Dinler


        En Eskiler: Animizm, Animalizm, Şamanizm…

        Klâsikler: İbrahimî, Budizm, Taoizm…

        Yeniler: Sai Babacılık, Bülent Hanımcılık…

        Old Wine in New Bottles: Feng Shui, NLP, meditasyonlar…

Felsefeler & İdeolojiler

        Sophos: İdeâlizm, Materyalizm, Agnostizm, Mistisizm…

        İzmler: Komünizm, Freudizm, Anarşizm…

Dünyâ Görüşleri

        Liberalizm

        Sosyalizm

        Karma Ekonomizm

        Vahşi Kapitalizm


 

DİN NEDİR?

Genellikle karizmatik bir lider veya mitolojik bir olay tarafından başlatılan, bir gün ulaşılacak mutlak saadet ve adalet telkin veya vaât eden, -günümüzde şart olmamakla beraber- bir ilâhî veya kutsal varlığa yâhut gâyeye inanmayı şart koşan ve memetik yayılma ile sür’atli mutasyona uğrayarak yayılan, kültürel farklılaşmayı da beraberinde getiren, bu işlevini hâlen de sürdüren, dogmatik vasıflı inançlara dayanan yâni yanlışlanabilirlik ilkesine ters düşen, sübjektif bilgiye istinaden gelişmiş toplumsal kurumlara din denir.


Hristiyanlık'taki Evrim...

KİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLARKİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLAR

        A, B ve C KÜMELERİ

        Yüksek İşlevsellikli Otizm

        Duygulanımsal Huylar:

       Hipertimik

       Siklotimik

       İrritabl

       Eşikaltı Distimik

        BÜTÜN BUNLARA KARİZMA VE DEHÂ EKLENİNCE…

Din ile Bilim Arasındaki Farklar

Bilim objektif, herkesin ulaşabileceği ve tekrarlanabilir verileri açıklar. Din varlığın düzeni, hayatın anlamı, doğru ve yanlış, iyi ve kötüyü belirler. Bilim nasıl, din ise niçin sorusuna cevap verir. Bilim ulaştığı sonuçların doğruluğunu deneysel yeterlilik ve mantıkî tutarlılık ile test eder; yanlışlanabilirlik ilkesine dayanır. Din ise doğruluğunu insanları ahlakî kemâle ulaştırma, mânevî ve mistik tecrübeyle ortaya koyar. Bilim kâinat ve insanın menşei gibi nihâî sorulara ancak teorilerle cevap verebilir. İnsan tabiatı ise bu konularda kesinliği arar; metafizik ve ahlâk teori olarak kabûl edilemez. Din insan ve kâinatın menşei konusunda, metafizik ve ahlâk alanında kesin hüküm ve prensipler sunar.

 

Sir Karl Popper: Homo scepticus.

İSLÂM

-Ebu Osman Amr bin Bahr el-Cahız (776-869):

“Birinci dereceden metafizik ve ikinci dereceden fiziksel faktörler altında, türler, yeni türleri meydana getirecek kadar değişiklik geçirebilir. Bu değişiklikler sonunda, tamamen yeni türler ortaya çıkar”.

-Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni (973-1051):

“Canlılar sun’î seçim yoluyla evrimleşir ve evrimleşmenin ölçüsü ‘Tabiat ekonomisi’dir. Tabiatta bir iktisat vardır, başıbozukluk yoktur. Varlıkların evrimleşmesi ve çoğalmasını tabiattaki bu tabiî iktisat gücü yönetmektedir”.

-Abdul Malik İbn Muhammed İbn Tufeyl (…-1186):

“Güneş ısı ve ışığı, su, toprak ve havadan meydana gelen uygun bir biçimdeki karışıma tesir ederek mayalandırabilir. Bu mayalanmış çamur hâlden hâle geçip nihâyet güzel bir şekil alınca, Allah ona ruh verir”. İbn Tufeyl, cansız maddelerin karışımından ve bu karışımın kimyasal evrimi sonucu ana-babasız meydana gelen ilk insanın tabiata nasıl uyum sağladığını Hayy bin Yakzan adlı eserinde anlatır.

-İhvan-ı Safâ Risâleleri (900-1000).

-Kınalızâde Ali Efendi (1510-1572) ve diğerleri…

Birunî’nin çağdaşı İbn Miskeveyh (ölümü 1030), El-Favzu’l-Asgar adlı eserinde şöyle diyor:

“Yüksek âlemden inen nefs, yâni rûh (MKD: Burada mefhumlar karışmış, sonra ele alırız), çeşitli dünyâ varlıklarında kendini göstermiş ve tekâmül ederek insanlık mertebesine gelmiştir. Bu yüce hayat eserini kabûl eden ilk varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki, tohumsuz ürer. Otlar gibi. Bunlar minerallerden, azıcık hareket yeteneğiyle ayrılırlar. Hayat eseri nefs, bitkilerde güçlenmeye devam eder, gelişir, tohumla üreyen bitkiler meydana gelir. Bunlardan sonra köklü, yapraklı ve meyveli ağaçlar türer. Ağaçların ilk mertebesi dağlarda, çöllerde, adalarda kendi kendine bitenlerdir. Bunlar türlerini tohumla sürdürmekle beraber, ağır hareketlidirler. Sonra zeytin, nar, elma, incir ve benzeri gibi güzel toprağa, tatlı suya, ılımlı havaya ihtiyacı olan ağaçlar türer. Nihâyet evrim, üzüm ve hurma ağacına varır. Bitki, hurma ile tekâmülün son sınırına varmıştır. Hayvanla arasında çok benzerlik olan hurmanın erkeği dişisi vardır. Meyve vermesi için hayvanlardaki birleşmeye benzer biçimde tozlanması gerekir. Kök ve damarlarından ayrı olarak, hurmada temel bir organ daha vardır ki, buna bir şey oldu mu hurma ölür. Bu organ, toprağın içindeki baştır. Bu baş, hayvan beyni gibi görev yapar. Bu baş toprakta kaldıkça, hurmanın hayatı sürer. Hurma, bitkinin son, hayvanın ise ilk derecesindedir.

Bundan sonra azıcık hareket yeteneğine sâhip, köksüz yaşayabilen, yalnız dokunma duyusu olan hayvanlar oluşur. Irmak ve deniz kıyılarında bulunan sedef ve salyangoz gibi… Evrim devam eder, kurtçuklarda, kelebeklerde olduğu gibi duyu gücü artar. Hayat eseri nefs, evrimle güçlenir, köstebek ve benzeri gibi dört duyu sâhibi hayvanlara, oradan da karınca, arı ve gözleri boncuğa benzeyen, gözkapakları olmayan hayvanlara varır. Bunlarda henüz görme duyusu zayıftır. Daha sonra beş duyu sâhibi hayvanlar türer. Bunlar da derece derecedir. Kimi aptaldır, hisleri cevvâl değildir; kimi zekidir, hisleri lâtiftir; eğitilebilir, emir ve yasağı kabûl eder, sözden anlar. At ve doğan gibi.

Nihâyet evrim insan sınırına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin sonu, insanlık mertebesinin başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında az bir mesâfe kalmıştır. Burası atlanınca nefs, insan olur. Bu noktaya gelince nefsin boyu düzelir (MKD: Sırtı düzleşip dik durur demek istiyor muhtemelen),azıcık tefrik gücü, bilgi kazanma yeteneği oluşur. Kutup  bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla hayvanlar arasında büyük fark  yoktur. Bunlardan hikmet sadır olmaz, komşu uluslardan da bilgi öğrenmezler. Bu yüzden hâlleri bozuk, yararları azdır. Evrimleşen orta kuşaktaki (ekvatorla kutuplar arasında demek istiyor) insanlar, işte, gördüğün bu zekâ, bilgi ve beceri düzeyine gelmişlerdir” (MKD: Nereden biliyor acaba, Darwin gibi o da seyyahlık yapmış mı).

Darwin’den (1809-1882) çok önce Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1772) evrim tezini Ma’rifetnâme adlı eserinde şöyle özetledi:

“Varın yok olması, yokun var olması mümkün değildir. Var dâima var, yok da dâima yoktur. Var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir hâlden diğer hâle geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur istihâle (transformation) ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından, önce madenler, ondan bitkiler, hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemâlini bulunca insan meydana gelmiştir.

Madenlerle bitkiler arasında ara varlık mercandır. Bitkilerle hayvanlar arasında ara varlık hurmadır. Hayvanlarla insanlar arasında ara varlık maymundur. Zira cümle âzâsı, kıl ve kuyruktan başka içi dışı insana benzer. Ara varlıkların varlığının hikmeti şudur ki, her biri kendi mertebesinin aşağısından en yükseğine vâsıl olup, varlıklar mertebesi bir düzenle  sıralanıp, insan mertebesinde son bulur. Gâye, devr-ü zamanın tetimmesi, cihanın özü olan insanın meydana gelmesidir”.

Kur’ân tefsirinin çeşitli yerlerinde bu görüşe dikkat çeken M. Hamdi Yazır, şöyle der: “İnsanın şu veya bu hayvandan tekâmül etmesi, onun değerini düşürmez”.

Lavoisier’den (1743-1794) önce, Erzurumlu İbrahim hakkı Hazretleri, “varın yok, yokun var olamayacağını” ortaya koymuş, daha sonra Lavoisier kimyasal deneylerle bu görüşün doğruluğunu ispatlamıştır.

Einstein ise madde-enerji dönüşümünü göstererek bu görüşü bir ileri düzeye getirmiştir.

İbn Miskeveyh ve Erzurumlu’nun teorilerinde tabii ki birçok hatalar vardır. Ama Darwin’in teorisinde de birçok hatalar vardı. Darwin’in elinde olan imkânlar bu iki kişide olsaydı, onlar belki de daha iyi bir teori ortaya koyacaklardı (MKD: İmkân değil, metodoloji! Darwin seyahat etti, resimler çizdi, notlar tuttu ve tefekkür edip bir teori ortaya koydu; onun için müsbet ilme uyar. Diğer zevat ise tamamen teolojik ama o akıl yürütme silsilesi içerisinde rasyonel, ontolojik temelli tefekkür ettiler; onun için müsbet ilme uymazlar).

Alusi’nin aktarımına göre, İmamiyye’den Cami-ül Ahbar adlı eserin sâhibi, bu kitabın beşinci bölümünde şöyle demektedir: “Atamız Âdem’den önce, her biri arasında bin yıl bulunan otuz Âdem gelip geçmiştir. Onlardan sonra elli bin yıl harap kalmış, sonra elli bin yıl yeniden şenlenmiş, sonra atamız Âdem yaratılmıştır”.

İbn Babveyh, Kitabu’t-Tevhid adlı eserine göre, Cafer-i Sadık şöyle demişti: “Siz sanırsınız ki yüce Allah atanız Âdem’den başka insan yaratmamıştır. Hayır, vallahi bin kere bin Âdem yaratılmıştır. Siz, Âdem’lerin sonuncususunuz”.

Muhammed Bakır ise şöyle demişti: “Bizim atamız olan Âdem’den önce bin kere bin yâhut daha fazla Âdemler gelip geçmiştir”.

ŞEYH-İ EKBER MUHYİ’D-DİN İBN ARABÎ

Bu zât, Fütuhat adlı eserinde, “Âdem’den kırk bin yıl önce başka bir Âdem’in yaşamış olduğunu” söylemektedir.

Yukarıdaki alıntılarda, Müslüman mütefekkir ve âlimlerin, Kur’ân’da sözü geçen Âdem’in ilk insan olmadığını, Âdem’e gelinceye kadar binlerce insan soyunun gelip geçtiğini söylediklerini görüyoruz. Âdem’den önceki insanlar, anaerkil bir düzende yaşıyorlardı. Âdem, insanlığı anaerkil âile düzeninden ataerkil âile düzenine geçiren ilk insandır. Yâni erkeğin üremedeki yerini anlamış, kadının alanı olan tarıma da hayvanların evcilleştirilmesi sâyesinde el atarak onu eve kapamış, Âdem-Havva efsânesini kendisine dayanak yaparak kadını emri altına almış olan ilk kahraman-ata Âdem’dir. Böylece erkek, anaerkil dönemi tamamen unutturarak insanlığın tarihini ataerkil âileyi kuran Âdem ile başlatıyor.

KATOLİKLİK & EVRİM

 

2006’da ve 2009’da onlar dahi geri adım attılar!

YAHUDİLİK, PROTESTANLIK, İSLÂMİYET, UZAKDOĞU DİNLERİ & EVRİM

Evrimle hiçbir kavgaları yoktur. Kabbalizm, tasavvuf evrim fikriyle dopdoludur. 10. Asır’da Bağdat’ta İHVAN-ÜS SAFÂ, ve nice düşünce ekolü hep evrimden bahsetmiştir… İslâm adına evrim düşmanlığı cehâletten başka bir şey değil. Bahaîler ne der bilinmez. Uzakdoğu dinlerinin ana teması zâten evrimdir! 

Yaklaşık 14+1milyar sene önce bu şey bir Büyük Patlama ile ontolojik varoluşa sâhip oldu ve Evren (Kâinat, Âlem) ismini almayı hak etti!

EVRENİN EVRİMİ

Katolik papazı olan George-Henri Lemaître 1920’lerde dinsel düşünceyle, Rus (sonradan Amerikalı) Hümanist bir teorik fizikçi olan George Gamow 1940’larda bilimsel düşünceyle, İlk Ândan ve Patlamadan bahsettiler.


 

Gözlem evlerinden izlenen uzak galâksilerin ışığındaki kırmızıya kayış, bunun ispatı olarak kabûl edilmektedir.

New Jersey’deki Bell Laboratuvarı’ndan Penzias ve Wilson, gökyüzünün her tarafından gelen bir ışınım (radiation) buldular. Bütün yönlerdeki parlaklığı aynı idi ve yaklaşık 3° (2.725°) Kelvin sıcaklığındaydı. Buluşları onlara Nobel Ödülü kazandırdı.

Yâni Evren genişliyordu ve 14+1 milyar sene önce hiçlik küçüklüğündeki bir Atomo Primitivo’nun patlamasıyla ortaya çıkmıştı

 

Monsignor Georges Henri Joseph Édouard Lemaître        Georgiy Antonovich Gamov (Георгий Антонович Гамов)

 

Kozmik mikrodalga fon radyasyonu

 

Karadelik (blackhole); Büyük Patlama (Big Bang); Vahdet (Unity)

 

Amerikalılar’da opinion (kanaât) kalmadı, her şeye inanıyorlar (I believe that…).

İngiliz dergilerinde kanaât önde gelir (my opinion is…).

Çünkü belief aynı zamanda iman demektir!

Bunun kültürel arka plânına girmeyeceğim…

Şimdi daha bilimsel olduk, kanaâtler değişir!

MESELÂ, PSİKOLOJİ NEDİR?

Psychologia” teriminin kökünde kadim Yunanca psukhe (kelebek) ve logos (bilim, teori) yatar. Teorinin temelinde de “Theo’tan uzaklaşıp karşı çıkma” mânâsı yatar!


Kelimeyi ilk olarak “ruhları – Tanrı’yı – Psişe’yi çağırma ilmi” anlamında kullanan ve ontoloji teriminin de mucidi olan Alman skolâstik filozofu Rudolphe Goklenius’tan (GOCLENIUS Goeckel, Rudolph Göckel veya Rudolf Goclenius 1547 – 1628) bu yana sekülarize olup, pozitivizmle buluşması yaklaşık 450 sene almıştır.

 

Japon alfabesinde ruh – nefes – Psişe – Hakikât.

 

Mao bunu sâdeleştirmiş (Özçince) L!

Anksiyetenin (Psişenin bunalması) Finalitesi ve/veya Teleolojisi

Aslında anksiyete varoluşun en temel yaşantısıdır. İnsan ve hayvan türleri arasındaki anksiyetenin filogenetik perspektiften kıyaslandığında, kalitatif bir farkının pek de olmadığı ileri sürülmektedir (Belzung ve Philippot 2007). Bağlanma sistemlerinin ve sosyal mertebeleşmenin teşkilinde, bireysel ve sosyal sağlığın pekişmesinde anksiyete tâyin edici (determinant) faktör olarak rol oynamakta (Sloman 2008).

Belzung C, Philippot P. Anxiety from a phylogenetic perspective: is there a qualitative difference between human and animal anxiety? Neural Plast. 2007;59676.

Sloman L. A new comprehensive evolutionary model of depression and anxiety. Affect Disord. 2008 Mar;106(3):219-28.


Aslında Kaos Kozmos’u, Kozmos da Kaos’u barındırır!


Dünyânın Oluşması: 4.6 milyar sene önce.

İlk Canlıların Zuhuru: 4.1 milyar sene önce.

İlk “Homo” Türleri: 6-3.5 milyon sene önce.

İlk Homo sapiens: ~250.000 sene önce.

İlk Homo sapiens sapiens: ~100.000 sene önce.