Bugünden itibaren, 

Hiç tanışmadığım Kayserili bir iş adamından gelen mektupları paylaşmak istiyorum.

Yazacaklarım tamamen onun şahsî görüşleridir.

Geçen gün bana bir mektup yolladı, e-mail de ekliydi.

Adı Mahmut Kazına ve 70 yaşını çoktan aşmış.

Beni epeydir takip ediyormuş ne kadar milliyetçi, Atatürkçü ve samimi birisi olduğuma kanaat getirmiş..

Bundan sonra burada nakledeceklerim tamamen onun fikirlerinden ibarettir.

İlk mektubunda önce kendini uzun uzun anlatmış.

Fabrikasını Kayseri'de kurmuş ve o derecede kendine güvenen bir şahsiyet ki, Amerikalı bir iş adamı olan Alfred Sexman'a meydan okumuş.

***

Bu Alfred denen kişi Amerika'da kurduğu şirket sayesinde bütün dünyaya meydan okumuş ve ilk defa sexman yağını piyasaya sürmüş ve bu sayede milyarlarca USD'lik kâr ele eder olmuş.

Mahmut  Bey de ona nispet etmiş ve kimseden müdana-ası da kalmamış ve gözünü karartıp ihracata başlamış.

Eh. bu cür'etinin karşılığını da çok büyük kârlar elde ederek bulmuş.

Memleket meselelerine de hiç yabancı kalmamış ve içerisinde bulunduğumuz hâl-i pür melâli de gözü kara bir şekilde gözler önüne sorar hâle gelmiş.

Bundan sonra nakledeceklerim tamamen onun fikirlerinden ibaret olacak...Bana ilk olarak fabrikasını nasıl güçlükler ve zahmetler içerisinde kurduğunu anlattı, sonra da başladı:

"Evlât", içine hile ve desise karışmamış hiçbir beşerî münasebete rastlamadım, bu bir.

İkincisi, hiçbir çocuğu, ana babasından daha fazla sevemeyeceğini fark ettim.

Üçüncüsü, en tabiî ve sarsılmaz ilişkide de mutlaka bir ikirciklik olduğunu gördüm.

Eğer rüyalarında ikide bir evlât görüyorsan ve küstürdüklerini ağlayarak hatırlıyorsan, bu da kemâl ifadesidir aslında... 

Dördüncüsü, Türkiye Cumhuriyeti'nin belki de ilk defa bu kadar ağır şartların dayatması altına girdiğini fark ettim.

Daha önce Sevres Antlaşması'da imzası olanların, şimdilerde nasıl olup da bu derecede cüretkâr ve memleketin sarsılmaz birliğinden, dirliğinden taviz verdiklerini fark ettiğinden bahsetmiş ve eklemiş: "Evlât, Türkiye ne Kürtlerin, ne diğer etnik grupların, ne de başkalarının burayı bu kadar tehdit altında tutmaya hakkı vardır".

Bu Işid de ne, gazetelerde ve TV'larda seyrettikçe dehşet içerisinde kalıyorum.

Bu kadar ağır bir muhasarayı her kim yaptıysa, vebali de onun veya onların olacaktır, bunu bilelim.

Bu yayınlanan haritalar ne dehşet verici?

Bu kadar mı yalnızız?

Ama önce sana şunları nasihat edeyim:

Hiçbir çocuğu kendi ebeveyninden başkası sevemez, gerisi külliyen yalandır.

Hiçbir evlât da, kendi anası ve babasından başkası tarafından başkasının sevgisine bel bağlamasın, gerisi lâfı güzaftır.

Şimdi şu aziz vatanın durumuna bir bakalım:

 

]

Bunlar ne garip şeyler, dikkat et...

Yoksa, o çok sevdiğin Atatürk'ün sildiği sınırlar da ortadan kalkabilir.

O, "korkma" demişti ama biraz korkmanın, en azından endişelenmenin tam zamanı değil de ne?

Şimdi bu ortamda nasıl rahat uyuyacağız, sorarım sana?

Bir kısmı diyor ki memleket küçük parçalara bölünecekmiş ve buralardan kaçıp gidilecekmiş.

Bâzısı da dünyanın şu veya bu kısmına hicretten bahsediyor.

Veledim, Yavrum, Her ne Anlıyorsan...

Bu ülke son hür ve bağımsız Türk vatanıdır, kaçış filân da yok, olamaz.

Hiç kimse İstiklâl Harbini bize tekrar yazdıramaz ve o muazzez marşı da tekrar söylettiremez.