ve en geç Bahar’da kalkışacaklar.

Güneydoğu gitmiştir.

***

Ekonomi perişan hâlde ve bir Lâle Devri içerisindeyiz.

   TSK bimarhânede.

      Atatürk’ü hatırlatacak her şeyi fütursuzca siliyorlar.

         İşte, eğer bunu da başarırlarsa…

            Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti bitmiştir!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19 Ocak 2012 Perşembe

DR. MUSTAFA MERTER VE HOMOSEKSÜALİTE HAKKINDA
HİPNOZ NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Related Posts

 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Mehmet Yalçın on Pazar, 17 Mart 2013 18:55
Bunu tahmin etmiş miydiniz?

CHP’nin parti kapattıran demokrasi anlayışı 1930 Ağustos’u Türkiye Cumhuriyeti ufuklarında bir fecr-i kâzip (yalancı şafak) gibi doğuyordu.

5 yıllık Tek Parti yönetimi üst yapı devrimleri ile övünürken, devrimlerin baş döndürücü hızı ve başarısız ekonomi politikaları yüzünden halk zor günler yaşıyor, hatta açlık tehlikesine uğrayanların haberleri basında yer bulabiliyordu. Zaten “tekâlif-i milliye” kanunu halkın elindeki mal varlığını cebren almış, malının yüzde 40’ı Milli Mücadele’ye hibe edilmişti. Buna aşarın yerine konulan ağır vergilerin yükü eklendiğinde üretici ve köylünün sırtındaki kambur iyice büyümüştü. Fethi Okyar, hatıralarında bu durumu Gazi’ye şöyle aktardığını yazar:

“Hariçten malî ve iktisadî vaziyetimiz pek fena görülüyor. Vergiler artırılmıştır, girişimciler ancak geçimini sağlamak ve vergisini verebilmek için çalışmaktadır. Kimsede sermaye kalmamıştır. Parasızlık, fakr u zaruret yüz göstermiştir.”

Bunun üzerine Gazi Paşa’nın teklifi ile bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirilen Fethi Bey, tarafsızlık noktasında bir tereddüt yaşar. Gazi’ye tarafsız kalıp kalamayacağından emin olmak istediğini söyler. O da tarafsız kalacağını beyan eder. Fethi Bey ısrar eder; yalnız tarafsız kalmayacak, aynı zamanda iki partiye de eşit muamele ve yardımda bulunacaktır. Gazi bunu da kabul eder, hatta kuruluş için gerekli parayı bizzat verir Fethi Bey’e. Ardından 40-50 milletvekili ile işe başlamasının iyi olacağını, hatta kızkardeşi Makbule Hanım’ı da partisine kurucu üye yapacağını vaat eder.

Lakin işler farklı gelişir. 40-50 milletvekili ile yönetilebilir bir muhalefet olarak tasarlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, beklenmeyen bir performans gösterince, hele ki İzmir mitingine 50 bin kişi katılıp Fethi Bey’in önüne çıkarak “Kurtar bizi” feryatlarını basınca işin rengi aniden değişir. Yerel seçimlerde de Serbest Fırka’nın hatırı sayılır bir miktarda oy alacağı belli olunca baskılar, işkenceler, hatta halkın oy kullanma hakkına müdahaleler birbirini takip eder. Tekkelerin önlerinin süpürülmeye başlandığına, feslerin kalıplandığına vs. ilişkin malum irtica silahlarının kılıfından çıktığına da tanık olunur. Bir de ciddi bir oy alması, iktidarın alarm zillerini çaldıracak ve sonuçta kapatılması için düğmeye basılacaktır.



Bizzat Fethi Bey’in kendisinden intikal eden bir dosyadan seçtiğimiz alttaki belge, sürecin en can alıcı noktasını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Fethi Bey’e gönderilen bu mektupta CHP yönetiminden şikâyetler sıralanıyor.

Nihayet partiyi kurmak için en yakın arkadaşını “ıstıraplı bir işe” sürükleyen Gazi, başında bulunduğu CHP’yi korumak için devreye girecek ve başta verdiği tarafsızlık sözünün tersini yaparak Serbest Fırka’yı kapatacaktır. Böylece ağustos ayında hükümetin icraatından şikâyet raporuyla süreci başlatan Fethi Bey, 17 Kasım 1930 günü fesih kararıyla bu (liberal) düşe son verecektir.

İşte üç aylık demokrasi deneyiminin iç yüzünü anlatan ve ilk kez yayımladığımız belgenin tarihî zemini budur.

Bizzat Fethi Bey’in kendisinden intikal eden bir dosyadan seçtiğimiz belgenin ışığında bu sürecin en can alıcı noktasını, Mersin’den yükselen feryat bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır.

Fethi Bey’e gönderilen mektupta CHP yönetiminden şikâyetler şöyle sıralanıyor:

“13 Ekim 1930 tarihinde güç hal ile seçime katılabildik. Bütün zabıta kuvvetinin partimize oy verecek seçmenleri dayak, tekme, sille, tokatla engellediğine Mersin gayrimüslimleri hayrette kalmışlardır.”

Yöneticilerinin zorla istifa ettirildiğinden bahseden belgede Bedii Efendi adlı bir üyenin de gece emniyete çağrılarak ölünceye kadar darp edildiği ve başkalarına da tüfek dipçiği ile vurularak ve ayaklarıyla öldüresiye darp ve işkence edildiğinden söz edilmektedir. Ardından şu ifadelere yer verilmektedir:

“Feryatlarına koşan mahalle halkı ve ortaokul müdürü Ramiz Bey’in rica ve istirhamını kabul etmeyen polisler, onu tüfek dipçiği ile silah çekerek kovalamışlardır Onlara sahip çıkanlar da dayaklardan ve tekmelerden nasibini almaktadır. Daha da trajikomiği, seçmenlerin sandıklara yaklaşmasının yasaklanmasıdır. Öyle ki, belirlenen kişiler sandıkların bulunduğu belediye binasının yakınından dahi geçememektedirler. Seçmen olsun olmasın herkes dayakla ve doğruca emniyete götürülerek tutuklanmakta ve orada da sebepsiz yere işkenceye tâbi tutulmaktadır.

Bunun üzerine kadın ve erkeklerden oluşan bir grup, savcılığa başvurup oylarını Serbest Fırka’ya kullanamadıklarından şikâyet etmiş ama Vali Faik Bey onları, “Sizi daha denize döktüreceğim ve sürdüreceğim” diye tehdit etmiş ve buna herkes şahit olmuştur. Daha da ilginç olan nokta, Musevi vatandaşlara özel bir pusula gönderilerek oylarını CHP’ye vermedikleri takdirde sınırdışıedileceklerine dair uyarı yapılmış olmasıdır.

İlk kez burada yayımladığımız belge, demokrasi anlayışının ve halkın iradesine tahammülsüzlüğün 1930 yılında ulaştığı noktayı net olarak göstermektedir. Tabii bunlara Biga’dan gelen bir mektupta Serbest Fırka’ya oy vereceklerin bir meydanda toplanıp tecrit edildikleri ve oy vermelerine izin verilmediği bilgisi eklenince manzara aşağı yukarı aydınlanıyor.

Fethi Bey’in hatıralarında geçen Atatürk’ün bir sözü her şeyi anlatmaya yetiyor zaten: “Gerçekte bugünkü yönetim şeklimiz lafzen Cumhuriyetse de, Cumhuriyet’ten ziyade[i] ‘dictature’e benzemektedir.”

0
CHP’nin parti kapattıran demokrasi anlayışı 1930 Ağustos’u Türkiye Cumhuriyeti ufuklarında bir fecr-i kâzip (yalancı şafak) gibi doğuyordu. 5 yıllık Tek Parti yönetimi üst yapı devrimleri ile övünürken, devrimlerin baş döndürücü hızı ve başarısız ekonomi politikaları yüzünden halk zor günler yaşıyor, hatta açlık tehlikesine uğrayanların haberleri basında yer bulabiliyordu. Zaten “tekâlif-i milliye” kanunu halkın elindeki mal varlığını cebren almış, malının yüzde 40’ı Milli Mücadele’ye hibe edilmişti. Buna aşarın yerine konulan ağır vergilerin yükü eklendiğinde üretici ve köylünün sırtındaki kambur iyice büyümüştü. Fethi Okyar, hatıralarında bu durumu Gazi’ye şöyle aktardığını yazar: “Hariçten malî ve iktisadî vaziyetimiz pek fena görülüyor. Vergiler artırılmıştır, girişimciler ancak geçimini sağlamak ve vergisini verebilmek için çalışmaktadır. Kimsede sermaye kalmamıştır. Parasızlık, fakr u zaruret yüz göstermiştir.” Bunun üzerine Gazi Paşa’nın teklifi ile bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirilen Fethi Bey, tarafsızlık noktasında bir tereddüt yaşar. Gazi’ye tarafsız kalıp kalamayacağından emin olmak istediğini söyler. O da tarafsız kalacağını beyan eder. Fethi Bey ısrar eder; yalnız tarafsız kalmayacak, aynı zamanda iki partiye de eşit muamele ve yardımda bulunacaktır. Gazi bunu da kabul eder, hatta kuruluş için gerekli parayı bizzat verir Fethi Bey’e. Ardından 40-50 milletvekili ile işe başlamasının iyi olacağını, hatta kızkardeşi Makbule Hanım’ı da partisine kurucu üye yapacağını vaat eder. Lakin işler farklı gelişir. 40-50 milletvekili ile yönetilebilir bir muhalefet olarak tasarlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, beklenmeyen bir performans gösterince, hele ki İzmir mitingine 50 bin kişi katılıp Fethi Bey’in önüne çıkarak “Kurtar bizi” feryatlarını basınca işin rengi aniden değişir. Yerel seçimlerde de Serbest Fırka’nın hatırı sayılır bir miktarda oy alacağı belli olunca baskılar, işkenceler, hatta halkın oy kullanma hakkına müdahaleler birbirini takip eder. Tekkelerin önlerinin süpürülmeye başlandığına, feslerin kalıplandığına vs. ilişkin malum irtica silahlarının kılıfından çıktığına da tanık olunur. Bir de ciddi bir oy alması, iktidarın alarm zillerini çaldıracak ve sonuçta kapatılması için düğmeye basılacaktır. Bizzat Fethi Bey’in kendisinden intikal eden bir dosyadan seçtiğimiz alttaki belge, sürecin en can alıcı noktasını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Fethi Bey’e gönderilen bu mektupta CHP yönetiminden şikâyetler sıralanıyor. Nihayet partiyi kurmak için en yakın arkadaşını “ıstıraplı bir işe” sürükleyen Gazi, başında bulunduğu CHP’yi korumak için devreye girecek ve başta verdiği tarafsızlık sözünün tersini yaparak Serbest Fırka’yı kapatacaktır. Böylece ağustos ayında hükümetin icraatından şikâyet raporuyla süreci başlatan Fethi Bey, 17 Kasım 1930 günü fesih kararıyla bu (liberal) düşe son verecektir. İşte üç aylık demokrasi deneyiminin iç yüzünü anlatan ve ilk kez yayımladığımız belgenin tarihî zemini budur. Bizzat Fethi Bey’in kendisinden intikal eden bir dosyadan seçtiğimiz belgenin ışığında bu sürecin en can alıcı noktasını, Mersin’den yükselen feryat bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır. Fethi Bey’e gönderilen mektupta CHP yönetiminden şikâyetler şöyle sıralanıyor: “13 Ekim 1930 tarihinde güç hal ile seçime katılabildik. Bütün zabıta kuvvetinin partimize oy verecek seçmenleri dayak, tekme, sille, tokatla engellediğine Mersin gayrimüslimleri hayrette kalmışlardır.” Yöneticilerinin zorla istifa ettirildiğinden bahseden belgede Bedii Efendi adlı bir üyenin de gece emniyete çağrılarak ölünceye kadar darp edildiği ve başkalarına da tüfek dipçiği ile vurularak ve ayaklarıyla öldüresiye darp ve işkence edildiğinden söz edilmektedir. Ardından şu ifadelere yer verilmektedir: “Feryatlarına koşan mahalle halkı ve ortaokul müdürü Ramiz Bey’in rica ve istirhamını kabul etmeyen polisler, onu tüfek dipçiği ile silah çekerek kovalamışlardır Onlara sahip çıkanlar da dayaklardan ve tekmelerden nasibini almaktadır. Daha da trajikomiği, seçmenlerin sandıklara yaklaşmasının yasaklanmasıdır. Öyle ki, belirlenen kişiler sandıkların bulunduğu belediye binasının yakınından dahi geçememektedirler. Seçmen olsun olmasın herkes dayakla ve doğruca emniyete götürülerek tutuklanmakta ve orada da sebepsiz yere işkenceye tâbi tutulmaktadır. Bunun üzerine kadın ve erkeklerden oluşan bir grup, savcılığa başvurup oylarını Serbest Fırka’ya kullanamadıklarından şikâyet etmiş ama Vali Faik Bey onları, “Sizi daha denize döktüreceğim ve sürdüreceğim” diye tehdit etmiş ve buna herkes şahit olmuştur. Daha da ilginç olan nokta, Musevi vatandaşlara özel bir pusula gönderilerek oylarını CHP’ye vermedikleri takdirde sınırdışıedileceklerine dair uyarı yapılmış olmasıdır. İlk kez burada yayımladığımız belge, demokrasi anlayışının ve halkın iradesine tahammülsüzlüğün 1930 yılında ulaştığı noktayı net olarak göstermektedir. Tabii bunlara Biga’dan gelen bir mektupta Serbest Fırka’ya oy vereceklerin bir meydanda toplanıp tecrit edildikleri ve oy vermelerine izin verilmediği bilgisi eklenince manzara aşağı yukarı aydınlanıyor. Fethi Bey’in hatıralarında geçen Atatürk’ün bir sözü her şeyi anlatmaya yetiyor zaten: “Gerçekte bugünkü yönetim şeklimiz lafzen Cumhuriyetse de, Cumhuriyet’ten ziyade[i] ‘dictature’e benzemektedir.”