Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

HER DEVRİN ADAMLARI

Sevgili Mekâncılar,

57 senede o kadar çok ilginç tipler gördüm ki bu Pazar biraz onlardan bahsetmek isterim size.

Öncelikle, lisanımı fazla eski bulanlara kusura bakmayın diyerek başlamak isterim söze…

Bir kısım insan vardır popülerdir ve kendisini herkes tanır.

Bazıları popülisttir, cambaz gibidirler, mecradan mecraya, kanaldan kanala atlarlar.  

Devir kimin devriyse ona göre şekil alırlar.

Kalemleri de, haysiyetleri de pek mühim değildir,

Su gibidirler, hani kendileri rüzgâra hangi yönden eserse ona göre şekil alırlar ve gerçekten bir şahsiyetleri olup olmadığı da tartışılır.

Bakarsınız filanca muktedirdir, hemen onun yanında yer alırlar,

Ertesi gün devran değişir, gün gelir ve muktedir değişir.

A, bir bakarsınız adam hâlâ makbul ve muteberdir çünkü fırıldak gibi döner, daldan dala atlar.

Herkesin telefonlarını bilir, illaki basın sektöründendir ve aralarında büyük bir dayanışma mevcuttur. Bunların ulaşamayacakları da yoktur.


Aralarında kurdukları şebeke sayesinde herkese anında ulaşırlar ama renkleri belli değildir, istediklerini yaparlar.

Bir gün Paralelci olurlar, öbür gün başta safta yer tutarlar.

Ertesi gün iklim değişir, saf değiştirirler ve bakarsınız gene Muktedir gibi görünen ama öyle olamayanı tutarlar.

Bütün her yerde görebilirsiniz onları veya seyredebilirsiniz, çünkü renkleri yoktur ve akan suya göre renk değiştirirler.

Bukalemun gibidirler, derhal renk değiştirirler. O derece ki, beyaz gibi tamamen renkten mahrum bir format dahi kazanabilirler.

Bir kısmı da derhal satın alınıverirler çünkü tek ilahları da, Kâbeleri de paradır, bastırınca alırsınız karşılığını.

Bazıları ise hiç kendilerinden taviz vermediklerini iddia ederler ama aslında sadece kendilerini düşünen tiplerdir ve sınır tanımazlar ortalarda gözükmekten.

Bir kısmı ise renksiz ve şaşkındır, iki câmi arasında bî-namaz vaziyette dolaşır dururlar.

Ona perestiş, buna anam, gelene kral, gidene paşa derler ve asla pes etmezler.

Her şeyi bilirler, her konuda ve her yerde rastlanabilecek kadar da ucuzdurlar.

Herkesin bir fiyatı vardır” denir ya, bunlarınki ya pek ucuzdur ya da çok pahalı.

Bencileyin gibilerin ise maalesef parada gözleri yoktur.

Tek derdimiz hayatta kalıp ölünceye kadar mesleğimizi icra etmektir.

Meselâ cebinizde bütün sektörlerden hemen herkesin whats’up grubundan telefon listesi mevcuttur.

E-Maillerde de numaralılar ektedir.

Diyelim ki tanımadığınız da yoktur ve her saman bir “alo” mesafesi kadar yakındırlar size.

Nedense bir kısmı açar, bazısı açmaz çünkü burnu Kaf Dağı kadar havadadır.

Kendisini dev aynasında görür ve ukala yahut ulaşılmaz sanır.

Hâlbuki bir insanın en berbat sonu –ki buna vefat da dâhildir, telefonu açtığında o “la” sesini veren aparatı tutup da çevirdiğinizde veya tuşladığınızda, muhatap bulamamaktır.

Allah kimseleri Abraham Germ Well’in icadından mahrum etmesin ve telefonsuz, dostsuz ve insansız bırakmasın.

Demin bir hastam aradı, demek ki hayattayım, bir varoluş duyumsaması oldu bu.

Daha epey arayıp soracak dost, akraba ve tanıdık var.

Fakir Kerem der ki hayat kısa, hem de belki yarın öleceğiz, belki 500 sene sonra.

Âlem Mars’a gitmeye çalışırken hâlâ her tarafta sinek vızıltıları dolu ve kimse kimseyi kolayından aramaz oldu.

Bakın gökteki yıldızlara ve sayın, acep kaç adetler?

Bazıları hâlâ âdetle adeti de karıştırırlar ve kimseler yüz vermemeyi bir özellik sanırlar.

Demem o ki lâfım ortayadır ve kimseleri bilerek hedef almadım ve derdim de muhbirlik değil, ibretlik bir şeyler yazmaktır.

Ölümün belki bir başka tanımı da “alosuz” kalmaktır.

Şükür ki hâlâ arayanımız ve aradıklarımız var, hem gitar akordu için de bire birdir: La sesi verir.

Dün, Güler’le, David Russell’ın konserine gittik. Okşadı gitarı ama pek basmadı, galibe o da yaş almış bencileyin ve Lütfi Kırdar’daki salonun dörtte üçü boştu.

Onun da telefonunu alabilmek isterdim ama bis olarak Grand Jota’yı çaldı ve pek çok da alkış topladı.

Gene de Julian Bream’in performansını yakalayamadı trompetli kısımda.

Rafi Ağabey pek ortalarda değil, Büyükada’dan aradı geçen gün ve çağırdı, “gitara başla Keremciğim, sakın bırakma” dedi bana.

Neslim de ben de hayattayız ve pek memnunuz çalışmaktan.

Bakalım bugünkü nasip kime, evimizde kiminle paylaşacağayız aşımızı, ikramımızı, kime “merhaba” diyeceğiz gene…

Belki de Tahir gelir bugün, bir ihtimal de maziden bir dost zıplar yuvamıza.

Hani, ümitsiz kalmayın ama herkese de cevap verin arandığınızda.

Belki de bu çağrılar bittiğinde hayatın anlamı kalmayacaktır…

Rabbim kimseleri telefonsuz ve Alosuz bırakmasın.

Şimdi tekrar üst kata çıkacağım ve yardım edeceğim can yoldaşıma.

Birgül Anne daha iyi, Siyavuş da komadan çıktı.

Neslihan da azıcık dertliymiş galiba.

Üzüntü yok, dert yok, elinizde bu teknoloji harikası oldukça her yere ulaşırsınız.

Bakın keyfinize, birazdan arayacaklarımız da cabası.

Ha, Esra Ceyhan henüz kızakta, programlara başlamadı.

Ayşe Özgün gene canavar gibi esip gürlemeye başladı.

İclal ise psikiyatr rolü oynamakta, hâlbuki “artık sadece şiir seslendireceğim” demişti geldiğinde.

Pınar Afşar sanırım Salı’ya kaldı.

Belki bir Şamdan’a gider, Sevgili Mehmet Tuna ve Ailesini de görürüz., vazgeçilmez mekânımızdır orası. Aslı da büyümüş anlaşılan.

Neyse, daha fazla kafanızı şişirmeyeyim ve sizi bu muhteşem eserle baş başa bırakıp karıma yardım için kalkayım.

Nice Pazar günlerine…

Not: Daha mitingler sürmekte ve Sayın Doğu Perinçek de gelmek bilmiyor.

]

Reyimin rengini daha sonra açıklarım.

Dilerim hep “Alo”lu kalın ve hep arayıp soranınız, sanatla iştigaliniz size yoldaş olsun.

Dilerim ki herkes sevgi ve saygı ile kalsın.

Bu arada aşkın ve zıddının formülünü de çözdüm:

Aşk,                                                 Nefret        

Saygı,                                              Nobranlık

Sahicilik,                                         Sahtekârlık

Sevgi,                                               İlgisizlik

Sadakat,                                          Aldatma

Bağlılık                                            Cambazlık her anlamda

Fedakârlık.                                      Karşılıklı olunca kâfi!

İnadına, ısrarla Atatürkçüyüm ben, Neslim de, Kızım da, ailemin bütün fertleri de öyledir umarım. Herkese kefil olunamıyor bugünlerde…

Alperciğim, sana da hediye bu Dostum:

ed]

Not: Bu aralar pek nâhoş şeyler oluyor, onlara ayrıce değineceğim...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 24.05.3015

Okumaya devam et
  2994 Hits
  0 yorum
2994 Hits
0 yorum

KIRILMA NOKTASI-1

Her şeyin birden fazla kırılma noktası vardır.


L'assurance Bars

Asistanlığımın ilk zamanları, karlı ve soğuk bir kış günü…

Editörlüğünü Kadîm Dostum Halit Kakınç’ın yaptığı Marmara (veya öyle işte bir şey) isimli bir gazete çıkarılıyor.

 

Kadro Ful As Ülkücü ama her şey ters gidiyor.

Örneğin meselâ, İran’ın başkenti Irak'taki ırak Sudan olabiliyor sudan yere, 1.5 ay sonra aynen batıyor.

Bu arada, bağışta bulunanlardan biri Su (Çince), öbürü gariban.

Ben de sağlık köşesi yazıyorum o kadarcık zamanda.

Kalamış Marina’da bir apartmanın en üst katında oturuyoruz; her tarafı transparan ve mümkünatı yok, ısınmıyor.

Cânan henüz gaz sancıları çekiyor, ben de sabaha kadar oturup daktiloda sağlık yazıları klavyeye alıyorum.

Tıpkı babamın benim süt paramı kazanmak için “S. Recep Doksat” diye her konuda döktürdüğü gibi… “S”, stajyer demek.

Yakalanırsa kurtaracak paçayı; kelle paça değil ki!

Sevgili Adlî Tıp Uzmanı Gülşen asistanım olup bana hepsini temin ediyor.

***

Neyse, dönelim pedere: Kolay mı ihtisası beş kuruş almadan yapmak?

Annem devenin başını tutmuş, aygır gibi çalışıyor: Her konuda en iyi olmuş. Çamlıca Lisesi voleybol takımı kaptanlığı, Fenerbahçe’de aynı şey, Millî Takım’da aynı şey…

Sonra Tıbbiyeye girip zatülcenp olma ve zarurî prevantoryum istirahati.

Gene inatçı, gene burnunun dikine gidiyor ve bu sefer de Hukuk Fakültesi’ne intisap ama para yol, pul çok. Cânan da hukukçu!

Dedesinin parrmaklarını hatırladığını söylerdi, belki amigdaladan ama mümkün değil. Amasya’dan göçmüşler İstanbul’a.

Nimet Teyzem evini Kâbe yapmış.

Herkes ama herkes orada toplanmış.

Selâhattin Yücesoy Dayım kâlb krizi geçirip duruyor ama aslında hepsi vehimden.

Sonradan son konserini zor açılan parmaklarıyla Muazzez Teyzemin jübilesinde piyanoyu okşayacak ve ALS’den boyut değiştirecek, Öz’e dönecek…

***

Nörolojideki Cengiz ve Turgut benimle “Allah’a inanan köşe yazarı ha, hımmmm” diye dalga geçiyorlar; ben ise kliniğin yanındaki voleybol sahasında topa vurup da duruyorum (daha önce Adana’daki ilk klasik gitar resitalimi vermeden bir gün önce de öyle yapmıştım). Daha sonra Cengiz süper zengin bir kızla evlenip köşeyi dönüyor, Turgut ise askerlikte bile karıma çıkıyor, Tabip Odası’nda, her yerde hazır ve 1. Nâzır.

Ama hiçbir şey olamıyor ve bilgisayar lisanı bilmesi de onu kurtaramıyor.

Kızına ilk Çocukluk Çağı Şizofrenisi teşhisi koyduğum için beni asla affetmeyen, kocası da muhacır bir meslekdaşımız olan Sınırda Kişilikli Mutlu beni dâvâ ediyor ama bir şey çıkmıyor. Çünkü biri alkolik bir Adlî Tıp Profesörü, diğeri Bulancaklı bir MİT Ajanı Psikiyatri Profesörü tarafından korunuyorum.

Homoseksüeller delidir!

***

İklil’le Selmabasiretimiz bağlanmış” diye epey bir aradan sonra tekrar ziyâretimize gelmişler, çocuklar gibi şen olmuşum (o zamanlar Nurperi’nin jinekoloğu da Fevzi Şen, evler de yakın oldu hep, çok komiktir adamdır; karısı psikologdur şimdilerde tam postânenin üstünde levhası var, gazetecileriyle meşhûr L’assurance barlarına bakıyor); karımın ise umurunda değil, hâttâ pek hoşlaşmıyor.

Hayatımızın tek kelimeyle özeti “limon görmüş gibi” sırıtmak.


Misyonumuz ise remisyon.

Okumaya devam et
  4199 Hits
  1 yorum
4199 Hits
1 yorum

ŞEYH EDEBÂLÎ'NİN İKAZLARI, TEKRAR...

Aslen Karamanlı olduğu rivâyet edilir. İlk tahsilini memleketinde yapar, gerisini Şam'da tamamlar. Tefsir, hadis ve özellikle İslâm hukukunda ihtisas yapar. Mevlânâ gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunur. Tasavvuf yoluna girdiği, Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilir.

Âlim, faâl, zengin, çevresi için örnek teşkil eden ve çok sevilen bir kişi olan Şeyh Edebâlî, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zâviyede talebe yetiştirir ve halkı aydınlatır. Bilecik'te bir dergâh yaptırır, Osman Gâzi'nin babası Ertuğrul Gâzi iyi dostudur; onu ve üç oğlunu, yâni Osman Gâzi'yi de birçok defa burada misafir eder.

O zamanlar 700 çadırlık bir komündür Ertuğrul Gâzi'nin halkı. Hepsi bu!

Osman Gâzi, dergâhta bulunduğu bir gece, rûyasında onun göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görür. Osman Gâzi, hani o meydanlara sığmayan yiğit, Şeyh Edebâlî Hazretleri'nin yanında önce sesini çıkaramaz. Bırakın konuşmayı, nefes almaktan çekinir. Ama bu kez derdini söylese gerektir. Mahcup mahcup rûyasını anlatır.

http://www.youtube.com/watch?v=fDdtTdd8rt4&sns=em

Şeyh Edebâlî kısa bir tefekkürün ardından "ey oğul. Sana müjdeler olsun" der, "göğsümden çıkan nûr kızımdır (Bâlâ [Malhun] Hâtun). Seni kuşatması evleneceğinize işârettir. Ağaca gelince: Sen büyük bir devlet kuracaksın. Sizin soyunuzdan nice pâdişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, evlâtların adâletle hükmedecekler. Allah-ü Teâlâ seni ve neslini insanların İslâm'la şereflenmesine vesile edecek.

Okumaya devam et
  3977 Hits
  0 yorum
3977 Hits
0 yorum

İNSANOĞLU ÖZ’ÜNE DÖNÜYOR…

Burada kim bilir kaç kere yazdım.

 

İşte, bu güzel insanlar bana kitabım için gönüllü poz verdi.

Bâzen Manik oldular, bâzen Depresif, bâzen de Disforik.

Beş kuruş almadılar, tek amaçları karşılıksız diğerkâmlıktı.

***

Homo Sapiens sapiens 100.000 sene önce Afrika’da tekâmül etti ama henüz tekemmül edemedi.

Sonra kendi türdeşleri ona çok eziyet etti: Horladı, aşağıladı, zehirledi, katletti

Ama Öz’e, kendine dönmek mukadderdi çünkü her şey aslına rücu eder.

Bu mütevâzı blog şöyle doğdu: Epey sene önce www.turk.net “kendi bloğunu kendin yarat” deyince, ben de oturup oraya din, evrim, ahlâk gibi konularda yazdım.

Bir baktım ki epey popüler olmuşum, yorumlar ve katkılar yağmaya başlamış.

Haydi, burayı kurduk.

Bilmem kaç kere göçtü, şimdi olsa içeri gireceğim garanti olan pek çok şey de tebahhur etti kendiliğinden

Meselâ bir Demokrat Mersinli vardı, sürekli olarak söverdi ve kendi gölgesini döverdi. Yapma, sarı kart filân derken küstü gitti.

Şişli Terakki Mektebi'nden bir öğretmen hanım vardı, benim için tercüme yaptı ama Sevgili YY gene önce davranmıştı.

Minnacık evler diyârından bir Mustafa Bey vardı, Marx’la Allah arasında ambivalandı, alkole sığınıp yazardı. Sonra kalkıp ABG’de yaşayan bir Türk Psikiyatrı ile Türkiye’nin mes’elelerini tartışacağı bir Internet mekânı kurdu; ne kadar akıl sağlığı bozuk adamı oraya kodular yâhut koydular bilemem ama ben hemen ayrıldım.

Zâten duygudurumum olay oynar, hüznü daha fazla severim.

Neslim tam bir fenomen; kara kış ve kar fırtınası çıktı mı tay gibi olur, tutamazsın.

Sürekli feromon tazelemek lâzım, belli mi olur?

Onun için bu konuya odaklandık, çünkü herkes kendini yazar veya anlatır.

Eskiden günde 50-100 kadar mesaj geldiği oluyordu ve bu da fakıyrı çok yoruyordu.

Şimdiki gibi klerikal faşizm olmadığı için, herkes kolayca yazıp uçuyordu stratosfere.

Bakın, fırtınalar ve âfetler ABG’yi mahvetmekte

Japonlar, Olimpiyatları alan yetkili ve etkili kişilere sövüyor: “Ne ettiniz de zâten küçücük yere, iki kere de atom yutturduktan sonra, şimdi de Beyaz Adam’a yağcılık etmek için beni evimden bağrımdan ediyorsun” diye ağlıyor sarı adam.

Hâlbuki onlar da Çinlileri perişan etmişlerdi.

Meksika’da da aynı şeyler var; kimse başa çıkamıyor, yardım dahi zor ulaşıyor. Tekila kesmiyor onları. Zâten kaktüsleri kese kese bu enfes millî içkinin de köküne kibrit suyu ekmişlerdi! Şimdi hepsi hibrit ama gelini dövmeyen dizini ovar bu saatte.

İngiltere’den ne kadar farklı renkte adam varsa onunla yayın yapan BBC WORLD hâlâ en güvenilir haber kaynağı çünkü yalanın yatsıya kadar gitmeyeceğini bilecek kadar büyük millettir İngiliz erkekleri ve Yunan asıllı Kraliçeleri. Abdullah Gül Kardeşimiz de onunla vals yaparken gazoz içmemişti.

Sevgili Güler, Abdullah Gül masondur ve HKMBL tarafından da tanınan bir obediyansın âzâsıdır. 1. Ergenekon iddianâmesindeki sualinin cevabını ben sana gönül rahatlığıyla verebilirim artık.

Televizyonda “masonluk millîdir” dedim; beni atmak için çok uğraşanlar şimdi “Türk Riti’ni dışarıya ihraç ediyorlar”!

Aynen öyle demişti Bilgili ve Çok İlgili bir Kocaman Üstâdı Âzam.

Ego Hizmetinde Teleolojik Regresyon diye bir kavram vardır.

Şizofrenojenik Anne diye de…

Çifte açmaz da.

Ambivalans zâten hayatın temeli.

İnsanoğlu küresel ve küreyel olarak aslına dönüyor.

Bütün dünyâyı biz döllemişiz, ispatlandı.

Ay + Ova olmuş Iowa.

Adamlar gök diyor, tengri diyor.

Şimdi hepsi Uranyum işinde ve intihar edip duruyorlar çünkü depresyon ve alkolizm %100 oranında.

Ama Büyük Britanya’da da 4 kişiden biri girişimci.

İtalya’daki elinden âdet kanı damlayan pezevenk hâlâ ikbâl peşinde; yedirmezler sana Breivikoğlu!

İran’ın başında Oğuz Türk’ü var.

Kısa bir aradan sonra ismini asla değiştirtemediğim Türkiye Psikiyatri Derneği İzmir’de kongre yapacak.

Hiç de kötü sayılamayacak bir klinisyen ve psikofarmakolog, hem de nöro-sinir-bilimci ve evrimci olmama rağmen, repetition competition ve repetition combat ile hâlâ bana Oedipusçuluk yaptırıyorlar.

Belki istifa ederim.

Nasıl olsa artık çakma olmayan psikoloji hocasıyım, Neslim de yardımcı doçent olacak.

Az kaldı.

Allah Ertan Tezcan Kardeşime tezcanlılık etmemeyi nasip etsin.

Ayrıca…

Çok merak ediyorum falancalar câmiâsı hangi bahâne veya gerekçeyle elimizde rakı veya bira, her neyse, sâhilde demlenirken mâni olacak?

Balalaykamı hâlâ saklıyorum.

Kıyıda Duran ve İçen Adam olurum.

Eh, hadi bizi tartaklayın, dövün veya içeri atın.

Yapamazsınız!

Herkes ânında sizi “sevgi çemberine” alıp körfeze atar.

Sonra da etrafınızda “kardeşlik halkası” kurarlar; ağlar yahut üzülür gibi yaparlar.

Yalandır ama iyidir.

Timsahlar dahi ağlar, bilirsiniz…

***

Ritüeller, âyinler âidiyet ve mensubiyeti pekiştirir.

Sevgili Tunç,

Su katılmamış bir İzmirlisin; “geliyom” dersin, iyi de içersin, güzel mi güzel tütersin.

Zâten bin parçaya bölünmüş câmiamızın entropiye yenik düşüp iyice darmadağın olması için mi aldınız bu kararı?

Bak, Ayşe Arman’la yaptığımız bilmem kaçıncı röportajda “şizofreni alâmeti var” dediğim için beni dava eden davacılar Yargıtay’da da kaybetmişler.

Küçücük kızı “gözlerini kapatınca kromotazi yapıyor (renkli görüyor)” diye teşhir eden ebeveyni.

Gelin de gözlem altına alın bizi.

Karşıyaka’nın Beş Parmak Dağları’nı rûhunuzda duyumsarsınız.

Bu arada, Esad Esed da Allah’ına kadar Türk’tür.

O kaş göz, efendilik ve Alevîlik başka neyle izah edilir?

Bu arada, bizim Tekir  fotokopisi oğluyla süt içmeye geldi.

Neredeyse içeri girecek, az kaldı.

Kanını içeceğim ikisinin de,

Mevsim iyice bir dönsün de!

***

Avşar Kızı âdâbı muâşeret dersi verecekmiş.

Gidip öğrenmek lâzım.

Yârın öbür gün,

Sorarlar adama: Sertifikan yok mu?

Hasta gelmez bir daha!

***

Hürriyet’e yanına geliyorum

Bekleyin beni.

Helâl etmem verdiğim emekleri.

Bir ufak rakı olurken de yanınızdaydım.

Üzmeyin beni!

Zaman tam öğlendir yâhut öğledir, öyledir de…

Ya veya ya da yâhut her neyse…

Gölgeler kaybolmuştur.

Tam çalışma vaktidir.

    Yarın sabah Cimbom Rotary var.

       Gece de Hz. Süleyman’ınMozart Muhabbeti”.

          Anlar mı deseniz?

      Okumayı yeni öğreniyor,

  Tıpkı çok komik Şişman Adam gibi,

     Dinleyerek öğrenmeye çalışıyor da…

  Olmaz ki, o kadar votkaya can dayanmaz ki.

Siz acaba İzmirlileştiremediklerimizden misiniz?

0"}[/embed]

Mehmet Kerem Doksat – Şimdiki Zamanlar – Tarabya 19 Eylül 2013 Perşembe

Okumaya devam et
  4090 Hits
  0 yorum
4090 Hits
0 yorum

KARMA, KADER ve KEDER HAKKINDA…

Bizim tercihlerimiz, emel ve amellerimizin dışındaki yaşantılar veya olup bitenleri kabaca KARMA olarak isimlendirebiliriz.


Bunu ben çizdim: GÜM!

Anamızı, bacımız, kavmimizi, âidiyetimizi, mensubiyetimizi, kimliğimizi, yönelimimizi

Biz seçmedik.

Bütün bunlar ta Büyük Patlama’dan önce, Planck Zamanında, Levh-i Mahfûz’da yazılı idi zâten.

Uyuşturucu, uyarıcı veya başka bir madde kullanmak kaderdir ama gene de mukadderat (pre-destination) müsaade etmedikçe ölemezsiniz, öldüremezsiniz.

Emekli bir öğretmen oğlunu vurup intihar ettiyse bu tamamen irade dışıdır çünkü cinnet söz konusudur, buna içine giren Thanatos cini yol açmıştır.

Kürtçüler her yerde ayaklanıyorsa, mütecâviz ve mütecessis ama kifâyetsiz muhterisler her makamı işgâl etmiş ve önünüzü tıkıyorlarsa, bilin ki bu kendi eserinizdir.

Bodrum’daki kadın şekerden daha tatlı, baldan daha şifâlı kanişle denize girince para cezası kesen yetkililerin kafasına ne düşmüş olabileceğini de bilemem ama o kadıncağızın kendi tasarrufudur.

Gece kulüplerinde garsonluk yaparken kızlarını satmaya kalkan kadın öyle yapmağa mahkûmdu, kızları da kendisini bıçaklamaya.

Doktorum programında canlı yayında ölmekte olan yaşlı bir kadını teşhir ediyorlarsa, bunun sorumlusu RTÜK’tür.

Bir Doktor Amca (Prof. Dr. Oktay Ergene) ona yardım ederken naş olacak, ablak ablak bakmaktayım! Saçını okşayarak “neyiniz var” diyor Yıldız Teyze’ye!

"Çüş" diyemedim çünkü teyze beni yemiş...

1 TL’ye kahve makinesi almak için birbirini ezen halkın bu davranış patolojisinin mimarı da bu memleketi yönetemeyenler değildir öyle icap etmiş, öyle olmuştur.

Kaderinizi kendiniz yazmışsınızdır.

Geçen gün ağır bir otistik vak’ayı mûsikî mırıldanarak ve monoton bir sesle konuşarak hipnotize edip sâkinleştirdiğimi American Journal of Hypnosis veya Filânca Journal of Psychonalaysis’e yollasam, inanmayacakları için neşretmezler.

Daha önce kaç kere dünyaya gelip gittiğimi ben bilemem, bu mümkün veya muhtemel midir derseniz cevabım ancak sükût etmek olabilir.

İkrardan mı?

Yoo, sâdece bilemediğim için.

Bunu bana kim öğretti?

Eski Komünist, Cin gibi bir Yahudi: Sir Karl Popper.

]

Hava pırı pırıl, bütün bağlantılar tam ama bizim Digitürk belli kanalları göstermiyor!

Kanal D’ye ve STAR TV’ye mahkûm oluyorum.

Çıkıp Beşir Bey’i mi döveyim?

Deli misiniz, kafanızı soğuk duşa mı soktunuz!

Mukadder olduğu için öyledir.

Yeni Blendax alırsam saçlarım pırıl pırıl olacakmış, almam işte!

Finish Quantum Jel de elinize, gözünüze, dizinize dursun.

Ben sizden bir tek şey istiyorum: Para.

Banka hesabım mı?

Neslim henüz uykuda, sülâlemden pek az kişi kaldı…

  Belki ben de tekrar yatarım.

Bir daha da uyanamam.

        Boyut değiştirmek için her sebebe de, illete de sâhibim.

                Ama biliyorum ki gene bir şey olmayacak bana.

          Misyonum sona ermedi çünkü.

                                    Dandini dandini dastana…

                Danalar girmiş bostana.

     Öpüyorum…

           Yetmezse,

    Devamı arkadan gelir.

Bilirim ben…

   Anjina pektorisin sırf burun kaşınmasıyla seyredebileceğini de.

                  Değil mi Bingürcüğüm?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 16 Eylül 2013 Pazartesi


Not: Hürriyet'ten Nil Karaibrahimgil bu makaleden aynen plajiarizm yapmıştır. Lûtfen kendisini This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden protesto edelim :D.

Okumaya devam et
  4340 Hits
  2 yorum
4340 Hits
2 yorum