Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

MİGREN

Sevgili Mekâncılar,

Kelimenin kökeni hemikraniya (yani yarım baş ağrısı).

Sıradan bir baş ağrısı olmayıp tedavisi mümkün nöropsikiyatrik bir hastalık olan migren, doktora en fazla başvurulan rahatsızlıklardan biridir.

***

Hormonlarının faal olduğu genç yaşlardaki kadınlarda görülme sıklığı erkeklerin üç katına ulaşmaktadır. Kadınların yaklaşık %20’sinin, erkeklerin ise %8’inin migrenli olduğu bilinmektedir. Migren baş ağrısı, zonklayıcı veya keskin olarak özellikle şakak bölgesinde sabit olur.

***

Migren Nedir?

***

Eğer baş ağrınız ataklar hâlinde ortaya çıkıyorsa bu ağrıya migren ağrısı diyebiliriz. Migren atakları kiminde yılda 1-2 defa, kiminde ise ay içerisinde defalarca görülebiliyor. Migren ağrılarının çoğunun çok şiddetli seyrettiğini söyleyebiliriz.

Migren ağrılarını şiddetli baş ağrısı olmasının dışında diğer ağrılarından ayırt eden en önemli özellikle ise ağrı ile birlikte ortaya çıkan bulantı, ses ve ışığa duyarlılıktır. Migren ağrısı olanlar baş ağrına eşlik eden bu rahatsızlıklar sebebiyle günlük işlerini tamamlamakta zorlanırlar.

***

Yine de tam bir migren teşhisi koymak için uzun bir süreç ve uzman doktor kontrolü çok önemlidir.

Migrenin Sebepleri

Migrenin nedenlerinin en başında genetik faktörler gelir.

Ailenizden birinde migren varsa migren hastası olma ihtimaliniz %40’tır. Hem annesi hem babası migren hastası olan bir kişi ise %75 oranında migren şikâyetleri yaşayabilmektedir.

***

Migren ağrısının sebeplerinden biri de hormonal değişimlerdir. Bu sebeple migren, en sık kadınlarda görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 3 kat fazla olan migren atakları özellikle âdet dönemlerinde hormonal değişimden dolayı şiddetini artırabilir.

Âdet döneminde şiddetli baş ağrısının çoğalmasını da migrene bağlayabiliriz. Bulantı kusma, ışığa ve sese hassasiyet olabilir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzdadır.

***

Migren Belirtileri

Migrenin en büyük belirtisi şiddetli, zonklayıcı ve ilke olarak tek taraflı baş ağrısıdır. Migren baş ağrısı o kadar şiddetlidir ki; bir işlevin yapılmasını etkileyebilir veya kişiyi yetersiz hâle getirerek yatak istirahatını zorunlu kılar.

Migren belirtilerinden biri de tek taraflı baş ağrısıdır. Zaman zaman taraf değiştirebilen bu tek taraflı baş ağrılarında genel de bir yarıma diğer yarımdan daha fazla eğilimi vardır. Migrende baş ağrısı sıklıkla şakaklarda ve bazen göz veya gözün arkasında yerleşir.

Alın, başın arka tarafı ve kulağın hemen arkası migren baş ağrısının en çok görüldüğü yerlerdir.

***

Baş ağrısının yanı sıra migren belirtileri olarak aşırı duyarlılık-tepkisellik, depresif duygudurum, aşırı ve gereksiz neşelenme, durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, artmış ışık-ses-koku duyarlılığı (foto-fonofobi), kenarlardan titreyerek ışık gelmesi (scintillating spectrum) esneme, uyuma isteği, açlık, tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık, aşırı su içme, karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali de sıklıkla gözlenir.

Migren ağrısı esnasında ışığa ve sese karşı artmış hassasiyet artışı o kadar şiddetli olabilir ki; bunlara maruz kalma ağrının şiddetini artırabilir. En bilinen bir başka migren belirtisi ise kokuya karşı artan duyarlılıktır. Bu sebeple parfüm gibi hoş kokulardan dolayı bulantının artması ve kusma görülebilir.

***

Migrenin Aurası

Migren belirtilerinden bir diğeri de “auralardır”. Şiddetli baş ağrısından hemen önce görülen bazı nörolojik belirtilere “aura” denir. Görmeye ait veya duyusal olabilir. Migren aurası ağrının başlamasından önce veya ağrının ilk gelişme döneminde olur. Oldukça kısa sürelidirler; 10 ila 30 dakika arasında ortaya çıkıp, genellikle 20 dakika sürerler.

Görsel aura: Hastalar titrek parıldayan ışıklar tarif ederler.

Duyusal aura: Migrenin duyusal aurası. El ve dilde veya ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma şeklindedir.

Migren Çeşitleri

Migren çeşitlerinde doğru tedavi için çok önemlidir. Migrenin doğru değerlendirebilmesi için mutlaka ne tip migren olduğunu uzman bir doktora danışmalısınız.

En sık görülen migren tipi “aurasız migrendir”. Migren ağrısına sahip olanların çoğunda aurasız migrene rastlanır. Migrenin diğer bir çeşidi olan auralı migrene sahip olanlarda da kimi zaman  aurasız ataklar görülebilir. Bu anlamda, migren biyo-davranışsal bir bozukluk olup, Bipolar Bozukluk’la da iç içedir. Adeta kısa çekilmiş filmi gibidir. Böyle hastalarda Duygudurum Dengeleyicileri (ağrı üzerinde etkisi olan) verilebilir: Valproik asid + valproat (Depakin) gibi. Lyrica (pregabalin) da Yaygın Anksiyete Bozukluğu ile beraber seyreden vak'alarda etkili olur. Bazen novamin sülfon (Novalgin Ampul) içilerek kullanılırsa çok etkili olabilmektedir.

Migreni Neler Tetikler?

Migren tetikleyicileri kişiye göre farklılık gösterebilir. Aynı kişide bir atağı farklı bir neden tetiklerken, bir başka migren atağını farklı bir sebep tetikleyebilir. Bu nedenle bütün tetikleyicilere dikkat etmenizde fayda vardır.

Mesela peynir ve çikolata gibi bazı yiyecekler migreni tetikleyebilir. Bunun yanı sıra öğün atlamak veya öğünü geciktirmek, yeterli su içmemek de migren ataklarına neden olabilir.

Uyku düzeni de migren için önemlidir. Az veya faza uyumak, yoğun egzersiz yapmak ve uzun süreli yolculuklar da migren ağrısına neden olabilir. Çevresel etkenler de migren ağrılarınızı tetikleyebilir.

Çok parlak ve yanıp sönen ışıklar, keskin kokular ve iklim değişiklikleri migren ağrılarınızı etkiler. Bunların yanı sıra duygusal ve psikolojik faktörler ve kadınlardaki hormonal değişimler de migreni en çok tetikleyenler arasında sayılır. 

Migrene iyi gelen yiyecekler olmasa da migrene iyi gelmeyen yiyeceklere mutlaka dikkat etmek gerekir. Mesela çikolata, kakao, bakla, kuru fasulye, mercimek ve soya ürünleri, çeşitli deniz ürünler, sakatatlar, alkollü içecekler,  hazır et ve tavuk suyu tabletleri, konserveler, çağ kahve ve asitli içecekleri,  incir, kuru üzüm, papaya, avokado, muz ve kırmızı erik,  fıstık ezmesi gibi migreni tetikleyebilecek yiyecek ve içecekler konusunda dikkatli olunmalıdır.

Migren Tedavisi

Migren tedavisinde ilk süreç, migren hastasının şikâyetleri doktor tarafından değerlendirildikten sonra klinik olarak teşhis konulmasıdır.  Beyne ait bazı hastalıklardan şüphelenildiği zaman bunları dışlamak üzere incelemeler yapılır. Tekrarlayıcı baş ağrısı olan hastalara hiç olmazsa bir kez beyin görüntülemesi (beyin tomografisi BT) yapılarak migreni taklit edebilecek hastalıklar araştırılmalıdır. Uygun tedavi ile hastalar migren ataklarından kurtulabilirler. Migren tedavisinde migren teşhisi konduktan sonra ağrılar seyrek ise; ağrı ataklarını geçirmeye yönelik kriz tedavisi planlanır.

Haftada 1-2 kere veya daha fazla atak olduğunda koruyucu tedavi yapılmalıdır. Migren tedavisinde bazen sadece migreni tetikleyen faktörlerin (açlık, uykusuzluk, hormon kullanımı gibi) ortadan kaldırılmasıyla ağrı atakları kaybolabilir veya sıklığı, şiddeti azaltılabilir.

Aynı şekilde uzman kontrolünde kullanılan ilaçlar da migren tedavisinde çok önemlidir. Günde sadece bir kez doktor kontrolünde alınan ilaçlarla yıllar boyu ağrısız bir hayat sağlanabilmektedir.

Etkili bir baş ağrısı tedavisi için ilaçlar ve günlük rutininin değiştirilmesi çok önemlidir.  Eğer günlük hayatınızı migrene göre planlamazsanız sadece migren ilaçlarını kullanmanız fayda sağlamayacaktır.

Günlük hayatınızda bu konulara mutlaka dikkat edin;

Baş ağrısı takvimi veya baş ağrısı günlüğü tutmak

Az ya da fazla uyumamak.

Düzenli egzersiz yapmak

Stres ile başa çıkma yollarını öğrenmek

Uygun bir kiloya erişmek

Alkolden kaçınmak

Migren İlaçları

Migren tedavisinde ilaç kullanmak ilk akla gelen koruyucu yöntemlerden biri olsa da mutlaka uzman bir doktorun tavsiyesi ile alınmalıdır. Doğru migren ilaçları migren ataklarını sonlandırabilir. Migren ağrınıza eşlikçi bir bulantınız da varsa bulantı (Motilium) ve migren ağrısını önleyen ilaçları bir arada kullanmak faydalı olabilir. Ancak eş, dost tavsiyesi ile migren ilacı kullanılmamalıdır. Arkadaşınıza iyi gelen bir migren ilacı size iyi gelemeyebilir.

Migren ilacı kullanıyorsanız dikkat etmeniz gerekenlerin başında ilacı her zaman yanınızda bulundurmanız gerektiğidir. Atak belirtilerini anlar anlamaz migren ilacını kullanmanızda fayda var. Ne kadar erken alınırsa o kadar etkili olur. Aynı şekilde haftada 2-3 gün migren ilacı kullanmak da bir süre sonra vücutta tolerans geliştireceği için migren ağrınızın sebebi hâline gelmeye başlarlar. Bu da migren tedavisini daha da zorlaştırabilir.

Eğer migren ilaçları işe yaramıyor ve ataklar çok sık ve şiddetli şekilde ilerliyorsa “koruyucu tedavi” denemelisiniz. Koruyucu tedavi sırasında alınan ilaçlar ağrı kesici ilaçlardan farklı olup, daha çok migren eşiğini yükseltmeye yöneliktir.

Migrenden “Botoks” İle Kurtulun!

Migren tedavisindeki bir başka yaklaşım ise yüzdeki kırışıklıkları yok etme amacı ile kullanılan botoks. Botoks yaptıran migrenli hastaların baş ağrılarının azaldığının fark edilmesi migren tedavisinde botoks kullanımının yolunu açtı. Yapılan araştırmalar 3 aydan fazla bir süre boyunca, ayda 15 veya daha fazla gün, migren karakterinde baş ağrısı olarak tanımlanan kronik migren tedavisinde botoks uygulamasının etkili olduğu gösterdi. Bu etkinin, botoks’un, sinir sonlanma bölgelerinde bazı nörotransmitterlerin salıverilmesini engellemesi yoluyla iltihabî ağrıyı önlemesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Migren tedavisinde Botoks; alın, şakaklar, ense ve boyun bölgesine uygulanıyor. Kozmetik amaçla sadece yüz bölgesinde uygulanan botoks, migren tedavisinde bundan farklı olarak alın, şakaklar, ense ve boyun bölgelerinde belirli noktalara cilt altına botulinum toksini iğne ile verilerek uygulanıyor. Çoğu durumda uygulamaların etkisi yaklaşık 3-4 ay süreceğinden tedavinin devamı için tekrarlanması gerekiyor.

Migren için botoks tedavisi güvenilir olması için nöroloji uzmanı tarafından uygulanmalı…

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den sonra ülkemizde de onaylanmış olan kronik migren tedavisinde botoks uygulanmasının güvenilir olması için bir nöroloji uzmanı tarafından yapılması büyük önem taşıyor.

Nöral terapi Migren Ağrılarına İyi Geliyor

1926 yılında migrenli bir hastanın tedavisi sırasında keşfedilen Nöral terapi tedavisi dünyada ve 2008 yılından itibaren Türkiye’de de uygulanan bir yöntemdir. Nöralterapi; kısa etkili lokal anesteziklerle yapılan bir iğne tedavisidir. Otonom sinir sisteminin yeniden düzenlenmesi esasına dayanmaktadır. Komplikasyonu yok denecek kadar azdır ve hamileler dâhil bütün yaş gruplarına uygulanabilmektedir.

Nöral terapi ve bütüncül yaklaşım migren tedavi başarı şansını yükseltmiştir. Nöral terapi, migrenin derecesine bağlı olarak tetik nokta enjeksiyonları, elle terapi, gangliyon blokajları, ilaç ve şelasyon gibi kombine tedavilerle desteklenebilmektedir.

Kişiye Özel Bir Tedavi Planı Belirlenmeli

Migren şikâyeti yaşayan kişilerin geçmiş hikâyesi incelenmeli, baş ve boyun bölge muayenesinin ardından nedene yönelik olarak kişiye özel bir tedavi planı çıkartılmaktadır.

Muayene sırasında kas yapılarını incelemek gerekir. Boyun ve sırt bölgesindeki bir tetik nokta örneğin adale kasılması, kulunç girmesi (adale spazmı) de enseden başlayan, tek taraflı göz ve yüz ağrısına neden olabilir.

Hastanın su tüketimi, nasıl beslendiği, uyku düzeni, stres derecesi, çevresel şartları, mide bağırsak durumları belirlenmelidir. Çünkü fizyolojik bozukluklar da ağrının fazla algılanmasını sağladığı gibi ağrıyı tetikleyebilir.

Günümüzde pek çok insan boyun ve sırt ağrısı yaşamaktadır ve bunlara ek olarak gelişen baş ağrıları da migren teşhisiyle oldukça sık karıştırılmaktadır.

Migren hastalığında beyin cerrahisi, nöroloji, psikiyatri, fizik tedavi bölümleri ile mültidisipliner bir yaklaşım gereklidir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki; hastaların aslında %53’ü psikojenik faktörlere veya hastalık sonrası gelişen psikiyatrik bozukluğuna bağlı olarak ağrılar çekmektedir. Bu sebepten her hastaya aynı yöntemi kullanmak doğru bir yaklaşım değildir.

Migreni Olanlar Hangi Egzersizleri Yapmalı?

Yapılan araştırmalar migrene iyi gelenler arasında hafif egzersizler yapmanın öneminin büyük olduğunu gösteriyor. Hafif egzersizler migren ataklarının sıklık ve şiddetini azaltabilir ve migrenin koruyucu tedavisinde faydalı olabilir. Migren ağrılarınız var ise sizi çok fazla yormayacak, düzenli bir aerobik egzersiz programı uygulayabilirsiniz. Bunun yanı sıra hayatınızda migren varsa jogging, yüzme, dans, bisiklet ve tempolu yürüyüş de tercih edebileceğiniz egzersiz seçeneklerinden.

Migren Depresyona Neden Olur mu?

Kronik migren ağrıları olan kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerine daha çok rastlanır. Kronik migrenin tanımı ise 3 ay süre ile iki günde bir veya daha sık baş ağrılarına sahip olmanızdır. Migren ağrılarınız kronik olmasa da eğer depresyon ve anksiyeteye sahipseniz bu durum migren ağrılarınızın artmasına neden olur. Migren tedavisinde depresyon ve anksiyetenin de (endişe) tedavi edilmesi çok önemlidir.

Hangi Besinler Migren Atağına Neden Olur?

Migrene neden olan besinleri peynirler ve tiramin içeren besinler şeklinde özetleyebiliriz.

Tiramin, besin bekletildikçe, proteinlerin yıkılması neticesinde ortaya çıkar. Yıllandırılan yüksek protein içerikli besinlerde tiramin miktarı da artar. Özellikle peynirler ve şaraplar Chianti), alkollü içecekler ve işlenmiş etlerin bol tiramin içermesi nedeniyle migrene neden olduğunu söyleyebiliriz.  Hangi peynirler migreni daha çok etkiler sorusunun cevabı ise yüksek tiramin içermeleri sebebiyle; rokfor ve benzeri küflü peynirler (stilton, gorgonzola), Çedar, Beyaz peynir, Mozzarella, Permesan, İsviçre peyniri diyebiliriz.

Alkol: Kırmızı şarap, bira, viski ve şampanya migren dostudur. Migren ağrısını çabucak tetikleyebilir.

Gıda koruyucuları: Gıda koruyucuları içlerinde bulunan nitratların damarları genişletmesi nedeniyle migreni tetiklerler.

Soğuk gıdalar: Özellikle vücut ısısının yükseldiği egzersiz, yürüyüş esnasında veya sıcak havalarda tüketilen soğuk gıdalar bazı kişilerde migren ağrısına sebep olabilir. Özellikle alın ve şakaklarda hissedilen ağrı genellikle birkaç dakika sürer. Ayrıca çok soğukta kalmak da migreni tetikleyebilir.

Bunların dışında migrene iyi gelmeyen gıdaları şöyle sıralayabiliriz;

Kuruyemişler ve kabuklu yemişler

Tütsülenmiş veya kurutulmuş balık

Fırınlanmış mayalı yiyecekler (kek, ev yapımı ekmek, sandviç ekmeği)

Muz, narenciye ürünleri (portakal, mandalina, turunç vb), kivi, ananas, frambuaz, kırmızı erik

Bazı kuru meyveler (hurma, incir, üzüm)

Et, bulyon ile yapılmış çorbalar (gerçek et suyu için geçerli değildir)

Aspartam ve diğer tatlandırıcılar

Kafein Migrene İyi Gelir mi?

Evet, kafein migrene iyi gelir.  Migren ilacınıza kafein eklemeniz ilaçların baş ağrısına karşı nerdeyse %40 daha fazla etki etmesini sağlıyor (mesela asetaminofen: Vermidon Tablet gibi). Migren ilacı kullanırken kafein içeren ilaçlar kullanırsanız hem daha düşük dozda ilaç kullanır hem de ilacın daha etkili olduğunu görebilirsiniz. Ancak kafein içeren ilaçların da diğer bütün baş ağrısı ilaçları gibi çok fazla kullanılması rebound baş ağrısına (geri tepme baş ağrısı) neden olur.

Ayrıca kafein içeren ilaçlar faydalı olsa da kafein içeren gıdalar tavsiye edilmez. Kahve, çay, meşrubatlar veya çikolata kişiyi rebound (geri tepme) baş ağrılarına daha duyarlı hale getirebilir. Migren ilaçlarının hepsi doktor gözetiminde kullanılmalıdır.

Hemikraniya Kontinua’da ise sadece indometasin (Endol süppozituar) etkilidir. Çok eskiden bir hastam “Doktor Bey, baş ağrım geçti ama basurum kanıyor” deyince karşılıklı gülüp Hemoralgine Pomad yazmıştım.

ENDOL ile ilgili görsel sonucu

Surmatriptan artık pek kullanılmıyor; zolmitriptan, Aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuar ilaçların yanı sıra, 75 ila 150 mg amitriptilin (Laroxyl) en çok tercih edilen ilaçlardır.

Yatkın vakalarda hipnoterapi işe yarayabilir. Akupunktur da faydalı olabilir.

Sağlık, esenlik, kardeşlik ve akılla dolu yaşamaya devam…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Mayıs 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  2976 Hits
  0 yorum
2976 Hits
0 yorum

TIRNAK YEME

Sevgili Mekâncılar,

İnsanlar zorlandıkları zaman en çok tırnak yerler. Psikoseksüel açıdan çocukluğa dönmeyi düşündürür ve bastırılan öfkenin kişinin kendisine çevrilmesi demektir.

10-18 yaş arasındaki gençlerin yarısı, arada sırada da olsa tırnaklarını yiyor. Tırnak yeme alışkanlığı, sıklıkla ergenlik dönemine girerken yaşanan kargaşa sırasında başlıyor.

***

Yaşları 18-23 arasında değişen genç erişkinlerin ise yüzde 23’ü aynı dertten mustarip. Yaş ilerledikçe bu oran azalır. 30 yaşından sonra hâlâ tırnaklarını yiyenlerin oranı %10’dur.  Erkeklerde kızlara göre daha fazla görülür.  

***

Tırnak yememek için tavsiyeler: Tırnak bozuklukları, tırnak yatağındaki bulaşıcı hastalıklar ve dişlerde çarpıklıklar, tırnak yemeye bağlı en sık rastlanan fiziksel sorunlardır.

***

Aynı zamanda kişide saç yeme kirpik yeme alışkanlığı (trikotillomani) da varsa, bağırsak tıkanıklığına kadar giden sorunlara seyrek de olsa rastlanabiliyor.

***

Obsesif-Kompulsif Bozukluğun bir belirtisi olarak değerlendirilirse, tırnak yemenin tedavisinde ilaçlar da kullanılabiliyor. Bunlar arasında fluoksetin (Prozac) (SSRI) adı verilen antidepresan grubudur. Bunlardan diğer bazıları şunlardır: Celexa (citalopram), Lexapro (escitalopram), Paxil (paroxetine), Prozac (fluoxetine) ve Zoloft (sertraline) veriyoruz.

***

Tırnak yemek bazılarında çocukluk çağında başlayıp ömür boyu devam eder. Bazısında ise bu yenen tırnaklar, hele saç koparma da varsa (trikotillomani) midede bezoar veya trikofitobezoar dediğimiz ur benzeri birikmelere sebep olur. Eğer iş hastanın durumu bu kadar ağırsa cerrahi yolla bunların boşaltılması gerekir.

***

Eğer bu kadar ağır değilse tedavide iki temel yöntem var: Birincisi davranışları düzenlemeyi amaçlıyor; ikincisi, tırnak yemeyi engellemeyi.

Aşağıdaki tavsiyeler, tırnak yeme alışkanlığından kurtulmak üzeresize yol gösterebilir: Tırnaklarınızı her zaman kısa kesin ve törpüleyin. Ellerinizin bakımına dikkat etmek, tırnak yeme alışkanlığını azaltarak sizi güzel ve bakımlı tırnaklara sahip olma konusunda cesaretlendirecektir.

***

Acı lezzet katılmış oje sürmek bu konuda yardımcıdır. Erkekler renksiz parlatıcılar kullanabilir.

Stresli veya endişeli olduğunuz zaman tırnaklarınızı yiyorsanız çözümün temeli stresi idare etmekte yatıyordur. Başta da yazdığım gibi, birçok insan ne yaptığını farkında olmadan tırnaklarını yiyor; acı bir tadı olan özel ojeler sürülürse, insan tırnağını her kemirmeye çalıştığında ne yaptığını fark edip duruyor.

***

Tırnak yemenin yerine başka bir şey koymayı denemek, akıllıca bir fikirdir. Bunun yerine daha az kozmetik ve ruhsal soruna yol açacak stres topuyla oynamak, tespih çekmek gibi başka bir tekrarlayan hareket, tırnak yemekten kurtulmanıza yardım edecektir. Dinî açıdan da işe yarar. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler hep tespih çeker. Merhum Dr. Yıldırım Aktuna herkese tesbih verip sabretmeyi öğretirdi.

yıldırım aktuna ajda pekkan ile ilgili görsel sonucu

*** 

Tırnak yemekten vazgeçtiğinizi kendinize hatırlatmak için elinizden ne geliyorsa yapmakta fayda var. Eldiven giyin, parmaklarınıza renkli bantlar sarın, etrafa notlar asın; daha önce tırnak yemek yüzünden yaşadığınız sıkıntıyı kendinize hatırlatın.

***

Her tırnağınızı yediğinizde kendinize bedensel bir ceza verin; örneğin yanağınıza fiskeyle vurun. Böylece tırnak yeme hazzının yanına hoş olmayan bir duygu eklenir.

***

Bütün bu tavsiyeler belli bir kararlılık ve disiplinle uygulanması gerekir. Bu da önce karar vermeyi gerektirir. Uygulamada zaman zaman zorluklar yaşanabilir; baktınız ki işler istediğiniz gibi gitmiyor, tıp doktorlarından, klinik psikologlardan yardım istemeye çekinmeyin.

***

Tırnak yiyen kişilerin sayısı aslında sandığınızdan oldukça fazla. Hatta beyaz ekranda o çok kusursuz gibi görünen isimler arasında da bu alışkanlıktan mustarip olanlar var. 

Bu alışkanlığından kurtulan bir hanımefendi anlatıyor: “Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, tırnak yemeyi bırakmak sigarayı bırakmak gibidir. Her an yine başlayabilirsiniz. Öncelikle bırakmak, ardından yeniden başlamamak için gerçekten yemeyi istemiyor olmalısınız. Ben, kendini bildi bileli tırnak yiyen ve şu an 24 yaşında bir kadın olarak, yaklaşık bir aydır tırnaklarımı yemiyorum! Bunu nasıl mı başardım? İlk başta ellerimden ve devamlı tırnak yiyen görüntümden hoşlanmamaya başladım; bu durum bana ciddi derecede rahatsızlık vermeye başlamıştı ama tırnak yemeyi seviyordum, devamlı bir şeylerle oynamaya alışmıştım. Ne zaman ki bu alışkanlık beni gerçekten çok rahatsız ettiği noktada bıraktım. Tabii düzenli manikürün ve renkli oje sürmenin de yardımıyla”.

 ***

Tırnak yemeyenler anlamaz, bu gerçek bir başarı ve övünç hikâyesidir!

***

Bu arada tırnak yemek psikolojik hattâ aşırıya kaçarsa psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Çünkü sadece stresli olduğunuz zamanlarda değil, keyifli bir arkadaş sohbetinde, televizyon seyrederken veya sokakta dolaşırken bile tırnaklarınızı yerken yakalanabilirsiniz.  

***

Peki kişi klasik gitar gibi bir enstrüman çalıyorsa o tırnaklar giderse ne olacak. Korkmayın, tırnak güçlendirici ojeler ve eğer onikomikozis (tırnak altı mantarı) varsa, artık tırnağı çekmeye pek gerek kalmadan, mantar ilaçlarıyla bununla başa çıkılabiliyor.

***

Onikomikozis tırnakta yerleşen mantar hastalığıdır. Sıklığı, kronikleşmesi ve

tedavinin zorluğu nedeniyle özel bir öneme sahiptir; bütün tırnak

hastalıklarının %20’sini oluşturur.

 

Genel olarak erişkinlerde görülür. 40-60 yaş arasında toplumda sıklığı %15-

20’dir. Ayak tırnaklarında sıklıkla birinci tırnaktan başlar. Genellikle tinea

pedis (Atlet Ayağı Sendromu: Atletler spor sonrası beraberce duş yaptığı

için) sonrasında gelişir. Tırnakta sarı-kahverengi renk değişikliği, subungual

hiperkeratoz, tırnakta kolay kırılma temel belirtilerdir. Tırnak çevresi

normaldir.

 ***

Teşhis: Tırnağın görünümü ve doğrudan mikroskopik inceleme ile konur.

 ***

Ayırıcı Teşhis: Psöriyazis (Sedef hastalığı: Çukurlaşma dışındaki tırnak değişiklikleri klinik olarak ayırt edilemez.) Artık Urfa’daki balıklı göle gitmeden de hâllediliyor.

 ***

Liken planus (Çukurlaşma, tırnak kıvrımının tırnağın üstüne uzanması veya boyuna çizgilenme). Stresle artar.

 ***

Kronik egzamaya bağlı tırnak değişiklikleri (Periungual bölge derisinde egzamatöz değişiklikler vardır). Çoğu stresle daha kötü olur.

 ***

Tedavi: Tedaviye en dirençli yüzeysel mantar enfestasyonudur. Tedavide lokal ve sistemik antifungaller birlikte kullanılır. Hastalıklı tırnakların törpülenmesi tedavi etkililiğini arttırır.

 ***

Sistemik antifungaller 3-12 ay süreyle kullanılır. Antifungal ilaçlar karaciğer işlevi bozuk olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

 ***

Terbinafin 250 mg/gün: El tırnağında 6 hafta

 

Ayak tırnağında 12 hafta: İtrakonazol 2x200 mg/gün

 

El tırnağında 2 ay, ayak tırnağında (Atlet Ayağı Sendromu) 3 ay, 200mg/gün el ve/veya ayak tırnağında 3 ay, Flukonazol 150 mg/hafta, el tırnağında 9 ay ayak tırnağında 12 ay.

 

İtrakonazol Tedavi Şeması:

İtrakonazol 12 hafta süreyle 200 mg/gün dozda aralıksız uygulanabileceği gibi aşağıdaki şemaya göre de uygulanabilir.

 

El Tırnağı

Ayak tırnağı

1. Hafta

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol (Funit Kapsül)

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

2. Hafta

Ara

Ara

3. Hafta

Ara

Ara

4. Hafta

Ara

Ara

5. Hafta

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

6. Hafta

-

Ara

7. Hafta

-

Ara

8. Hafta

-

Ara

9. Hafta

-

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

 

***

 

Tırnak yemek deyip hafife almamak gerekir.

Bir de ikazım var: Çocuğunuz tırnak yiyorsa asla azarlamayın veya dövmeyin. İyi bir psikiyatr ve ehil bir cildiyeci (dermatolog) rahatlıkla bu sorunları çözer. Ayrıca bazı vak’alarda (özellikle çocuklarda ve ergenlerde) hipnoterapi de çok etkili oluyor.

Sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Şubat 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  3071 Hits
  0 yorum
3071 Hits
0 yorum

NORMAL DIŞI KORKULARIMIZ: FOBİLER

Kişilerin benliğinde barındırdığı hem kaygıları hem de korkuları vardır. Bunlar doğal ve evrensel, kısmen de evrimsel duygulardır.

Fakat korku ve kaygının derecesi kişinin günlük hayatında aksamalara sebep oluyorsa, ortada doğal olmayan bir durum var demektir. Doğal olmayan bu duruma da fobi denmektedir.


 Fobi kelimesinin abartılı veya anormal korku anlamına geldiğini bilmeliyiz. Fobi kelimesinin karşılığı korku olsa da, içeriğini daha detaylı bir şekilde ele almamız gerekiyor.

Korku, idrak edilen bir tehlike, tehdit anında hissedilen bir gerilim, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik vs. belirtilerle yaşanan yoğun bir duygusal uyarılma, heyecan halidir. Korku; ancak insan hayatını kısıtladığı, özgürce yaşamasını engellediği zaman fobik özellik kazanır.

Fobi kelimesi Kadim Yunancadaki phobos’tan kökünden gelmektedir ve Latincede dehşet anlamına gelir. Yunan mitolojisinde ise phobos, Dehşet Tanrısı anlamındadır.

Her canlı varlığını tehdit eden veya tehdit riski taşıyan varlık, nesne ve durumlar karşısında kaldığında içgüdüsel olarak kaçar. Bu anlamda korku canlılığın sürdürülebilmesi göz önüne alındığında gerekli ve faydalı bir önyargı mekanizmasıdır. Ancak korku dozunda olmalı, fobiye dönüştürülmemelidir.

Fobi kelimesinin tam anlamı: Bir nesnenin, durumun veya faaliyetin yarattığı ve kişinin kendisi tarafından da yersiz veya aşırı kabul edilen alkıldışı, yoğun, inatçı bir korkudur.

Bu korku, kişide korkulan söz konusu şeyden (fobik uyarıcıdan) kaçınmaya yönelik neredeyse karşı konulmaz bir arzu yaratır. Kaçınmanın mümkün olmaması halinde yoğun bir kaygı ve Panik Tepkisi alevlenir. Bir fobi önemli bir sıkıntı kaynağı olduğu veya toplumsal işleyişi engellediği zaman ruhsal bir rahatsızlık olarak değerlendirilir.

Örümcek fobisi, yılan fobisi, yükseklik fobisi, kapalı alan fobisi gibi bazı fobiler hemen herkeste görülür ve evrensel, evrimsel olarak değerlendirilir.

Karmaşık fobilerden biri de sosyal fobidir (Sosyal Anksiyete Bozukluğu).

Özel (Özgün) fobiler ise normalde korku yaratmaz, sadece kişiye özgüdür ve bazen sembolik olarak bazen de klasik şartlandırmanın bir sonucu olarak görülür

Fobilerde duyulan korku mantıksız ve aşırıdır.

fobi ile ilgili görsel sonucu

Fobi sahibi insanlara fobik denir.

Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy veya kişiliğin getirisi olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır.

Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir

Fobilerin en belirgin özelliklerinden biri kaynağının şuursuz oluşudur. Fobilerin kaynağı Freud’un yaklaşımına göre şuurdışında çözümlenememiş çelişkilerdir. Bu çelişkiler çözümlenmedikçe yalnız fobinin ortadan kaldırılmasına çalışmak yetersiz ve anlamsız bir çabadır.

***

Psikologlar ve psikiyatrlar fobileri Basit ve Karmaşık Fobiler olmak üzere ikiye ayırırlar.

Basit Fobi: Oldukça iyi belirlenmiş, tek bir nesne veya durumdan gelen korkuyu tanımlarken (yılandan, yüksekten korkma).

Bunların ekserisi evrimseldir, çünkü bizim atalarımızın en çok saldırıya uğradığı ortamlardı.

Karmaşık Fobi: Çok boyutludur (agorafobi: dışarıda, toplumun içinde, yabancı kimselerin arasında ortaya çıkan karmaşık uyarıcıları içerir. Ortaçağ’da kadınların tek başına sokağa çıkmaları yasaktı. Kökeni buradandır). Hâlâ da çok yaygın…

Sosyal Fobi: Karmaşık fobilerden biri de sosyal fobidir (Sosyal Anksiyete Bozukluğu). Kişiyi başkalarının gözlemine maruz bırakabilen toplum içinde konuşma, yemek yeme vs. faaliyetler konusunda hissedilen inatçı, akıl dışı bir korkuyla ve bu tür faaliyetlerde kaçınmaya yönelik zoraki arzuyla tanımlanan bir kaygı bozukluğudur.

Genellikle küçük düşme olumsuz izlenim bırakma, aptalca davranma vs. korkulardan kaynaklanmaktadır. Sosyal fobi (Soysal Anksiyete Bozukluğu), insanların gerek iş hayatlarında gerekse özel hayatlarında yüksek performans göstermelerini gerektiren şartlarda önemli bir sorun haline gelmektedir.

Sosyal fobinin temelinde “başkası beni görünce ne der” türünden, başkalarının yargılanmalarından kokma vardır. Sosyal fobi kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür, başlangıcı ise genelde ergenlik yıllarıdır.

BASİT FOBİ-KARMAŞIK FOBİ AYRIMI NASIL OLUR?

Basit Fobi, bireyin günlük hayatını etkilemezken, karmaşık fobi günlük hayata olan uyumunu zorlaştırır.

Basit fobi tedavisi kolaylıkla gerçekleştirilirken karmaşık fobi tedaviye direnç gösterir. Bazen de kaygı nöbetleriyle beraber görülebilir.

Fobinin uzun süre ortadan kalkmayışını iki sebebe bağlanır:

Korkulan uyarıcıdan sürekli kaçma,

Korkulan uyarıcı veya nesnenin her ortaya çıkmasıyla kişinin kendi kendine sürekli olumsuz mesajlar vermesiyle, olumlu deneyimin gelişmesini önleme, sonra tekrar yaşama sık görülür.

Fobiler tedavi edilemez bir rahatsızlık değildir. Çoğu kişi tedavi sonucu bu davranışlardan kurtulur. Her kişinin özel durumuna göre gerekli tedavi uygulanmaktadır.

EN YAYGIN FOBİLER

Akrofobi: Yükseklik korkusu

Agorafobi: Açık alan korkusu

Klostrofobi: Kapalı yer korkusu

Kinofobi: Köpek korkusu

Payrofobi (Pirofobi): Ateş korkusu

Zoofobi: Hayvan korkusu

Antrofobi: İnsan korkusu

Akuafobi: Su korkusu

Astrofobi: Şimşek korkusu

Mizofobi: Pislik, bulaşıcılık korkusu

Ofidofobi: Yılan korkusu

İLGİNÇ FOBİLER VE ANLAMLARI

Limnofobi (Göllerden korkma fobisi)

Düşünün, sessiz sakin bir yerde göl kenarında oturmuş, rahatlıyorsunuz… Karşınızdaki manzarayla rahatlıyorsunuz. Bu sizi rahatlatacaktır. Ama her zaman yeterli olmaz.

Chirofobi (Kendi vücudundan korkma)

Bütün fobilerle başa çıkılması gerçekten çok güçtür. Bunlar hayatı oldukça zorlaştırır. Bu fobiye sahip olan insanlar, vücutlarındaki herhangi bir bölümden korkarlar.

Peladofobi (Kel insanlardan veya kelleşmekten korkma fobisi)

Erkeklerin, en çok korktukları şeylerden biri kellik

Bu korku genellikle erkeklerde görülür ve korkunun diplerinde ise kel kalmak yatar.

Chaetofobi (Kıl ve saçlardan korkma fobisi)

Peladofobinin aksine, bu korkuya sahip olanlar enteresan bir şekilde saç ve kıllardan korkarlar.

Kleptofobi (Hırsızdan korkma fobisi)

Bu fobiye sahip olan insanların ortak korkuları, hırsızlardır. Bir hırsızın kurbanı olmaktan delicesine korkuyorlar. Çok sık rastlıyoruz.

Rhytifobi (Vücutta kırışıklıklar çıkmasından korkma fobisi)

Bu dünyada en az bilinen fobilerden biridir ve genellikle kadınlarda görülür.

Logizomechanofobi (bilgisayardan korkma fobisi)

Dünya değişiyor, buna bağlı olarak insanoğlu yeni fobiler ediniyor. Bu fobilerden en komiği ise, her şeyin neredeyse teknolojiyle yürüdüğü dünyada bilgisayarlardan korkmak olsa gerek. Bazı insanlar bilgisayarlı ortamlarda geriliyor ve korkularına hâkim olamıyorlar.

Agyrofobi (Karşıdan karşıya geçmekten korkma fobisi)

Agirofobik insanların karşıdan karşıya geçme korkusu vardır ki bu fobi de şehirde yaşamalarını çok zorlaştırır. Bu fobinin dereceleri vardır, otobandaki caddeden karşıdan karşıya geçmek veya küçücük bir sokakta karşıdan karşıya geçmek korkusu bile olabilir. Bu fobi, araba fobisinden ayrı olarak incelenir.

Mageirofobi (Yemek yapmaktan korkma fobisi)

Bu garip fobiye sahip olan insanlar, özellikle yalnız yaşıyorlarsa, çok sağlıksız bir şekilde besleniyor olabilirler. Üstelik yalnızca kendileri yemek yapmadığı ve bundan korktuğu gibi, iyi yemek yapan insanlardan da korkarlar.

Pediofobi (Oyuncak bebeklerden korkma fobisi)

Böyle insanlar yalnızca korkunç olan oyuncak bebeklerden değil, bütün oyuncak bebeklerden korkarlar. Daha net söylemek gerekirse, bu daha çok “canlı ve duygusu olan şeylere çok benzeyen cansız şeylere” karşı duyulan bir korkudur.

Deipnofobi (akşam yemeğinde yapılan konuşmalardan korkma fobisi)

Bazı insanlar akşam yemeğinde konuşmak fikrinden o kadar çok korkuyorlar ki, kalabalık akşam yemeklerine katılmamaya çalışıyorlar. Günümüz şartlarında bu korkuyla başa çıkmak daha kolay zira eskiden yapılan aile yemekleri ve etik değerleri gittikçe kayboluyor.

Eisoptrofobi (ayna veya kendini aynada görmekten korkma fobisi)

Ayna korkusuna daha çok, ayna karşısına geçtikten sonra ruhsal dünyayla bağlantıya geçme korkusu da denebilir. Bu fobiye sahip olanlar her ne kadar saçma olduklarını bilseler de, ayna karşısına geçtiklerinde inanılmaz bir endişe yaşıyorlar. Bu fobi daha çok bir bâtıl inanç olduğu için, ayna kırmanın onlara kötü şans getireceğini veya aynaya bakmanın onları doğaüstü dünyayla iletişime geçireceğini de düşünürler. Ayanaya bakmak, kendiyle yüzleşmek demektir tasavvufta ve her inançta aslında...

Demonofobi (Şeytan Korkusu)

Bu korkuya sahip olan insanlar, etrafta devamlı kötü ruhlu doğaüstü yaratıkların gezdiğini ve etrafa, insanlara zarar verdiklerini düşünürler. Bu insanlar Şeytan, Kötü Ruhlu yaratıklar hakkında konuşurken, tek başlarına karanlık bir yerde gezerken veya korku filmi izlerken büyük bir sıkıntı yaşarlar.

Pentherafobi (Kaynana fobisi)

Bu ilginç fobiler arasında en yaygın olanı budur. Elbette evli insanlar hayatlarında birkaç kere bu korkuyu yaşamışlardır. Gerçek anlamda bu korkuyu çeken insanlar genellikle çözümü ya psikoterapide ya da boşanmada buluyorlar (ben hiç Şeytan görmedim ama epey Şeytanı cebinden çıkaracak insana rastladım)

Cathisofobi (Oturmaktan korkma fobisi)

İlk olarak 1904’te belgelenen Cathisophobia, hareketsiz kalamama durumu olarak da bilinir.

Bu korku, daha önce yaşanmış bir travmaya dayanabilir. Mesela, daha önce sert veya keskin bir nesne üzerine oturup yara almış insanlarda bu fobi görülebilir.

Ablutofobi (yıkanma ve banyo yapmaktan korkma fobisi)

Ablutofobi, (Yunanca ebliut, yani ‘yıkanmak’ anlamına gelir).

Banyo yapma, yıkanma ve temizlik üzerine odaklanmış, sebepsiz bir korkudur. Bu fobi, duruma bağlı fobilerdendir.

Erkeklerden çok çocuklar ve kadınlarda, özellikle de aşırı duygusal insanlarda görülür. Semptom ve tedavisi diğer fobilerdeki gibidir.

Graphofobi (Yazı veya el yazısı fobisi)

Grafofobi ile baş etmeye çalışanlar, iyi yazma yeteneklerinden şüphe eder ve bu konuda başarısızlığa uğrayacaklarından yoğun bir biçimde korkarlar. Aynı zamanda yazmaya değer bir şeyleri olmadığından da korkabilirler.

ALFABETİK SIRAYLA FOBİLER VE ANLAMLARI:

– A HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Ablutophobia- Yıkanma ve banyo yapma fobisi.

Acarophobia- Kaşıntı veya kaşıntıya sebep olan böcek fobisi.

Acerophobia- Ekşi tat fobisi.

Achluophobia- Karanlık fobisi.

Acousticophobia- Gürültü fobisi.

Acrophobia- Yükseklik fobisi.

Aerophobia- Kapalı bir mekânda cereyan veya kimyasal madde kokusu fobisi.

Aeroacrophobia- Yüksek ve üstü açık mekân fobisi.

Aeronausiphobia- Uçakta kusma fobisi.

Agateophobia (psikozofobi)- Delirme fobisi.

Agliophobia- Acı çekme fobisi.

Agoraphobia- Pazar veya park gibi açık alanlar veya güvenli bir yerden ayrılma fobisi.

Agraphobia- Cinsel taciz fobisi.

Agrizoophobia- Vahşi hayvan fobisi.

Agyrophobia- Sokak veya sokakta yürüme fobisi.

Aichmophobia- İğne veya delici nesne fobisi.

Ailurophobia- Kedi fobisi.

Albuminurophobia- Böbrek hastalığı fobisi.

Alektorophobia- Tavuk fobisi.

Algophobia- Acı çekme fobisi.

Alliumphobia- Sarımsak fobisi.

Allodoxaphobia- Fikir sahibi olma veya başkasının bir fikrini belirtmesi fobisi.

Altophobia- Yükseklik fobisi.

Amathophobia- Toz fobisi.

Amaxophobia- Hareket halindeki bir arabanın içinde bulunma fobisi.

Ambulophobia- Yürüme fobisi.

Amnesiphobia- Hafıza kaybı fobisi.

Amychophobia- Tırmalanma fobisi.

Anablephobia- Yukarı bakma fobisi.

Ancraophobia- Rüzgâr fobisi.

Androphobia- Erkek fobisi.

Anemophobia- Rüzgâr ve cereyan fobisi.

Anginophobia- Kalp ağrısı veya soluksuz kalma fobisi.

Anglophobia- İngiltere İngiliz kültürü fobisi.

Angrophobia – Öfke ve sinirlenme fobisi (Sınır Kişilik Bozukluğunda ve Antisosyallerde, Manik Depresif Bozukluğun Manik dönemlerinde "acting out" tarzında saldırganlıklara sık rastlarız; çoğu tedaviye iyi cevap verir.

Ankylophobia- Kollar bacaklar gibi eklemleri hareket ettirememe fobisi.

Anthophobia- Çiçek fobisi.

Anthropophobia- Halk veya sosyete fobisi.

Antlophobia- Sel fobisi.

Anuptaphobia- Bekâr kalma fobisi.

Apeirophobia- Sonsuzluk fobisi.

Aphenphosmphobia- Dokunulma fobisi.

Apiphobia- Arı fobisi.

Apotemnophobia- Vücudunun herhangi bir yeri kopmuş insan fobisi.

Arachibutyrophobia- Fıstık ezmesinin damakta kalması fobisi.

Arachnephobia  (Arachnophobia)- Örümcek fobisi.

Arithmophobia- Rakam fobisi.

Arrhenphobia- Erkek fobisi.

Arsonphobia- Ateş fobisi.

Asthenophobia- Güçsüzlük veya bayılma fobisi.

Astrapophobia- Gök gürültüsü ve şimşek fobisi.

Astrophobia- Yıldız veya gezegen meteor gibi uzaydaki cisimler fobisi

Asymmetriphobia- Asimetrik şeyler fobisi (çok sıktır, bilhassa simetromanlarda (her şeyi) düzelten kişilerde sık rastlanır.

Ataxiophobia- Kasları düzenli oynatamama fobisi.

Ataxophobia- Düzensizlik veya tertipsizlik fobisi.

Atelophobia- Mükemmel olamama fobisi.

Atephobia- Harabe fobisi.

Athazagoraphobia- Unutma unutulma veya dışlanma fobisi.

Atomosophobia- Atomik patlama fobisi.

Atychiphobia- Başaramama fobisi.

Aulophobia- Flüt fobisi Panik Bozukluk Hastalarında sık görülür (Pan Flüt çalanlarda olmayabilir)

Aurophobia- Altın fobisi.

Auroraphobia- Aurora fobisi.

Autodysomophobia- İğrenç kokan insan fobisi.

Automatonophobia- Vantrilok kuklası robot gibi hareket eden oyuncak veya nesne birinin birebir yapılmış mumyası fobisi.

Automysophobia- Kirli olma fobisi.

Autophobia- Kendinden korkma veya yalnız kalma fobisi.

Aviatophobia- Uçma fobisi.

– B HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Bacillophobia- Mikrop fobisi.

eight":"300"}[/embed]

Bacteriophobia- Bakteri fobisi.

Ballistophobia- Mermi veya balistik fobisi.

Bolshephobia- Bolşevik fobisi (Dünya Harbinden kalma)

Barophobia- Yerçekimi fobisi.

Basiphobia- Ayağa kalkamayacak hale gelme fobisi.

Bathmophobia- Merdiven veya yokuş fobisi.

Bathophobia- Derinlik fobisi.

Batophobia- Yüksek binaların yakınında bulunma fobisi.

Batrachophobia- Sürüngen hayvan fobisi.

Belonephobia- Raptiye veya küçük delici iğne fobisi.

Bibliophobia- Kitap fobisi.

Blennophobia- İğrenç sıvı veya yapışkan madde fobisi.

Bogyphobia- Cin ve peri fobisi.

Botanophobia- Bitki fobisi.

Bromidrophobia- Vücut kokusu fobisi.

Brontophobia- Gök gürültüsü ve şimşek fobisi.

Bufonophobia- Bir tür kurbağa fobisi.

– C HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Cacophobia- Çirkin olma fobisi.

Cainotophobia- Yenilik veya değişiklik fobisi.

Caligynephobia- Güzel kadın fobisi.

Carcinophobia- Kanser fobisi.

Cardiophobia- Kalp fobisi.

Carnophobia- Et fobisi.

Catagelophobia- Küçük düşme fobisi.

Catapedaphobia- Yüksek veya alçak yerlerden atlama fobisi (space phobia: boşluk fobisi: Çok gördüm, tabanlarının altında basacak yer yokmuş gibi davranırlar).

Cathisophobia- Oturma fobisi.

Catoptrophobia- Ayna fobisi.

Centophobia- Yeni fikirler veya şeyler fobisi.

Keraunophobia- Gök gürültüsü veya şimşek fobisi.

Chaetophobia- Saç fobisi.

Cheimaphobia- Soğuk fobisi.

Chemophobia- Kimyasallar veya kimyasallarla çalışma fobisi.

Cherophobia- Neşe eğlence fobisi.

Chionophobia- Kar fobisi (tam mevsimi ve ço rastlamaktayım)

Chiraptophobia- Dokunulma fobisi.

Chirophobia- El veya vücut fobisi.

Cholerophobia- Kolera fobisi (epeydir görmedim)

Chorophobia- Dans etme fobisi.

Chrometophobia Chrematophobia- Para fobisi.

Chromatophobia- Renk fobisi.

Chronophobia- Zaman fobisi.

Chronomentrophobia- Saat fobisi.

Cibophobia- Yemek besin fobisi.

Claustrophobia- Küçük alan küçük yer fobisi (asansör, mağara vs.)

Cleithrophobia (Cleisiophobia)- Kapalı yerde kilitli kalma fobisi.

Cleptophobia- Hırsızlık yapma fobisi.

Climacophobia- Basamak tırmanma veya aşağı düşme fobisi.

Clinophobia- Yatağa gitme fobisi.

Cleithrophobia- Bir yerde kapalı kalma fobisi.

Cnidophobia- Eşek arısı fobisi.

Cometophobia- Meteor (göktaşı) fobisi.

Coimetrophobia- Mezarlık fobisi.

Contreltophobia- Cinsel taciz fobisi.

Coprastasophobia- Kabızlık fobisi.

Coprophobia- Büyük abdest fobisi.

Coulrophobia- Palyaço fobisi.

Counterphobia- Korkuyu arama korkutabilecek olayların içine girme.

Cremnophobia- Yüksek bir yerin kenar kısmında yürüme fobisi.

Cryophobia- Dondurucu soğuk buz ve donma fobisi.

Crystallophobia- Kristal ve cam fobisi.

Cyberphobia- Bilgisayar veya bilgisayarda çalışma fobisi.

Cyclophobia- Bisiklet fobisi.

Cymophobia veya Kymophobia- Vücudun yukarı aşağı hareketi fobisi.

Cynophobia- Köpek ve kuduz fobisi.

Cyprinophobia – Hayat kadını veya cinsel hastalık fobisi.

– D HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Dentophobia- Diş hekiminden aşırı korkma.

Dermatopatophobia- Deri hastalıkları fobisi.

– E HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Ecclesiophobia- Kilise fobisi.

Ecophobia- Ev fobisi.

Eicophobia- Evi kaplayan nesneler fobisi.

Eisoptrophobia- Ayna veya kendini aynada görme fobisi.

Electrophobia- Elektrik fobisi.

Eleutherophobia- Özgürlük fobisi.

Elurophobia, aurilofobi - Kedi fobisi.

Emetophobia- Kusma fobisi.

Enetophobia- Raptiye fobisi.

Enochlophobia- Kalabalık fobisi.

Enissophobia- Tövbe edilemeyecek bir günaha girme fobisi.

Entomophobia- Böcek fobisi.

Eosophobia- Şafak vakti veya günışığı fobisi.

Ephebiphobia- Gençlik çağındaki insan fobisi.

Epistaxiophobia- Burun kanaması fobisi.

Epistemophobia- Bilgelik fobisi.

Equinophobia- At fobisi.

Eremophobia- Yalnız kalma fobisi.

Ereythrophobia- Utanıp kızarma fobisi.

Ergasiophobia- Çalışma bir şeyin çalışması veya bir doktorun ameliyat yapma fobisi.

Ergophobia- Çalışma fobisi.

Euphobia- İyi haberler duyma fobisi.

Eurotophobia- Dişi cinsel organ fobisi.

Erythophobia - Kızarma fobisi.

– F HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Fibriophobia- Ateşlenme fobisi.

Felinophobia- Kedi fobisi.

Francophobia- Fransa veya Fransız kültürü fobisi.

Frigophobia- Soğuk veya soğuk şeyler fobisi.

– G HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Galeophobia- Kedi fobisi.

Gallophobia veya Galiophobia- Fransa veya Fransız kültürü fobisi.

Gamophobia- Evlilik fobisi (Evlilikten aşırı korkma, sık rastlıyoruz. Çoğunun tedavisinde başarılı oluyoruz)

Geliophobia- Kahkaha fobisi.

Geniophobia- Çene fobisi.

Genuphobia- Diz fobisi.

Gephysrophobia- Köprüden geçme fobisi.

Germanophobia- Almanya veya Alman kültürü fobisi.

Gerascophobia- Yaşlanma fobisi.

Gerontophobia- Yaşlanma veya yaşlı insanlar fobisi.

Geumophobia- Tat alma fobisi.

Glossophobia- Konuşmaya çalışma veya toplum içinde konuşma fobisi.

Gnosiophobia- Bilgelik fobisi.

Graphophobia-  Yazı veya el yazısı fobisi.

Gymnophobia- Çıplaklık fobisi.

Gynophobia- Kadın fobisi.

– H HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

 

Hadephobia- Cehennem fobisi.

Hagiophobia- Azizler veya kutsal şeyler fobisi.

Hamartophobia- Günaha girme fobisi.

Haphephobia Haptephobia- Dokunulma fobisi.

Harpaxophobia- Soyulma zorla paranın çalınması fobisi.

Hedonophobia- Haz duyma fobisi (Depresyonda sık görülür)

Heliophobia- Güneş fobisi.

Hellenologophobia- Yunanca deyimler veya karmaşık bilimsel terminolojiler fobisi.

Helminthophobia- Vücuda birçok solucanın temas etmesi fobisi.

Hemaphobia - Kan fobisi (kan alınırken düşüp fenalık geçirenlerde sık rastlıyorum)

Heresyphobia - Düzeni değiştirecek radikal bir hareket veya ihtilâl yapma korkusu.

Herpetophobia- Yılan, kertenkele, timsah fobisi.

Heterophobia- Karşı cins fobisi.

Hierophobia- Din adamları veya dinsel şeyler fobisi.

Hippophobia- At fobisi.

Hippopotomonstrosesquippedaliophobia- Uzun kelime fobisi.

Hobophobia- Evsiz insan veya dilenci fobisi.

Hormephobia- Şok fobisi.

Homichlophobia- Sis fobisi.

Homilophobia- Dinî nutuk fobisi.

Hominophobia- Erkek fobisi.

Homophobia- Monotonluk, homoseksüellik veya homoseksüel olma fobisi. Bunların çoğunda kendi bastırılmış homoseksüellik korkuları yatar. Çok gördüm. Gerçek homoseksüelliğin tedavisi gerekmez ama kişiliğe /egoya yabancı olan dönemde Bilişsel Davranışçı terapi çok etkili olur. Çoğu erkek homoseksüelde de, özellikle dindar olanda toplumdan dışlanma ve istenmeme endişesi olur. Gördüklerimin hepsi iyileşti.

Hoplophobia- Ateşli silâh fobisi.

Hydrargyophobia- İyileştiren ilaçlar fobisi.

Hydrophobia- Su veya kuduz fobisi.

Hydrophobophobia- Kuduz fobisi (artık, nadiren de olsa, tedavi ediliyor)

Hyelophobia Hyalophobia- Cam fobisi. Kanada’daki Yüksek Kule’de atlarken yaşamıştım en son ama çok yaygındır aslında.

Hygrophobia- Rutubet veya sızıntı akıntı fobisi.

Hylephobia- Materyalizm veya epilepsi fobisi (sarayla konversiyon karıştırılmamalıdır)

Hylophobia- Orman fobisi.

Hypengyophobia- Sorumluluk fobisi.

Hypnophobia- Uyuma veya hipnotize olma fobisi (hipnoza yatkın kişilerde hiç görmedim ama istemeyenlerde epey rastladım. Oran %7 kadardır.

Hypsiphobia- Yükseklik fobisi.

– I HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Iatrophobia- Doktor veya doktora gitme fobisi. 35 senedir binlerce gördüm.

Ichthyophobia- Balık fobisi.

Ideophobia- Fikir fobisi.

Illyngophobia- Dengeyi kaybetme veya aşağı bakınca dengeyi kaybetme fobisi.

Iophobia- Zehir fobisi.

Insectophobia – Böcek fobisi.

Isolophobia- Yalnız kalma fobisi.

Isopterophobia- Termit fobisi.

Ithyphallophobia- Ereksiyon halinde bir penise sahip olma görme veya düşünme fobisi.

– J HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Japanophobia- Japon fobisi.

Judeophobia- Yahudi fobisi. Holocaust'tan beri hâlâ sürmekte! 

– K HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Kainolophobia- Yenilik fobisi.

Kakorrhaphiophobia- Başarısız olma veya yenilme fobisi.

Katagelophobia- Küçük duruma düşüş fobisi.

Kathisophobia- Oturma fobisi.

Kenophobia (Xenophobia)- Açık alan ve yabancı fobisi. Ortaçağ’dan kalmadır ve en fazla –hâlâ- kadınlarda rastlıyorum.

Keraunophobia - Gök gürültüsü veya şimşek fobisi.

Kinetophobia - Hareket fobisi.

Kleptophobia- Hırsızlık yapma veya hırsızdan korkma fobisi.

Koinoniphobia- Oda fobisi.

Kolpophobia- Dişi cinsel organ fobisi.

Kopophobia- Yorgun bitkin düşme fobisi.

Koniophobia- Toz fobisi (allerjilerde sık görülür ve tam da mevsimi.

Kosmikophobia- Kozmik fenomen fobisi.

Kymophobia- Dalga fobisi.

Kynophobia- Kuduz fobisi. Artık tek tük tedavi edilen bir hastalık ama bazı insanlar masum bir köpek görse bile zıplayıp kaçar.

Kyphophobia- Bir yerden eğilerek geçme fobisi.

– L HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Lachanophobia- Sebze meyve fobisi: Ev hanımlarında veya alışveriş yaparken eli bile dokunanlarda sık görülür.

Laliophobia Lalophobia- Konuşma fobisi. Histerik afoni haricinde çok az rastlanır. Baskı rejimlerinde de çok görülmüştür: Faşizm ve diğer totaliter rejimlerde.

Leprophobia Lepraphobia- Cüzzam fobisi.

Leukophobia- Beyaz renk fobisi.

Levophobia- Vücudun sol tarafında bir şey bulunması fobisi.

Ligyrophobia- Yüksek sesli gürültü fobisi.

Lilapsophobia- Hortum ve tornado fobisi

Limnophobia- Göl fobisi.

Linonophobia- İp fobisi.

Liticaphobia- Mahkeme davaları fobisi.

Lockiophobia- Çocuk doğumu fobisi.

Logizomechanophobia- Bilgisayar fobisi.

Logophobia- Kelime fobisi.

Luiphobia- Bir tür cinsel yolla buluşan insanı delirtebilen kadın hastalığı fobisi.

Sutraphobia- Samur fobisi.

Lygophobia- Karanlık fobisi.

Lyssophobia- Delirme veya kuduz olma fobisi.

– M HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Macrophobia- Uzun süre bekleme fobisi.

Mageirocophobia- Yemek pişirme fobisi.

Maieusiophobia- Çocuk doğumu fobisi.

Malaxophobia- Aşk oyunları fobisi.

Maniaphobia- Çıldırma fobisi.

Mastigophobia- Cezalandırılma fobisi.

Mechanophobia- Makine fobisi.

Medomalacuphobia- Seks sırasında cinsel olarak uyarılamama fobisi.

Medorthophobia- Ereksiyon durumundaki penis fobisi.

Megalophobia- Uzun şeyler fobisi.

Melissophobia- Arı fobisi.

Melanophobia- Siyah renk fobisi.

Melophobia- Müzik fobisi.

Meningitophobia- Beyin hastalığı fobisi.

Menophobia- Âdet görme fobisi. Premenstrüel dönemde sık rastlanır. Ülkemizdeki çoğu kadın âdet görmeye “hastalık” der, hâlbuki üretkenlik döneminde bu normal bir şeydir.

Merinthophobia- Bir yere bağlanma fobisi.

Meteorophobia- Meteor fobisi.

Methyphobia- Alkol fobisi: Etil alkol alanların korkacak zamanı bile olmaz.

Metrophobia- Şairliğe olan nefret veya şiir fobisi.

Microbiophobia- Mikrop fobisi.

Microphobia- Küçük şeyler fobisi.

Mysophobia- Kirli şeylerle temas etmek fobisi.

Mnemophobia- Hatıra fobisi.

Molysmophobia- Kirlilik fobisi.

Monophobia- Yalnızlık fobisi (şimdilerde çok sık çünkü pek çok insan işsiz ve sokaklarda ölüyor).

Monopathophobia- Bir hastalığının olduğunun öğrenilmesi fobisi.

Motorphobia- Otomobil fobisi.

Mottephobia- Güve fobisi.

Musophobia- Fare fobisi.

Mycophobia- Mantar fobisi.

Mycrophobia- Çok küçük şeyler fobisi.

Myctophobia- Karanlık fobisi.

Myrmecophobia- Karınca fobisi.

Mythophobia- Aslı olmayan söylenti fobisi.

Myxophobia- İğrenç sıvı veya yapışkan madde fobisi.

– N HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Nebulaphobia- Sis fobisi.

Necrophobia- Ölüm veya ceset fobisi. Hemen herkeste görülür.

Nelophobia- Cam fobisi.

Neopharmaphobia- Yeni uyuşturucular fobisi. Özellikle LSD25, Ekstazi ve diğerleri hakkında.

Neophobia- Yeni herhangi bir şey fobisi.

Nephophobia- Bulut fobisi.

Noctiphobia- Gece fobisi.

Nomatophobia- İsim fobisi.

Nosocomephobia- Hastane fobisi (binlerce gördüm, çoğu iyileşti)

Nosemaphobia- Hastalanma fobisi.

Nostophobia- Eve dönme fobisi.

Novercaphobia- Üvey anne fobisi.

Nucleomituphobia- Nükleer silah fobisi.

Nudophobia- Çıplaklık fobisi.

Numerophobia- Rakam fobisi.

Nyctohylophobia- Geceleyin ormanda kalma fobisi.

Nyctophobia- Karanlık veya gece fobisi.

– O HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Obesophobia- Kilo alma fobisi. Dismorfofobi (kendini olduğundan farklı görme: Daha büyük veya küçük) Tedavisi biraz zahmetlidir.

Ochlophobia- Kalabalık fobisi.

Ochophobia- Araç fobisi (tam da devrimize uygun)

Octophobia- “8” rakamı fobisi.

Odontophobia- Diş veya diş operasyonu fobisi. Pek çok kişide vardır ve tedaviyle %90’ı düzelir.

Odynophobia- Acı çekme fobisi.

Oenophobia- Şarap fobisi.

Oikophobia- Ev ve ev eşyaları fobisi.

Olfactophobia- Koku fobisi.

Ombrophobia- Yağmur veya yağmurda ıslanma fobisi.

Ommatophobia- Göz fobisi.

Oneirophobia- Rüya fobisi.

Oneirogmophobia- Seks rüyaları fobisi.

Onomatophobia- Belirli bir kelimeyi veya ismi işitme fobisi.

Ophidiophobia- Yılan fobisi.

Ophthalmophobia- Bakılma fobisi.

Opiophobia- Doktorların bir hastaya ilaç verme fobisi.

Optophobia- Birisinin gözünü açması fobisi.

Ornithophobia- Kuş fobisi.

Orthophobia- Sahip olma fobisi.

Osphresiophobia- Koku fobisi.

Ostraconophobia- Kabuklu deniz hayvanı fobisi.

Ouranophobia - Cennet fobisi.

– P HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Pagophobia- Buz ve donma fobisi.

Panthophobia- Acı çekme ve hastalık fobisi.

Panphobia- Her şeyin fobisi.

Papaphobia- Papa fobisi.

Papyrophobia- Kâğıt fobisi.

Paralipophobia- Bir görevi veya sorumluluğu aksatma fobisi.

Paraphobia- Seks sırasında mide bulandırıcı şeyler yapma fobisi.

Parasitophobia- Parazit fobisi.

Paraskavedekatriaphobia- 13. Cuma fobisi. Kadim Hıristiyanlık ve Yahudilikten kalma bir batıl itikat.

Parthenophobia- Bakireler ve genç kızlar fobisi.

Pathophobia- Hastalık fobisi.

Patroiophobia- Başkasına bir şey bir hastalık bulaştırma fobisi.

Parturiphobia- Çocuk doğumu fobisi.

Peccatophobia- Günah işlemek veya suç işlediğini hayal etme fobisi.

Pediculophobia- Bit fobisi.

Pediophobia- Oyuncak bebek fobisi.

Pedophobia- Çocuk fobisi.

Peladophobia- Kel insan fobisi.

Pellagrophobia- Bir tür diyet hastalığı fobisi.

Peniaphobia- Parasız kalma fobisi (bu aralar pek yaygın).

Pentheraphobia- Kaynana fobisi. Tarih boyunca gelinle kaynana pek az anlaşabilmiştir.

Phagophobia- Yutkunma yeme veya bir şey tarafından yenme fobisi.

Phalacrophobia- Kel kalma fobisi.

Phallophobia- Penis fobisi.

Pharmacophobia- İlaç kullanma fobisi.

Phasmophobia- Hayalet fobisi.

Phengophobia- Güneş ışığı fobisi.

Philemaphobia Philematophobia- Öpme fobisi.

Philophobia- Âşık olma fobisi

Philosophobia- Felsefe fobisi.

Phobophobia- Bir fobiye sahip olma fobisi.

Photoaugliaphobia- Işıktan rahatsız olma fobisi.

Photophobia- Işık fobisi.

Phonophobia- Gürültü ses veya birisinin telefondaki sesi fobisi.

Phronemophobia- Düşünme fobisi.

Phthiriophobia- Bit fobisi.

Phthisiophobia- Tüberküloz fobisi (çok arttı ve beşli, atılı ilaç kombinasyonları verilmekte)

Placophobia- Mezar taşı fobisi.

Plutophobia- Zengin olma fobisi.

Pluviophobia- Yağmur veya yağmurda ıslanma fobisi.

Pneumatiphobia- Ruhlar fobisi.

Pnigophobia Pnigerophobia- Boğulma fobisi.

Pocrescophobia- Kilo alma fobisi.

Pogonophobia- Sakal fobisi.

Poliosophobia- Poliomyelitis (Çocuk Felci) hastalığına yakalanma fobisi.

Politicophobia- Politikacılara karşı duyulan nefret veya politikacı fobisi.

Polyphobia- Birçok şeyin fobisi.

Poinephobia- Cezalandırılma fobisi.

Ponophobia- Çok çalışma fobisi.

Porphyrophobia- Mor renk fobisi.

Potamophobia- Nehir veya hareket eden su fobisi.

Potophobia- Alkol fobisi.

Pharmacophobia- Uyuşturucu fobisi.

Proctophobia- Kuyruk sokumu fobisi.

Prosophobia- Bir şeyin gelişmesi fobisi.

Psellismophobia- Kekemelik fobisi.

Psychophobia- Akıl fobisi.

Psychrophobia- Soğuk fobisi.

Pteromerhanophobia- Uçma fobisi.

Pteronophobia- Kuştüyü ile gıdıklanma fobisi.

Pupaphobia – Kukla fobisi.

Pyrexiophobia- Ateşlenme fobisi.

Pyrophobia- Ateş fobisi.

– R HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Radiophobia- Radyasyon fobisi.

Ranidaphobia- Kurbağa fobisi.

Rectophobia- Kuyruk sokumu ve ilgili hastalıklar fobisi.

Rhabdophobia- Bir sopayla dövülme ya da sihir fobisi.

Rhypophobia- Büyük tuvaletini yapma fobisi.

Rhytiphobia- Vücutta kırışıklıklar çıkması fobisi.

Rupophobia- Kirlilik fobisi.

Russophobia- Rus fobisi.

– S HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Samhainophobia: Cadılar bayramı fobisi.

Sarmassophobia- Aşk oyunları fobisi.

Satanophobia- Şeytan fobisi.

Scabiophobia- Bir tür deri hastalığı fobisi.

Scatophobia- Dışkı fobisi.

Scelerophibia- Hırsız fobisi.

Sciophobia veya Sciaphobia- Gölge fobisi.

Scoleciphobia- Solucan fobisi.

Scolionophobia- Okul fobisi.

Scopophobia veya Scoptophobia- Kendisine başkalarının bakması gözetlemesi fobisi.

Scotomaphobia- Körlük fobisi.

Scotophobia- Karanlık fobisi.

Scriptophobia- Toplum içinde yazı yazma fobisi.

Selachophobia- Köpek balığı fobisi.

Selaphobia- Işıklı flaş fobisi.

Selenophobia- Ay fobisi.

Seplophobia- Çürümüş, bayatlamış herhangi bir şey fobisi.

Sesquipedalophobia- Uzun kelime fobisi.

Siderodromophobia- Tren demiryolu veya tren yolculuğu fobisi.

Siderophobia- Yıldız fobisi.

Sinistrophobia- Solaklık fobisi.

Sinophobia- Çin ve Çin kültürü fobisi.

Sitophobia Sitiophobia- Yemek ve yemek yeme fobisi.

Snakephobia- Yılan fobisi.

Soceraphobia- Kaynana ve kayın peder fobisi.

Social Phobia- Sosyal pozisyonlarda başkalarının kendisi hakkında olumsuz düşünmesi fobisi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu);

Sociophobia- Halk veya sosyete fobisi.

Somniphobia- Uyuma fobisi.

Sophophobia- Öğrenme fobisi.

Soteriophobia – Başkasına ihtiyaç duyma fobisi.

Space Phobia- Uzay fobisi.

Spectrophobia- Hayalet veya Azrail fobisi.

Spermatophobia veya Spermophobia- Bir tür bakteri fobisi.

Spheksophobia- Eşek arısı fobisi.

Stasibasiphobia veya Stasiphobia- Ayakta durma veya yürüme fobisi.

Staurophobia- Haç veya çaprazlık fobisi.

Stenophobia- Dar alan fobisi.

Stigiophobia- Cehennem fobisi.

Suriphobia- Fare fobisi.

Symbolophobia- Sembolizm fobisi.

Symmetrophobia- Simetri fobisi.

Syngenesophobia- Akraba fobisi.

Syphilophobia- Bir tür cinsel hastalık (frengi) fobisi.

– T HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Tachophobia- Hız fobisi.

Taeniophobia veya Teniophobia- Vücut içindeki solucan fobisi.

Taphephobia veya Taphophobia- Canlı gömülme ya da mezarlık fobisi.

Tapinophobia- Hastalık bulaştırma fobisi.

Taurophobia- Boğa fobisi.

Technophobia- Teknoloji fobisi.

Teleophobia- Planlanmış şeyler veya dinsel tören fobisi.

Telephonophobia- Telefon fobisi.

Teratophobia- Özürlü bir çocuk sahibi olma veya özürlü insan fobisi.

Testophobia- Test yapma fobisi.

Tetanophobia- Tetanos fobisi.

Teutophobia- Alman fobisi.

Textophobia- Fabrika fobisi.

Thaasophobia- Oturma fobisi.

Thalassophobia- Deniz fobisi.

Thanatophobia veya Thantophobia- Ölüm veya ölme fobisi.

Theatrophobia- Tiyatro fobisi.

Theologicophobia- Teoloji (ilahiyat) fobisi.

Theophobia- Tanrı veya din fobisi.

Thermophobia- Isı fobisi.

Tocophobia- Gebelik veya çocuk doğumu fobisi.

Tomophobia- Ameliyat fobisi.

Tonitrophobia- Gök gürültüsü fobisi.

Topophobia- Sahne gibi bazı belli alanlar fobisi.

Toxiphobia, Toxophobia, Toxicophobia- Zehir veya yanlışlıkla zehirlenme fobisi.

Traumatophobia- Sakatlık fobisi.

Tremophobia- Titreme fobisi.

Trichinophobia- Saçkıran fobisi.

Trichopathophobia Trichophobia- Saç fobisi.

Triskaidekaphobia- 13 sayısı fobisi. Ortaçağ’dan kalmadır.

Tropophobia- Hareket etme veya değişiklik yapma fobisi.

Trypanophobia- Enjeksiyon fobisi.

Tuberculophobia- Tüberküloz fobisi.

Tyrannophobia- Diktatör fobisi. Bu aralar epey arttı bütün dünyada!

– U HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Uranophobia veya Ouranophobia- Cennet fobisi.

Urophobia- İdrar yapma ve küçük su dökme fobisi. Böyle bir hastam erkekler tuvaletine giremez, başkaları görecek diye pisuvara dahi yaklaşamazdı. Bizde pek çok tuvalette yan yana tuvalete çıkılır. Bu hastam da 20 küsur yaşlarındaydı ve tedaviyle (hipnoterapi ve ilaçlar) tamamen düzeldi.

– V HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Vaccinophobia- Aşı olma fobisi.

Venustraphobia- Güzel kadın fobisi. Bende hiç yok ama yaygındır (nazar değer şeklindeki batıl inanç).

Verbophobia- Kelime fobisi.

Verminophobia- Bakteri fobisi.

Vestiphobia- Giyinme fobisi.

Virginitiphobia- Tecavüze uğrama fobisi.

Vitricophobia- Üvey baba fobisi.

– W HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Walloonphobia- Volan fobisi.

Wiccaphobia: Cadı ve cadılık fobisi. Cadılar Bayramı Törenlerinden bize de geçmiştir.

– X HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Xanthophobia- Sarı renk fobisi.

Xenoglossophobia- Yabancı dil fobisi.

Xenophobia- Yabancı insan fobisi.

Xerophobia- Kuruluk fobisi.

Xylophobia- Tahta nesneler veya orman fobisi.

Xyrophobia- Tıraş bıçağı fobisi.

– Z HARFİ İLE BAŞLAYAN FOBİLER

Zelophobia- Kıskançlık fobisi.

Zeusophobia- Tanrı fobisi.

Zemmiphobia- Köstebek fobisi.

Zoophobia- Hayvan fobisi.

***

Şiddetli karafatma fobisi olan, 40 yaşlarında, evli bir kadın hastam vardı. Yurtdışındaki bir ülkede oğlunun yanına gittiğinde, açtığı raftan fırlayan binlerce karafatmanın hücumuna uğramış ve çok korkmuştu; bu da bir zoofobi tipi olan karafatma fobisi ortaya çıkmıştı.

Kendisine herhangi bir ilaç vermedim ve doğrudan psikoterapiye başladım.

İlk seansta hipnoz yaptım ve hemen transa girdi. Önce karafatmaları gözünün önünde canlandırmasını söyledim ve başardı. Bir sonraki seansta ise kavanoz içerisindeki karafatmalarla karı karşıya bıraktım (maruziyet). Derhal transa girdi.

Daha sonra ise kendisini bir sürpriz bekliyordu: Ölü karafatmalarla dolu bir kavanozu eline verdim, içine bakmasını söyledim. Biraz şaşırdı ve kahkahayı bastı, “ben bundan artık korkmuyorum” dedi.

Meğer oturdukları apartmanın altıncı katında ilk defa bu böcekten ortaya çıkmış ve bana geldiğinin ertesi günü, yataklarına uzandıklarında, tam da yorganın altından yürüyen haşereyi görünce, kocası korkudan yataktan dışarı sıçramış. Ama kendisi, eline aldığı terliğiyle hayvanı öldürmüş. Bir daha hiç korkusu kalmadı.

O zamandan beri artık tedaviye gelmiyor ama arada bir, çay kahve içmek için uğruyor.

Bu tip hipnotik telkinlerle, pek çok örselenmeye bağlı fobi ilaç vermeden tedavi edilebilmekte…

Tabii ki, daha ağır durumlarda, mesela Panik Bozukluğuna eşlik eden Agorafobide, sıklıkla antidepresan türevi ilaçlarla diğer psikoterapileri ve hipnozu tatbik ediyoruz.

Sağlıcakla kalın…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 02 Aralık 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  8748 Hits
  1 yorum
8748 Hits
1 yorum

EMDR BENZERİ HİPNOZ

Sevgili Mekâncılar,

EMDR, Shapiro tarafından 1987’de geliştirilen ve oldukça da pahalı bir eğitim süreci gerektiren bir yöntem. Genellikle iki veya üç aşamalı bir eğitim süreci var. Hâlbuki aynı etkiyi Ericksonian Soft Hypnosis (Silik Hipnoz) yöntemiyle de elde etmek mümkün.

Shapiro

Bakın, Eski Asistanım ve Meslekdaşım Doç. Dr. Adnan Çoban bu yöntemi nasıl özetlemiş:

EMDR Terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?


EMDR Terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR Terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR Terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR Terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

EMDR Terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

EMDR Terapisinin yan etkileri nelerdir?

EMDR Terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

EMDR Terapisinde hatıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

Travmatik hatıralarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

EMDR terapisi konusunda bir uzman arayışına girdiğimde nelere dikkat etmeliyim?

EMDR terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?

Evet!

TSSB’nin psikoterapötik olarak tedavi edilmesi ile ilgili en çok araştırma yapılan yöntem EMDR’dir. Travmatik olayların yeniden yaşanıyor gibi canlı hissedilmesi, olayı hatırlatan durumlardan ve düşüncelerden kaçınma çabası, suçluluk vb. olumsuz düşünceler, olayı hatırlayınca bedensel olarak hissedilen sıkıntılar şeklindeki TSSB semptomlarında EMDR ile kısa sürede etkili sonuçlar alındığı birçok araştırmada ispatlanmıştır.

EMDR terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR terapisinin TSSB yanında çocuk, ergen ve yetişkinlerde birçok farklı problem türünde de iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Aşağıdaki problem türleri EMDR terapisinin sıklıkla kullanıldığı sorun alanlarıdır:

Tüm Travmatik Yaşantılar (Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Olumsuz Çocukluk Deneyimleri, Doğal Âfetler, Aldatılma, Aldatma, Terk Edilme vb.)

Kompleks/Çoklu Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları

Depresyon

Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluğu, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)

Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)

Uzun Süren Yas

Kendilik Değeri ve Özgüven Problemleri

Performans Kaygısı (Sınav Kaygısı vb.)

Performans Geliştirme (Örneğin, spor, sahne sanatları vb. performans gerektiren konular)

Öfke ve Stres Yönetimi

Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Kronik Baş Ağrısı, Fibromiyalji vb.)

Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları

Beden Algısı Bozuklukları

EMDR terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR terapisinin bitiminden itibaren danışanların 3, 4, 9, 15 ay ve 5 yıl sonra mevcut durumlarının incelendiği araştırmalarda birçok danışanın terapide elde ettikleri faydaları koruduğu görülmüştür. Diğer bütün terapi yöntemlerinde olduğu gibi EMDR terapisinde de elde edilen kazanımların kalıcılığı konusunda birçok faktör devreye girmektedir.

Terapinin terapist tarafından iyi bir şekilde yürütülmesi, danışana faydalı olabilecek uygun hedeflerin seçilerek zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesi, terapist danışan arasında uyumlu bir ilişki olması, terapinin uzunluğu, danışanın terapiden elde ettiği kazanımları ve öğrendiği becerileri hayata geçirme konusunda çaba göstermesi vb. birçok faktörün terapinin verimliğinde payı bulunmaktadır.

EMDR terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR birçok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan karmaşık bir terapi yaklaşımıdır. EMDR terapisinde psikodinamik, bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Bu çeşitlilik EMDR’nin en önemli avantajlarından birisidir. Terapi sürecinde sadece düşüncelere odaklanılmamakta, duygular, bedensel hisler ve bağlantılı anılar gibi birçok boyutta ele alınmaktadır.

EMDR terapisi ele alınan hatıra ile ilgili düşünceler, duygular ve bedensel hisler üzerinde doğrudan bir çalışma yürütülerek daha faydalı ve adaptif bilgilerle yeni bağlantılar yapılmasını sağlamaktadır.  Bunun sağlanabilmesi için EMDR’de aşağıdaki etkenler önemli bir role sahiptir:

1. Hâtıranın parçaları ile bağ kurulması: Olayla ilgili görüntüler, olumsuz düşünceler ve bedensel hislere aynı anda odaklanılıyorken travmatik anı ele alınmaktadır.

2. Farkındalık: Travmatik anıyı ele alırken danışandan istenen sadece aklına ne gelirse “izlemesi”, ‘fark etmesi” ve “ne geliyorsa buna izin vermesidir”. Karmaşık bir düşünce sürecine girmek için kendisini zorlamaması istenir.

3. Serbest çağrışım: Bilgi işleme sırasında danışandan yeni farkındalıklara, bağlantılara, duygulara, görüntülere ve aklına başka ne gelirse bunlara dikkatini vermesi istenir. Yönlendirici olmayan bu yaklaşım sayesinde hedeflenen hâtıra ile bağlantılı ancak farkında olunmayan rahatsızlık verici anılara ulaşabilme ve böylece bunları ele alabilme imkânı doğmaktadır.

4. Tekrarlı bir şekilde hatıraya dönmek ve onun canlılığını kaybetmesi: EMDR terapisindeki kısa süreli yüzleştirmeler sayesinde rahatsız edici içsel süreçlerin etkisi azalmaya başlamakta ve böylece kişi anıyı hatırladığında daha rahat olmaktadır. Bunun temelinde kişinin artık hatırayı çaresizce bastırmak yerine içsel dünyasının kontrolünü eline almaya başlaması yatmaktadır.

5. Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri: Çift taraflı uyarımın yöntemi ile beynin doğal iyileştirme süreçleri aktive edilir.

EMDR terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri EMDR terapisinin önemli bir parçası olsa da, çift taraflı uyarımın yanında EMDR terapisinde mutlaka gerekli olan birçok farklı müdahale vardır. EMDR terapisi karmaşık bir yaklaşımdır ve terapinin etkililiğinde birçok etken rol oynamaktadır. Göz hareketleri (veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri) içsel sıkıntıya odaklanılırken, dikkati aynı anda dışarıda tutmayı sağlamaktadır. Dikkatin aynı anda hem içsel süreçlere hem de dışarıya verilmesi EMDR terapisinin etkinliğinin önemli unsurlarından birisidir.

EMDR terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

Çift taraflı uyarımın neden işe yaradığı ile ilgili birçok farklı görüş ortaya konulmuş ve bu konuda birçok araştırma yapılmaktadır. Çift taraflı uyarım ile beynin genel olarak mantıkla ilişkili bölümü olan sol bölümü ve duygular ile ilişkili sağ bölümü arasında bilgi iletiminin daha verimli hale getirilmesi, güvende olunduğuna yönelik doğal bir refleks mekanizmasının harekete geçirilmesi, olumsuz duygu hâli tetiklendiğinde bu hali ortadan kaldırmaya yarayan dışsal bir uyarım olması ve böylece rahatlama sağlanması, hâfızanın çeşitli bölümlerini aktive ederek olumlu bilgilere ulaşılmasının sağlanması, dikkatin bir bölümünün şimdiki zamanda tutulmasını sağlayarak travmatik hâtıralarla yüzleşilmesinin mümkün hâle gelmesi şeklinde çeşitli açıklamalar bulunmaktadır.

EMDR terapisinin yan etkileri nelerdir?

Diğer terapi yaklaşımlarında olduğu gibi EMDR terapisinde de bazı kişilerde kısa bir dönem için sıkıntı düzeyinde artış olabilir.

1. Rahatsız edici ve işlemlenmesi tamamlanmamış deneyimler hatırlanabilir,

2. Bâzı danışanlar terapi seansı sırasında yoğun bir duygulanım ve bedensel hisler yaşayabilir.

3. Terapi seansı sonrasında ele alınan durum/anı üzerindeki beynin bilgi işleme süreci devam edebilir ve bu yüzden rüyalar, yeni hatırlanan anılar vb. olabilir.

EMDR terapisi konusunda yetkin olan bir terapist gözetiminde ilerlendiğinde yukarıdaki durumlar herhangi bir problem yaratmamaktadır. EMDR terapisinin ilk aşamaları öncelikle duygu kontrol yöntemlerinin öğrenilmesi olduğundan dolayı danışanlar rahatsız edici duyguları konusunda neler yapabileceklerini bilmektedirler.

EMDR terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

Terapi sürecinde yürütülecek seans sayısı problem türüne ve danışanın yaşam öyküsüne bağlı olarak değişmektedir. Bunun yanında EMDR terapisinin uzunluğu ile ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarına göre terapi alan kişilerin %80-90′ı için tek bir travmatik hatırasını ele alıp sindirebilmek ve hatırlandığında rahatsızlık vermeyen bir noktaya getirebilmek için 1-3 seans yeterli olmaktadır. Bir anıyı ele almak benzer türdeki üzerinde çalışılmamış anıları da olumlu yönde etkilediğinden dolayı EMDR terapisinde geçmişteki her bir olumsuz deneyimi tek tek çalışmak gerekmemektedir. Terapinin uzunluğu, üzerinde mutlaka çalışılması gereken anıların sayısına ve kişinin ilerleme hızına göre önceden açık bir şekilde planlanmaktadır. Genel olarak EMDR terapisinin kısa süreli bir terapi yaklaşımı olduğu söylenebilir.

EMDR terapisinde hâtıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

Anıları ele almaya başlamak için duygu kontrolü yöntemlerini öğrenmeyi içeren bir hazırlık dönemi gerekmektedir. Bu dönemin ne kadar süreceği danışanın “kendi kendisini rahatlatabilme” becerisine ve bu konudaki öğrenilen yöntemlerin uygulanma durumuna bağlı olarak değişmektedir. Terapist gevşeme yöntemlerini hazırlık aşamasında danışana öğretir. Danışanlar genelde bir ya da iki seans sonrasında anıları işlemeye başlamaya hazır hale gelmektedir.

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

EMDR terapisi hipnozdan farklı bir terapi yöntemidir. Hipnoz uygulaması sırasında kişinin gevşemiş bir zihinsel duruma geçmesi -trans hali- gerekmektedir. Kişinin dikkatinin önemli bir bölümünün içsel dünyasına odaklanması amaçlanır ve kişi belirli telkinlerle yönlendirilir. EMDR terapisinde ise kişi gerçeklikle sürekli bağ halindedir. Hipnozdaki gibi bir trans haline girilmemektedir. Hattâ bilinçli olarak olumsuz duygular geldiğinde bunları yaşamak ve böylece çözümlenmesini sağlamak üzerine odaklanılır. Terapist danışanı telkinlerle yönlendirmez. EMDR terapisinde kişi her şeyin bilincindedir ve anıyı işleme sırasında istediği zaman ara verebilmektedir.

Travmatik anılarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

Birçok kişi deneyimlerinin sadece küçük bir kısmının farkındadır, bazıları da hisleriyle daha çok bağ kurabilmektedir. Diğer birçok terapi yaklaşımının aksine EMDR terapisi alan danışanlardan travmatik anılarının hissettirdiği rahatsızlıklarını seansta uzun süre boyunca yoğun bir şekilde yaşamaları istenmez. EMDR terapisi sırasında yüksek düzeyde bir rahatsızlık hissi olduğunda bu sadece birkaç dakika sürer ve sonrasında hızla rahatlama sağlanır. Bu rahatsızlık hissi kendi kendine hızlı bir şekilde gerçekleşmiyorsa hızlı bir rahatlamayı sağlamak için eğitim almış olan EMDR terapistinin uygulayabileceği birçok yöntem bulunmaktadır. Danışanın kendisi de terapinin hazırlık aşamasında rahatsızlık hissi karşısında kendisini kısa süre içinde rahatlatabilecek teknikler konusunda eğitilmiştir.

***

 

Milton Erickson

Silik Hipnoz dediğimiz ve bilincin neredeyse tamamen açık olduğu yöntemde ise gene aynı şekilde göz hareketlerini yaptırıyorum ve yukarıda bahsedilen hemen her klinik sorunda başarılı cevap alıyorum.

Danışanın / hastanın bilincinin açık olması da, ayrıca bir avantaj sergiliyor.

Bugüne kadar yüzlerce hastada bu yöntemi uyguladım ve çalışmalarımı hakemli dergilerde yayın hâlinde de bilim dünyasıyla paylaşacağım.

Bu arada, Hipnoz Kurslarımız da devam ediyor.


Bütün katılımcıların yazılı izni alınmıştır

19 Mayıs Ulusal Egemenlik ve Gençlik Bayramımız kutlu olsun.

Sevgim ve saygımla...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19.05.2015

Okumaya devam et
  3622 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3622 Hits
0 yorum

PSİKOTERAPİ DENİNCE

İlgilenenler İçindir,

Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikoterapi her zaman sadece tek tek bireyleri konu almaz, zaman zaman incelenen bir ailenin tamamının etkileşimsel meseleleri, zaman zamansa incelenen bir çiftin birbiriyle olan ilişkisindeki bazı sorunların ruh sağlığı temelindeki kökleri olabilir. Ruh-zihin sağlığına dair sorunların psikolojik, sosyolojik veya somatik (bedensel) boyutları olabilir. Buradaki ruhun metafizik bir şey değil, beynin işlevleri olduğunu ısrarla vurgulamak isterim.


Terim, psiko (psyche’den) ve terapi (Tarabya ile akraba) formlarından oluşur ki, psiko Yunanca psukhē “ruh, zihin”den, terapi ise Yunanca therapeia “iyileştirmeden” türemiştir.

Psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren hastalarla düşünce ve duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır.


 

Psikiyatrlar, Klinik Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar ve Sosyal Hizmet Uzmanları psikoterapi yaparlar.

Yaşam koçlarının yaptıkları, önüne gelen kişi veya benzeri metafizik kökenli uygulamalar psikoterapi değildir!

Çok genel bir başlık altında söylemek gerekirse, duygusal çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri, çökkünlükleri azaltan, ruhsal uyum düzeyini artıran, kişilerarası ilişkileri daha olgunlaştıran tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi denilebilir.

Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan / hasta arasında kurulan ilişki temel alınarak danışanın yaşadığı sorunlar üzerinde çalışılır. Sadece psikolojik rahatsızlık yaşayan kişiler değil, hayatının herhangi bir alanında tıkanıklık yaşadığını hisseden ve hayatını daha anlamlı bir şekilde sürdürmek isteyen herkes psikoterapi sürecine girebilir.

Psikoterapi, terapistin danışan adına neyin doğru olduğuna karar vermesi yahut nasıl değişeceğini söylemesi değildir.

Psikoterapist kendi kuramsal bilgilerini ve uygulama becerilerini kullanarak danışanın / hastanın kendisini tanıması, hayatına dair farkındalıklar yaşaması, daha sağlıklı ilişkiler kurması ve yeni çözüm yolları geliştirebilmesi için danışana ışık tutar.

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Tüm psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve Hipnoz, Serbest Çağrışım ve Rüyalar yoluyla bunları irdeler.

ed]

ed]

Son olarak KKTC'de verdiğim kurstan, herkesten izin alınmıştır.

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının tedavisi bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif (Bilişsel) terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema Terapisi, Düşünsel Duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği veya davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkili sonuçlar ortaya çıkarttığını olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki metot bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır

Sistemik Psikoterapi: Palo Alto’dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970’lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini oluşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.

Geştalt Psikoterapi Yaklaşımı: 1940’larda yıllarda Fritz Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Geştalt kelimesi Almanca’da kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, her bireyin, doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireyin kendi özelliklerini ve potansiyelini fark edip, buna sahip çıkabilmesini ve kendisini gerçekleştirmesini amaçlar.

Hümanistik Psikoterapi: İnsanı öne çıkararak yapılan bir uygulamadır.

Kısa Psikoterapi: Genellikle gelip geçici ve süratli müdahale gereken durumlarda uygulanılır.

Krize Müdahale Terapisi: Bir hayat olayı yaşandığında, derhal yapılacak şeyleri kapsar.

Eşler Terapisi: Çiftlerin sorunları irdelenir.

Cinsel Terapiler: Cinsel işlev bozukluklarını ve uyum sorunlarını iyileştirmekte kullanılırlar…

Grup Terapisi: Herhangi bir yöntemin grup hâlinde tatbiki.

***

Aslında 400’den fazla psikoterapi bildirilmiştir ve ABD’den Türk kökenli Prof. Dr. Bayram (Byram) Karasu’nun da belirttiği gibi, bir aşama ve ustalıktan sonra, herkes kendi terapi stilini geliştirir. Hattâ işin içine spirituality yâni ruhanilik, hattâ çok ihtimamla din bile karışabilir ama kimin elinde: Bir üstadın tecrübesinde...

bed]

Günümüzde Bahailik’ten esinlenen Pozitif Psikoterapi’den tutun da, Mevlânâ Rahatlama Terapisi, homoseksüellerde Onarım Terapisi gibi birçok şey eklenmiştir.

***

Lâfı uzatmadan, hipnoz da dâhil, konuşarak yapılan bütün tedaviler telkine (suggestion) dayanır ve başka türlü şeylere bu isim verilmez.

Feng Shui, NLP gibi şeyler tarikatlar hâlinde yapılan uygulamalardır, terapi değildirler..

***

Son zamanlarda “bana veya hastama yeterince terapi yapılmamış” diyenleri gördükçe aklımıza bu geliyor.

Lâfla peynir gemisi yürümez” derler, doğrudur. Tabii ki basitçe nasihatten, sırtını sıvazlayarak “merak etme geçer” demeye kadar her şey terapi oldu ama şu bir olgu ki, psikiyatrik hastalıkların / bozuklukların %90’ından fazlasında diğer başta İlaç (Farmakoterapi) olmak üzere, EKT gibi, rTMS gibi bedensel terapi yöntemlerinin de tatbik edilmesi şarttır.

***

Hani demem o ki, doğru teşhis ve tedavide psikoterapiler tabii ki önemlidir ama sadece diğer bedensel yöntemler de ustaca beraber tatbik edilirse…

Hiçbir yöntem bir panacea yâni her şeye iyi gelen bir mucize değil!

Terapinin ne olup olmadığını iyi anlamamız dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28.04.2015

Okumaya devam et
  3166 Hits
  1 yorum
3166 Hits
1 yorum