Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

ALTIN HESABI, ÜLKENİN VÜCUDUNU SATMAKTIR!


Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in son yayınlağı raporda, Türk bankalarının, 2013 yılında yük ihtimâlle Türkiye’nin güçlü ekonomisi ve bankacılık sektöründen fayda sağlamak isteyen yabancı bankaların satın alma hedefleri hâline gelecekleri öngörüsüne yer verildi.

Raporda “2013’te orta ölçekli Türk bankaları arasında birleşme ve satın almalar yaşanması ihtimâl dâhilinde. Bankacık sektörünün sağlıklı kredi temelleri, pazar yüklüğü, ekonominin olumlu rünümü, Türkiye’ycâzip hale getiriyor. Piyasada yeni konsolidasyonların olması ihtimâli vardenildi.

Peki, şu anda Türkiye’de bankalan ne kadayabancıların elindedir?

Benim elimde kesin bir rakam yok ama yüzde 40 diyen var, yüzde 50 diyen var. Şu anda yarısı yabancıların elinde olan rkiye’deki bankalar, önemli bir operasyona da başladı ve halkın elindeki altınları toplama yarışına girti. Konuyla ilgili bir yazı yazan Güngör Uras, bankalar, eritilip 24 ayara dönüştürülen altınları öncelikle 'müşterileri adına' saklamak mecburiyetinde. Altın veya yurtdışındaki bankalarda ya Merkez Bankasında saklanırBankalar müşteri adına saklakları altınları Merkez Bankasındaki mevduat kanunî karşılık hesaplarındaki yükümlülüklerinde kullanabiliyorlar. Bankalar bu altınları borç para alırken garanti olarak değerlendirebilirlerdedi.

Peki, Merkez Bankası, rkiye’nin parasını nerede saklıyor?

Merkez Bankası eski başkanlarından Yaman Törüner, 2007 yılı Haziran ayında Milliyet’teki yazısında “paramızı bize verip fâiziyle her şeyimizi alıyorlar” başlığı altında bu konuya açıklık getirmiş ve şu bilgileri vermişti:

“Türk bankaları, ortalama yüzde 8’e mâl ettikleri ve zenlemeler nedeniyle tutmak zorunda oldukları döviz fonlarını, ortalama yüzde 4 izle yabancı bankalara yatırırlar. Merkez Bankasına ve Hazine’ye yüzde 7 civarında mâl olan dövizler de ortalama yüzde 4le yabancı bankalara yatırılır. Yabancı bankalar, kendi ülkelerindeki fonlar aracılığıyla gelip, bizim paramızın bir bölümünü bizim borsaza, bir bölümünü de bizim Hazine bonolarımıza veya tahvillerimize yatırırlar. IMF sâyesinde kur riskini garanti ettiklerinden, yüzde 22 civarında fâiz alırlar.


Yabancılar bizden alkla112 milyar Dolar’ın, 80 milyar Dolar’ını Hazine’mize ve borsamıza sıcak para olarak yatırır; bizim paramıza havadan yüzde 22 fâiz alırlar. 112 milyar Dolar’ın ne kadarının mevduat alınan ülkeye yatırılacağına ise, rating (değerleme) şirketleri karar verirler. Buna, ülke riski” denilir.

Bu hükûmet geldikten beri bu yolla, sıcak paraya yaklık 90 milyar Dolar fâiz ödedik (2007 yılına kadar). İşte bu fâizlerle, yâni hiç para koymadan yabanlar bankalarımızı ve diğer önemli kuruluşlamızı satın aldılar. Almaya da devam edecekler.

Bu sebeple, ülkemize rekor derecede yabancı yatırımcı geldi. Küresel sermaye, bu yolla hiç sermaye koymadan, rkiye’deve gelişmekte olan diğer ülkelerde iyipara kazanıyor. Yabancıların AKP’yi neden destekledikleri belli değil mi?

İşte bu sistem uluslararası bir dolandırıcılıktır.Türkiye'nin bankalar ve Merkez Bankası üzerinden nasıl soyulduğunun çok net çekilmiş bir fotoğradır.

Şimdigözlerini, bankalarla birlikte Türk halkının elindeki altınlara diktiler. Parlak vaâtlerle, halkın elindeki altınları da toplaktan sonra, kaılığı, Türkiye şındaki büyük bankalara yatıracaklar. Türkiyenin elinde hbir birikim kalmayacak.

Şu anda Türk halkının elinde bulunan altınlar, yük bir felâket veya büyük bir savaş durumunda Türkiye’nin en büyük teminatlarından biridir. rkiyenin elinde hiçbir teminat kalmasın diye, şimdi altınlada topluyorlar.

AKP iktidarı buna iktidarda kalmakiçin yol veriyor ama Türkiye ile birlikte kendisini de yok ediyor.

Gen gün içişleri eski Bakanı Sadettin Tantan bize, “bugün en önemli istihbarat yapısı olan sigorta şirketleri, bankacılık ve haberleşme sistemleri yabancıların elindedir. Stratejik bütün kurumlar özelltirildiği için istihbarat da özelleşmiştir. Hâtşünce kuruluşları da biraz istihbarat yapılanması erisindedirdiyordu.

Bir insanın vücudundaki, sinir sisteminin, dolım sisteminin ve sindirim sisteminin dışarıdan başka bir insan tarafından kontrol edildiğini düşünün. Türkiye işte bu duruma düşürülmüştür.

Türkiye’yi, “vücudunu satan bir ülke” durumuna getirmişlerdir.

“Vücuduma sâhip olabilirsiniz ama rûhuma asla” sözü ise çoktan tarihe karışmış olup, Türkiye’deki ve civarımızdaki bütün Türkler ya asimilasyonla (kültürel soykırımla), ya da alenen öldürülerek dünyâ üzerinden silinmektedir!

***

“Lâikliği sorgulama” söylemleriyle meşhur olup, sonunda Fetocu olarak giden Toktamış Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.

d]

 

Bir hekim arkadaşımın Mehmet Ali Birand hakkındaki yorumunu da ekliyorum:

***

ÖLENİN ARDINDAN KONUŞMAK (YA DA YAZMAK)

Okumaya devam et
  5305 Hits
  6 yorum
5305 Hits
6 yorum

TEMERKÜZ KAMPLARI


Bakın, önce Hitler delisinin yaptıklarını bir hatırlayalım.

Şimdi de ABG’ye bakalım.

http://www.fema.gov/ adresini tıklıyorum, son derecede insanca amaçlarla kurulan devâsâ sığınaklar olduğunu okuyoruz.

Vikipedi’de de çok güzel anlatılmış; özetliyorum:

Federal Âcil Durum Yönetim Kurumu (İngilizce: Federal Emergency Management Agency, kısa adıyla FEMA) ilk olarak 1978 yılının birinci “Başkanlık Yeniden Yapılanma Plânı” kapsamında ele alınan ve bir sonraki yıl, 1 Nisan 1979 tarihinde Başkanlık emriyle kurulan olağanüstü hâl hazırlık ve müdahale kurumudur.

FEMA'nın birincil amacı, Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana gelen ve yerel otoritelerin kaynaklarının yetersiz kaldığı afetlere müdahalede koordinasyonu sağlamaktır. Bunun için âfetin gerçekleştiği bölge vâlisinin olağanüstü hâl ilân etmesi, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'ndan resmî olarak FEMA ve federal hükûmetin yardımını istemesi gerekmektedir. Bunun tek istisnası, 1995 yılındaki Alfred P. Murrah Federal binasının bombalanması veya 2003 yılındaki Columbia Uzay Mekiği kazası gibi federal alanda meydana gelen acil durum ve âfetlerdir.

Çeşitli âfetlerden sonra eleştirilerin odağı haline gelen kurum; federal yönetim ile eyalet yönetimlerinin uzman ihtiyacını karşılamakta, riskli görülen yapıların tadilattan geçirilmesi ve ayrıca âfet sonrası müdahale ve iyileştirme çalışmaları için fonlar sağlamaktadır.

Okumaya devam et
  4960 Hits
  1 yorum
4960 Hits
1 yorum

YENİ KAŞARDAN TOST, ESKİ KAŞARDAN DOST OLMAZ

Bakın benim sevgili Kürt kardeşlerim nasıl da korunup kollanmakta, Türkler ise sistematik olarak yok edilmekte

Garb, dünyânın “öteki” kısmına hep düşman olmuştur, öyle de kalacaktır.


Bizleri Alevî, Şiî, Sünnî, Kürt, Türk diye birbirimize gırtlaklatırlar. İşleri bitince de “demokrasi getirmek” bahânesiyle hem yeni silâhlarını dener (düşük yoğunluklu Uranyum bombaları filân) hem de öncelikle onlara hizmetkârlık, uşaklık edenleri rezil kepâze edip bir de güzel asarlar.

"Gelin el ele verelim, yoksa yarın işleri bittiğinde sizi çok kötü günler bekler" dediğim için “Kürt Düşmanı” ilân edildiğim yazı ve haberleri bir hatırlayın.

Şu anda hedef Türk’lerin küre-i arzdan temizlenmesidir.

Çünkü binlerce senelik devlet geleneği olan ve tek lâik demokratik, nüfusunun ekseriyeti Müslüman olan devlet biziz. Türkiye’yi bölmek, kalanını da Kürdiyeleştirmek için bütün satılmış kalemşorlar, medya ve Avro-Dolarlar çalışmakta.

Sanıyorlar ki bu toprakları ve altındaki serveti (petrolü ve bor’u), üstündeki pırlantayı (su) size bırakırlar. 10 sene zarfında küresel ısınmanın hazin bedelleri ödenmeye başlandığında, yerkürenin yaşanabilir pek az bölgelerinden biri hâlini alacak bu topraklara Evanjelistler ve Üstün Hristiyan Beyaz Adam gelmeye karar verdiğinde ne Barzanî ne de Talabani kalır. Bu gün bize yöneltilen silâhlar, daha da tekâmül etmiş bir şekilde size teveccüh edilir.

Türkiye’yi parçalamak için kullandıkları Öcalan’dan ise öyle bir öç alınır ki, havsalalara sığmaz!

Haydi, el ele verelim, gelmeyelim bu vahşi, soykırımcı, hâin insanımsıların oyunlarına.

Hele Türk olup da entellik uğruna bu kardeş hârbine çanak tutan…

Bana “kafatasçı faşist Atatürkçü” diye milletin içerisinde lâf eden profesörcüğü ve benzerlerini asla anlamıyorum.

Okumaya devam et
  6406 Hits
  7 yorum
6406 Hits
7 yorum

BAHAÎLİK ve "YENİ PEYGAMBER" FETHULLAH GÜLEN

Neler olup bitiyor diye pathique (pre-paranoyak), ve skeptic (kuşkucu) bir şekilde tecessüsle tefekkür ederken kafamda bir ampûl yandı ve kendisine ecnebi medyada "prophet" yâni peygamber dendiğinde kıvıran, "aman efendim estağfurullah" filân diyen Fethullah Hocaefendi Hazretleri'nin neden ve niçin emperyalizmce desteklendiği, oyunun altında ne yattığı ile ilgili bir aydınlanma yaşadım.

Tabii ki bu tür ilhamlara hep şüpheyle bakmak lâzım ama taşlar fena hâlde yerli yerine oturuyor aşağıda anlatacaklarımı düşününce.

Önce "Bahaîlik nedir" mevzuunda internet mahreçli derli toplu bilgi arz edeyim:

***

http://www.dunyadinleri.com/Bahaîlik.html 12.05.2008 22:25

BAHAÎ DİNİ

1800'lerde İran'da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan Babîliğin bağımsız dine dönüşmüş biçimi. Bütün dünyada inananları olan evrensel bir dindir. Bahaî tarihi, 1844'te Bab'ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber'in geleceğini ilân etmesiyle başlar. Bahaîliğin kurucusu ve peygamberi, lâkabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali, 21 Nisan 1863'te yeni dini ve yeni prensipleri Bağdat'ta sürgünde iken ilân etti.

Prensipleri

İnsanlık âlemi tek bir âiledir

Irk, din, dil, cinsiyet gibi tüm önyargılar kaldırılmalıdır

Tüm dinlerin temeli birdir (şimdilik son din İslâm veya Bahaîlik değildir, gelecekte de dinler gelecektir)

Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır

Kadın ve erkek eşittir

Genel barış için çalışılmalıdır

Evrensel eğitim hedeflenmelidir

Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır

Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.

Bahaî dininde tek evlilik (monogami) esastır, kadınlar türban takmak zorunda değillerdir. Tüm dünyâ ülkelerinde değişik ırkî ve dinî kökenden gelme (İslâm, Hristiyan, Yahudi, Zerdüştî, Hindu vs.) Bahaîler vardır. Bahaî dinine göre tüm dinlerin kaynağı ve amacı ortaktır ve birbirine aykırı değildirler. Düşmanlık aracı hâline gelmeleri tarihte insanların dinleri güç elde etme amaçlarına âlet etmelerinden kaynaklanmıştır. Buna göre Bahaîlik'te "eğer din sevgi ve birliğe değil, düşmanlık ve ayrılığa neden oluyorsa dinsizlik daha iyidir. Daha önceki dinlerde olduğu gibi, bundan sonra da insanlara ahlâkî ve ruhanî eğitim sağlamak amacıyla başka peygamberler geleceğine inanılır.

Okumaya devam et
  14537 Hits
  8 yorum
14537 Hits
8 yorum