Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ŞEKER GİBİ RAMAZAN BAYRAMI

Aman efendim, neymiş, Şeker Bayramı demek mekruhmuş, Ramazan Bayramı denmeliymiş. Bu "sinsice bir sekülerizasyonun emâresiymiş.

Hani, tıpkı Ak Parti değil de AKP demenin şerefsizlik, namussuzluk olması gibi (yoksa namussuzluk başka şey için miydi, neyse, o kadar bayağılaştı ve müselselleşti ki bunlar, al birini vur ötekine). 

Açtım, Vikipedi'den baktım. Onu önce bir nakledeyim (tabii ki kendi ufak katkı ve tashihlerimle):

Ramazan Bayramı (Şeker Bayramı) İslâm Âlemi'nde, oruç tutma ayı olan Ramazan'ın ardından üç gün boyunca kutlanan dinî bir bayramdır. Hicrî takvime göre onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır.

Bayram'dan bir önceki gün, Ramazan ayının son günü olan arifedir.

2009 yılında Ramazan Bayramı Türkiye'de 20 Eylül Pazar günü başlamaktadır.

Arapça menşeli bir kelime olan Ramazan, "Ramaza (çok sıcak olma) kökünden gelir. Bunun sebebi muhtemelen Ramazan orucu ibâdeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına tekabül ediyor olmasıdır. Bu bayramda ziyâretçilere şeker sunmak töresi yerleşmiş bir gelenek olduğu için bayrama, Şeker Bayramı da denir.

Arapça'daki adı "îd El-fitrdir. Fitrkelimesi Arapça'da kahvaltı anlamına gelir ve Ramazan'ın bitimiyle birlikte yapılan ilk kahvaltıyı ifâde eder. Ramazan Bayramı oruç süresinin bitmesi dolayısıyla yapılan bir tören niteliğindedir. Ramazan Bayramı, Malezya ve Singapur'da Hari Raya Aidil Fitri, Endonezya'da Idul Fitri veya Lebaran, Bangladeş'te ise Shemai Eid olarak da anılır.

Ramazan Bayramı, Hicret'in ikinci yılından sonra kutlanmaya başlandı. Bu bayramda yapılması gereken tüm törenler ve ibâdetler Hz. Muhammed tarafından düzenlendi. İlk Ramazan Bayramı'yla ilgili işlemler de onun tarafından yapıldı.

Ramazan bayramının üç ayrı özelliği vardır: 1) Müslümanlar zekât görevini bu bayramda yerine getirir. 2) Müslümanlar arasında karşılıklı görüşme, barışma ve birbirini ziyâret etme ve hediyeleşme âdettir. 3) Müslümanlar bu bayramda, özellikle bayram namazından sonra yakınlarının kabirlerini ziyâret ederler.

Ramazan Bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılınan orucun da sonunu ifâde eder. Ramazan Ayı biterken, oruç da biter ve Ramazan Bayramı'nın ilk günü olan Şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz. Ramazan Bayramı'nın bu ilk gününde câmilerde Bayram Namazı kılınır. Bayram Namazı'nı yalnız erkekler kılar.

Bayram namazından sonra ise hutbe okunur. Namazın bitmesiyle bayrama girilir. Âile ve arkadaş ziyâretleri, çeşitli eğlenceler gibi. Ayrıca Ramazan Bayramı boyunca Müslümanlar, ziyâretlerle birbirlerinin bayramını kutlar.

Türkiye'de Ramazan

Ramazan Ayı'nda Sultanahmet Câmii'nin minârelerinin arasındaki ışıklı süslü yazıya mahya denmektedir ve Türkiye'degeleneksel olarak Ramazan Ayı'nda büyük câmilerin minâreleri arasına asılır. Ramazan Ayı ve Bayramı'nın İslâm ve Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Ramazan Ayı boyunca Türkiye genelindeki büyük câmilerin minâreleri arasına mahyalar asılır. Ramazan Ayı'nın ilk günlerinde genelde "Hoşgeldin ya Şehri Ramazan" benzeri mesajlar gösteren bu süsler, Ramazan Ayı boyunca her gece farklı bir mesaj göstermesi için değiştirilir. Ramazan Bayramı'ndan birkaç gün önce mahyalarda genellikle "Elveda benzeri uğurlama mesajlarına yer verilir.

Ramazan'ın son haftasında bayrama hazırlık olarak evler temizlenir, bayramlık elbiseler dikilir. Anadolu köylerinde, Ramazan Bayramı'nda şenlikler düzenlenir. Davul, zurna, kemençe, saz gibi yerli çalgılar çalınır, halk oyunları oynanır. Bâzı yerlerde Bayram'da fakirlere yemek yedirilir. Şehirlerde, özellikle askerî birliklerin bulunduğu bölgelerde Bayram'ın gelişi topla bildirilir, Bayram günlerinin belli saatlerinde (genellikle namaz vakitlerinde) top atılır.

Türkiye'de Ramazan Ayı ve Bayramı'yla özdeşleşen bir başka kültürel öğe de gölge oyunudur. "Hacivat ve Karagöz ile gölge oyunu Türk kültürünün önemli bir parçasını oluşturur. Eski zamanlarda, gölge oyunu Ramazan gecelerinde insanların en büyük eğlencesini oluşturmaktaydı. Âileler iftardan sonra toplanıp gölge oyunu seyretmeye giderlerdi. Her ne kadar bugün bu gelenek pek revaçta olmasa da, hâlâ Ramazan Ayı ve Bayramı'yla özdeşleşmişliğini korumaktadır. Ramazan'a ilişkin her türlü faâliyet ve çalışmada, gölge oyunu ve karakterleri en baş figürler olarak yer almaktadır.

Ramazan Bayramı âilelerin bir araya gelip beraberce eğlendiği, ahlâki, mânevî anlamda âilenin önemini vurgulayan bir bayramdır. Herkes çok özenli giyinir. Çocuklar bayramlıklarını giyerler. Ramazan Bayramı'nda âilelerin genç bireyleri daha yaşlı olan bireyleri ziyâret eder. Büyüklerin elleri öpülür. El öpen çocuklara büyükleri harçlık verir. Tatlılar, şekerler, çikolatalar ikram edilir. Baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardan biridir. Ayrıca küs olanların Bayram sebebiyle barışması da bir gelenektir.

Ramazan Bayramı boyunca (3 gün) nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde genellikle resmî tatil ilân edilir.

***

Kalkmış birtakım psödoentellektüeller bu bayram için hangi ismi kullananlar hangi sosyal, kültürel veya etnik gruptanmış diye sun'î ayrımlar yapıyorlar. Kürt Saçılımı filân unutturuluyor, gene dezenformasyon ve misenformasyon yapılıyor.

Din nedir ve benzeri makalelerimde belirttiğim gibi, din memetik ve sosyal bir kurumdur; çok sür'atle mutasyona uğrar ve birbirinden çok farklı harslarda, aynı bayram çok farklı şekillerde kutlanır. Bu çok tabiî bir şeydir çünkü tarihî vetire içerisinde belli bir sosyal grubun (etnik, millî veya küçük) örf ve âdetleriyle, bu yeni gelen memetik misâfirin kültürel izdivaç yapması kaçınılmazdır.

İmdi, mâdem bizzat Hz. Muhammed tarafından düzenlenen bu bayramın özünde yemek (onlarda kahvaltı) var, bizde de şeker var. Zekât da tesanüt yâni dayanışmanın, küslerin barışması ve ev ziyâretleri, el öpüp bahşiş almalar da kültürel evrimin hem korunması, hem de teşviki için iki yönlü hizmet eder.

Arap'ların ekseriyetinde mezar da yoktur, mezar ziyâreti de. Ama biz Türkler bu güzelliği de ilâve etmişizdir; fena mı? Tıpkı kandiller gibi, Arap'ın kandilden nasibi yoktur. Peki, biz bu güzelliği katıp da günah mı işlemişizdir? Hadi canım.

İsteyen Ramazan Bayramı der, isteyen Şeker Bayramı.

Hepsi aynı kapıya çıkar.

Meselâ ben bulunduğum ortama göre ikisini de istimâl ederim; takıyye midir, riyâ mıdır? Hiçbiri, sâdece her iki ismin de aynı kapıya çıktığının rahatlığıdır. Çünkü ben Türk'üm ve Müslüman'ım (ikisinin sentezi veya tevhidi değil).

Siz bu absürtlükleri bırakın da, yarın ve iki gün sonra neler olacak, ona bir bakın. Kürt Saçılımı balonu Ramazan davulundan beter patladı; kurusıkı dahi değil çünkü!

Bu arada, Hıncal Uluç'un ilk defa ne zaman istimna eylediği, güzel gözlü sıpaları asla şeytmediğini ama arkadaşlarının çok ettiğini, hangi kerhânede erkek olduğu, evine gelen kızlara "sarhoştum, ne yaptığımı bilmiyordum dememeleri için şeytmeden önce içki vermediği gibi hârikulâde malûmatı bizlere sadomazokist fotoğraflarla da süsleyerek mübârek Ramazan Ayı'nda duyuran Ayşe Arman'a, gittikçe zürriyeti bozulmakta olan Hürriyet'te, Dalaksız'la Umre'ye gidecek olan ve bu bayağılığı neşretme iznini veren Ertuğrul Özkök'e şükranlarımızı sunuyoruz!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 31 Ağustos 2009 Pazartesi

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ
DÖRT ŞEHİTLE 30 AĞUSTOS RESEPSİYONU

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil