Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

AŞK NEDİR?

Sevgili Mekâncılar.

AŞK NEDİR?

Adolph Hitler Adındaki, aslında Polonya doğumlu, yani Alman bile olmayan Diktatörün iktidarda olduğu zamanlar…

***

Şimdiki Psikiyatrik tanı sistemlerine göre ağır Narsisistik Kişilik Bozukluğu veya Sınırda Kişilik Bozukluğu konabilecek olan Eşcinsel Yaveri Gobbels’le beraber o zamanki imkânlarla hoparlörlerden bağırılmaktadır.

Zaten sonun da ağır bir sanrısal (hezeyanlı) Bozukluk tanısı (Teşhisi konabilecek) bir akıl hastası olarak, metresi Eva Braun’la beraber intihar eden ama cesedi bulunmasın diye de üzerine tonlarca bezin döktürerek intihar ettiği dönem.

Avrupa’da kan gövdeyi götürmektedir.    

***

Nazilerin sırf akıl hastası, Çingene veya işlerine gelmedikleri için altı Milyon Yahudi’yi gaz odalarında soykırımdan geçirdikleri gönlerden söz ediyorum

İşte, bu tarihin yüz karası olan dönemlerde bir dâhinin evine, Naziler bir adet sarı zarf gönderirler, Dr. Eugene Miznkowsy’e (1885-1972).

***

Sıradan bir insan için pek de önemli olmayacak bu hadiseden sonra Dr. Eagugen Minkowsky “acaba beni ve ailemi hapse mi atacaklar, diğerleri gibi sabun mu yapacaklar Holocaust (Yahudi Soykırımı) mağduru olacağım’ diye ciddi derecede kaygı yani endişe yaşadığı günlerdir.

***

Hoparlörlerden yükselen sesle milyonlarca Alman adeta hipnotize edilmiştir ve Âri ırk yaratacağım diye bir kollektif hezeyana da kapılmışlardır.

Üstelik Adolf Hitler “Agartha” diye bir örgütün de üyesidir ve Güneş’te canlılar yaşadığını düşünmektedir.

***

İşte bu çok karanlık zamanlarda dâhi bir psikiyatr olan Dr. Eagugen Minkowsky’e dönemin iktidarı tarafından sarı bir zarf gönderilir. “Dr. Eagugen Minkowsky” “acaba beni de diğerleri gibi gaz odalarına tıkıp katledecekler mi” diye evhamlanır sabaha kadar uyuyamaz. Eduyum yapıyorum da, ben de gözümü kırpmadan sabahı ederdim.

***

Psikiyatr Dr. E Eagugen Minkowsky sabah, karısı Françoise’ye sarılıp uyandığında, aslında uzak bir akrabasından oldukça yüksek meblağlı bir miras kaldığını örenir ve divanına uzanır.

Kendisi de Alman-Polonya kökenli Fransız psikiyatr olan bu dâhi psikiyatr çok endişelenir ve sabaha kadar uyuyamaz.

***

Daha sonra epey düşünür, telâşını yener ve ben ne geçirdim diye kendisine sorar.

***

Aslında Karısı Francoise’ye âşık olduğunu olan fark etmiştir aşkının nişanesi olarak da ona bir demet kırmızı gül alır.

***

İşte, o zamandan beri aşkı normal olmayan, pre-paranoyak yani deliliğe benzeyen ama aslında her insanın hayatında en az bir kere yaşadığı bir deneyim olduğunu anlar.

***

Gerçekten de aşk sıra dışı ve aslında herkesin özellikle mevsim dönümlerinde yaşadığı bir duygudurumdur.

 

***

Bunun üzerine aşkı söyle tanımlar: Aşk hastalıklı olmayan ama insanın kendisini aşmasında da rol oynayan müstesna bir ruh hâli yani duygu selidir.

***

Tabii ki bu örüntünün beyinsel bir karşılığı da söz konusudur.

Bizi insan yapan beynimizi hipofiz denen salgı bezinden bol miktarda oksitosin de ifraz edilmektedir…

***

Özetle, aşk insanın kendisini aşmasını ve daha da mutlu olmasın sağlayan bir süreçtir.

***

Ne güzel şey değil mi âşık olup, maşukuna sarılabilmek ve değerini bilmektir ve ömür boyu mutluluk içinde yaşayabilmek.

Mehmet Kerem Doksat – Basel – 30. 12. 2018

Okumaya devam et
  394 Hits
  0 yorum
394 Hits
0 yorum

Kronobiyoloji

Sevgili Mekâncılar,

Bu aralar pek çok hastalar veya danışanlarımızdan mesaj alıyoruz. Ülkemiz dört mevsimin bir arada yaşandığı harikulade bir ülkedir

 

***

 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, zarif karısı Melanie Trumpl’la beraber 9 yaşındaki bir çocuğa Noel Baba’nın kim olduğunu sormuş.

***

 

O da “hoh hoh hoh” diye kapıdan veya bacadan girip çocukları sevindirmek için hediyeler veren Noel Baba’yı (Santa Clause) bilememiş.

 

***

 

Mevsimsel olarak insanlarda duygudurum ve duygulanım yaşanılması çok normal bir intibaktır.

***

 

1789’da Demokrasi’nin temelinin atıldığı ülkeden herkese sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz.

***

 

Buradaki insanlar çok medeni ve arkadaş canlısı, refah düzeyleri de çok yüksek.

 

***

 

Din, lisan veya millet farkı gözetmeksizin, herkesin Yeni Yılını sevgi ve barış dileklerimizle kutluyoruz.

 

Nice mutlu senelere, Sevgi ve Saygılarımızla….

Mehmet Kerem Doksat – Strazbourg – 28.12.2018

Okumaya devam et
  126 Hits
  0 yorum
126 Hits
0 yorum

SOFIA LOREN’İN SIRRI VE PİKA SENDROMU

 

 

Bu güzel yıldızın bir özelliği var, sağlığını korumak için, bir parazit olan Tenya yediğine dair magazinsel bilgiler mevcut!!!

 

“Hollywood'un en ünlü kadın oyucularından Sophia Loren, 20 Eylül 1934'de İtalya'da dünyaya geldi. Gerçek adı Anna Sofia Scicolone'dir.
Daha küçük yaşlarda güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan Sofia Loren, İtalyan yapımcı Carlo Ponti'nin Loren’deki yeteneği kısa sürede fark etmesiyle sanat dünyasına küçük küçük adımlar atmaya başladı. Rol aldığı ilk film “Quo Vadis” adlı tarihi dramaydı ve bu film ancak 1951'de gösterime çıkabildi.  Böylece, Sofia Loren henüz 16 yaşındayken oyunculuğa başlamış oldu.

 

Sofia Scicolone, daha sonraları adını Sophia Loren olarak değiştirdi ve ardından dönemin popüler filmlerinde oynamaya başladı.

Yıldızı parlamaya başladı. 1950’lerin sonlarına doğru, Frank Sinatra ve Cary Grant ile başrollerini paylaştığı Boy on a Dolphin ve The Pride and the Passion adlı filmlerle Hollywood'da yıldızı yükselmeye başladı. Yönetmen Carlo Ponti ile evlendi. Loren’in kitlelerle tanışması ise 1953 yılında rol aldığı müzikal “Aida” ile oldu. Bu filmden sonra ününü iyice arttıran Loren “Attila”, “The Gold of Naples”, “Two Nights with Cleopatra” ve “Too Bad She’s Bad” gibi filmlerle zirveye çıktı. 1954’te parladı.

 

Desire Under the Elms”, “The Key”, “Houseboat”, “The Kind of Women”, “A Breath of Scandal” ile büyük başarılar kazanan Sofia Loren, 1961’de Jean Paul Belmondo ile birlikte rol aldığı İtalyan-Fransız ortak yapımı savaş draması “Ciociara-Two Women” ile Oscar kazandı.”

 

PİKA SENDROMU

 

Kil, toprak, kireç veya cam yemek gibi eğilimler, “Pika Sendromu” (yabancı madde yeme alışkanlığı) olarak adlandırılan bir rahatsızlık durumunda ortaya çıkar. Bu tablo, kimi zaman gerçekten vücuttaki bir vitamin eksikliğinden kimi zaman da psikolojik sorunlardan kaynaklanır.

 

 


 

Pika teşhisi için; bir aydan uzun süre boyunca gıda özelliği olmayan maddeleri yeme alışkanlığının gelişmiş olması lazımdır.  Uygunsuzca yenilen bu maddelerin,  kişinin gelişimsel seviyesi ve kültürel özellikleri ile uyumsuz olması gerekir.  Ek olarak,  aileler de davranışsal olarak bu alışkanlıkları hususunda çocuklarına model teşkil edebilirler.

 

Pika Hastalığı Kimlerde Görülür? 

Pika sendromu teşhisinin koyulabilmesi için çocuğun iki yaş ve üzerinde olması gereklidir. Daha ufak çocukların uygunsuz maddeleri ağza atma ve yemeye çalışma davranışları bu kapsamda ele alınmaz.

 

Zihinsel ve gelişimsel geriliği olan çocuklarda, ruhsal hastalığı (depresyon ve diğerleri) olanlarda ve bazı besin eksikliği yaşayanlarda Pika Sendromu görülebilir.

 

Değişik ruhsal zorlantılar (boşanma, çocuk istismarı, aile içi çatışma, ailenin ihmali gibi durumlarda da çocuklarda pika görülebilir.

 

 

Gıda eksikliklerinden Demir, Kalsiyum, Çinko, B1 Vitamini, B6 noksanlığında de Pika Sendromunun görülebildiği bilinmektedir.

 

Toprak yiyen kişilerde görülen Demir eksikliği Anemisinde,  hastanın Demir eksikliğinden dolayı mı toprak yediği, yoksa yediği toprak nedeniyle mi Demir Eksikliği oluştuğuna dair tartışmalı bilgiler söz konusudur.


Pika Sendromu olan kişi nasıl tedavi edilir?

Pika Sendromu olan çocuğun veya erişkinin takibi alttan yatan sebebe göre değişir.

 

Öncelikle kişinin tam bir sistemik muayenesi için doktora götürülmesi gerekiyor ki biz psikiyatrlar bunu zaten yapıyoruz.  Besin eksikliklerinin araştırılması, kişinin psiko-sosyal ve nörolojik gelişiminin değerlendirilmesi, erişkin ise detaylı bir ruhsal muayene yapılması şarttır. Bu klinik tabloda danışan kişi çocuk ise,  çocuk istismarı açısından değerlendirilmesi de çok önemlidir.  Dr. Neslim G.Doksat’la eşgüdümlü olarak bu hastalara bazı antidepresanlar (mesela trisiklik antidepresanlar veya Türkiye’de tanınmasında benim de rolümün olduğu (venlafaksin) gibi ilaçları veya diğer başka ilaçları belirli dozlarda verebiliyoruz. Sosyal veya duygusal zorlanmaya karşı psikoterapi yöntemleri uygulayabiliyoruz.

Bütün ruhsal hastalıklarda, erken farkındalık, erken teşhis ve erken tedavinin önemini burada bir kez daha belirtmek isterim.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, 29.11.2018, Nişantaşı

Okumaya devam et
  554 Hits
  0 yorum
554 Hits
0 yorum

BİR 10 KASIM'I DAHA GERİDE BIRAKIRKEN

SEVGİLİ MEKÂNCILAR

Türklük Nedir,

Sayın Sinan Meydan’dan izin alarak paylaşıyorum.

Birkaç haftadır “Andımızı tartışıyoruz. Andımız Türk’üm, doğruyum çalışkanım tartışıyoruz. Benim neslim askerlin yaptı. Ben önce Samsun’da “her şeyden önce Türklüğümle övünerek askerlik yaptım”

 

Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilciliği andımızla ilgili Plevne meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilcisi Cevat Erbil ve Sendika üyeleri Plevne meydanında yaptığı açıklamada, “Çok yakın bir zamanda 95. kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyetimiz ve millî devlet yapımız büyük saldırılarla karşı karşıyadır. 

Ağır bedeller ödeyerek kurduğumuz ve bugünlere taşıdığımız Devletimizin bu coğrafyadaki varlığı, millet olma özelliğimiz ve etrafında kenetlendiğimiz değerlerimizin korunmasıyla mümkündür.

Nitekim daha birkaç yıl önce, adına “Çözüm Süreci” denilen, gerçekte ise çözülüm süreci olan birtakım uygulamalarla millî kimliğimiz yok edilmek istenmiş, bu topraklardan Türk adı silinmeye çalışılmıştır. 

O dönemde millî değerlerimizin içinin boşaltılmasının, millî kimliğimizin yok edilmesinin, bizleri tek bir millet olarak bir arada tutan değerlerin yağmalanmasının karşısında durmuş, sürecin ülkemizi bir felâkete sürüklemekte olduğu gerçeğini haykırmıştık.

Bu rezaletler zincirinin bir halkası da 1933 yılından beri okullarımızda okutulmakta olan Andımızın kaldırılması olmuştu.

Nitekim yaşadığımız acı tecrübeler sonunda, yanlış yoldan dönüldü ama bu yanlışlar, hendek operasyonlarında 793, Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 71 ve Zeytin Dalı Harekâtı’nda 53 vatan evladının şahadetine mal olurken içimizde de silinmez ve unutulmaz yaralar açtı.

Hatırlanacağı üzere o tarihlerde gerek bireysel gerekse Türk Eğitim-Sen olarak açılan davalarla, sözde ‘Çözüm Sürecinin bir parçası olan’ Andımızın kaldırılmasını, Danıştay nezdinde yargıya taşımıştık.

d]

Nitekim Danıştay 8. Dairesi de 24.04.2018 tarihli kararıyla Öğrenci Andını kaldıran işlemi hukuka aykırı bularak, 1933 yılından 2013 yılına dek 80 yıl boyunca okullarımızda okutulan Andımızın yeniden okutulmasının önünü açtı.

Ama ne hikmetse bir anda ülkemizde kıyamet koptu; ne kadar açılımcı ne kadar çözülümcü varsa meydanlara fırlayıp, Andımız üzerinden yeniden Türk millî kimliğine karşı saldırıya geçti.

Danıştay’ın Öğrenci Andı kararına ilk tepki gösterenler arasında bir de adı memur sendikası olan ama yaptıkları sendikacılıkla bağdaşmayan bir kuruluş var.

Bunlar iki yılda bir ortaya çıkar, memuru toplu sözleşmede pazarlar, sonra iki yıl boyunca ortalarda görünmezler.%4+3,5 zamma imza atıp %24,5 enflasyona karşı gıkını çıkarmazlar.

Memurlar ek gösterge beklerken tek kelime edecek takati göstermezler.  Dolar 7 TL’ye ulaştığında, alım gücünün korunmasına karşı bir tedbir önermezler.

Mülakat denen kıyım sistemiyle hak yenirken sus pus olurlar.

Aileleri parçalanmış sözleşmeli personel için tek kelime etmezler.

Memurun, sözleşmelinin, emeklinin mağduriyetlerini sorun etmezler. Ek zam istemeye hiç cesaret edemezler. Kısacası memur sorunlarına karşı kafalarını kuma gömer ama iş, Türk düşmanlığı oldu mu, girdikleri delikten bir anda fırlar; 81 ilde basın açıklaması yaparlar.

Bunlar Andımızı, Türkiye Cumhuriyeti ve Devletimizin kurucu kadrosuyla hesaplaşmanın aracı yaparlar.

Bugün milletimizi köklerinden kopararak tarihini, atasını unutmuş, dostunu düşmanını bilmeyen, geleceği göremeyen bir toplum yaratma arzusu, bir anda hortlamıştır. 

Ne olursa olsun bu girişimler Türk milletinin; Tek Vatan, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak ülküsü karşısında mahvolmaya mahkûmdur. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türk’üm diyene! “ diyerek konuşmamızı sonlandırırdık.

Hâlâ görüş arkadaşlarım, dostlarım var. Geçenlerde Zeki Yüzbaşı aradı, kim bilir çoktan kurmay albay olmuştur. “Keremciğim, yakında Diyarbakır’da gene rakı içip, ayılmak için de mırra demleneceğiz” dedi

İçimden eski günlere bakmak geldi…

Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu partidir diye son üç seçimde hep CHP’ye verdik.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu partinin lideri.

Etnik kökeni beni hiç ilgilendirmez. Ailemi dostlarımı da… Merhum Zeki Alasya’nın cenazesinde usulca yanına yaklaşmış ve telefon numarasını istedim çünkü yanında ne koruma ne de etrafını çeviren bir korumalar vardı.

Ana Muhalefet Partisi’nin liderinin telefonu çalıyor ama açılmıyor: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun.A

***

O zamanlar Samsun havaalanı küçücüktü ve oraya ancak Rus Tayyareleri uçardı. Bu uçaklar meğer hiç düşmezmiş.

Hafta sonraları Samsundaki bir yerlere gider vakit geçirirdir. Her Tür asker doğar derdik, yat kat sürün diye eğitim görürdük. 2013’te,yani 2013’te Millî Eğitim Bakanlığı İlkokul Yönetmeliği’nde yapara yaptığım ‘Türk’üm doğruyum çalışkanım diyerek ” ve Türk olmakla gurur duyarak askerlik yaptık.

Meğer geçenlerde, Danıştay 8. Dairesi bu andı iptal etmiş. Sonra tekrar izin vermiş. Türkçülük ırkçılık değildir, millî gurur meselesidir

2013’te Millî Eğitim Bakanlığınca. Öğretiminde değişiklik yapılmış.

Osmanlı Devleti tarihe karışmış ve Ulu Önder Atatürk Fransız inkılâbından etkilenerek bize manevi olarak bu memleketi bıraktı.

Sayın Uğur Dündar’ı, Müjdat Gezen’i ve tarihçi Sinan Meydan’ı kutluyorum. Tabii ki baba tarafından akrabam Can Ataklı’yı da…

Atatürk, Türk Milleti’ne mensup olmaktan derin bir memnuniyet duyuyordu. Türk lisanına ve Türk tarihine büyük saygı duyuyordu.  

***

Maalesef Ulu Önder vefat etti ama alkole bağlı sirozdan değil, sıtmaya bağlı karaciğerinde meydana gelen harabiyetten…

Tek karısı olarak İzmir’den alan Lâtife Hanım’la evlenmiştir. Kendisine son anlarında dönemin Profesörlerinden Mim Kemal Öke kendisine Primakin ve Klorokin denen ilaçları vermişti.

***

Ben de Diyarbakır’da askerlik yaparken amipli dizanteri, Adana’dayken sıtma geçidim. Hepsini tedavi ettirdim.

Ulu önderi kimse öldürmedi, sadece karaciğeri çok hassastı ve sıtmaya bağlı sirozdan vefat etmişti.

***

Geçen 10 Kasım’da TBMM tarihî rekor kırarak ziyaretçi akımına uğradı.

Bundan sonra da hep böyle olacak. Dilerim bu ülke de ebediyen ayakta duracak ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.

***

Dileriz öyle olsun.

Mehmet Kerem Doksat – Alsancak 12 Kasım 2018

Okumaya devam et
  470 Hits
  0 yorum
470 Hits
0 yorum

ATATÜRKÇÜ OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Sevgili Mekâncılar,

Türkiye’de artık nedense zorlaşan bir şeyden söz etmek istiyorum.

Atatürkçü olmak.

Sayın Yılmaz Özdil mükemmel bir kitap yazmış. Bir solukta okudum, telefon edip kutladım.

***

Baba tarafından akrabam Can Ataklı da, Kadim Dostum Halit Kakınç da (Millî Komünizm kitabı), Sayın Banu Çiftçi, Sayın Orhan Pamukoğlu Paşa, eski rektörümüz Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yakın çevrem ve ailemin tamamı Atatürkçü.

        atatürk resmi ile ilgili görsel sonucu

***

Düşünüyorum da, pek çok entellektüelin, zeki ve basiretli insanın terk ettiği bir ülkede yaşıyoruz.

***

Prof. Dr. Celâl Şengör Atatürk’ü ‘Dâhi Diktatör’ olarak ele alan bir kitap yazdı.

***

Profesör Dr. İlber Ortaylı da öyle. Prof Dr. Vamık Volkan da… Sunay Akın da hep Ulu Önder’i anlatır…

***

Hâlbuki, benim naçizane görüşüme göre Atatürk (1881-1938) aslında, yapıcı ve onarıcı bir dâhiydi. Nasip olursa önümüzdeki günlerde yeni bir eser de ben yazacağım.

***

Selanik’te çektiklerini sade ve anlaşılır bir lisanla yazıp kamuoyumuzun takdirine sunacağım.

***

Hangi yayın evi deyince durakladım tabii ama sanırım ben de Kırmızı Kedi’ye göndereceğim.

***

Profesör Brüne’nin iznini alarak tercüme ettiğim Evrimsel Psikiyatri kitabı bitti, son rötuşlarındayım. Geçen gün de Bilim ve Ütopya Dergisine “papağanların aslında kuş beyin olmadıklarını” kapsayan bir makale yolladım.

***

Bu ülke bizim ve hiçbir yere gitmiyoruz.

***

Ne mutlu Türk’üm diyene ve diyebilene…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 6 Kasım 2018 Salı

Okumaya devam et
  466 Hits
  0 yorum
466 Hits
0 yorum