Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

KADINDA CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Sevgili Mekâncılar,

Kadınlarda bazen cinsel açıdan boşalamama ve orgazm olamama durumlarına rastlanır.

Kadınların cinsel hayatları erkeklere benzemez. Erkekler her bir ilişkiden sonra yaklaşık yirmi dakika hiçbir şey yapamazlar. Deyim yerindeyse, tek atımlık barutları vardır.

***

Cinsel cevap döngüsünde, yani istek-uyarılma- boşalma ve orgazm, bir bozulma olmasıdır.

Kadınlara göre cinsellik aktivasyonu tarih boyunca ve hatta günümüzde bir görev olarak ön görülmüş, kadınların ihtiras ve cinsellik ile ilgili hislerinin denetimleri dışına çıkması, cesurca ifade etmesi genellikle baskılanmıştır.

Kadının cinsellikten haz alması tarih boyunca pek çok kültürde ayıp sayılmıştır, 18. yüzyıla kadar hatta mastürbasyonun sağlıksız olduğu batı toplumlarındaki doktorlar tarafından ifade edilmiştir ki, bu aslında günümüzde tamamen değişmiştir.

***

Toplumdan topluma değişen kültürel, dinî, ailevî değerler kadının cinselliğini yaşamasında ve bunu ifade etmesinde etkili faktörler olmuştur.

Özellikle haz alma denilen, yani kadında klitoral uyarım, günümüzde hâlâ bazı ülkelerde yasak kabul edilmekte, belli Afrika ülkelerinde kadına sünnet yapılarak (klitorisin cerrahî olarak çıkarılması) bu duygu ebediyen elinden alınmaktadır.

***

Cinselliği sadece erkeğe hizmet olarak düşünen bu gibi toplumlarda kadın cinsellikten asla haz alamamakta, klitoral uyarım olmadığı için vajinal sulanma gelişmemekte ve dolayısı ile cinsel ilişki kuru vajinada kadının ağrı hissederek yaşadığı bir kâbusa dönüşmektedir.

Kadın cinselliği üzerine çalışmalar maalesef 1980’li yılların sonuna kadar fazla bir gelişim göstermemiş, bu tarihten itibaren bu konu üzerine gidilmeye başlanmıştır.

Freud’un sözünü ettiği gibi ayrıca bir vajinal orgazm söz konusu değildir. Erkekler de kadınlar da klitorislerinden / glans penislerinden doyuma ulaşırlar.

Ancak günümüzde dahi kadın cinsel işlev bozukluğunun patofizyolojisini, altta sebepleri anlamada bilgilerimiz henüz istediğimiz yerde değildir.

 

Libido ve Uyarılma

Sağlam bir fizyolojik cinsel fonksiyon için;

1)   Nöral (otonomik, somatosensör, somatomator) ve kas yapısı.

2)   Damarsal beslenme ( arteriyel&venöz)

3)   Hormonal çevre

4)   Kortikal ve hipotalamik-limbik yapıların düzenlediği mekanizmanın bütünlüğü şarttır.

Cinsel işlev döngüsünde yer alan, hem periferik hem de merkezî yapılardaki bir bozulma, aksaklık, kadın cinsel işlev bozukluğuna (ki içinde libido, cinsel uyarım ve orgazm ile cinsel ağrıyı da barındırmakta) yol açmaktadır. Buna disparoni de denir.

Cinsel istek ve libido, fiziksel ve zihinsel ihtiyaç olarak cinselliği oluşturarak sonuçta bir ödüllendirilme duygusunu yaşamayı hedefler.

Bu durum, iç veya dış bir uyaranla aktive edilir ve birçok biyolojik, psikososyal ve kültürel bağlantının sonucu olarak karşımıza çıkar.

Libidonun (hem cinsel, hem de psişik isteğin) yapısal kısmı için de yer alan ve sürdürülmesini sağlayan çoklu nöroendokrin mesajlar  duygular (etkilenme) ve bilişsel cevaplar (yakınlaşma) ile düzenlenmektedir.

***

Kadınlarda en sık görülen cinsel istek bozukluğu, hipoaktif cinsel istek bozukluğu olarak adlandırılmış ve tanım olarak cinsel ilgi ve arzu şeklindeki duyguların azlığı veya yokluğu, aynı zamanda cinsel düşünce veya fantezilerin yokluğu ve arzu eksikliği olarak belirtilmiştir.

Bu kişilerde cinsel olarak uyarılma güdüsü ya yok olmuş ya da zarar görmüştür.

Bu tanımlamalarda esas olan cinsel uyarım, kadın cinsel cevap döngüsündeki kritik bir basamaktır.

Kadın cinsel uyarılması, cinsel heyecanla alâkalı öznel fiziksel ve bilişsel duyguların karışımı olarak, vulvovajinal kanlanma, genişleme ve sulanmanın, yani genital duyumsamanın farkına varılarak ortaya çıkmasıdır.

***

Bu nedenle uyarılma bozukluğunun 3 alt tipi tanımlanmıştır:

İlki, cinsel uyarım hissinin (cinsel heyecan ve cinsel mutluluk hissi) herhangi bir cinsel uyarım karşısında yokluğu ve belirgin olarak azalmasıdır. Vajinal sulanma veya diğer fiziksel cevaplar hâlâ mevcuttur. 

İkinci alt tip ise genital cinsel uyarım (tahrik olma) bozukluğudur. Bu kadınlarda, herhangi bir cinsel uyarım karşısında asgari vulvar kabarma veya vajinal sulanma hissi olabilirse de, genital bölge dokunuşlarında cinsel duyarlılık azalmıştır.

Genital olmayan cinsel  uyarı karşısında kişisel cinsel heyecanlanma ise mevcuttur.

sevişen kadın ile ilgili görsel sonucu

Üçüncü alt tip kombine genital ve öznel cinsel uyarım bozukluğudur. Bu gurup kadında, cinsel heyecan ve mutluluk hissinin herhangi bir cinsel stimülasyon karşısında yokluğu ile beraber genital uyarımın da bozulma (vulvar kabarma, vajinal sulanma yokluğu) belirgindir.

Libido ve uyarılma birbiri ile sıkı ilişkili olsa da bazen bağımsız da olabilir. Her ikisi de doyum ve haz ile bağlantılı, yine her ikisi de öznel ve objektif cinsel cevaplar aynı yolu izlediğinde zihinsel ve fiziksel olarak vücut bulurlar.

 

Kadın libido ve uyarılmasında önemli organlar nelerdir?

Beyin

Cinsel fonksiyonda kritik olan çeşitli bilişsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal cevapların üretimini sinir sistemi gerçekleştirmektedir.

Serebral korteks kontrol ve idare merkezidir, alınan uyarıların hangisinin cinsel olduğunun çevrimini yaparak geri kalan sinir sistemine uygun komutları iletir.

Açıkçası, beyin cinsel fantezileri yaratır ve bu düşünceleri tekrar tekrar çağırarak kadın vücudunda erotik algılanan uyaranları oluşturur.

Zihinsel farkındalık hem cinsel deneyimin yaşanması hem de cinsel tatmin sağlanması için önemlidir.

Dış genital yapının basınç, dokunma gibi mekanik uyarıma maruz kalması, cilt, mukoza ve cilt altı dokuda yerleşik çeşitli duyusal reseptörlerin (alıcı) uyarılmasına sebep olmaktadır.

Bu uyarılma, duyu sinirleri ile alt karından sakral bel omuruna iletilerek çeşitli otonom reflekslerin oluşumunu aktive etmektedir.

Bu refleksler, bu bölgelere olan özellikli kan akımını kontrol ederek, glandüler (bezsel) salgıları  ve cinsel organlardaki düz kas kasılmalarını düzenlemektedir.

***

Duyu korteksi ve limbik sistem, ek olarak onların sinyal oluşturma işlevleri, otonom sinir sistemini kontrol eden hipotalamus ve diğer yapıları aktive etmektedir.

Sonuç olarak omurga reflekslerine eşlik eden daha çok uyarılmış koitus kişisel zevk döngüsünün yaratılmasını artırmaktadır.

Merkezî sinir sisteminde genital bölgeden gelen uyarıları düzenleyen ana alanlar ise hipotalamik yapılar, ön frontal korteks ve beyin sapı yapılarıdır. Amigdala da bunlara dâhildir.

 

Genital bölge

 

Kadın uyarılmasında kan dolaşımı yapısı, periferik nörovasküler sistem içeriği ve pelvik taban kasları ile genital bölge kritik bir rol oynamaktadır.

Cinsel uyarılma, cinsel uyaran, hormonal ortam, inen ve çıkan nörolojik yollar tarafından modifiye edilmektedir.

Bu sebeple genital bölge cinsel uyarana karşı faaliyetin dönüştürülmesinden doğrudan olarak sorumlu iken, bu bölgenin yeterli işlevi orgazm sırasındaki kasılmaları ve cinsel tatmine de önderlik etmektedir.

Kadın memesi

Kadınlığın ve kadın olmanın baskın unsurlarından olan meme oluşumu her iki cinste de cinsel memnuniyet ile alâkalı olmasına rağmen erotik duyarlılıkta kişiden kişiye değişiklik göstermektedir.

Seks hormonu değişiklikleri salgı bezleriyle yapıyı etkilemekte, buna bağlı olarak meme hassasiyeti menstrüel siklus süresince, hormonal tedavi alımında, gebelik ve menapozda farklı olmaktadır.

Cinsel cevap süresince memeler kan akımı ile genişlemekte, cilt rengi sıklıkla pembemsi olmaktadır. Meme ucu birçok sinir uyarımına sahip olup, bu durum onları cinsel uyarıma oldukça duyarlı kılmaktadır. Aynı zamanda içindeki ince kas lifleri sayesinde cinsel uyarılma esnasında erektil hâle gelmektedirler.

***

Meme ucu ve meme ucu çevresini oluşturan areola direkt olarak orgazma da önderlik edebilmektedir. Yani uygun şekilde tahrik edilen bir kadın binlerce defa orgazm yaşayabilir (mikroelektrotlarla bu bölgedeki kasılmalar ölçülebilmektedir).

Deri

Deri en geniş cinsel organ olarak bilinmekte, sıcaklık değişimi, dokunma ve dokunma şeklinden etkilenen sinir ağlarını barındıran bir yapıdır. Oldukça duyarlı ve uyarılara cevap veren olarak bilinen ciltteki erojen bölgeler, cinsel uyarılma ve memnuniyeti sağlamaktadır. 

Bilinen birincil erojen bölgeler boyun, kulak memesi, ağız, dudaklar, meme ucu, genital bölge, kalça bölgesi, kasık iç bölümü, anüs, diz kapaklarının arkası, el parmakları ve ayak başparmağını içermektedir.

Ancak, erojen bölgeler kişiye özeldir, yüksek sinir yoğunluğundan bağımsız olarak vücudunun herhangi bir yerini de kadın erojen hissedebilir. Cilt, aynı zamanda kadının kimliğinin önemli bir parçasını temsil etmekte, güzelliğinin ve cinselliği çağırmanın sembolü olmaktadır.

***

Kadın cildi dış uyarana duyarlılıkta bir eşik, dış görünümü etkileyen ve hormonlardan etkilenen hedef organdır.

Kadın libido ve uyarılmasında anahtar rol oynayan sistemler ise; periferik nörovasküler kompleks, kalçanın taban kasları ve seks hormonlarıdır: Östrojen ve androjenler.

Periferik nörovasküler komplekse bakıldığında rahim, serviks (rahim ağzı) ve vajina ile ilişkili otonom nörovasküler yapıların kesin yeri  hakkında hâlâ tartışmalar devam etmektedir.

Omurgadaki seksüel reflekslerden biri bulbokavernöz reflekstir, sakral kord segmentlerinden S2-S4 içinde yer almaktadır ki, pudental sinir uyarılması pelvik taban kaslarının kasılması ile sonuçlanır.

Bir başka spinal seksüel refleks, vajinal ve klitoral kavernöz otonomik sinir uyarımını içermekte, dolayısı ile klitoral, labial ve vajinal uyarımla sonuçlanmaktadır.

***

Pelvik diyaframı oluşturan levator ani kasları cinsel işlevle ilişkili esas kaslardır. Pelvis tabanını döşer, perineumun çatısını oluşturmaktadırlar.

Cinsel ilişki sırasında erekte penis tarafından gerilen vajina, vajinolevator ve vajinopuborektalis reflekslerini harekete geçirir.

Böylelikle levator ani kası kasılır. Bu kas grubunun kasılması aynı zamanda klitoris ve serviks uyarılmasını da oluşmakta, klitoromotor ve servikomotor refleksler bu duruma aracılık etmektedir.

Seks hormon salınımının cinsel işlevle alâkalı hem organizasyon hem de aktive edici etkileri vardır.

Üreme işlevlerinin gelişimi için androjenler esastır, sekonder seks karakterlerinin gelişimi ve sürdürülebilirliği direkt etki veya östrojenlere dönüşümü şeklinde kendini gösterir.

Libidonun korunmasında androjenler her iki cins için de önem taşımaktadır.

***

Birçok dokunun fizyolojik işlevini sürdürmesinde östrojen hormonu da kritik rol oynamaktadır. 

Bu dokular içinde merkezî sinir sistemi, genital sağlıkla ilişkili organlar ve genital bölge yer almaktadır.

Yeterli östrojen seviyesinin önemi vajinal reseptör seviyesinin korunmasında ve disparoninin önlenmesinde uzun zamandır bilinmektedir.

Östradiol seviyesi 50pg/ml altında olan kadınlarda vajinal kuruluk, disparoni sıklığının artması, penetrasyon (duhul: ilişki) ve derin duhulde ağrı ve yanma hissi tespit edilmiştir.

Östradiol seviyesi yüksek olan kadınlarda cinsel istek, cevap ve tatminde şikâyet kaydedilmemiştir.

Bununla beraber östradiol seviyesi 35pg/ml altında olan kadınlarda ise koital sıklıkta azalma görülürken, östradiol seviyesinin giderek azalması da cinsel işlevde azalma ile ilişkilendirilmiştir.

Östrojenin hayvan modellerindeki etkisi, genital kan akımını düzenlemesi, periferik sinir işlevi ve vajinal doku yapısının sağlamlığını oluşturması, böylelikle kayganlığın sağlaması olarak belirlenmiştir.

***

En güçlü androjen olan testosteron %25 adrenal bezden, %25 yumurta dokusundan (overyan stroma) salıverilirken, geri kalan %50 ise kan dolaşımında olan androstenedionun periferik dokuda çevrimi ile oluşmaktadır.

Plazma testosteron seviyeleri 0.2-0.7ng/ml ( 0.6-2.5nmol/l) düzeyinde iken, bu düzeylerde belirgin dalgalanmalar kadının menstrüel siklusun hangi fazında olduğuna (yumurtlamada en yüksek, erken folliküler fazda en düşük, luteal faz boyunca yüksek) göre değişmektedir.

Ek olarak, testosteron hormonu gün içinde de (sabah erken saatlerde en yüksek seviyede) değişken ritim göstermektedir. 

Testosteron hedef dokularda dihidrotestosterona çevrilirken östradiole de aromatize olmaktadır. Dihidrotestosteron androjen reseptörlerinin birincil bağlananıdır.

Menopoz döneminde östrojen seviyesi keskin bir düşüş yaşarken, plazma testosteron seviyeleri yaşla yavaş bir düşme gösterir. Doğal menopozda folliküler aktivitenin kaybolması yumurtada üretilen androstenedionun, testosterondan daha belirgin olarak azalması ile karekterizedir.

***

Plazma testosteron konsantrasyonunun ilerleyici düşüşü, majör öncülünden periferik dokularda dönüşümünün azalmasına bağlı iken, bu durum yaşla artmaktadır. 

Plazma testosteron ve androstenedion seviyeleri 60 yaşındaki bir kadında, 40 yaşındaki bir kadının yarısı düzeyindedir. 

Cerrahî menopozda ise, hem premenopozal hem de postmenopozal kadınlarda yapılan bilateral ooferektomi (yumurtalıkların cerrahî olarak çıkarılması), vücuttaki testosteron seviyesinde hızlı bir %50’lik düşüşe sebep olmaktadır.

Düşük androjen seviyeleri pre- ve post-menopozal kadınlarda cinsel istek üzerinde belirgin bozulmaya yol açmaktadır.

Testosteron direkt etki veya aromatizasyonla östradiole dönüşerek merkezî sinir sisteminde cinsel faaliyetin başlatılmasına katkıda bulunarak cinsel davranışa izin verir.

***

Testosteron metabolitlerinin etkilerinde birisi de, hipotalamus düzeyinde seksüel reseptörler üzerine olmaktadır.

Deneysel çalışmalar, androjenlerin vajinal ve klitoral fizyolojiyi, erektil dokunun kas tonüsünü ve vajinal duvarları doğrudan etkileyerek düzenlediğini göstermektedir.

***

Androjenler  vajinal düz kas gevşemesini kolaylaştırmakta, özellikle proksimal vajina dediğimiz vajinanın giriş kısmında bunu yapmakta ve östradiol ile karşılaştırıldığında farklı fizyolojik cevaplar üretmektedir.

Ek olarak, testosteron östradiole çevrilerek kayganlığa katkı sağlamaktadır.

***

Prolaktin hormon seviyelerinin orgazm sonrası belirgin olarak arttığı tespit edilmiştir. Hiperprolaktinemik durum ve buna sebep olan antidepresan ilaçların cinsel istek ve uyarılma üzerine olumsuz etkisi bilinmekteyken, orgazm sonrası prolaktin yükselmesi, anormal oksitosin hormon salıverilmesine ve androjen biyosentezindeki etkileşimlerin aracılık ettiğini düşündürmektedir.

Amenore (âdet görmeme) ve/veya âdet düzensizliği hiperprolaktinemik kadınlarda sık görülmekte, bu durum hipoöstrojenik ortam oluşması sonucu vajinal reseptör düzeyinin bozulmasına etki göstermektedir.

***

Oksitosin hormonu kesinlikle cinsel davranış ile ilişkilidir ve seks steroidleri (hormonları) ile sinerjist etki göstererek cinsel uyarım sırasında orgazmı kolaylaştırabilmektedir.

Oksitosin, nöroendokrin reflekslerin düzenlenerek üreme ile ilgili karmaşık sosyal ve bağlayıcı davranışların oluşmasına kadar farklı etkiler göstermektedir.

Orgazm sırasında kasların kasılma yoğunluğu, her iki cinste de plazma oksitosin düzeyleri ile yüksek düzeyde bağlantılı bulunmuştur.

***

Menstrüel siklus boyunca plazma oksitosin dalgalanmalarının, normal cinsel hayatı olan fertil kadınlarda kayganlığa etkisi olduğu gösterilerek, bu nörohormonun periferik faalleşmesi ile cinsel işleve destek verdiği de çalışmalarda belirtilmiştir.

Genital uyarılma bozukluğundaki şikâyetler ve etki eden faktörler nelerdir?

Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlardaki şikâyetler genellikle vajinal sulanmada azalma, uyarılma zamanında uzama, vajinal ve klitoral duyarlılıkta azalma ve orgazm olmada zorlanma şeklindedir.

Bu duruma yol açan etkenler ise, normal damarsal, sinirsel, endokrin (hormonal) düzenleyici sistemlerde bozulma ile beraberinde eşlik eden genital doku yapısı veya hücresel organizasyonda değişim olarak ifade edilebilir.

Kronik hastalığı olan kadınlarda, (hipertansiyon, atheroskleroz, damar sertleşmesi, diyabet gibi) fiziksel travmaya uğrayanlarda, genital kan akımını ve duyarlarlılaşmayı etkileyen endokrin (hormonal) dengesizlikleri olanlarda ve belli gurup antidepresan ilaç kullanan kadınlarda genital uyarılma bozukluğu daha sık görülmektedir.

 

Kadında orgazm ve fizyoloji?

Erkekler orgazm olmada ve bunu ifade etmekte çok az veya hiç zorluk çekmez iken, aynı durum kadınlar için söz konusu değildir. Çoğu kadın orgazmın ne olduğunu bilmemekte veya önemsememektedir.

 

Orgazm, cinsel ilişkinin sonunda kendinden geçme, farklı bir boyuta ulaşma hâli ve eşle bir olma duygusudur. Orgazm aynı zamanda öğrenilen bir aktivitedir.

 

Erkekler için orgazm, cinsel yakınlaşmaya başladıklarında elde edecekleri bir gol olarak görürken, kadınlar cinsel uyarılmanın doruk noktasının orgazm değil, cinsellik bittikten sonra dahi tensel temasın devam etmesi, okşanma, sarılma, yakınlık görme olarak ifade etmektedirler.

 

***

Normal kadın fizyolojisinde, cinsel uyarım kadın kalça yapılarının çoğunda kanlanma artışı ve vazokonjesyon yaratır.

Rahim, vajina, klitoris, üretra, labia, pelvik ligamentler ve hatta fallop tüpleri ve yumurtalar etkilenerek kadına artan düzeyde rahatsızlık hissi, pelvik doluluk duygusu verir.

Kadın orgazmında vücutta gözle görülebilen değişiklikler de meydana gelir. Labia minörde (küçük dudakta) pembeden kırmızıya dönen renk değişikliğinin yanı sıra pelvik çizgili kasların ritmik kasılması ile uyarılan vajinal kasılmalar hissedilir. Bunu rahimdeki kasılmalar ve anal sfinkter kasılması takip eder.

***

Ek olarak, prolaktin hormonu salgılanır. Orgazm sonrasında da plazma prolaktin düzey yüksekliğinin vücut tarafından devam ettirildiği gösterilmiştir.

 

Kadınların çoğunun bilmediği ve aslında cinsel ilişkiden erkekten daha fazla haz alabilecekleri bir özellikleri vardır. Kadınlar erkeklerden farklı olarak, cinsel ilişki sırasında birden çok orgazm yaşayabilir ve her yaşadığı orgazm bir öncekinden daha iyi olabilir. Çoğu erkekte ejakülasyon (boşalma) sonrası geçmesi gereken bir süre vardır (refraktör dönem). Bu durum, orgazm sırasında salıverilen prolaktin hormonunun erkekte ejakülasyon sonrası refraktör zamana ihtiyaç duyduğu şeklinde açıklanmakta, kadın ise bunu yaşamamaktadır.

***

Orgazm sırasında salınan prolaktinin kadında farklı bir rol oynadığını bize düşündürmektedir.

Orgazm  bozukluğuna etkenler nelerdir?

Kadınların orgazm bozukluğunda %90 oranında psikolojik ve sosyolojik etkenlerin ön planda olduğu düşünülmektedir.

Partnerle zayıf cinsel iletişim ve cinsel bilgisizlik, yetersiz veya uygunsuz cinsel uyarım, ikili ilişkinin kötü olması, travmatik erken cinsel deneyim yaşamak, zihinsel sağlığın yerinde olmaması şeklinde sıralanabilir.

***

Psikolojik olmayan faktörlere bakıldığında; nörolojik bozukluklar (Multiple Sklerozis, epilepsi, ALS, Parkinson, sakral/pelvik sinirlerde hasar), cerrahi etkenler (doğum travması, histerektomi komplikasyonları gibi), genital disfonksiyonlar (klitoral adezyonlar, vulvodini), endokrin bozukluklar (diyabet, hipotalamo-hipofizer bozukluklar, orak hücreli anemi), ilaçlardır (antidepresan, antihipertansif, antipsikotik, antiepileptikler, kemoterapi gibi).

Orgazmda Bozukluğunda Tedavi Nedir?

Davranışsal ve kişiye özel tedavi şeklindedir. En yüksek başarı, kişi kendi kendine orgazm olmayı öğrendiğinde elde edilendir.

Primer anorgazmide hastaya mastürbasyon öğretilerek tedavi uygulanır.

Kaygının azaltılması, eşle iletişimin güçlendirilmesi, seks tekniklerinin öğretilmesi, pelvik (kegel) egzersizler de tedavide kullanılmaktadır. İlaç tedavisinin yeri ise tartışmalıdır.

Orgazmda bozukluğunda tedavi?

Davranışsal ve kişiye özel tedavi şeklindedir. En yüksek başarı, kişi kendi kendine orgazm olmayı öğrendiğinde elde edilendir. Primer anorgazmide hastaya mastürbasyon öğretilerek tedavi uygulanır. Bu günah da değildir.

***

Endişenin azaltılması, eşle iletişimin güçlendirilmesi, seks tekniklerinin öğretilmesi, pelvik (kegel) egzersizler de tedavide kullanılmaktadır.

İlaç tedavisinin yeri ise tartışmalıdır.

Neden orgazm sırasında kadınların pelvik kaslarında kasılma olur?

Erkeklerin semenlerini kuvvetli şekilde boşaltabilmeleri için çizgili kas kasılmasına ihtiyacı varken, birçok kadın, hepsinde olmasa da, orgazm sırasında pelvik kaslarda kasılma hisseder, ancak bu fonksiyonun amacı tam olarak bilinememektedir.

Kadında bu kasılmalar, orgazm sırasında hissedilen tatminle ortaya çıkabilmekte, ancak pelvik kasların istemli kasılması orgazmda tarif edilen kendinden geçme hâline yol açmamaktadır.

Pelvik kas kasılmaları, cinsel uyarılmayla başlatılan pelvik vazokonjesyonu dağıtabilirken, kan birikimine bağlı konjesyonu boşaltmak için çoklu orgazmlar gereklidir.

Bu kasılmalar, belki de kadın üretral atımlarının kendini dışa vurumudur.

Bütün kadınlarda bu atımlar (periüretral bezlerden kaynaklanan) olmazken, bu durumu yaşayanlarda çıkan miktar genellikle 0.5ml civarındadır. Bu kasılmaların, temizleyici rol oynadığı düşünülmekte, yani üretradaki herhangi kalmış, artık salgıları dışarı süpürmektedir.

***

Kadındaki kasılmalar aynı zamanda, koitus sırasında ejakülasyona gidecek erkek için heyecan verici bir unsur oluşturmaktadır.

 

Kasılmalar erkeğin sperminin ilerlemesini sağlayarak üreme için de etkin olacaktır. Ancak birçok erkek, henüz kadın koital orgazmı yaşamadan ejakülasyona (boşalma) geçmektedir. 

 

Koitus ve orgazm sırasında ses çıkarma

 

Hem kadın hem erkek orgazm veya cinsel uyarılma sırasında istemsiz sesler çıkararak, cinsel uyarımın etkili olduğunu, memnuniyetlerini, orgazmın yaklaştığını ve bu durumun uygunluğunu kabul ettiklerini bu yolla belirtmiş olurlar.

 

Kadın tarafından çıkarılan bu erotik seslerin, erkekleri fazlasıyla heyecanlandırdığı ve onların tahrik oluşunu arttırdığı, bu sayede erkeğin ejakülasyonunu ve semenin kadın tarafından tutulmasının kolaylaştırdığı bilinmektedir.  

 

Ek olarak, kadın ve erkeğin ikisi de cinsel uyarımla yer almaya istekli olduklarında, cinsel uyarımın oluşması ve orgazma ulaşma daha mümkün görünmektedir.

 

Dolayısı ile kişilerin zihinsel durumu (düşüncelerden arınmış) uyarılma ve orgazmın kabulünde önem taşır. Aksi takdirde, uyarılmanın oluşması ve orgazma ulaşılması zor olduğu düşünülmektedir.

 

Menopoz ve perimenopozal dönemde değişen cinsel fonksiyon

 

Menopoz dönemi, yaşla birlikte hastalıkların da arttığı bir dönemdir. Cinsel fonksiyon, sağlam nörolojik ve vasküler sistem varlığına ek olarak, endokrin bütünlük gerektirmektedir. Bu sistemlerden herhangi bir tanesinde bozulma, cinsel sağlığı da olumsuz etkileyecektir.

Menopozal dönemdeki kadında tıbbî olmayan etkenlere bakıldığında ise, kendinden kaynaklı durumlar, evde yaşlı hasta bakımı, östrojen azalmasına bağlı gece terlemelerinin eşlik ettiği uyku problemleri, çocukların evden ayrılması, finansal sorunlar, ilgisiz eş, sosyal çevre (yaşlanma ile kadınlığın ve cinselliğin bittiği düşüncesi), dinî inanışlar (cinsellik yalnız çocuk yapmak için gereklidir gibi), önceki kişisel cinsel deneyimler (orgazm ile ödüllendirilmiş bir cinsellik yaşanmamış olması ), geçmişte veya yakın zamanda cinsel istismar yaşanmış olması veya ev içi şiddete maruz kalma gibi durumlar kadını cinsel işlev bozukluğuna iten sebeplerdendir.

Menopoza geçiş sürecinde yaşanan hormonal değişimler bunaltıcı olsa da, cinsel hayat için yardım aldıklarında bu geçiş kolay atlatılabilmektedir.

Genellikle menopoz dönemi kadınları, eşle ilişki sıklığı azalmış, cinsellikten fazla bir beklentisi olmayan, hayat döngüsünde gebeliklerini tamamlamış ve üremenin artık bir sorun olmadığı gurubu oluştururlar.

Buna karşılık, üreme çağındaki cinsel işlev bozukluğu olan bir kadında bazen altta yatan tek sorun gebe kalma korkusu olabilmektedir.

Bu durum genç kadının hayat kalitesini fazlasıyla etkileyebilmektedir.

Menopoza geçiş döneminde kadınları daha fazla etkileyen ise eşle olan uyumun bozulması, karşılıklı ilişkide bozulma, yaşla kadının kendine olan güven kaybıdır.

Maalesef, bu dönem kadınlarında bu sorunun üzerine gidilmezse durumun ilerleyici olduğu bilinmelidir.

Vajinal kuruluk ve disparoni (ağrılı cinsel ilişki) yaşayan emziren kadınlarda bu durum geçici iken, menopoz dönemindeki bir kadında tedavi almazsa bu durum, östrojen kaybına bağlı ürogenital atrofi, daha da kötüleşebilir.

Vajinal kuruluk ve ağrı şikâyeti zamanla daha da artar. Vajinal kuruluk durumunu fark ettiklerinde mutlaka yardım almaları gerektiğini bilmeliler.

Menopozal kadınlarda cinsellikle alâkalı şikâyetler over işlevlerinde azalmanın başladığı dönemle başlar ki, bu dönem premenopozal (menopoz öncesi) dönemdir ve hormon tedavilerinden olumlu sonuç alınan dönemdir.

Menopozdan çok önce başlayan bu şikâyetler için hastaya cinsel terapi, hormon tedavileri ve ilaç tedavileri tavsiye edilmektedir.

Yaş ilerledikçe daha sık görülen cinsel işlev bozukluklarına bakıldığında ilk sırada cinsel isteksizlik, ikinci sırada ise vajinal kuruluk ve ağrılı cinsel ilişki (disparoni) gelmektedir.

Özellikle vajinada ağrı hissi belirgin olan kadınlar, sonradan vajinismus dahi geliştirebilmektedir (penis duhulü korkusu).

***

Menopoz ve perimenopozal değişiklikleri anlayabilmek için önce kadının cinsel cevap döngüsünü bilmek gerekmektedir.

İçinde 4 faz bulunduran bu cevapta, önce heyecanlanma (dürtü), onu takip eden ve ilerleyici plato dönemi, orgazm, çözülme ile sonlanma vardır.

Bu döngü yaşla değişmez ancak, her fazı etkileyen gonadal uyarılma kaybı yaşanır. Heyecanlanma fazı, hem merkezî sinir sisteminin aktivasyonunu hem de genital vazokonjesyon, artmış kan akımı, çizgili kas gevşemesi ve sonunda vajinal duvar sekresyonlarının oluşmasına yol açan over kaynaklı hormonların oluşturduğu yeterli bir ortam gerektirmektedir.

Bu fazda labia boyut olarak artar, klitoris belirginleşir, vajina genişler ve rahim yukarı doğru kalkar. Östrojen yetersizse heyecanlanma fazı uzar, anatomik değişiklikleri oluşturmak için gerekli vazokonjesyon yetersiz olabilir ve rahat koital aktivite için vajinal sulanma gereklidir.

Plato fazında, labia genişlemesi belirginleşir, klitorisin geri çekilmesi, bartolin bezi salgısında artış, vajen dış 1/3 kısmında konjesyon ve vajina üst 2/3 kısmında genişleme oluşur.

Plato fazı da ortamda bulunan östrojen yetersizliğinden etkilenir. Orgazm döneminde, menopozal kadınlarda vajinal ve uterin kasılmaların yoğunluğu ve sayısı azalır.

Son faz çözülme, cinsel gerilimin gevşemesidir ve pre-post menopozal kadınlarda hemen hemen aynıdır. 

Ek olarak, yapılan çalışmalarla cerrahi ile menopoza giren kadınlarda cinsel isteksizliğin, doğal yolla menopoza giren kadınlara göre daha fazla olduğu, bunun da nedeni olarak gonadal androjenlerin tamamının ortamdan kaybolması olarak gösterilmiştir.

Hormonal değişiklikler nelerdir?

Sağlıklı bir kadında östrojen seviyeleri perimenopozal döneme kadar normal seviyelerde vücutta bulunmaya devam eder. Östrojen yetersizliği ürogenital dokuda hücresel disfonksiyona neden olarak  vajinal atrofiye yol açar.

Hipoöstrojenik vajinal ortam pH değişiklikleri yaparak (asitten alkaliye kayma) vajinal florada değişime, daha sık vajinal enfeksiyona, akıntı ve kokuya neden olmaktadır.

Zamanla östrojen yetersizliğinin kronikleşmesi, vasküler (damarsal), kas ve bağ dokusunun atrofisine neden olarak, beraberinde vajen ruga formasyonu ve kayganlığının da azalarak renginin soluklaşmasına yol açmaktadır.

Sonuç olarak, kısalan ve daralan bir vajen karşımıza çıkar ve cinsel ilişki ağrı verici veya imkânsız olur. Östrojen eksikliği mesaneyi de etkiler. İdrar yapma sıklığı, sıkışma, yanma, gece idrara çıkma, idrar kaçırma, postkoital (ilişki sonrası) enfeksiyon sıklığında artma gibi sorunları ortaya çıkartır.

Östrojen kaybı ve azalan kan akımı zamanla klitoriste fibroz dokunun artmasına yol açar.

Anatomik olarak görülebilir olmasa da, östrojen kaybının dokunma duyusunda azalmaya yol açtığı gösterilmiş, titreşim uyarılmasıyla azalma, yavaşlayan sinir iletimleri kadının uyarım zamanını uzatmaktadır.

 

Cinsel bütünlüğün, libido ve orgazmın sağlanmasında androjenlerin yeri büyüktür. Androjenler ayrıca, diğer seksüel olmayan fizyolojik fonksiyonları da (kemik metabolizması, iyi olma hissi, düşünmeyle ilgili işlevler gibi) düzenler.

Total testosteron ve androstenedion seviyeleri üreme çağında düşmeye başlar, ilerleyen yaşla dolaşımdaki değerleri gittikçe azalır.

Androjenin pik seviyesi 25 yaş düzeyindedir ve 30’lu yaşların ortasında yaş bağımlı azalma başlar.

Cerrahi menopoz, libido azalması ve cinsel işlev bozukluğu oluşumunda kuvvetli etki etmenin yanında, kas zayıflığı, osteoporoz, enerji kaybı, ruh hâli değişikliği ve depresyonda da rol oynamaktadır.

Menopoz öncesi androjen kaybı daha çok adrenal bezlerden olurken, menopoz sonrası azalma hem overlerden hem de adrenal korteksten olmaktadır.

 

Diğer etkenler nelerdir?

 

Hormonal faktörlerin kadın cinselliğindeki yeri aşikârdır ancak psikolojik ve sosyal etkenler de önemli yer tutar. Eşteki değişiklikler de kadının cinsel problemlerine etki eder. Erkekte sıklıkla görülen erektil disfonksiyon ve uzamış preorgazmik plato fazı, gecikmiş uyarılma ve gecikmiş orgazma önderlik etmekte, bu durum 50li ve 60’lı yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Kadının feminen rolünün, gebe kalma ihtimalinin ortadan kalkması ile yok olduğunu dikte eden kültürel ve dinî inanışlar da kadın üzerinde psikolojik baskıyı artırmaktadır.

***

 

Akut ve kronik hastalıklar, sıklıkla menopozda ortaya çıkan koroner arter hastalığı, artrit gibi rahatsızlıklar uyarılma ve orgazmı etkileyebilmektedir.

Nörolojik hastalıklar; MS, Parkinson veya damarsal tutulumlu diabet de cinsel işlev bozukluğuna neden olan etkenler içerisinde sayılabilir.

 

İlaç kullanımı cinsel işlev bozukluğunu farklı şekillerde yapar, antihipertansifler gibi kan akımını etkileyen ilaçlar, antipsikotik gibi merkezî sinir sistemini etkileyen ilaçlar, müköz membranları kurutan antihistaminikler üreme çağındaki kadınlarda sorun olmazken, ek kurutucu etkisi olan bir ilacın, atrofik vajinası olan ileri yaştaki bir kadında kullanımı büyük sorunlara yol açabilir.

***

Bu grup kadınlara verilecek ilaçlara dikkat edilmelidir. Örnek olarak SSRI yerine, bupropion içeren antidepresanlar tercih edilmelidir (Wellbutrin).

 

İSTEKSİZLİK, CİNSEL İLİŞKİYE GİRMEK İSTEMİYORUM, NE YAPMALIYIM?

 

Hemen hemen bütün erkeklerin orgazma ulaşmalarına karşılık, kadınların oldukça fazla bir bölümünün orgazmı yaşamamaları, sadece kadın için değil, kocası için de acınacak bir durumdur. Erkeğin yalnız başına orgazm olması tek yönlüdür. Bu, mutluluk duygusu tam anlamıyla duyulmadan tatmin olmadır. Kadın ise orgazma varmadığında daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır. Kadın yüklenen ruhsal baskının  belki de kolay kolay üstesinden gelemeyecektir. Kadın cinsel ilişkiden ürkecek, erkeğin ayrıcalıklı durumunu lanetleyecek ve sevgi yıllarının sonunda düş kırıklığına uğrayacaktır. Erkek de hiç kuşku yok ki, bir süre sonra eşinden soğuyacaktır. 

Aynı anda orgazma varma, tatmin edici bir cinsel birleşimin baş şartıdır. Bu konuda gösterilecek çaba sadece cinsel alanda mutluluğun paylaşılmasını sağlamaz, aynı zamanda daha fazla ortak zevk alınmasını olanaklı kılar.

 

Cinsel soğukluk “cinsel birleşmeden gereğince zevk almamak” olarak tanımlanabilir. Cinsel birleşmenin en yüksek haz derecesi olarak kabul edilen orgazma ulaşamamaktan, birleşmeden zevk almak bir yana, nefret etmeye kadar değişen durumlara rastlanabilir.

***

Bir kadının cinsel bakımdan soğuk olması onun kısır olması demek değildir. Çünkü kadınlar hiç cinsel birleşme yapmadan da (örneğin sunî döllemede olduğu gibi) gebe kalabilirler. Genel olarak bütün kadınlar yeterli bedensel ve ruhsal uyarmalarla hazırlandıkları takdirde cinsel birleşmeden zevk alabilirler.

Kadınlardaki bu yetenek erkeklerdekinden daha az değildir. Ancak aşağıda belirtilecek olan nedenlerle – özellikle toplumumuzda – cinsel soğukluk daha çok kadınlar arasında görülmektedir. 

Hiç orgazma erişemeyen veya yetersiz orgazma erişen bir kadın için, evliliğini devam ettirmek veya sabredilebilir kılmak zor olabilir.

Yeni evlenmiş bir kadının orgazma ulaşmayı öğrenebilmesi için belirli bir süre gereklidir.

Ancak bu sürenin uzunluğu veya kısalığı kadına göre değişir. Yapılan bazı araştırmalara göre, kadınların ¼’i ilk cinsel birleşme denemelerinde, 1/3 ü evliliklerinin ilk bir kaç haftasında, ¼ ü evlendikten bir yıl sonra, 1/8 i bir yıldan daha uzun bir süre sonra orgazma ulaşmışlar, 1/10 i  ise orgazmı hiç bir zaman ulaşamamışlardır.

***

Ancak, kadınların yüzde yirmi dördünün ilk cinsel birleşmede orgazmı başarabildikleri iddiası oldukça kuşku götürür bir sonuçtur. Bu konuda yapılan araştırmaların bir diğer  araştırmada her dört kadından ikisi cinsel bakımdan soğuktur,

Ancak tedavi bu iki kadından biri kurtulabilir.

1.ERKEKLERİN SEBEP OLDUĞU CİNSEL SOĞUKLUK:

a) İlk Gece Yapılan Yanlışlar

İlk defa cinsel denemeye girişen erden bir kızın, bir miktar acı duyması olağandır. Eşinin anlayışlı ve yumuşak davranması bu acıyı geniş ölçüde azaltabilir. Erkeğin sabırsız, hoyrat veya düşüncesizce davranışları, kadında cinsel birleşmeden acıdan başka bir şey beklenemeyeceği duygusunu uyandırabilir.

İlk gece kanama nedeniyle (kanlı çarşaf beklentisi) hastanelere başvuran yeni evli çiftlerin sayısının çokluğu bu efsaneyi iyice beslemektedir. 

Bu tür heyecan ve endişe uyandıran duygular zamanla çok derin bir korku hâline gelebilir ve kadının cinsel yönden soğuk kalmasına yol açabilir.

 

b) Erkeğin Cinsel Aksaklık veya Eksiklikleri

 

Penisin yeteri kadar sertleşememesi, erken boşalması, çok büyük yahut çok küçük penis (ereksiyonda iken 11 cm'den kısa), cinsel soğukluğa benzer bir durum yaratabilir kadında.

Böyle bir durum karsısında çiftlerin cinsel terapistleri ile görünmesi gereklidir.

c) Yanlış Cinsel Teknik

Genel olarak, kendi cinsel tekniğini ilerletmeye çalışan erkek, bunu yaparken eşinin cinsel gelişimini pek göz önüne almaz. Bunun sonucu olarak da, başlangıçta eşinin mahcubiyet duyguları içinde olabileceğini düşünmez.

Kapıcı usulü diyebileceğimiz yaklaşımlar kadınları soğutur.

Oysa bundan daha yanlış bir davranış olamaz. Erkek, kadınların alelacele öğrenilmiş, yalan yanlış uygulanan sevişme tekniklerinden hoşlanmadıklarını bilmelidir. 

Kendisi iyi niyetle hareket ediyor bile olsa, çok geçmeden eşinin soğuklaştığını görecektir. Çiftler cinsel gelişimlerini birlikte birbirlerini uyarıcı noktalarını keşfederek bu konuda mesai harcayarak deneyerek öğrenecektir.

2. KADINLARIN KENDİLERİNDEN GELEN CİNSEL SOĞUKLUK:

a) Hormonal Sebeplerle Cinsel Gelişimde Gecikmeler

Yumurtalıklardan gelme bir bozukluk veya aksaklık dolayısı ile üreme organları gerektiği gibi gelişmemiş olabilir ve bu, kadında cinsel isteğin azalmasına ve giderek cinsel soğukluğa yol açabilir.

Gene de, bu konuda fazla kaygıya kapılmak yersizdir. Kadın evlendikten sonra olgunlaşacak, fazla derin olmayan aksaklıklar kendiliğinden geçecek ve sonunda orgazm mümkün olacaktır.

b) Üreme Organlarında İltihaplar

Kronik veya akut döl yatağı çevresindeki bağ dokusu iltihabı veya döl yatağında, tüplerinde, yumurtalıklarında veya diğer üreme organlarından birinde iltihap olan kadınlar cinsel birleşme sırasında acı duyarlar.

İltihap, bebek aldırma, doğum veya kirli ellerle dokunma veya cinsel birleşme yoluyla alınmış mikroplardan oluşabilir. Ağzı leş gibi kokan bir erkekten hiçbir kadın hoşlanmaz.

Başka hiç bir sebepten ötürü cinsel soğukluk duymamış kadınlarda bile bu tür soğukluğa rastlanabilir.

c) Doğum Sırasında Açılmış Perine Yaralanmaları

Kadın doğum yaparken meydana gelen yırtılmalar veya kesiklerin sonradan iyi tedavi edilmemiş olmaları veya üst üste yapılan doğumlar sonucu döl yolunun gevşemiş olması nedeni ile cinsel birleşmeden zevk alamaz hâle gelebilir ve bu da zamanla cinsel soğukluğa yol açabilir.

Doğum sırasında meydana gelen yırtılma ne kadar ufak olursa olsun, hemen yeniden dikilmelidir.

d) Baskılar

Cinsel ilişkileri günah veya ayıp sayan dinî veya toplumsal baskıların altında kalmış olan kadınlar cinsel yönden soğuk olabilirler. Bu tür soğukluk özellikle, bilgisizlikleri yüzünden cinsel birleşme sırasında hareketsiz kalan faal olarak katılım yapmayan kadınlarda görülür.

e) Şok

Nadiren cinsel soğukluğun  ergen veya çocukluktan kalma bir ruhsal travmaya bağlandığı olabilir. Kadın, başından geçmiş olan bir cinsel zorlanma olayını veya çocukluğundan hatırladığı cinsel oyunlar veya istismarlar nedeniyle soğuk olabilir. Genellikle masumane başlayan evcilik oyunlarının bir kısmı, enseste (fücur) dönüşebilir.

f) Eşcinsellik

Eşcinsel ilişkilerin kurulmasına etken olan birçok ruhsal faktörlerden biri de erkeklerden tiksinme durumudur.

En son olarak, En son Almanya eşcinsellere evlenme izni verdi. Dünyada 19 ülkede eşcinsel evlilik zaten yasal. Bu ülkeler Kanada, ABD, Brezilya, Uruguay, İzlanda, Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İspanya, Portekiz, Fransa, İrlanda, Birleşik Krallık, Güney Afrika ve Yeni Zelanda.

Meksika’da belli bölgelerde bu zaten yasal! Keşke bizde de olsa…

Erkeklerden tiksinen bir kadının da onlara karşı soğuk olması olağandır. 

g) Eşlerin Denk Olamama Durumu 

Güzelliği veya eğitimi herkes tarafından  beğenilen bazı kadınlar kendilerinden ve kendi görünüşünden başka bir şey düşünmez olurlar. Genellikle kocalarından memnun değildirler.

Bu tür kadınlarını çoğu cinsel yönden soğuk olmaya yatkındırlar.

h) Gebe Kalma Fobisi

Bir kadın ister çocuk sahibi olsun, ister hiç çocuk yapmamış olsun, artık çocuk istememekte kesin kararlı ise, cinsel bakımdan soğuklaşabilir.

Doğum kontrolü yöntemlerinin yaygınlaşmaya başlamış olması, bu nedenle meydana gelen soğuklukları oldukça azaltmıştır ama sık sık çocuk aldırmış kadınlar arasında bile bu tür soğukluğun mağduresi olanlar görülür, çünkü durmadan kürtaj yaptırmak zorunluluğu nedeniyle bedensel ve inançsal olarak hoşnutsuzdur. 

3. ÇEVRE İLE İLGİLİ CİNSEL SOĞUKLUK:

 

a) Ev İçindeki Geniş Aile

 

Kayınpeder veya kaynanası ile görümceleri veya kayın biraderleri ile yahut kendisi ile aynı evde oturan diğer akrabalar ile bir arada oturan ve onlarla  iyi geçinemeyen bir kadın cinsel bakımdan soğuklaşabilir. Bu durumda olan bir kadın, aslında kocasına karsı olan hoşnutsuzluğunu bu yoldan ifade etmektedir.

Çiftin yatak odasının üçüncü bir kişi tarafından paylaşılıyor olması veya hemen bitişiklerindeki odada bir başkasının yatıyor olması veya örneğin banyoya giden yolun çiftin yatak odasından geçmesi gibi durumlarda, kadın cinsel birleşme sırasında birinin odaya girebileceği korkusu ile her an tetikte olmak zorundadır. Bu durum, giderek cinsel soğukluğa yol açabilir.

CİNSEL İSTEĞİ ARTIRMAK İÇİN NE YENMELİ

Erkekler var olduklarından beri cinsel güçlerini arttıracak doğal yöntemlerin peşinden koşmuşlardır. Bazı kültürlerde inanılmaz ve akla bile getirilmeyecek inanışlar yüzünden, deniz sülükleri veya su aygırı organları bile yenmektedir.

Psikologlar ise, inandığınız sürece her türlü gıdanın plasebo etkisi sayesinde cinsel gücü arttıracağını söylemektedirler. Ancak genel olarak etkili olduğuna inanılan gıdalar da az değildir ve denemekte hiç zarar yoktur.

Çinko, diğer vitamin ve mineraller de işe yarayabilir ancak Çinko’ya ayrı bir yer ayırmak gerekir. Cinsel istek, cinsel güç ve doğurganlığı olumlu etkilediği düşünülmektedir.

Eksikliği sperm sayılarını bile azaltmaktadır. Çinko hap şeklinde alınabilir ancak, biftek, hindi ve fasulye de iyi birer doğal kaynaktır. Yapılan araştırmalarda Çinko’nun erkek üremesinde seksüel arzuların artmasında ve sürenin uzamasındaki etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan araştırmalar çinkonun çok kuvvetli canlandırıcı olduğunu ortaya çıkardı. Çinko’nun erkek üretkenliğinde, seksüel arzuda ve uzun süreli seksüel sağlıkta çok büyük etkisi bulunmaktadır.

Her ilişkide 5 miligram Çinko harcanır. Günlük ihtiyacın üçte biri;

Kereviz. Erkekler tarafından salgılanan bazı maddelerin karşı cinste çekicilik yarattığı kabul edilir.

Bu salgılar genellikle nefes yolu ile olur. İşte kereviz yedikten sonra da bu tür kuvvetli salgıların arttığı söylenmektedir. Kokar mıyım diye endişelenmenize de gerek yoktur zira kereviz ağızda koku falan yapmaz.

Prostatı besleyen gıdalar: Hasta bir prostat cinsel gücünüzü kötü etkileyebilir. Fındık, kabak çekirdeği, soya ve pirinç prostatınız için faydalı besinlerdir.

Kahve

Sabah kahveniz sadece sizi değil cinsel dürtülerinizi de uyarmaktadır. Hatta bir araştırmada, günde birkaç kahve içen erkek ve kadınların, diğerlerine göre kendilerini cinsel olarak daha faal hissettikleri bulunmuştur.

Kahve içen erkeklerde sertleşme sorunları azalmaktadır. Aşırı miktarlarda tüketmek ekstra bir katkı yapmayacaktır.

Serotonin: Cinsel istekleriniz azalmış ise sorun düşük serotonin değerleri olabilir. Et ve süt ürünleri, karbohidratlar ile beraber alındığında beynimiz bu hormonu salgılar.

Stres serotonin düzeylerini azaltır. Et, balık veya beyaz etleri ekmek veya makarna ile yediğinizde eksikler yerine konacaktır.

Kalsiyum ve ginkgo biloba. Her ikisi de iyi sertleşme ve orgazm için fayda sağlar. Ancak ginkgo kullanmadan önce doktorunuza danışınız.

Süt ürünleri ve yeşillikler yeterli Kalsiyum içerir. E vitaminini de unutmamak gerekir. Son olarak, kolesterol düşüren diyetler de işe yarar.

Susam

Vücuda enerji verir. Cinsel gücü arttırır. Solunum yolu hastalıklarına karşı faydalıdır. Antioksidandır ve kansere karşı koruyucudur.

Ben genellikle gevşeme veya hipnoz altında Kaplan’ın cinsel terapi ödevlerini hastalarıma tavsiye ediyorum.

Bunlarda cinsel bölgelere dokunmadan okşama, dokunarak okşama, ıkınma egzersizleri, sonunda koitusa izin verme tekniğini tavsiye ediyorum.

“Tarifsiz Mutluluk yaşamak için gerekli olan malzemeler arasında 10 adet iri

taneli kara üzüm, 1 adet kivi, 1 adet şeftali, 2 tatlı kaşığı Nescafe, 2 adet incir,

1 paket vanilyalı puding, 1 adet hazır pasta tabanı, 1 paket irmik tatlısı, 1 lt

süt, 1 su bardağı su ve 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi vardır”.

Cinsel Uyarıcı Maddeler - Afrodizyaklar

Herkesin az bildiği sahibi olduğu ve merakla okunacak yeni bir yazı.

Güneydoğu Asya’da kın kanatlı böceklerin, Meksika’da tahtakurularının

veya Afrika’da kaplan testisinin afrodizyak olduğu düşünülerek yenilmesi ve

ülkemizde ise bitkilerden ve tatlılardan yararlanılması kadar padişah macunları

veya mesir macunlarının sık tüketilmesi, insanların cinsel uyarıcı maddelere

ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Bizde farklı bir bakış açısı ile bu

konuyu ele alalım dedim.

Cinsel uyarıcı bitkilerin cinsel hayat üzerindeki etkilerine dair tarihte pek çok

efsane vardır. Bir efsaneye göre, Yunan Aşk Tanrıçası Afrodit, her gece

birlikte olduğu seçilmiş erkeklere, onların cinsel gücünü artırıcı ve uyarıcı

bitkisel içecekler ve karışımlar hazırlamaktaymış.

İşte bu nedenle uyarıcı etkisi olan karışımlara “afrodizyak” adı verilmiştir.

Cinsel istek insan vücudunun en önemli işlevlerinden biridir. Cinsel istek

genel olarak sağlıklı olma temeli ve hormonların etkisi olmak üzere iki ana

temele dayanır. Cinsel isteği belirleyen veya bunu kontrol eden en önemli

işlevlerin başında ise psikolojik durum gelmektedir.

Cinsel hayatımızın sağlıklı olması ve dengeli bir bütünsellikle çalışabilmesi

için, bedenin ve ruhun bir bütün olarak sağlıklı ve dinç olması gerekir.

Kafanın rahat olması, stresten arınmış olmak, herhangi bir psikolojik sorunun

olmaması cinsel isteği belirleyen en önemli faktördür.

Eğer hayat biçimimize karamsarlık hâkimse ve düzenli beslenemiyorsanız,

cinsel hayatınız bu durumdan olumsuz etkilenecektir.

İnsan vücuduna ağız yoluyla veya sürülerek dışarıdan alınan ilaç, hormon

veya bir takım maddelerin cinsel eylemlerimiz üzerinde belli uyarıcı ve haz

verici etkileri vardır.

Bunlara afrodizyaklar denir. Bütün hücrelerimizle birlikte cinsel sistemimizi

güçlendirip canlandıran ve organik işlevlerimizi destekleyen bu maddelerin

etkileri iki şekilde olmaktadır: Bazı maddeler libido üzerinde etki yaparak

cinsel isteği arttırırlar. Bazı maddeler ise sadece cinsel organların fiziksel

tepkilerini farklılaştırarak erkekte ereksiyon yaparken kadında ise

lubrikasyonu ve vajinaya giden kan akımını arttırırlar.

 

Döl yatağını güçlendirici bitkilere örnek olarak aslanpençesi, civanperçemi,

çobançantası, ökseotu, sarı kantaron (tavsiye etmiyorum), kediotu kökü,

Mayıs papatyası, hayıt meyvesi, aslankuyruğu, keçisakalı vs. verilebilir.

 

Trafik, iş stresi, ekonomik sorunlar cinsel hayatı kâbusa dönüştürmektedir.

Sağlıklı bir cinsellik için her şeyden önce bol Oksijen, güneş ışığı, temiz hava,

egzersiz, yeterli ve düzgün uyku gerekmektedir.

Çünkü bu saydıklarımız aşağıda sayacaklarımızdan daha güçlü bir

afrodizyaktır.

Cinsel Uyarıcıların Etki Mekanizmaları

Cinsel uyarıcı maddelerin hangi koşullar içinde alındığı etki açısından

önemlidir. Örneğin LSD genellikle cinsel isteği yok edicidir. Fakat bu madde

erotik bir ortamda alınırsa veya bu maddenin özelliğinden habersiz olarak

ondan cinsel uyarıcılık etkisi uman bireylerde cinsel isteğin arttırdığı

görülmüştür. Kısaca;

1-Bu maddelerin çoğu beyindeki belli merkezler üzerinden etki yaparlar. 

2-Bazılarıysa doğrudan doğruya cinsel organları denetleyen sinirler üzerinde

uyarıcı olurlar. 

3-Bazı ilaç veya keyif verici maddeler sarhoşluk gibi genel bir durum

yaratarak cinsel davranış farklılıklarına yol açarlar.

Afrodizyak Masaj Yağı 

Kolaylıkla hazırlayabilen bu yağın uyarıcı etkisi oldukça yüksektir ve güzel

kokusu çok etkileyicidir. Malzemeleri; 100 cc badem yağı, avakado yağı veya

susam yağı, her birinden 6 damla olmak üzere gül, lavanta ve kişniş otu yağı

ve yarım vanilya çubuğudur. Hazırlamak için bütün malzemeler birbirine iyice

karıştırılır ve bu karışım koyu renkli cam bir şişeye koyulur. Daha sonra bu

karışımın içine vanilya çubuğunu bütün olarak atılır. Karışım ışıktan uzak bir

yerde 48 saat dinlenmesi için bekletilir. Vücuda masaj yaparak sürülen bu

karışım ile kendinizi hoş heyecanlara bırakabilirsiniz.

Afrodizyak Mönüler

Erotizm ve yiyecekler ayrılmaz bir bütündür. Bu bağlamda içinde fındık,

mısır, köri ve buğdayın kullanıldığı “Aşk Çorbası”, çeşitli deniz ürünleri ve

sebzeyle pişirilen “Deniz Ürünlü Sote” ve kuru incir, ceviz, tarçınla hazırlanan

“Mutluluk İksirli Aşk Pastası” veya "Tarifsiz Mutluluk" afrodizyak özellikler

taşıyan mönülerdir.

Çeşitli Afrodizyak Yiyecekler ve Bitkiler

Kuşdili

Maydanoz

Nane

Tarçın

Kekik

Kişniş

Vanilya

Sivri Biber

Hardal

Kereviz

Ayçiçeği

Greyfurt (psikiyatrik ilaç alanlarda tavsiye etmiyorum)

Çam Fıstığı

Susam

Sığır Eti

Yumurta

Bazı Erkek Hayvanların Erbezleri 

Kuşkonmaz

Enginar

Bezelye

Badem

Ceviz

İstiridye: Tarihteki meşhur Kazanova’nın vazgeçilmez gıdasıydı. İçindeki

Çinko spermin çoğalmasına neden olduğu gibi cinsel isteği de artırmaktadır.

Hindi: İstiridyeden daha fazla Çinko ihtiva ediyor. Üstelik daha ucuz ve protein açısından da zengin.

Roka: Bolca Demir ve C vitamini içeriyor. Hem alyuvarlarınız için iyi hem de cinsel gücü arttırıyor.

Kereviz

Muz Kabuğu

Şalgam: Afrodizyak olduğu Aristotales zamanından beri bilinir.

Çikolata: Çikolatanın içindeki yüksek şeker ve kalori cinsel uyarıcı ve keyif vericidir. Çikolata beyindeki serotonin seviyesini arttırır ve mutluluk hissi verir. Kadınlar erkeklere nispeten çikolatanın bu özelliklerine karşı daha duyarlıdır. 

Antep Fıstığı ve Fındık: İçerdikleri doymamış yağ asitleri ve E vitamini nedeni ile afrodizyak olarak kullanılırlar.

Salatalık
Kuşkonmaz
Soğan
Domates
Fesleğen
Karpuz
Hindistan cevizi
Bal
Pekmez
Kırmızı Biber

Cinsel Gücü Arttıran Formüller

Japon Eriği Karışımı

Çoğunlukla Uzakdoğu’da kullanılan bu karışım cinsel isteği, uyarılmayı ve

orgazmı arttırır.

Libido

Döllenmiş ve birkaç gün bekletilen tavuk yumurtasının bileşenleriyle

hazırlanan bir afrodizyak karışımdır.

Hafsa Ana Macunu

Pekmez, Hindistan cevizi, zencefil, havlucan, hardal, limon tuzu ve tarçın

çiçeğinden yapılır.

Padişah Macunu 

Anadolu’da afrodizyak olarak kullanılan, çok sayıda ot, baharat, bal ve

pekmezden elde edilen enerji veren bir karışımdır. 

Mesir Macunu

Karanfil, karabiber, anason, portakal kabuğu, bal, topalak, kebabe, kimyon,

meyan balı ve şekerden yapılır.

Doping Ballı Çerez

Bal, arısütü, 15 çeşit çerez, Hindistan cevizi, turp tohumu, kayısı çekirdeği ve çörek otundan elde edilen bir karışımdır.

Aşk Taşı ve Chan Su

Hindistan’daki adıyla Aşk Taşı Batı, Çin’deki adıyla Chan Su afrodizyak bir

karışımdır. Kurbağa derisinden ve bezlerinden elde edilen bu karışımlar beyini

etkileyerek cinsel istek üzerinde olumlu etkiler yapmaktadır.

Bafra Macunu

1 kg balın içine 300 gr toz zencefil, 300 gr toz zerdeçal, 60 gr dövülmüş

kişniş, 1 gr iyi kalite safran, 60 gr kabukları ayıklanmış ve iyi dövülmüş

kakule çekirdeği, 2 gr. hakiki safran, 60 gr. dövülmüş kişniş, 200 gr. kabuksuz

dövülmüş antep fıstığı ve 100 gr. Çamfıstığı, 20 gr polen ve 20 gr arısütü

katılarak elde edilir. Işık görmeyecek biçimde serin ve loş bir ortamda

saklanır. Günde 2 kez bir çorba kaşığı kadar yenir.

Cinsel Uyarıcı Maddeler

İspanyol Sineği

Binlerce yıldır cinsel uyarıcı olarak kullanılmaktadır. Kınkanatlı böceklerden

elde edilir. Bir kimyasaldır. Uzak doğuda çok kullanılır. Aşırı dozda veya

uygunsuz kullanımında ölümle sonuçlanan vak'alar belirlenmiştir. 

Aslan Perisi Tozu

Gergedan Boynuzu 

Toz hâline getirilmiş gergedan boynuzu da Çinliler tarafından kullanılmış ama

hiç bir etki yapmadığı saptanmış bir maddedir.

Saparna

Saparna bitkisinin çeşitli kısımlarından elde edilen karışımlar ilk kez Latin

Amerika yerlileri tarafından afrodizyak olarak kullanılmıştır. Saparnadan elde

edilen bu karışımlarda çeşitli hormonların bulunduğu saptanmıştır.

Çadıruşağı Otu Toniği

Bu çok kötü kokulu ve sadece Asya’da yetişen bitkiden elde edilen tonik,

Doğu ülkelerinde hem genel bir uyarıcı hem afrodizyak olarak kullanılmıştır.

Ginseng-Kore Kırmızı Ginsengi

Çin’de binlerce yıldır ilaç yapımında kullanılan Panax Ginseng denilen

yöresel bitki son yıllarda Batı’da çeşitli biçimlerde üretilmektedir. Genel bir

uyancı olarak depresyonlara karşı ve enerji vermek amacıyla kullanılan

ginseng; afrodizyak amaçla yenildiğinde cinsel fiziki performansı arttırır.

Yorgunluğun atılmasını, cinsel organın kanlanmasını ve erkeğin zindelik

kazanmasını sağlar. Jel, kapsül, tablet veya tamamen doğal formunda

kullanılır. 1-2 haftalık kürler şeklinde uygulanır.

Çinko

Afrodizyaktır ve prostat bezini güçlendirir.

Zencefil 

Afrodizyaktır. Balla birlikte alınır. Cinsel soğukluğu giderip vücudu ısıtır ve

canlandırır. Yemeklere baharat olarak katılabilir. Kullanım süresi bir hafta-10

gündür.

Zerdeçal

Fosfor 

Kişniş

Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Baharat olarak tatlılara

ve yiyeceklere katılır.

Kakule 

Karanfil

Özellikle kadınlarda cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Toksin atılmasına

yardımcı olur. Taneyle tüketilir. Uzun süre kullanılabilir.

Yabani Yulaf Özü

Tarçın

Cinsel bölgede enerjiyi dengeler. Kabuk ve toz olarak tüketilir.

Saparna 

Bu bitkiden elde edilen çeşitli karışımların ilk kez Latin Amerikalı yerliler

tarafından kullanıldığı bilinmektedir. 

Susam Yağı

Masajla dolaşımı canlandırır. Erojen bölgelerde cinsel uyarıcı etkisi yapar. Ilındırılmış yağ olarak kullanılır.

Polen “Çiçek Tozu”

Yapısında belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunan polen genel bir canlılık ve enerji kaynağıdır. Bu nedenle son yıllarda afrodizyak olarak kullanımı daha da yaygınlaşmıştır.

Çakşır Kökü

Cinsel isteği artırır. Genellikle suyu içilir. Birkaç hafta kullanılmalıdır.

Meyan Kökü

Tıpta yaygın bir kullanım alanı olan bu bitkiden elde edilen tozun maden suyuna karıştırılmasıyla özellikle kadınlarda etkili olan bir afrodizyak elde edildiği söylenmektedir.

Rezene

En eski afrodizyak maddelerden biri olan rezeneden çay da yapılabilmektedir. Afrodizyaklarda kullanılan, rezenenin tohumudur. 

Selenyum 

B Grubu Vitaminleri 

E Vitamini

Cinsel Uyarıcı Bitkiler

Adamotu

Bu bitkinin kökü afrodizyak niteliktedir. 

Isırgan Otu 

Toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Karışımlarda, salata veya çay olarak tüketilebilir. 

Adaçayı

Çadıruşağı Otu 

Sadece Asya’da yetişen ve çok kötü kokan bu ottan elde edilen karışım, bu bölgede uyarıcı olarak kullanılıyor.

Cinsel Uyarıcı İlaçlar

Alkol

1-2 kadeh rakı alındığında uyarıcı etkisi vardır.

Barbitüratlar

Yatıştırıcı ve sakinleştirici ilaçlardır. Etkileri aynen alkole benzer. 

LSD 

Esrar

Amfetamin

Kokain

Androjenler

Viagra, Sildagra

Tentür de Kantarid

İdrar yolu ile idrar torbasını tahriş ederek yalancı ereksiyona yol açar. Bir çeşit priapizm yani uzun süreli ereksiyon hâli olarak nitelendirilen bu durum, erkeğin cinsel organı için bir tehlike oluşturur, tam bir iktidarsızlığa, hatta ölüme yol açabilir. 

Amil Nitrit 
Sabal Ekstresi

Sabal, Kuzey Amerika’nın Güney bölgelerinde yetişen bir palmiye türüdür ve erkek cinsel sistemini dengeleyici ve güçlendirici bir bitkidir.

Sensutra Ekstresi

Kapsüller hâlinde hazırlanan bu ekstrede teke otu, muira puama toniği, maca, demir dikeni, kırmızı kore ginsengi, damiana, Japon eriği, Macar biberi vs. bitki özleri bulunmaktadır.

Maca Kapsül

Afrodizyak etkisi olan, cinsel gücü ve isteği artıran ve And Dağları’nda yetişen Lepedium meyeni adlı bir bitkidir. Etkisi kullandıktan hemen sonra ortaya çıkar. Hızlı ve uzun süreli ereksiyon oluşmasını sağlar. Cinsel ilişkiden bir saat önce 2 kapsül alınmalıdır. 

Opti-S’xtiva Kapsül

İçinde yulaf, ginger kökü, kola çekirdeği vs. bulunan ve kadınlar için geliştirilmiş bitkisel özlü bir afrodizyaktır. Kadınların orgazma ulaşmaları için genital bölge uyarılarının artmasını sağlar. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 1-2 kapsül alınmalıdır.

Damiana Ekstresi

Yemeklerle beraber günde 1-3 kez 2 kapsül alınabilir. 

***

Yohimbin

Bu, Afrika'da yetişen yohimbin ağacının kabuklarından elde edilen bir maddedir. Afrodizyak olarak kullanılması vücuttaki kanın cinsel organlara hücum etmesini kolaylaştırmasındandır. 

Opti-Mone Kapsül

İçinde yulaf, ısırgan otu, kırmızı yonca, ginseng, kola çekirdeği vb. bulunan bitki özlü bir afrodizyaktır. Erkekler için geliştirilmiştir. Cinsel ilişkiden 1 saat önce 2 kapsül olarak alınır. İktidarsızlık gibi bir problemi olmayan erkeklerin cinsel ilişkiden daha fazla zevk almasını, performanslarının artmasını sağlamaktadır.

Argimax 

Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel isteği inanılmaz arttırmaktadır. Yan etkisi yoktur.

Cinsel Uyarıcılar Hakkında Az Bilinenler

Cinsel uyarıcıların erkekler üzerindeki etkileri oldukça iyi bilinmesine karşılık kadınların çoğunun maddelere gösterdikleri tepkiler az bilinmektedir.

Cinsel uyarıcı olarak tam güvenilir bir takım maddeler henüz bulunamamıştır. 

Âşık olmanın olağanüstü afrodizyak etkisinin yerini dolduracak herhangi bir kimyasal maddeden söz etmek henüz mümkün değildir. 

Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler ve ilaçları kullanmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmek gerekir.

Cinsel arzuyu arttırıcı maddeler aktarlardan temin edilebilir.

Doğal afrodizyakların yan etkileri çok düşüktür. Kimyasal afrodizyakların ise çoktur. Bu nedenle kimyasal afrodizyakları tansiyon, kalp hastaları, beyin rahatsızlığı olanlar, felç geçirenler veya ağır depresyondaki kişilerin muhakkak doktor kontrolünde kullanmaları gerekmektedir.

***

Sağlıklı bir cinsel hayat için şifalı bitkilerin yanı sıra egzersizin de önemlidir.

Hafif ve fazla yorucu olmayan Yoga, Meditasyon gibi gevşeme tekniklerinden veya egzersiz programlarından yararlanılabilir.

***

Şifalı bitkiler menopozda yaşanan sorunlara karşı önemli bir silahtır.

Sevgiyle, bilgiyle, inançla ve saadetle yaşayın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Temmuz 2017

Okumaya devam et
  1282 Hits
  0 yorum
1282 Hits
0 yorum

HEMEN HERKES ALDATIR!

Sevgili Mekâncılar,

Bu başlık kimselere garip gelmesin ama gördüm, yaşadım…

Meslek hayatımda aldatma ve aldatılma konusunda o kadar çok örnek gördüm ki!

Tabii ki isim ve kimlik vermeyerek, bâzı örnekler paylaşmak istiyorum.

 

1. Bir kadın düşünün, mesleğinde çok yükselmiş ve hemen herkes kendisini tanıyor. Hayatının aşkını yaşadığını düşünmüş senelerce ve pek de mutlu yaşamış.


Çok tanınmış, sevilmiş, şan şöhret sahibi olmuş. Sonra da biraz dinlenmeye karar vermiş ve evinde istirahate çekilmiş ama her an yeni bir çıkış yapabilir.

Her şey iyi hoş giderken bir öğreniyor ki, kocası kalkıp sekreteriyle ilişkiye girmiş, yatıp kalkmaya başlamış.

Tabii ki hemen boşanmış; tek kızını kendi başına yetiştirmekte ve kendini Kur’ân okumaya vermiş ama öyle tesettürlü filan değil. Sımsıkı sarılıyor size görüştüğünüzde ve hayatından memnun.

Yeni projelere açık…

 

2. Senelerdir karı-koca yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, entellektüel ve tipik “Beyaz Türk” iki çift. Her yere beraber gidiyorlar. Gustoları âlâ, bohem takılıyor, keyif için yaşıyorlar.

Gelir düzeyleri çok iyi ama genellikle yırtık Jean giyiyor, bir resepsiyona veya partiye giderken de en şık smokinlerini, süper minilerini giyiyor, takıp takıştırıyorlar. Her şeyleri marka; çakma bir şey kullanmıyorlar.

En sevdikleri hobilerin başında klasik müzik ve caz dinlemek, bu arada da sıcak şarap ve esrar içmek…

Zamanla bu dostluk öylesine girift bir hâl alıyor ve sınırlar da o kadar karışıyor ki, bu aileler arası muhabbette önceleri çaktırmadan her iki taraf da, diğerinin eşinden hoşlanmaya başlıyor ve birkaç ay zarfında da –sözüm ona gizli olarak– kendilerini yek diğerinin karısıyla ve kocasıyla yatarken buluyorlar.

Bundan sonrası adeta bir vodvil çünkü aynı sitedeki komşu dairelerde ikamet ediyorlar ve kimim eli, kimin cebinde karışır hâl alıyor. Bir gün birisinin evinde bir çift, öbür gün diğerininkinde diğer çift kendilerini şehvetin kucağına atıyorlar.

Her şey öylesine heyecanlı ve doğal ki, işlerin karmakarışık bir hâl alacağını hiç düşünemiyorlar.

Bir gece gene bir “in mekândan” dönerken kafalar hem şarabın hem de esrarın etkisiyle bulutlanıyor ve dördü aynı yatağa atıyorlar kendilerini.

Yeyip içtikleri sebebiyle bilinç bulanıklığı da oluyor (black-out) sabah uyandıklarında ağızları kupkuru, dilleri paslı ve hepsi aynı çarşafa uzanmışlar sere serpe.

Kocalardan biri uzun kıvırcık saçlarını karıştırıyor, “abi, biz n’aptık yaaaa” diyor içinden. Kalkıp öbürlerine kahve yapıyor ve kahvaltı masasını da hazırlamayı ihmal etmiyor.


Neyse, kaşına kaşına ve aptallaşmış vaziyette kalkanlar hemencecik bir şeyler giyiyorlar üzerilerine ve sıkı birer soğuk duş alıyorlar. Dişler yıkanıyor, oturup başlıyorlar muhabbete.

Mevzu belli tabii ki, oturup tartışmaya başlıyorlar hâl-i pürmelallerine ne olacağını…

En iyisi böyle devam etmemek, bir duyan olursa n’aparız abi yaaa” oluyorlar. Henüz çocukları da yok, maazallah zürriyeti de karışabilir olacakların. En iyisi bir terapistten yardım almak diye düşünüyorlar ve müracaat ediyorlar. Terapist tıp kökenli olduğu için öncelikle full-check up ve gerekli psikolojik testleri yaptırıyor. İki erkeğin de karaciğerleri epey bozulmuş, kadınlar ise hem alkolün hem de sigaranın etkisiyle göçmüşler. Otuzlu yaşlardalar ama kırklı gibi durmaktalar. Hepsinde de ciddi depresyon, kaygı ve benzeri bulgular mevcut. Esrarı ve şarabı aşırı kullananda ise tipik Panik Atakları zuhur etmiş.

Derhal ilaçlar ve psikoterapiye başlanıyor. Terapistin ilk tavsiyesi evlerini ayırmaları ve bir süre için görüşmeyi kesmeleri oluyor. Buraya kadar her şey iyiyken, esas sorunlar başlıyor çünkü alıştıkları hayat tarzını özlemeye başlıyorlar. Telefonlaşmalar, what’s uplar, e-mailler ve diğer şeyler boy gösteriyor. Terapistin söylediklerini uygularmış gibi yapıp, çaktırmadan eski hayatlarına rücu ediyorlar. Terapisti de kandırıp, gizliyorlar ama boyunlardaki ısırık çürüklerine, bacaklardaki morluklara, gözlerin etrafındaki halkalara baktıkça, hiçbir şeyin değişmediğini anlıyor hekim.

Toplanıyorlar muayenehanede ve terapist de “siz ne düşünüyorsunuz” diye soruyor. Bu arada, bir tanesinde de papilloma virüsü (HPV) çıkıyor! Diğerlerinde yok… Demek ki başka yerlerde de saadet aramış. Eh, bulaşır da bu meret.

Kem küm, gak guk” derken, “biz kendi aramızda bir anlaşalım, şunu bir tedavi ettirelim, sizi sonra arayalım” diyorlar verra kadem basıyorlar. Bir daha haber alınamıyor. Belli ki eski tas, eski hamam devam ediyorlar muhabbete…

 

3. Pornocu bir adam vardı. Aslında işi gücü yerinde ama hobisi porno filmlerinde oynamaktı! Temelde sosyopat (şiddetli antisosyal) olduğu için, bunu çok kolay akla uygun hale getiriyor (rasyonalizasyon) ve hem para kazanıyor hem de ailesine tatlı hayat yaşatıyordu. Her şeyi de ona bülbül gibi anlatıyor. Karısı bir süre sonra ağır depresyona girince, soluğu ruh hekiminde alıyorlar.

 

Terapistin ilk tavsiyesi adama cinsel gücü azaltıcı bir Duygudurum Dengeleyicisi ve düşük doz Nöroleptik, karısına ise Antidepresan vermek oluyor. Psikoterapiye başlıyorlar. Bir yandan da, adama en kısa zamanda porno işini bırakmasını tavsiye ediyor. Çünkü piyasada tutulan bir aktör ve tezgâh altından satılan DVD’leri, VCD’leri piyasada dolaşmaya başlamış.

Evde de delikanlılık (ergenlik) çağında iki pırlanta gibi çocuk var. Anne ikide bir sinir krizleri geçirip kendini büyücülere, medyumlara atıyor. Terapist kesmiyor hani. Korkuyor çünkü “ya bunları bizim çocuklar görürse” diye… Hele bir yaşam koçu "hayatınızı yaşayın, siz de oynayın filmlerde" deyince dehşete düşüp kaçıyor!

Hiç psikopat lâf dinler mi?

Alışmış kudurmuştan beterdir” derler. İlaçlarını tez elden kesiyor ve piyasaya tekrar dalıyor, hem de bilenmiş olarak.

Korkulan oluyor ve çocuklar (biri 17 yaşında erkek, diğeri 18 yaşında kız) bunları ele geçiriyorlar.

Zaten evin her tarafında pornografik materyal ve donlar, yapay organlar dolu (sözüm ona gizlenmiş).

Her ikisinde de Antisosyal-Sınırda Kişilik Bozukluğu özellikleri yoğun olarak gelişmiş.

Kız hemencecik bileklerini kesiyor, oğlan ise gay barlara müdavim oluyor.

Babanın umurunda değil ama anne çok ağır bir Travma Sonrası Stres Bozukluğu vakası halini alıyor.

İlaçlar tamam da, terapinin sürdürülebilmesi için, ruh hekimi adamı çağırıyor.

Adam tam bir acting out ile öfkeleniyor ve “siz beni engelleyemezsiniz, leke çalarım” diye tehdit ediyor.

Hiçbir antisosyalle aşık atılmaz” düsturunu hatırlayan terapist geri adım atıyor ama “bari çoluk çocuğunuz tedaviye devam etsinler, bir dahaki sefere kızınızı kaybedebiliriz” diyor (buradaki empati dolu yaklaşıma dikkat ediniz: "Kaybedebilirsiniz" değil, "kaybedebiliriz" denmiş ki, bence çok doğru. Hekim köprü uzatıyor aslında).

Adam gülüp geçiyor ve “onlar kendi yollarını bulurlar ama istedikleri kadar gelebilirler tabii” diyor. Sonra da bombayı patlatıyor: “Benden zırnık koparamazlar, paraları olduğu sürece gelebilirler, sorun yok”.

Gene de iki sene kadar bulup buluşturup terapiste devam ediyor, ilâçlarını kullanıyorlar. Kız da, oğlan da babalarını her anlamda inkâr ediyor ve bir daha asla görüşmüyorlar. Annelerini de kendi hânelerine alıp, orada yaşamaya devam ediyorlar… Zamanla oğlan gay bar işletmecisi oluyor, kız ise iyi bir evlilik yapıp kendini kurtarıyor.

 

3. Pornocu bir başkası. Bu ise orta yaşlı, altında son model lüks arabası olan, saygın bir iş adamı… Önceki karısı kendisinden “bu adam gay mi ne” diye ayrılmış, terapiste de azıcık asılmış bu arada. Tabii ki hekim bu tongaya düşmemiş ama bu femme fatale (meş’um kadın) onu da ürkütmüş. 


Terapist, itibarını kaybetmek istenmiyor ve kadının usulünce uzaklaşmasını sağlıyor. Adamın derdi başka… Evinde 8000’den fazla porno kaseti var ve en büyük keyfi bunları seyredip mastürbasyon yapmak. Yani bir Onanizm Vakası (patolojik mastürbatörlük) aslında!

Terapiye devam ederken yanında birkaç yeni gelin adayıyla gelip tanıştırıyor. Garsoniyerinde ki porno videolarını onlara da mı göstermesinin uygun olacağını sorunca terapist dayanamayıp gülümsüyor ve “aman ha, sonra o da terk eder” diyor.

Cevap ürkütücü geliyor: “Bari siz gelin de beraber seyredelim birkaçını, hem paylaşırız da”…

Buradaki aşikâr homoseksüel temayı fark eden terapist nazikçe refüze ediyor ve “etik olmaz” diyor. Çok terbiyeli ve efendi olan adam bunu saygıyla karşılıyor. Dinamik psikoterapiye başlanıyor ama Rorschach ve MMPI testlerinde de aşikâr homoseksüel özellikler ve muhtemelen küçük yaştaki bir cinsel taciz öyküsüne dikkat çekiliyor.

Bunlar üzerinde çalışılırken, adam bir sene sonunda ortadan kayboluyor!

 

4. Gayrimüslim bir karı koca, kadının histerik fenalaşmaları için geliyorlar. Adamın büyük bir AVM’de çok iş yapan bir dükkânı mevcut ve evin gelir kaynağı da o. Kadın birkaç ay sonra itiraf ediyor ki, en yakın aile dostlarından birisinin kocasıyla uzun zamandır ilişkisi varmış. Yatıp kalkıyorlarmış hani. aşk değil, de, tutkuymuş!

Terapist zaten kokuyu almış ve bunun sürdürülmesinin güçlüğünden bahsediyor, kesmesini tavsiye ediyor. Kadın “tamam” diyor ama hiç oralı değil ve zurnanın zırt dediği an geliyor: Adam, karşı dükkândaki tezgâhtar kızla bir gecelik bir macera yaşıyor!

Vay ki vay!

Terör başlıyor, kadın adama saldırıyor, çimdikliyor, ısırıyor, vuruyor.

Terapist "tamam, artık bir bir berabersiniz, neden bu kadar öfke" deyince, "benim en doğal hakkım çünkü kocam bana sevgi veremiyor ama ben ona, cinsellik de dâhil, her şeyin en güzelini verebiliyorum. Ben yapabilirim ama o asla" cevabını alıyor. Tam Histriyonik ve Narsisist bir tablo yâni. Terapist bu işlerde mütekabiliyet güdülmesinin doğru olmayacağını ve artık buna bir son vermesini tavsiye ediyor.

Kadın oralı olmuyor ve hem aldatmaya devam ediyor, hem de her gün olay çıkartıyor. Bir süre sonra sol memesinden Meme Kanseri kuşkusuyla biyopsi yapılınca çok korkuyor ve derhâl kocasını yüceltip, ona sarılıyor (ilkel değersizleştirmeden aşırı yüceltmeye geçiş: splitting) ama sonuç Basit Fibrokist olarak gelince de artık geri dönemiyor (memede bir çökkünlük kalıyor). Yani sâdık ve iyi kadın rolünü bırakamıyor. Bunda, "artık memenin güzelliği gitti" diyerek kendisini terk eden tutkulu sevgilisinin de rolü oluyor tabii.

 

5. Gece kulüplerinde ve türkü barlarda şarkı söyleyen 30 yaşlarında, balık etli, biraz erkeksi, güzelce bir kadın. İlkokul mezunu ama kendisini çok yetiştirmiş. Menajeri de kadın ve aşk yaşamaktalar. Her ne kadar menajeri tam bir lezbiyense de, kendisi biseksüel ve gelen tekliflerden sonra dayanamayarak, bir erkekle beraber oluyor.

Lezbiyen aşkları çok sâdıkane olur ve sevgilisi / menajeri buna hiç tahammül edemiyor, kavgalar başlıyor. Gittikleri erkek terapistten de kıskanıyor bir süre sonra. Paranoidleşiyor ve terapistinde sevgilisine sarkacağını düşünmeye başlıyor. Bu arada yapılan psikolojik testlerde ve değerlendirmede, menajerinde tipik Sınırda Kişilik Bozukluğu tablosu olduğu netlik kazanıyor. Bir süre sonra ilaç içerek ve tehdit mektubu bırakarak, göstermelik bir intihar girişiminde bulunuyor. Terapist kendisini ayrı bir seansta alıyor ve eğer bir memnuniyetsizliği söz konusuysa, başka bir arkadaşını tavsiye edebileceğini söylüyor. Hattâ bunun bir kadın terapist olabileceğini vurguluyor. Menajer off-sight'ta kalıyor âdeta! "Yok, sizden memnunuz" diye mırın kırın ediyor ama bir şeyin de farkına varıyor ki, bu gidişin sonunda, şarkıcı sevgilisi heteroseksüel ilişkileri tercih edecek. Bir süre sonra onu da alıp ortadan kayboluyor. Daha sonra şarkıcı bir kere uğruyor; ayrıldıklarını ve gazinoda tanıştığı zengin ve evli bir adama âşık olup, onunla yaşamaya başladığının, artık mutlu olduğunun "müjdesini" veriyor.

 

6. Orta yaşlarda yakışıklı, hafif efemine bir erkek. İş adamı. Güzel bir karısı ve yakışıklı, 12 yaşında bir de oğlu var. Gecikmeli olarak da olsa, senelerdir bastırdığı homoseksüel dürtüleri nihayet patlıyor ve durumu karısına da açıyor. Eğilimleri galebe çalıyor ve bir erkek sevgili ediniyor. Kadın tahammül ediyor, oğlandan gizlemeye gayret ediyor. Bir ruh hekimine gidiyorlar. Hekim adamın geri dönüşü olmayan yolda olduğunu fark ediyor ve homoseksüalitenin tedavisi olmadığını, belki de boşanmalarının daha hayırlı olabileceğini söyleyerek, daha ziyâde kadının depresyonu ve ilişkideki saygının yıpranmaması için çaba gösteriyor. Gay aşklarında çok sık eş değiştirme, "one night standler" pek tipiktir. Adam bir süre sonra Beyoğlu barlarının müdavimi hâline geliyor ve hemen her gece eve başkasını getirir oluyor. Bu arada ayrı dairelere de taşınıyorlar zaten. Bir sabah acı haber geliyor: Evine aldığı bir psikopat hem parasını çalmış, hem de karnından bıçaklayıp öldürmüş.

Kadın perişan oluyor ve vatandaşlık müracaatı da yaparak Avustralya'ya göçüyor ama sık sık Türkiye'ye de geliyor, bütün eşi dostu, akrabaları burada çünkü. Onların büyük desteğini ve sevgisini buluyor. Bir süre sonra, iki gözü iki çeşme terapistten randevu alıp oğlanı getiriyor. Oğlan da gay olmuş ve sevgilisiyle oynaşırlarken odasında yakalamış' Terapist bu işin hem evrimsel, hem genetik hem de yetiştirilme -özdeşim, model alma yönleri olduğunu söyleyerek kadına moral vermeye çalışıyor. 14 yaşına gelmiş ve epey de serpilmiş delikanlıda ise hiç egodistonik bir tablo olmadığı dikkatini çekiyor. H+alinden memnun ama "babam gibi olmayacağım, sevgilimle dürüst bir yaşam sürdüreceğim" diyor. Kanada-Türkiye arasında gidip gelen ve bir baba otoritesi de kalmayan delikanlının en azından o seviyeyi koruması ümidini paylaşıyorlar. Halâ da zaman zaman hekime uğrayıp, minimal temas terapisi şeklinde durum bildirmekte ve moral almaktalar. Kadın bir daha hiç evlenmiyor ama bir süre sonra Avustralyalı dul bir adamla yaşamaya başlayınca, oğlan da ona "baba" gözüyle bakmaya başlayıp, Hıristiyanlığa da geçiyor.

 

7. Üst sosyoekonomik sınıftan, 45-46 yaşlarında ama pek güzel ve alımlı bir kadın. Kocası tanınmış bir iş adamı ve birtakım sosyal kulüplerin de üyesi. Evlerinde sık sık partiler veriyorlar, benzerlerine de icabet ediyorlar. Zevkli ve hareketli bir sosyal hayatları var.  Şık bir villada oturuyorlar ve maddî durumları da çok âlâ. Bir gece kadın epey içiyor tam bir acting out içerisinde, en yakın ahbaplarının kocasının üzerine atlıyor; hem de çırılçıplak soyunmuş vaziyette! Adam baştan çıkmamak için epey gayret sarf ediyor ve acilen terapistlik de yapan bir ruh hekimine müracaat ediyorlar. Mağdure durumundaki arkadaşının karısı ısrarla önden girip durumu yarım saat anlatıyor. Terapistin uyarılarını Obsesif yapısı sebebiyle dikkate almıyor ve her bir şeyi anlatayım diye çabalarken, randevunun yarısını aşıyorlar. Terapistin nazikçe hatırlatması üzerine, esas kahramanımız içeri giriyor. Gayet hoş, minisini giymiş, belirgin Histriyonik ve Narsisist özellikleri olan, sarışın mavi gözlü cazibeli bir kadın. "Neden beni bu kadar beklettiniz, bari arkadaşımla devam etseydiniz" diye ta en baştan negatif karşı aktarımı sergiliyor. Terapistin "hiç mühim değil hanımefendi, sizin konunuz üzerinde de çalışmamız için yeterince vaktimiz var" demesi pek işe yaramıyor. Tabii ki olay bir skandal ve küçük çapta medyaya da yansıması söz konusu olmuş. Allah'tan kocası pek nüfuslu bir adam da, araya adamlar sokarak işi örtbas ediyor. Kadın sadece iki kere geliyor ama niyeti değişmek değil, kocasını ise hiç değiştirmeye niyeti yok. "Oldu bir kere, adam olsaydı da beni tatmin etseydi; her şey para ve muhit değildir Doktor Bey" diyor. "Tabii ki, haklısınız, gene de sosyal konumunuz ve iki çocuğunuz açısından bu işi biraz deşelim, Çiftler veya Aile Terapisi konsepti içerisinde ilerleyelim ki siz de saadetinizi bozmayın" gibi yaklaşımlara kadın hiç yaklaşmıyor. İşin ilginci, kocası hiç gelmiyor ve evinde viskisine sarılmış, muhitinde pek de sevilen bir adam olduğu + zenginliğinden dolayı pek çok da "yalakası" olduğu için, kendi başının çaresine bakıyor. Sonradan kayboluyorlar.

 

8. Ağır ceza davalarına bakan tanınmış bir Avukat, çok da geniş bir muhiti var. Kendisi Gayrimüslim, karısı Müslüman ama gayet modern fakat muhafazakâr da bir hayatları var. Adam cemiyet toplantıları, davalar, iş gezileri içerisinde boğulurken, gönlünü sarışın ve hoş bir başka hanımefendiye kaptırıyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar; aralarında da 20 yaş fark var ama Beyefendi çakı gibi!


Sembolik olarak bu kişiyi koydum, belki tanısınız...

Kadın da haza bir hanımefendi ve ister istemez düştüğü "kapatma" hâlinden çok sıkılıyor. Hâlbuki adam evini çoktan terk emiş ve her yere de "eşim" diye kendisiyle gitmekte. Yasalar o dönem elvermediği için bir türlü boşanamıyorlar; eh, adamın karısı da "ne koparsam kârdır" öfkesi içerisinde, boşanmaya muhalefet ediyor. Sarışın güzel hanımefendide aniden kendini kaybedip otobüs veya tren garlarında kendine gelme şeklinde Dissosiyatif Füg tablosu baş gösteriyor, Bir yandan da belirgin Depresyonu olduğu dikkati çekiyor. Ruh hekimi hem antidepresan, hem de hipnoterapi ile kadını toparlıyor ve seanslar üç sene sürüyor. Ne zaman ki adam boşanıp, derhâl nikâhı bastırıyor, ortalık yatışıyor -mu dersiniz? Asla. Bu sefer dekadında Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tablosu baş gösteriyor. Eski eş "kinini yerde bırakmayanlardan" ve ikide bir arayıp taciz ediyor. Neyse, 1 sene de bunun tedavisi sürüyor. Bu arada Avukat Bey de nüfuzunu kullanıp, yarı tehdit yarı "sus parası" ile eski eşi devreden çıkarınca nihayet toparlanıyorlar. Aynı muhitlerde oldukları hekimleriyle de artık resepsiyonlarda veya davetlerde dostane şekilde görüşür hâle geliyorlar...

 

9. Genç bir öğretim üyesi. Aynı zamanda Bipolar Bozukluğu var ve ne zaman Maniye girse âşık oluyor, ne vakit Depresyona girse de alkole sığınıyor. Birkaç kere intiharın eşiğinden dönüyor. Allah'tan çok içgörülü de, uzak diyarlarda yaşamasına rağmen hem ilâçlarını hiç aksatmıyor, hem de terapilerine düzenli geliyor. Fakülteden de çok asılan çıkıyor çünkü genç ve yakışıklı bir adam ama o asla öğrencilerine bakmıyor. Daha ziyade komşularının bekâr bir kızı var, ona sarıyor. Arada kaçamağı da oluyor ama hiç yakalanmıyor. Hâlen tedavisine devam etmekte ve durumu stabil. 


11. Hayatımda duyduğum en trajikomik aldatma hikâyesi merhum bir hocamdan... Adam tescilli çapkın. Fahişeydi, iş görüşmesine gelen kadınlardı, iş yerindeki tanıştığı kadınlardı, barda takıldığı haspalar... Hiç fark etmeden anlaşmalı olduğu delüks otele atıyor, işini bitirince de çaktırmadan işine gücüne dönüyor. Karısı işkillenmiyor mu, tabii ki çok da... İspat edemiyor. Hafiye tutuyor, peşine adam takıyor, telefon kayıtlarını inceliyor ama mümkünatı yok, asla yakalayamıyor.

Neyse, kahramanımız gene bir hatunu otele kapatıyor. Gelsin şampanyalar, meyve tabakları, havyar ve dalıyor âleme. Saat öğlen civarı ve tam da işlerin yoğun olduğu zaman ama büroyu ayarlamış. Standart 1 saatlik kaçamaklarından birisini yapıp dönecek. Çok da sevilen, gırgır, şeytan tüyü olan, yakışıklı olmayan ama ağzından bal akan orta yaşlı iş adamı.

Neyse, tam işi şâhikasındayken, nihayet pundunu bulup da kocasını basmaya gelen karısı, otelin ön kapısından girdiği gibi, adamın kaldığı odayı da bellboy'dan rüşvetle öğrenip dayanıyor kapıya! "Güm güm güm"! Adam şaşkın bir şekilde kapıyı açıyor (mal mülk ortada, içeride de kadın var, çırılçıplak. Tam cürmümeşhut hani). "Senin canına okuyacağım pezevenk, aşşağılık heriiiif" nidaları başlarken kocası inanılmaz bir manevra yapıyor. Resepsiyonu arıyor ve "burada tanımadığım bir deli var, odamı bası, sizi de dava edeceğim" diye bağırıp, karısında da "sen kimsin be meczup sapık, git başkasına çat. Tanımıyorum seni" diye basıyor fırçayı. Kadıncağız aptallaşıyor ve personel tarafından da derhâl uzaklaştırılıyor. Adam, odasına gelen müdüre kalayı basıyor ve bir yandan da Süpermen edasıyla giyiniyor. Şimşek gibi bir süratle arka kapıdan çıkıp,bürosuna gidip, ayaklarını da masaya koyuyor. Kıyafeti de değişik tabii ve sakin saki önündeki evrakı tetkik etmeye başlıyor. 3 dakika sonra karısı arzı-endam ediyor ve hışımla dalıyor. Adam gayet  sakince "hayrola hanım, gene seni Şeytan mı dürttü de bu saatte geldin. İşimiz gücümüz var" diyor.

Karısı öylece kalıyor, "kem küm" edecekken hemen sekreterler ve personel çay kahve ikramında bulunup, sabahtan beri nasıl arı gibi çalıştıklarını anlatıyorlar. Kadın öylece oturup, yarım saat sonra da evine dönüyor ve bir daha da asla hiçbir şey sorgulamıyor.

 

Merhum Süha Özgerni, tabii ki bu kişi değil ama sanırım cuk oturuyor.

10 . Bunlar öylesine aklıma gelenler. Aslında sanat, cemiyet ve şov âlemlerinden öyle kişiler tanıdım ki, aldatmak onlar için bir hobi âdeta. Peki hiç aldatmayan yok mu? Tabii ki var. Bunlar genellikle eski Cumhuriyet ve/veya Osmanlı terbiyesi almış, evlilikleri artık "tahammül" hâline dönüşmüş insanlar. Düşünün bir kişiyle 40 sene, 50 sene aynı yastığa baş koyuyorsunuz. Mümkün mü yıpranmamak?

 

11. Kim en azından başka birisine bakıp da iç geçirmez, göz banyosu yahut zinası yapmaz ki?

Hepimiz insanız. Ama samimi kanaatim o ki, nasıl ki (istisnalar daima hâriç) herkesin bir fiyatı vardı, sanırım herkesin de süngüsünün düşeceği zamanlar olabilir.

Böyle evliliklerin çoğu bir süre sonra birer hayat arkadaşlığı ve tahammül, hoşgörü birlikteliğine dönüyor.

Kalın sağlıcakla...

 

Sadakat dolu günlere...

Belki de en güzeli bu çünkü başka türlü olsa hayat çekilmez...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 23.03.2015

Okumaya devam et
  3221 Hits
  0 yorum
3221 Hits
0 yorum

TÜRKİYE VE BEN BEN BEN BEN NESLİ

Time dergisinde bu başlıkla neşredilen makaleyi dehşet ve ibretle okudum.

Son senelerdeki üzerinde epey düşündüğüm gözlemlerim ve olgunlaşan fikirlerim bir araya gelince, canım da epey sıkıldı.

ABD’de Klâsik Batı Müziği orta sınıf tarafından tamamen unutulduğu için ya Rock, ya Heavy Metal, ya da (en sofistike kısım tarafından) Blues and Jazz dinleniyor; Country Music ise oraların Arabeski ve diğer kısımlar pek rağbet etmiyor.

Son gidişimde koskoca New York’ta başka bir şey bulamamıştım ve şaşırmıştım başlarda (malûm, Virgin de çoktan iflâs etti).

Sonradan düşününce bu şaşkınlığım geçti çünkü ABG, halkını câhil bırakarak varlığını sürdürebilir!

Oradaki düz lise mezunları ancak imzalarını atabilirler ve doğru dürüst okuma yazma dahi bilmezler; buna mukabil, nüfusun belki de en fazla %10’unu teşkil eden ultra-elit takımı muazzam bir eğitim ve öğretim sürecinden geçerek çok iyi yetiştirilir. “Turkey” deyince “hindi” anlamamayı onlar bilir. Halkı da iki partiyle oyalarlar; aslında kimin seçileceğine en tepedeki eski SSCB’deki (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Politbüro benzeri esas seçicilerin yanına dahi ulaşamazsınız.

Eh, bu durumda, refahı yerinde, câhil ama para harcama ihtiyacı içerisindeki gençlere ne pompalanacaktır: Narsisizm, mübalâğalı bir ben-merkezcilik ve androidleşme (zeki canlı varlıklar tarafından yapılmış insanımsı makineler)!

Çılgıncasına satınalma....

Bunlarda olgun ve kişiliği yeterince gelişmiş, dengeli insanlarda bulunması icap eden diğerkâmlık (altruism: özgecilik), fedakârlık, tahammül (tolerans) gibi insanca güzellikler yoktur ama beşerî zaafları iyice pompalanarak aşırı şişkin balonlar hâline getirilmişlerdir.

Peki, oradaki sistemin pek de işine gelen bu fabrika imalâtı insanımsılar bizim ülkemiz için bir önek teşkil edebilir mi?

Tabii ki hayır!

Çünkü bu ülkemin insanlarının maddî imkânları kıt, sınıflar arası fark korkunç boyutlarda ve feodalite dört bir yanı sarmış. Bu memleketin insanı iyiyi, doğruyu, güzeli ve zevkli olmayı bilmiyor. Altı Kavak, üstü Şişhâne tarzında yaşıyor; gustosu yok.

Ne Garb’ı biliyoruz, ne de Şarklı kalabilmiş müstağripler ekseriyette. Bu kavramı Cemil Meriç şöyle târif eder: Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat müstağrip. Edebiyatımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nev’i itibârdadır: Taklit, intihâl (apartma, aşırma), tercüme.  Ama zirvelerin hiçbirini tanımıyorduk. Avrupa’yı Avrupa yapan düşünce fâtihleriyle temâsımız yasaktı. Haşet Kitabevi’nden ibâretti Avrupa’mız, girdapları olmayan bir kıt’a, tezatsız ve tek boyutlu; bir kartpostal Avrupası.Coğrafyamızda tek kıt’a vardı, kafatasımızda tek yarım küre.Türkçe konuşan bir Fransız’dık.

***

Bize bu tür narsisizm pompalanırsa, tıpkı ABG’de olduğu gibi, nüfusun en fazla %10’unu teşkil eden ama oradakilerin tam aksine, kendi harsına (kültürüne) tamamen yabancılaşmış ve kültürü nâkıs olan sonradan görmelerimizin şirâzesinde iyice çıkar (bozulmak, çığırından çıkmak, düzenini yitirmek).

Ben en en en enim...

İngiltere ve Kıt’a Avrupası’ndaki Batı’nın eliti çok kültürlü ve genellikle de aydındır (münevverdir).

Okumaya devam et
  4587 Hits
  0 yorum
4587 Hits
0 yorum

KARIKOCALARA KISACIK TAVSİYELER

Ey kocalar, hemen bütün primatlar gibi, Y kromozomunuzun getirdiği bir çok-eşlilik ve her dişiyi dölleyip hareminize katma eğiliminiz var; bunu da destekleyen evrimsel antisosyal davranış portföyünüz: Kavgacılık, öteki üzerindeki mülkiyet hissi ve rekabet. Siz alfa dominantsınız.

İster gözünüz çöplükte kalmış olsun, ister olmasın, fark etmez. Karınızı aldatmayın. Çünkü kadın mutlaka anlar; sezinler, sezer veya bir şeyle. Ama anlar. Anlayınca da gönül kâsesi kırılır. O kâseyi daha ne kadar yapıştırmaya kalksanız da olmaz, eskisi gibi sağlam ve sızdırmaz vasfına kavuşamaz. Doğum gününü, nişanlanma ve evlilik yıldönümlerini, hâttâ ilk kesiştiğiniz ve öpüştüğünüz günleri filân mutlaka hatırlayıp karınca kararınca bir güzellik yapın.

Arada bir ufak hediyeler, sürpriz romanslar onu size iyice bağlayacaktır. Cinsel hayatınızda "önce o, sonra ben" veya "ikimiz" modeline önem verin. Espri için dahi başka güzel kadınlarla mukayese etmeyin. Sabah dişinizi yıkayın, duşunuzu yapın ve en azından kötü kokmayın. Erkeğe yakışır diye, bizde böyle diye karınızın yanında gaz çıkarmayın. Öfkenize dâima hâkim olun, karınız sizin boks torbanız değildir!

Unutmayın ki, kadın, eskittiği erkeği sever...

Okumaya devam et
  4351 Hits
  0 yorum
4351 Hits
0 yorum