Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

KİMLİĞİN OLUŞUMUNDA ETNİSİTE KAVRAMI

Evrim türleri:

1) Büyük Patlama'yla başlayıp canlılığı da barındıran kozmik;

2) Türlerin kültürel;

3) Bunların karşılıklı ve habitatla olan etkileşimleri olarak özetlenebilir.

100.000-150.000 sene kadar önce Afrika'da ortaya çıkıp, 8000 sene önce kültürel patlama yapan Homo sapiens sapiens'te, bilinen türlerden farklı olarak, kültürel evrim biyolojik olanın önüne geçti. Aynı genetik yapıya mensup olan insanoğlu, on binlerce senelik göçleri vesilesiyle genetik değişimlere uğradı.

Mozaik evrim denen bu farklılaşmalar türümüzün her bir numûnesinin diğerinden çocuk sâhibi olmasına izin verecek kadar ehemmiyetsizdir. Farklı yerlere giderken kendi genetik ve memetik havuzunda dfeğişmeler oldu, büyüsel düşünceyle vahşi tabiat yasaları karşısında konsantrik halkalar hâlinde kümelendi. Avcı-toplayıcılıktan ziraate geçişle dinler, felsefeler doğabildi.

Okumaya devam et
  4346 Hits
  0 yorum
4346 Hits
0 yorum

TRANSANDANSIN VE MİSTİK FENOMENLERİN PSİKOBİYOLOJİSİNE EVRİMSEL YAKLAŞIM

Evrim (evolution: tekâmül), basitçe, zaman içerisinde meydana gelen değişiklikler demektir. Ta Büyük Patlama'dan canlılar âlemine kadar süren kozmik, en basit prokaryotlardan insana kadar süren biyolojik bir evrimin olduğu üzerinde günümüzde hiç bir şüphe yoktur, sâdece bunun neden, niçin ve nasıl cereyan ettiği tartışmalıdır. Bütün canlılar aynı 4 adet temel baz ve aynı 20 amino asid sekanslarından müteşekkildir. "Neden (nedensellik belirtir) ve "niçin (sonuçsallık hâttâ teleoloji [ereksellik] belirtir) suâlleri pozitif bilimin epistemolojik ve metodolojik sınırlarını aştığı için metafizik, mistik ve dinsel öğretilerin konusu olagelmiştir (Doksat ve Savrun 2002).

Evrim skalasında yükseldikçe merkezî sinir sisteminin yapısı da karmaşıklaşır, içgüdüsel davranışla öğrenilme yoluyla kazanılan davranış dengesi ikincisi lehine değişir. Gene de, içgüdüsel eğilimlerin tamamen kaybolduğunu söylemek de facto mümkün değildir ve bilişsel, duygulanımsal her türlü zihinsel meleke daha basit olanın üzerinde inşâ olagelmiştir. Evrenin tamamının esasen açık bir sistem olabileceği ve bütün evrenin aslında canlı bir organizmadan ibâret olduğu fikri en eski inançlardan günümüz teorik fiziğine kadar yansımıştır. Varoluşun derunî / küllî bilgisine ulaşmaya müteveccih mistik, ekstatik yaşantılar, âyinler ve "din dediğimiz memetik havuzlaşmalar bütün homo türlerinde ve bütün kültürlerinde mevcuttur. En sıkı ateistinden en koyu agnostiğine kadar herkes hayatının şu veya bu döneminde bir "unio mystica", kendinden geçerek kendini aşma hâlini tadarlar; bunun en küresel örneği orgazmdır. Fransızlar orgazma "la petit morte", yâni "küçük ölüm" derler. Mistik vecit hâlleriyle orgazm sırasında faâlleşen beyin bölgeleri çok iç içedir: Amigdala, limbik sistem, temporal lob, supramodal prefrontal korteks ve hippokampus ve ara kısımlar (Alper 2006, Persinger 1987).

Okumaya devam et
  3524 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3524 Hits
0 yorum

MİLLET OLMAK NE DEMEKTİR?

Hâlen Kütahya Yoncalı’daki Ulusal Tıp Günleri-3 toplantısındayım. Bu, kendini Türk hisseden her hekimin tamamen kendi cebinden ödeyerek başarıyla yürüttüğü üçüncü buluşmamız. Yoksa bütün boyalı basında duyurulurdu zâten…

Dün şifâhen yaptığım konuşmayı yazılı hâliyle klavyeye alıyorum. Bunu yazarken hiçbir kaynağa da bakmıyorum; bugüne kadarki birikimime dayanarak bilgisayarımın önüne oturdum.

Millet ve ulus kelimelerini tamamen aynı anlamda kullanacağım; bu konudaki bâzı tarafgirliklere saygım var ama bu ayrım aslında bizi bölmek için uydurulmuş yapay bir “ötekileştirmedir” düşüncesindeyim.

İlk Honimoidler (insanımsı insanımsılar) ve Hominidler (insanımsılar) Doğu Afrika Kıt’asında evrimleşti. Homo Neanderthalenis, Homo Erectus ve cro-Magnon adamları da birbirlerine yakın zamanlarda dünyâda yerlerini aldılar.

Homo Sapiens yaklaşık 200.000-250.000 sene önce aynı bölgede evrimleşti ve son 100.000 sende de beyni şimdiki hâlini aldı, Homo sapiens sapiens oldu. Bunun anlamı “farkında olduğunun farkında olan adam” demektir.

Bu insanlar kabaca 40 ilâ 60 bin sene önce Afrika’dan çıkıp bütün dünyâya yayıldılar. Hint’e, Çin’e, Kuzey Avrupa’ya, Anadolu’ya doğru yürüdüler ve bu arada mozaik adaptasyonlarla cilt renkleri, boyları, kemik yapıları değişime uğrasa da, bütün insan türü tek bir ırktır. Meselâ çok yakın akraba olan atla eşek çiftleştiğinde ortaya güçlü ama kısır bir hayvan olan katır çıkar; yâni üremesi mümkün değildir. Hâlbuki Afrika’daki Buşmanlar’la kutuplardaki Eskimolar aynı şeyi yaparlarsa dahi, nur topu gibi çocukları olur.

Yâni, hepimiz kardeşiz!

Irkçılık ve etnik bölücülük, bizatihi en büyük insanlık düşmanlığıdır.

Son büyük Buz Çağı’nda Amerika’ya, akabinde Avustralya’ya kadar yayıldı insanoğlu…

Önceleri avcı-toplayıcıydık ve sürekli olarak yer değiştiriyorduk. Son derecede sosyal bir hayvan olduğumuz için, atalarımız hemen âileler kurup bir arada yaşamaya başladılar. Zamanla bunlar çok genişledi, büyük (250-300) kişilik gruplar hâline geldi. Bu kadar büyük grubu alfa-dominant erkekler denetleyemeyince, ortaya bir grup bölücü çıktı; bir miktar kavga gürültüyle de olsa, ayrılıp kendi yerleşkelerini kurdular; tıpkı arılsarın oğul vermesi gibi. Bu sâyede de genetik kirlenmenin önüne geçildi, memetik (kültürel) alışveriş de ufaktan ufaktan başladı…

Okumaya devam et
  13470 Hits
  7 yorum
13470 Hits
7 yorum

SEVGİLİ CELÂL ŞENGÖR’E BİRKAÇ TAVSİYE

Önce, sevgili arkadaşım Celâl’in son bir durum değerlendirmesini hülâsa edeyim:

Prof. Dr. Celâl Şengör Ateist olduğunu açıkladı 5 Şubat 2008.

Darbe yanlısı açıklamalarıyla tanınan Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin son dönemde tuhaflaştığını belirtti.

Darbe çağrılarıyla tanınan jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin son dönemde tuhaflaştığını, asabi ve tahammülsüz bir kişi hâline geldiğini söyledi.

Bunun nedenini ise “tehdit hissi altında olmak” şeklinde açıklayan Şengör, bu durumdan AK Parti’yi suçladı. Kendisinin Ateist olduğunu açıklayan Celâl Şengör iktidardaki partinin din barışını bozduğunu savundu.

Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin “tuhaflaştığına dâir” bir yazı kaleme alan Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan’a cevaben mektup gönderdi. Şengör kendine dönük eleştirilerin haklı olduğunu özellikle vurguladığı bu mektupta kendisini buna iten sebeplere dikkat çekti. Mektubunda “ben bile kendimi tanıyamaz oldum” diyen Şengör, “bunun nedenini düşündüm. Yirmi beş yıldır dersine türbanla giren öğrencilerine gık demeyen, onlarla herkesle olduğu gibi şakalaşan Celâl’e ne oldu diye. Sonunda şunu buldum: Tehdit altında olunduğu hissi. AKP ne yazık ki hepimizi tehdit eder bir hava getirmiştir ülkemize” ifâdelerini kullandı. Dindarları üniversiteden atmak istediği şeklindeki eleştirilere karşı çıkan profesör, Xavier Le Pichon ve Naci Görür gibi yakın arkadaşlarının da dindar olduğunu, dolayısıyla din konusunu gündeme getirmediğini savundu. Şengör yazısının devamında şunlara değindi: “Hâlbuki AKP ve onun atası olan ve Millî Nizam ile başlayan partiler, ülkemizde din barışını bozmuşlardır. Ben bir Ateist’im. Tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim. Bunlar arasında Marksizm ve Nazizm gibi modern dinler de vardır.” Şengör, yazısının sonunda “bizim sıkıntımız, inancını samimiyetle hissedip, o inançla beraber bilim okumak isteyen kız ve erkek çocuklarımız değildir. Bizim derdimiz onları silâh haline getirenlerdir. Bunu asla gözden kaçırmayınız ve bizimle birlikte onlarla mücadele ediniz” ifâdelerini kullandı.

 

Xavier Le Pichon

 

Naci Görür

***

Celâl Şengör sansürün peşini bırakmıyor

Pazar, 15 Mart 2009

Türkiye’nin yetiştirdiği sayılı bilim adamlarından, İTÜ Avrasya Bilimleri Öğretim Üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi Aslî Üyesi Celâl Şengör, yakında evrim konusunda yaptığı araştırmanın kitabını yurt dışında baskıya sürecek... Prof. Dr. Şengör, TÜBİTAK’ın dergisi “Bilim ve Teknik”e yapılan sansürün peşini bırakmayacağını ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceğini anlattı.

Türkiye’nin en saygın popüler bilim dergisi Bilim ve Teknik, Mart sayısında Darwin’in 200’üncü doğum yıldönümü nedeniyle, tüm dünyadaki benzer bilim dergileri “Nature” ve “New Scientist” gibi, Darwin kapağıyla çıkmaya hazırlanıyordu. Fakat son anda, ne olduysa oldu; kapak ve 15 sayfalık Darwin yazısı imha edildi. Yerine “Küresel iklim değişikliği” dosyası konuldu. Dergi bu yüzden bir hafta geç çıktığı gibi yayın yönetmeni de görevden alındı. Çok geçmeden TÜBİTAK Başkan YardımcısıÖmer Cebeci’nin dergideki bu konuyu veto ettiği ortaya çıkınca, 21’inci yüzyılda, Türkiye’nin en saygın bilim kurumlarından birinde, “sansür” tartışmaları alevlendi. Prof. Dr. Celâl Şengör, yapılan tartışmanın Türkiye için bir utanç kaynağı olacağı görüşünde... Şengör, son olarak yaptığı “Geological Society of America” kitap serisinden çıkacak “Permiyen Yok Oluşu ve Tetis Bir Global Jeoloji Denemesi” adlı araştırmasının, 250 milyon yıl önceki ile bugün arasında insanın geçirdiği evrimi gösterdiğini söylüyor.

Bu tartışmayı sâdece yobazlar yapıyor

“250 milyon yıl önce dünyâdaki yaşamın yüzde 95’i ortadan kalkıyor. Niçin kalktığı, 200 yıldır jeolojide bir sorun. Bu soruna bugüne kadar verilen en iyi cevap, yakında kitap olarak ABD’de yayınlanıyor. Güney Afrika’daki bir öğrencim ile birlikte bu kitabı hazırladık” diyen Prof. Şengör, evrim konusundaki tartışmalara güldüğünü vurguluyor ve ekliyor: “Ben evrim konusunda doğrudan tarafım. Ama benim taraf olmam yetmiyor, aklı başında her insan bu işe taraf. Birisi çıkıp derse ki ‘dünyâ düzdür’, siz de bu işe taraf olur, ‘böyle bir zırvalık olmaz’ derseniz. ‘Efendim, Darwin haklı mı, değil mi' sorusunu sormakla, ‘yâhu dünya düz müdür’ sorusunu sormak aynı derecede abestir. Bugün bilim dünyâsında böyle bir tartışma yok. Bu tartışmayı sâdece yobazlar yapıyor”.

Darwin’e karşı çıkmak tıbba karşı çıkmaktır

Celâl Şengör, yaptığı araştırmayla, 250 milyon yıl önce, “tetis” denilen okyanusun, zehirlendiğini ortaya çıkarmış. Şengör, bu deniz içinde biriken hidrojen sülfürün patlayarak içindeki gazın dışarı çıkmasının, içinde dinozorların da olduğu türleri öldürdüğünü anlatıyor: “Bütün okyanus gazoz gibi patlıyor. İçindeki gaz dışarı çıkınca, hem denizin içindekileri öldürüyor, hem de 2 bin kilometre çevresindeki her şeyi. Dolayısıyla, o zaman da bütün karalar bir arada olduğu için yaşamın yüzde 95’ini ortadan kaldırıyor. Bu araştırmam da ABD’deki jeoloji cemiyetinde bir kitap olarak yayınlanacak”.

Prof. Dr. Şengör, Türkiye’yi yöneten iktidarın, bilim ve modern yaşam için bir tehlike olduğu görüşünde: “Darwin’e karşı çıkmak, insan emniyeti için de tehlikedir. Çünkü Darwin’e karşı olduğunuz zaman, tıbba da karşısınız demektir. Çünkü modern tıbbî araştırmalar tamamen evrime dayanır. Eğer evrime güvenmiyorsanız, modern tıbbî araştırma yapamazsınız”.

Türkiye’de ve Amerika’da câhiller yığını var

Celâl Şengör, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ınDarwin yanlış yaptı ama sansür hataydı” sözlerini şöyle yorumluyor: “Denecek tek şey: ‘Câhil’. Darwin’in yanlış yaptığı çok şey var. Ama ‘doğal seçme’ teorisi, yanlış değil. En azından bugüne kadar yanlışlanabilmiş değil. Bilimde her teori tartışılır. Şimdiye kadar yanlışlayamadıysak, bunun üzerine gider yanlışlamaya çalışırız. Hepimiz veri topluyoruz. Daha iyi bir teori olabilir mi? Yok. Her şeyi en iyi açıklayan Darwin’in teorisi. Ama Darwin’in teorisi eksikti. Bunun üzerine Mendel’in genetiği geldi. Daha sonra da, Hugo De Vries’in mutasyonu geldi. Bunlar bir araya gelerek 20’nci yüzyılda yeni bir sentez oluşturuldu. Bütün bunları kucaklayan yeni bir evrim teorisi çıktı”.

Prof. Şengör, Türkiye’nin Darwin’e inanmayan ülkeler sıralamasında ABD’den sonra ikinci sırada gelmesini cehâlet düzeyi ile ilişkilendirerek açıklıyor: “Bu, Türk cehâlet düzeyini gösteriyor. Türkiye’deki eğitim, 1946’dan sonraki nüfus patlamasıyla birlikte iflâs etmiştir. Türkiye korkunç bir câhiller yığınıdır. Amerika’daki halk da öyle! 15–20 yıl önce bu tartışma Türkiye’de yokken, bugün var. Çünkü cehâlet artmıştır. Türkiye’de din temelli politika gemi azıya alınmıştır. Hiçbir uygar toplumda dinin toplumu yöneltmesine izin verilemez. Çünkü din tamamıyla sübjektif bir şeydir”.

Bu sansürle alenen suç işlendi

Darwin’in bütün konularının ve kapağının olduğu gibi dergiden atılmasının Türkiye’de bilim dünyasına ve insanlığa yapılan bir ihânet olarak gördüğünü vurgulayan Şengör: “Bu sizin gençliğinize ihânettir. Bir insanlık suçudur. Bu yazıyı her kim çıkartmışsa, Ömer Cebeci’yse, tek başına Ömer Cebeci, bilim kuruluysa topyekûn bilim kurulu suç işlemiştir. TÜBİTAK’ın yasa ile kendine göre bir sürü ilkeleri var. Bu görevin yapılmasına engel olmuşlardır. İkincisi, ‘Bilgi Edinme Serbestîsi’ diye bir kanunumuz var. Buna engel olmuşlardır. Dolayısıyla, alenen suç işlemişlerdir”.

Şengör, eğer savcılar bu konuda harekete geçmezlerse, yapacağı hareketi şöyle anlatıyor: “Savcıların bu konuda harekete geçip sansürcüleri mahkemeye verip görevlerinden aldırmazsa, ben bizzat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat ederim. İşin peşini bırakmam. Gerekçem de açık, TÜBİTAK, benim ve çocuklarımın bilgi edinme hürriyetini engelliyor”.

TÜBİTAK rezilliklerle uğraşıyor

Celâl Hoca, TÜBİTAK’ı kıyasıya eleştiriyor: “TÜBİTAK, rezilliklerle uğraşan bir kurum. Bu olay, ilk ve tek değil. Bütün meslekî dergilerde 30 kişi istifa etti. Kimse kalmadı TÜBİTAK’ta. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Yücel Kanbolat da daha önce bir meslekî dergiden istifa etmiş. TÜBİTAK’taki kötü gidişat, Namık Kemal Pak’ın görev süresinin bitmesiyle başladı. O zamanki bilim kurulu Namık Kemal Pak’ın görev süresinin uzatılmasını Başbakanlığa teklif etti. Başbakan kanunu çiğneyerek bunu onaylamadı. Başbakan’ın uzatmak zâten elinde değildi, Başbakan’ın yapacağı şuydu: Cumhurbaşkanı’na arz edecekti. Başbakan bunu beğenmeyebilir, şerh düşer. Der ki; ‘efendim ben bu atamaya karşıyım’. Fakat kanun gereği Cumhurbaşkanı’na arz etmesi lâzımdı, etmedi. Ondan sonra hatırlayacaksınız dedi ki, ‘efendim bir kere de biz atarsak ne olurdu’? Alenen kanunu çiğnedi. Yerine birisini atadı tabii ama Cumhurbaşkanı da onaylamadı”.

Yaratılış teorisi ABD desteğiyle empoze edildi

Celâl Hoca’ya ilkokulda hâlâ evrim teorisinin ders kitaplarında ve müfredatta olduğunu hatırlatınca, ilginç bir cevap alıyoruz: “Okutuluyor mu, bilmiyorum ben. Yalnız ben lise biyoloji kitabında, yaratılış fikrinin ders kitabında olduğunu gördüm; tüylerim diken diken oldu. Yaratılışın en küçük bir verisi yok. Bugün bilimde böyle bir şeyin mevzusu yok. Hani derler ya, bilimsel teorilerin doğruluğu ispat edilemez ama yanlışlığı ispat edilir. Bu yaratılışın yanlışlığı ispat edilmiş vaziyette ve hâlen bizim ders kitabımızda. Ne zaman kondu, Vehbi Dinçerler zamanında mı? Hangi destekle kondu, Amerika’dan gelen kitaplar desteğiyle. Amerika’da bu konuda makale yayınlandı, ’Türkiye’de yaratılış nasıl hortladı?’ diye. ’Hortladı’ değil ‘nasıl oluştu?’ denmeli, yoktu ki bizde böyle bir şey”...

Sıkıyorsa beni üniversiteden atsınlar

Celâl Şengör, YÖK tarafından üniversiteden atılmak üzere mahkemeye verilme aşamasındaki belirsizliği şöyle yorumluyor: “YÖK tarafından ele alındım. Daha ne diyeyim? Neticesi belli değil, bir senedir sürüyor. Hadi atsınlar beni, onu bekliyorum ya. Niye atmıyorlar beni?Ben diyorum ki ‘Ben böyle bir suç işlemedim.’ YÖK’ün gönderdiği inceleme ekibi diyor ki, ‘suç oluşmamış’. YÖK Başkanı bana mektup yazıyor, diyor ki ‘onlar öyle diyor ama ben senin atılmanı teklif edeceğim’. İyi, atsın hadi. Değil mi? Bütün dünyâ ayağa kalktı biliyorsunuz. Amerikan Bilimler Akademisi bunlara mektup yazdı. Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a da yazdı”.

Vatan

Bilime Sabotajcılar Atılmalı-A. M. CELÂL ŞENGÖR*

11 Mart, 2009 11:11:00

Sevgili Orhan,

Günlerdir gelen sayısız e-posta mesajı ile ve gazete ve televizyon haberleri vasıtasıyla TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci’nin, TÜBİTAK’ın dergisi Bilim ve Teknik’in kapağındaki Darwin ve Beagle kompozisyonunu ve içindeki on beş sahifelik Darwin haberini veto ederek dergiden çıkarttırdığını öğrendim. Üstelik derginin yazı işleri müdürü Çiğden Atakuman da işinden olmuş.

Bu haber doğruysa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Ömer Cebeci’yi kulağından tuttuğu gibi TÜBİTAK’tan ve üniversiteden def etmesi gerekir. Cebeci’nin yaptığı iddia edilen şey, bilime ve insanlığa ihânettir. Üstelik kendisinin böyle bir yetkisi olamaz. TÜBİTAK, bilimin ülkemizde üretilmesine ve yayılmasına yardımcı olması amacıyla kurulmuş bir kurumdur. Bir kişi buna engel olmaya kalkarsa kurumun işlemesini sabote ediyor demektir. Şimdi birisi ordumuzun veya MTA’nın işlerini sabote etmeye kalkarken yakalanırsa ne muamele görürse, bu zâtın aynı muameleyi görmesi gerekir.

Bu yazımla bir kurumumuzun çalışmasını alenen sabote eden bir kişi hakkında tüm savcılarımıza suç duyurusunda bulunuyorum. Böyle bir işi yapan bir zâtın bilimi yönetmekle ve öğretmekle sorumlu kurumlarda işi olamaz. Bunu bütün bilim kurulu bir araya gelse de yapamaz. Bilimi çarpıtarak sabote etmelerine izin verilemez. Kendisinin yaptığı iddia edilen işin yalnızca üç muhtemel izahı vardır: Cehâlet, aptallık, ahlâksızlık veya bunların bir bileşeni. Bu özelliklerin herhangi birisine sâhip bir kişinin ellerine ülke gençliği ve bilimi (ve dolayısıyla geleceği ve emniyeti) teslim edilemez.

Ömer Cebeci yaptığı işin kuramlar arasında tercihten kaynaklandığını iddia edemez veya pek çok bilgisiz ve/veya akılsız evrim düşmanının yaptığı gibi “henüz tartışmalı bir kuramın yayımlanmasına izin vermedim” gibi bilim dışı bir özrün arkasına sığınması da mümkün değildir. Çünkü beş paralık bilim felsefesi bilen ve ömrü hayatında bir nebze bile bilim yapmış olan bir insan bilir ki, tamamen varoluşsal ifâdelere dayanmayan her kuram her zaman tartışmaya açıktır.

Bu durumda yerçekimi de tartışmaya açık bir kuramdır. Keşke Ömer Cebeci, Darwin kuramının takdimini yasaklamaya kalktığı cesaretle, yerçekiminin de ne denli tartışmalı olduğunu göstermek amacıyla TÜBİTAK binasının en tepesinden şöyle boşluğa doğru bir adım atıverse de deneysel olarak yerçekimi hakkındaki bilgilerimize bir yenisini katsak. Belki de kendisi yeni bir buluş yaparak yere düşmeden havada yürüyüverir, biz de yeni bir şey öğrenmiş oluruz. Buna ne kadar cesaret edebilirse, Darwin’in kuramının öğretilmesine “bilimsel kaygılarla” o kadar engel olmaya kalkabilmelidir. Öyle değilse, yukarıda vurguladığım gibi bu ya zır câhilliktir, ya aptallıktır, ya da ahlâksızlıktır veya bunların herhangi bir bileşimidir.

Ömer Cebeci, verilen haberler doğruysa, ülkesine, bilime ve insanlığa karşı suç işlemiştir. Savcılarımız buna el atmazlarsa ben bizzat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderek gençlerimizin öğrenme hakkını ellerinden almaya kalkan bu zâtı dava edeceğim. Türkiye bu derin utancı hak etmemiştir. Bunu ülkemizde hâlledip bu zâtı, tekrar ediyorum, söylenen suçu gerçekten işlediyse, ibret-i âlem olması dileği ile teşhir etmeli ve cezalandırmalıyız.

Ülkeyi bu tür işler yapan, buna cesaret edebilecek derecede uygarlıktan kopuk insanlara teslim eden de onların suç ortağıdır. Hele bir zamanların basiretsiz YÖK Başkanı, Profesör unvanlı Mehmet Sağlam’ın söylediği, “ne olmuş canım, belki bir sonraki sayıda kullanacaktı” türünden iğrendirici özürler, kendisinin, milletin aklını da kendisininki kadar sanmasının neticesidir. Türkiye, aklı ve bilgisi bu düzeydeki insanların elinden kurtulduğu nispette uygarlaşacak, yükselecektir.

* İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü,
Türkiye Bilimler Akademisi Aslî üyesi,
Aacademia Europaea asîi üyesi,
ABD Ulusal Bilimler Akademisi ve Rusya Federasyonu Bilimler Akademisi yabancı üyesi

***

Gelelim itirazıma.

Sevgili Celâl, her söylediğinin sözün özüne imzamı atıyorum.

Ama…

Xavier Le Pichon ve Naci Görür gibi yakın arkadaşlarının da dindar olduğunu, dolayısıyla din konusunu gündeme getirmediğini savunuyorsun, sonra da “AKP ve onun atası olan ve Millî Nizam ile başlayan partiler, ülkemizde din barışını bozmuşlardır. Ben bir Ateist’im. Tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim. Bunlar arasında Marksizm ve Nazizm gibi modern dinler de vardır” diyorsun.

Din memetik bir kurumdur ve insanlık tarihi bununla doludur, çünkü bir şeylere sırtını dayamak, güvenmek isteyen insanoğlu hep dine sığınıştır. Son sosyal anlayışlara göre Ateizm de bir din ve sen de bunun yobazısın, maâlesef. Clinton RichardDawkins’e perestiş ediyorsun, hakkındır, et ama o adam patolojik, bu söylediğimi bir kenara yaz.

Her dinin bir zâhiri, bir de bâtını vardır. Avam şekille ve zâhirle oyalanır, havâsHakikat’i o dinî semboller ve allegorileri de dikkate alarak arar. O çok saygı duyduğun bilim adamı ama dindar olan kişiler “ahmak” ve “geri zekâlı” mı? Nitekim evrim fikrinin ilk defa İslâm âlimlerinden neş’et ettiğini, Kabbalalar’da yer aldığını, Uzakdoğu dinlerinin ise temeli olduğunu bilmez misin?

Aziz arkadaşım, bizi bu hâle getirenlere kızarken, aynen onlar gibi bir üslûp kullanarak halka, millete hakaret ediyorsun. Haydi, bunu Devletlû veya senin gibi Ateist ve dahi Komünist olan (sen değilsin) Aziz Nesin yapar da (“Türk milletinin %60’ı aptaldır” lâfı), senin gibi beyefendi ve aristokrat bir adama bu üslûp yakışıyor mu? Seviye olarak onlardan ne farkın kalıyor?

O aşağıladığın insanlar doğuştan ahmak veya salak vs. değil, hayata seninki gibi XXXLARGE şartlarda atılmamışlar ve “Türkiye korkunç bir câhiller yığınıdır” şeklindeki ifâdelerin de, esasta haklı olduğun konuda, usûlden kaybettiriyor sana. “Türkiye’de cehâlet çok artmıştır” desen ne iyi olurdu, fakıyrın de dediği gibi? İnsanlarına “yığın” deme, ayıptır.

Son olarak, bu üslûp haklı olduğun davada sana kazandırmaz, kaybettirir; yâni sosyolojik açıdan yanlıştır. Tıpkı çocuk yetiştirirken dayak atmanın bilimdışı olduğunu sana defâten anlattığım gibi.

Bilim adamı halkı dövmemelidir.
  Câhil halkın bilim adamının bilgisine
    Câhil halkın onun hakîm yönüne
      çok ihtiyacı vardır, hem de çok fazla
        Dost acı söyler ama doğruyu söyler…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 21 Mart 2009 Cumartesi

Okumaya devam et
  10446 Hits
  1 yorum
10446 Hits
1 yorum

DAVRANIŞLARIMIZIN KÖKENLERİ

Çağdaş anlayışla davranış bilimleri penceresinden baktığımızda her türlü duygu, düşünce ve harekî (motor) faâliyetin "davranış" olarak isimlendirildiğini görürüz. Yâni severken de, kızarken de, tefekkür ederken de, koşarken de "davranıyoruz".

Pekâlâ, bu davranışlar nereden gelmiştir?

Evrimsel açıdan bakıp filogenetik silsileyi takip ederek incelediğimizde, bunların yüz milyonlarca senelik adaptasyonlar sonucunda genomumuza yerleşerek tâ biz insanlara kadar uzanan bir devamlılık içerisinde, doğal ayıklanma-elenme ile ortaya çıktığını görürüz. Herhangi bir türün davranışsal örüntüsü büyük ölçüde doğuştan gelen genetik mirasla belirlenmiştir.

Bu mirasa günümüzde "filogenetik psişe" denmektedir.

İnsanoğlu doğduğunda, bâzılarının zannettiği gibi bir "tabula rasa" değildir.

Okumaya devam et
  4531 Hits
  0 yorum
4531 Hits
0 yorum