Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

CUMHURİYET’İN ONUNCU YIL KUTLAMALARI

Giriş

Bir toplumun tarihi seyri içinde önem atfettiği günleri kutlamak için tespit ettiği ve toplumun fertleri tarafından benimsenen özel günler bulunmaktadır. Tören veya bayram şeklinde anılan kutlamalar o toplumun ortak hatıralarından, geleneklerinden ve tabiatından doğmaktadır. Tören veya kutlamalara özellikle siyasal iktidarların kendi meşruiyetlerini teyit etmek için önem verdiği bilinmektedir. Bayram veya kutlamalar yapıldığı ülkenin yönetim biçiminin demokratik, otoriter veya totaliter oluşuna göre şekillenmekte, törene verilen önem rejimle halkın kaynaşmasını sağlamada bir araç olarak kullanılmaktadır. Bundan başka toplumsal dayanışma ve düzeni sağlamada ve sürdürmede, millî karakteri güçlendirmede ve halkın eğitilmesinde de törenlerin önemli bir yeri vardır1. Türklerde bayram olgusu İslamiyet öncesi dönemde başlamış, Fransız ihtilâli sonrası yayılan milliyetçilik fikri etrafında yeniden şekillenmiştir. Bütün toplumlarda olduğu gibi kutlanan bayramlar, Türklerin kültürel özellikleri, idari yapıları ve İslâm kültürü etrafında biçimlenmiştir.

Okumaya devam et
  2977 Hits
  0 yorum
2977 Hits
0 yorum

PACO KİMDİ veya DERSAADETTE İNANÇSIZLIK ZAMANLARI…

Dünyanın en ünlü gitar san’atçılarından Paco de Lucía, 66 yaşında hayatını kaybetti.

Beş erkek kardeşin en küçüğü olarak İspanya'nın güney ucunda, Cádiz iline bağlı Algeciras'da dünyaya geldi. Müzisyen bir aileden geliyordu: Babası Flamenko gitaristi Antonio Sánchez, abilerinden biri Flamenko şarkıcısı Pepe de Lucía, diğeri Flamenko gitaristi Ramón de Algeciras'dı. Paco de Lucía adını Portekizli annesi Lucía Gomes'in şerefine edindi.

1958'de, on bir yaşında ilk defa radyoya (Radio Algeciras) çıktı. Bir yıl sonra prestijli Jerez Flamenko yarışmasında özel ödül aldı.

Okumaya devam et
  3497 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3497 Hits
0 yorum

DOKSAN SENENİN SEYİR DEFTERİ

SANTRA

Başlarda sâdece meşin yuvarlak vardı ve çamurla, suyla şişti mi de ne ayak bileği kalırdı, ne kafa. Hele dikiş yerine gelince, yarılırdı kafa.

Rahmetli Metin Oktay’ı perişan eden buydu; Muhammed Ali’yi de: Sarhoşken Dayak Yiyen Adam Sendromu!

Bizim TED Ankara Koleji’nde de, bizi favorilerimizden tutup havaya kaldırarak eğlenen psikopat Beyaz Gölge özentisi deveyi dövebileyim diye gidip Judo çalıştım kahverengi kuşağa kadar.

 

Mevleviler gibi minderde döndüm durdum elimi yere vurarak; az daha Yeniçeri olacaktım ama Yüzeysel Mermerci yoktu…

Müzmin gezgin olduğumuz için Adana’ya gittik.

Orada Şükrü Gençel diye birisinin dojosuna yazıldım ve Tae kwon do ile tanıştım. Gene huzur yoktu çünkü beni nakavt etmek isteyen çoktu. Hemen hepsi en alt tabakadan gelen ve adam dövmeyi isteyen çocuklardı ama küçücük boyuyla bütün kemikleri kıran bir tanesini asla unutamam; çok mert bir savaşçıydı, fellâhtı.

Zâten Şükrü Bey de benden aldığı fotokopilerle kalktı, akupunktürcü oldu, milleti dolandırdı. Sonra da salon battı. En büyük zevki bizi sıraya dizip midemize yumruk atarken “pam pam” demek ve nefesimizin kesilmesini seyretmekti. Koca göbeği ve kısacık bacakları, boru gibi içtiği sigarası ve kalın camlı gözlükleri başka şeye müsaade etmiyordu. Sopalara halatlar sarıp kanayıncaya kadar blok çalışırdı.

Oğlu Cem de da Ağır Sıklet Türkiye Şampiyonuydu ve hipnoza çok yatkındı. Bizi çok güldürürdü ama bir gece ısrar ede ede zorla kalkıp Ford Maverick marka arabamın direksiyonuna geçtiği gibi, gecenin bir yarısında park hâlindeki bir otobüse toslattı ve ânında da sırra kadem bastı!

Okumaya devam et
  3887 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3887 Hits
0 yorum

YENİ İSTİKLÂL MARŞI ve BİRİNCİ GELENEKSEL PANENTEİZM TOPLANTISI

Önce bir içiniz ısınsın...

Direniyordum kendime zûlmetmeye karar verip (Self-Defeating Personality Disorder: Mazokistik Kişilik Bozukluğu) şu yeni sürümüyle ırkçı-kafatasçı marşımızı seyrettim:

Tüylerim kirpi kirpi oldu.

Rap rap rap rap…

Monoton, faşizmin ayak sesleri ana teması üzerine binâ edilmiş.

Kıyamet Alâmetleri bunlar.

Okumaya devam et
  3551 Hits
  2 yorum
3551 Hits
2 yorum

PUTPEREST ATATÜRK

Neden, niçin, nasıl cezalı olduğumu bir anda fark ettim.


Bütün mes'ele Atatürk'ün putperest olması, yâni Buddha'ya tapması: Aydınlanmış Adam!

Necip Fâzıl Kısakürek'i hayatımda iki kere gördüğümü hatırlıyorum .

Biri, bahçe içerisindeki mâlikânesinde Alparslan Türkeş'in kaçmasını tenkit ederken "biz bile örgüt kurduk" diyor.

Yanında kavruk bir genç var; örgüt müthiş.

Öbürü ise Atatürk Kültür Merkezi'nde kendisine şâir-ül şüerâ ödülü verilirken...

Babam sahneye çağrılıyor ve "putperest yetiştirilen nesillerin yeni putlara da tapması kaçınılmazdır" diye bombayı patlatıyor: GÜM!

Ortalık buz kesiyor ve toplantı daha kısık sesle devam ediyor ama kayıtlardan kaçınılmaz ki.

İspiyonlayıcılar dâima hazır... 


Hâlen Kanal 8'i seyrediyorum.

İzmirli Hanımefendi gene konuklarından fazla konuşuyor.

Birisi göbek atıyor, üzerinde kuş resmi var.

Uçuyor yâni.

Tıpkı Uçuran gibi...

Yârın da Morgil çıkacakmış.

Ben ise bakın neler yumurtluyorum:

 
İşte, bu metamorfozis beni mahkûm ettiriyor ezelden ebede kadar!

Alın işte, Atatürk mason!
Okumaya devam et
  4101 Hits
  0 yorum
4101 Hits
0 yorum