Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

HİSTERİ HAKKINDA İPUÇLARI

Aslında bugünlerde biliyoruz ki böyle bir şey yok ama onun yerini alan ve çağdaş sınıflamalarda değişik isimlerle anılan Psikiyatrik Bozukluklar mevcut.

***

Kadim Yunanca’daki histeron (rahim) kelimesinden türemiştir. O dönemlerde tatminsizlikten deliye dönen bir rahim olduğuna inanılırdı. Şimdilerde bu düşünce terk edildi. Gene de bu sembolik rahim gırtlağa oturunca Globus Histerikus, mideye yerleşince Globus Epigastrikus, kafa tepesinde mevzilenince Klavus Histerikus diyoruz.

Ağlamaklı olan herkes birincisini, salıncakta hıla sallanan pek çok kişi de ikincisini yaşantılamıştır (butterflys in the stomach: Midedeki kramp gibi nahoş his).

***

Genç (24 yaşında) bir doktor adayı hanım Globus Histerikus teşhisiyle, zamanında benim eğittiğim bir psikologun tavsiyesiyle gelmişti ve Hipnoterapiden çok fayda gördü. Depresyonu için de bir Serotonin geri alıcısı ilaç (SSGİ) vermiştim.

***

Bunlar arasında, klasik olarak Nevrotik Bozukluklar diye de anılan ve Somatoform Bozukluklar, Dissosiyatif Bozukluklar ve Anksiyete (kaygı, endişe, bunaltı) Bozuklukları sayılabilir.

Anksiyete (anxietas) kökünden gelir. Tedirgin, sıkıntılı duygudurum demektir.

***

Pratik bilgilerle örnekler vereyim:

Panik Bozukluğu esnasında kişi boğulacak gibi olur. Kalbi çok atar, çarpıntı olur, başı döner, terler, midesi bulanır, göz bebekleri büyür ve etrafa karşı dikkati artar. Bunlar evrimsel açıdan etrafı iyi görmeye yarayan alarmdır ve etrafı daha iyi görmeye yarar; zaten gene evrimsel açıdan hatalı bir boğulma alarmı söz konusudur. Delirecek gibi olma ve kendini kaybedip saçma şeyler yapma korkusu (İd Anksiyetesi). O esnada non-dominant parahippokampal girusta kanlanma artışı olur.

Yatkın vakalarda 1/6 molar Sodyum Laktat verilerek Panik Atakları ortaya çıkarılabilir (biyolojik belirteç). Panik sözü de Eski Yunan’daki keçi ayaklı ilah olan Pan’dan gelir.

***

Bazısında ise ishal, kabızlık, fenalaşma ve şiddetli hâllerde evden çıkamama başlar. Altına kaçıran vakalar dahi gördüm meslek hayatımda. Bu terim de aslında Ortaçağ’da kadınların evden çıkamaması Agorafobi uygulamasından kalmadır. Günümüzde meydanlık yerlerden, açık alanlardan korkma (fobi) olarak kullanılmaktadır.

***

Agorafobi (kapalı yerlerden aşırı korkma), akrofobi (yüksek yerlerden aşırı korkma) tipiktir ve evrimsel kökenlidir. Özgül Fobilerin bir kısmı ise travmatiktir.

Bir hanım hastam, oğlu Avustralya’da okuyan oğlunun evini basan kocaman karafatmaları gördükten sonra zoofobik olmuştu; 3 seans Hipnozla hayali maruziyet (exposure) terapisi yapınca tamamen düzeldi.

***

Beden Dismorfik Bozukluk

Bunlar vücutlarında bir bölgenin hatalı, bozuk veya anormal olduklarını düşünürler.

Bir avukatın Beyaz Rus asıllı güzel eşi, sırf sol göz kapağı sağdakinden 2 milimetre düşük diye 7 kere plastik cerrahi ameliyatı geçirmişti; muayeneye gittiğimde flasterle gözünün üstüne yapıştırmıştı.

Başka bir erkek hastam da saçlarına takmıştı ve bir türlü hangi tarafa yatıracağına karar veremiyor, çirkin olduğunu düşünüp arada aşırı içiyordu. Çok yalnızdı ve tek dostu karısıydı. Kendine hobi edinmesini ve sanatla ilgilenmesini, sıkıntılarını not ederek kendine puan vermesini söyledim. Yapmaya başladı ve ilaçlarına da (nöroleptik + antidepresan) devam edince, bunlar üzerinden Bilişsel Davranışçı Terapi uygulayınca rahatladı.

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Her an, her ortamda mutlaka bir şeylerin ters gideceğinden endişe ederler. Kaygı veya endişe hayatın normal bir parçasıdır. Herkes günlük hayat içinde değişik konularla ilgili kaygı duyabilir. Yetişmesi gereken bir iş, sınav, sağlık, para, çocuklar ve aileyle ilgili sorunlar birçok insanı kaygılandırabilir. Aslında kaygı, bir ölçüde bizim günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir. 

***

YAB olan kişilerde ise “sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu” söz konusudur. Aşırı endişe, kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkiler ve hattâ olağan hayat faaliyetlerini sürdürmesini engeller. Bu kişiler her durumda ihtimal en kötü sonucu düşünürler, her şey kendi denetimlerinin dışındadır, iyi bir ihtimal veya geriye dönüş mümkün değildir gibi idrak edilir. Bu aşırı endişe ve kaygı genellikle sağlık, aile, para veya iş gibi konularla ilgilidir. Denetlenemez nitelikte olan endişe hâli en az altı ay boyunca hemen her gün vardır ve gün boyunca sürer.

***

YAB’nun hayat boyu görülme sıklığı %5-6’dır. Başka bir deyişle, her 100 kişiden 5-6’sı hayatlarının herhangi bir zamanın bu rahatsızlığı yaşayabilir. Yaşla birlikte kaygı hassasiyeti artar. YAB yaşlılıkta en sık görülen sıkıntı bozukluğudur. Ek-teşhis olarak Majör Depresyon da sık görülür.

***

Gerçekçi bir şey yokken veya sebebi olsa bile durumla uygunsuz olan, aşırı olan denetlenemeyen nitelikteki endişe hastalığın temel belirtisidir. Çoğu zaman kişi endişelerinin aşırı olduğunun farkındadır, ancak endişelenmelerini denetleyemezler ve bir türlü sakinleşemezler. Çevrelerinde “aşırı evhamlı” olarak tanınırlar. Yorgunluk, dikkat bozukluğu ve yoğunlaşma güçlüğü, en ufak sesle kolayca irkilme (hiperekpleksi), uykuya dalamama ve gece sık sık uyanma diğer önemli belirtilerdir.

***

YAB’na sıklıkla sanki fiziksel bir hastalık varmışçasına kendini gösteren bazı bedensel belirtiler eşlik eder: Sebepsiz yorgunluk, baş ağrısı ve kas ağrıları, yutma güçlüğü, titreme ve seğirmeler, terleme, tahammülsüzlük, bulantı, sersemlik hissi, sıcak basması gibi fiziksel yakınmalardır. Ağrı kesici verilmesi genellikle genellikle doğru olmaz ve Analjezik Baş Ağrısı Sendromuna yol açabilir. Bu durumda hastalar daha fazla ağrı tüketir ve tam bir kısır döngü başlar. 

***

Günde 15 Vermidon (parasetamol 500mg ve 40 mg kafein) alan bir kadın hastada (23 yaş) ilaçların tamamen kesip, bir süre için hastaneye yatırmış, sonra da klonazepam (Rivotril) vererek toparlamıştık. Sonra da idame tedavisi için karbamazepin (Tegretol) başlamıştık. Hâlen takibimde...

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Oluşur? 

Zorlanmalar YAB’ın gelişiminde önemli rol oynar. Çocukluk dönemi ve genç erişkinlik çağları arasında başlayan YAB, yavaş ve sinsi bir gelişim gösterir. Hastalığın belirtileri dönem dönem iyileşmeler ve alevlenmeler gösterir. Zorlayıcı hayat olayları olduğunda belirtiler çoğunlukla kötüleşir. Hastalığın oluşmasında “kalıtımsal etkenler, beyin nörokimyasındaki değişiklikler, kişilik özellikleri ve stres verici hayat olayları” etkilidir.

Hastalar yorgunluk, gerginlik, kas ağrısı ve baş ağrısı gibi bedensel belirtiler nedeniyle çoğu zaman psikiyatri dışı dal hekimlerine başvururlar ve doğru teşhisin konması ve uygun biçimde tedavi edilmesi gecikebilir.  

***

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi? 

Tabii ki ama uzun süre, bazen de ömür boyu tedaviyi sürdürmek gerekir. İlk yapılması gereken bir psikiyatri uzmanına başvurmaktır. İlk başvuruda kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirmenin yanı sıra, bu belirtilerin herhangi bir fiziksel hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bazı incelemeler yapılacaktır. Özellikle tiroid ve diğer iç salgı bezleri, paraneoplastik sendromlar taranmalıdır. 

Baş ve kemik ağrılarıyla gelen, YAB ve MDB tedavisi gören bir hastada, tesadüfen çekilen bir röntgen filminde, Multipl Myeloma’ya özgü belirtiler saptanmış ve hasta derhal onkolojiye sevk edilmişti. İyi bir tedaviyle, her iki hastalıktan da kurtuldu ve toparlandı.

***

Tedavi gören YAB’lı hastaların çoğunluğu tedaviden fayda görür. Psikoterapi veya ilaç tedavileri uygulanabilir. Bu yöntemlerden birinin veya birlikte uygulanmasının etkili olduğu gösterilmiştir. Hangi tür tedavinin uygun olabileceğine doktorunla hastanın birlikte karar vermesi yerinde olacaktır. Bir kişi için uygun olan bir tedavi, diğeri için uygun olmayabilir.

***

YAB tedavisinde antidepresan ve anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar depresyonun ve başka anksiyete bozukluklarının tedavisinde de kullanılır. YAB’da etkili oldukları iyi bilinmektedir. Tedavinin amacı kaygı ve gerginliğin hızla tedavi edilmesidir. Tedavide kullanılan ilaçların ciddi yan etkileri ve bağımlılık riskleri yoktur. YAB’da kaygı gidermeye yönelik kullanılan benzodiyazepin grubu ilaçlar yeşil reçeteyle verilmektedir. Bu grup ilaçlar da ancak “doktorunuzun önerdiği dozlarda ve sürede” kullanıldığında etkili ve güvenli kullanılabilir.

***

İlaç tedavisinin etkisi birkaç haftadan önce başlamayacaktır. İlaç tedavisi belirtiler tamamen düzelene kadar sürmelidir. Tam düzelme sağlandıktan sonrada tedaviye en az bir sene daha devam edilmelidir.

***

Genç ve güzel üniversite öğrencisi sürekli olarak sınavlara girerken aşırı kaygı duyuyor, her şeyi de kafaya takıp endişe ediyordu. SSGİ grubu ilaç verdim, maruziyet (exposure) terapisiyle ve Guided Imagery (yönlendirilmiş hayal kurma) ile düzeldi. İlk zamanlar (5 gün) hidroksizin (Atarax) verdim ve Xanax (alprazolam) yazmam talebini ısrarla reddettim.

***

Astazi Abazi: Bacakların yere basamaması, yürüyeme. Kişiler numara yapmaz ama ayaklarının altında boşluk olduğunu zannederler (Boşluk Fobisi: Space Phobia).

***

Üç kişinin eşliğinde getirilen ve çok babayiğit havalı 40 yaşındaki erkek hasta yere basamadığını, ayaklarının altının boş olduğunu düşünüyordu. Klorimipramin (Anafranil) + Stilizan 2mg/gün (antiepresan ve antipsikotik ama klorimipraminin'in hâlâ depresyon için FDA onayı yoktur; trifluoperazin de hafif derecede Kalsiyum Kanal engelleyicisidir; Kombinasyon olarak verildiğinde hem depresyona, hem de psikozlara iyi gelir) 1.5 sene verdim; yanı sıra 15 seans Hipnoz ve Bilişsel Davranışçı Terapi yaptım. Hasta tamamen düzeldi ve tedaviyi sonlandırdık.

***

Histerik Afazi: Pek çok cinsel ve duygusal örselenmeye (travma) maruz kalan 25 yaşındaki bekâr ve güzel bir kızı muayenehanemde görmüştüm. Tek seans hipnozla tamamen her şeyi hatırlayıp, Satanist (Şeytana tapan) bir külte girdiğini ve koyun, kedi, keçi kanı içerek ayin yaptıklarını anlatmıştı. Uzun süreli Dinamik Psikoterapi ve 5 mg Olanzapin (Zyprexa vs.) uyguladım. 2 sene sonunda tamamen şifa buldu ve hâlâ arada bir de olsa gelir ve idame tedavisini sürdürmekte...

Histerik Bayılmalar: Epilepsiyle (sara) çok karışır. EEG tek başına teşhis koymakta yeterli olmaz. Önemli olan klinik gözlemdir. Eskiden Faradi benzeri ve can acıtma yöntemleri çok işe yarardı. Günümüzde ise sakince beklemek, acil fizik ve nörolojik muayeneyle organik bir hastalığı bertaraf edip, sonra hipnoz, EMDR veya Dinamik terapiyle durumu kontrol altına almak tercih ediliyor. Babinsky'nin pozitif bulunmaması ve gerçek şuur kaybının tespit edilmemesi önemli ipuçları arasındadır.

Epilepsi cerrahisi için bir nöroloğun yolladığı 40 küsur yaşlarındaki bir erkek hasta gelmişti. Sabırla bekledim; bir süre sonra gözlerini kırpıştırarak ayıldı. Dikkatli bir sorgulamayla, bastırılmış homoseksüel eğilimleri olduğunu öğrendim. Bunun hastalık olmadığını anlattım ama Benliğe-Yabancı (Ego-Distonik) dönemde olduğunu fark edince, Destekleyici Psikoteapiye başladım ve Cipralex 20 mg (essitalopram) sabah tok karnına yazdım. 4 haftada toparladı, hâlen terapisi devam ediyor.

***

Toplumsal Histeri

Doğal afetler, depremler, olaylı maçlardan çıkma gibi durumlarda görülen toplu şekilde saldırganlık; terör olaylarındaki tahripkâr davranışlar da buna örnek olarak verilebilir.

Maçtaki taraftarlar sürekli olarak kavga eder ve hakemlere cinsel içerikli söverler. Hakemlerin büyük çoğunluğu homoseksüel değildir ama bir Yansıtma (projeksiyon) ile öyle söverler.

***

Ortaçağ'da salgın bir şekilde Aziz Vitus ismini duyan birce kişi çılgınca dans etmişti. Bunların çoğu Dissosiyatif veya Konversiyon Bozukluğu vakalarıydı, aslında bir kısmı da Koreiform hastalardı. Her Histerik gibi görünen hasta aslında öyle değildir ve bir kısmında organik sorunlar da görülebilir. Histeri, bir anlamda, psikiyatrinin Çöp Kutusudur. Şizofreniyle dahi karışabilir.

***

Tabii ki, böyle durumlarda iş memleketi yönetenlere düşer.

Tarihteki en ünlü örnek, herkesin çılgınca sokaklara dökülüp, helak oluncaya kadar dans ettiği, 14. ilâ 17. Asırlarda Avrupa’da görülen Aziz John veya Aziz Vitus Dansı salgınıdır.

Herkese sağlıklı günler diliyorum…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Ekim 2015 Perşembe

Okumaya devam et
  4498 Hits
  0 yorum
4498 Hits
0 yorum

EL SIKIŞMASINDA İNSANLARI ANLAMAK

Sevgili Öğrencilerim,

El sıkışma geleneği Kadim Şövalyelerden kalma bir ritüeldir.

Öyle zamanlar olur ki, psikiyatride olsun, psikolojide de keza, bir insanın dana kapıdan girerken haline bakıp, el sıkışma stilinden onun nesi olduğu hakkında bir fikir elde edebilirsiniz.

Mesela Paranoidler sizin arkanıza doğru bakar ama bir şizofrenin Mayer Gross’un ilk defa tarif ettiği gibi, el sıkışı ürkek ve çekingendir yani ambivalandır. Avucunuzun ucundan tutar ve elini kaçırır.

Bu, Şizofreni hastaları için de muteberdir. Göz temâsından hiç hazzetmezler ve sizin yahut hekimin tâ arkasına doğru nazar ederler (bakarlar).


Bunları ürkek ve tereddütlü, ikircikli (ambivalan) ruh hâlleri çok dikkat çekicidir.

Keza Sosyal Anksiyete Bozukluğunda (Sosyal fobi) elleri nemlidir ve neredeyse sizinle görüşürken bir Panik Atağı geçirecek hâle gelebilir (bu da, Evrimsel açıdan hatalı bir boğulma alarmıdır aslında). Nöbet esnasında mide bağırsak sisteminde veya soluk almada sıkıntılar yaşanır. Aşırı panikleyen hastalar idrar ve dışkılarını dahi kaçırabilirler. El sıkarken avuç içleri nemli ve terlemiştir.

Depresyonlu hastalardan Atipik olanlarda ürkekçe bir bakış ve size bakarken de gözlerinde gözyaşlarının takıldığını fark edebilirsiniz.

Manik Hastalar son derecede baştan çıkarıcı ve sizin başınızı sıkıntıya sokabilecek kadar da abartılı makyajlı olabilirler.

Sınırda Kişilik bozukluğunda, sizi avucuna almak ve sedükte etmek için (flört etmek, baştan çıkarmak) ciddi bir şekilde gayret gösterebilirler.

Tipik Depresyonda zaten hasta çökkün, bitkin ve gözleri fersiz, omuzları çöküktür ve sizi gönülsüzce, hiç de canı çekmeden karşılayacak ve elinizi ancak sıkacaktır (Anhedoni, hayattan zevk alamama ve bedbinlik).

Keza, Atipik Depresyonda hasta kendisinin hasta olduğunun farkında olmayabilir veya olabilir ama bilhassa karbohidrat (msl. Çikolata) tüketiminde aşırı artış vardır (karbonhidrat yanlış ifade).

Böyle hastalar genellikle Aleksitimik de oldukları için,  kendi duygudurumlarının farkında pek olmayabilirler ve gözlerini ürkekçe kaçırabilirler Toronto Aleksitimi Ölçeği en iyi yöntemdir, Şimdiki Durum Muayenesi de uygulanabilir: Present State Examination).

Böyle hastalar aslında ağlamayı dahi başaramazlar ve Maskeli Depresyon dediğimiz tabloda da bu aynen böyledir.

Bipolar Bozukluğun Disforik Mani denen döngüsünde ise hastalarda aşırı alınganlık ve öfkelilik, saldırganlık gösterebilirler.

Keza Premensrüel Disforik Bozuklukta da aşır alınganlık ve öfke patlamaları görülebilir. Üretkenlik çağındaki beş kadından üçünde görülür, Âdet Öncesi Sendromu da denir. Sizi hanımların üretkenlik döneminde olanlarında büyük bir sorundur bu.

Ultradiyen Hızlı Döngülü Bipolar Bozuklukta ise, hastaların gerek duygulanımlarında (affekt), gerekse duygudurumlarında (mood) anlık değişiklikler, gün içinde dalgalanmalar görülür.

Böyle bir kadın hastam kocasını defalarca aldatıyor ve kendiyle de övünüyordu.

Bunlarda sıklıkla Sınırda Kişilik Bozukluğu (Borderline) da sık görülür (bkz. Sharon Stone’un oynadığı “Öldüren İçgüdü” filmi. Faça atma, bilek kesme gibi "otomutilasyon" dediğimiz kendine zarar verici davranışlar mutattır.

]

Organik kaynaklı (bir madde veya başka bir şeye başlı) psikozlarda, meselâ Dissosiyatif tablolarda, epileptik psikozlarda, kişi elinizi âdeta sizi çileden çıkarmak için uğraşır vaziyette öylece tıkanıp kalabilir veya EEG’ye yansımayacak şekilde başını alıp giderken, size de hoşça kal dercesine el sallayıp, tipik Bir Psikojen (Dissosiyatif) Füg'le karşınıza gelir.

Bunların altında genellikle bir örselenme yâni travma yatar.

Travmatik Dissosiyasyonlarda mutlaka EEG veya qEEG tetkiki yapılmalıdır. Gerçek nöbet mi yoksa psikojen epilepsi benzeri bir tablo mu anlamanın tek yolu budur. Mümkünse nöbet anında, değilse bile akabinde, özellikle de provokatif (kışkırtıcı) etkisinde dolayı, Uyku EEG'si çok işe yarayacaktır.

Altta yatan bir organik Bozukluğun (eroin veya kokain kullanımına dair tablolar) tefrik-i teşhisini (ayırıcı tanısını) başka tanısını yapamazsınız. Heroin kelimesi “kahramanlık” demektir. Eroin müptelâları (bağımlıları) genellikle mezarlık gibi, köprü altları gibi yakalanmaları pek zor olan yerlerde gizlenirler. Bunlar el sıkarken ürkek ve korkak davranırlar. İdame tedavisinde Methadon kullanılmalıdır ama halen Türkiye'de mevcut mu, bilemiyorum...

d]

Bu hanım pek memnun değil belli ki...

Aslında eroin yoksunluğu şiddetli bir nezle gibidir ve kolayca alt edilebilir ama craving de dediğimiz aş yerme tablosu çok sık olduğu için methadon vermemiz icap ediyor..

Eğer hastanın bir Narkolepsi veya Hipnoza bağlı raptus (fevrice saldırganlık) şeklinde davranış bozuklukları mevcutsa, bunu ya hipnozla ya da artık pek kullanılmayan Ensülin Koma Tedavisi, hiçbir ciddi kontrendikasyonu yâni kullanımını imkânsız hâle getirecek bir şeyi) olmayan EKT ile çözebilirsiniz.

Raptuslu hastanın elini sıkarken dikkatli olun çünkü saldırabilir veya zapt edilemeyebilir. 

Eskiden ne güzel elimizde EKT cihazı ile ev ev hattâ muayenehanede para kazanırdık ama artık ya doğrudan şehir cereyanıyla ya da Anestezi altında yapılabilmekte.

Kokain veya trisikliklere bağlı taşkınlık tablolarında ise Bipolar 3 dediğimiz (Hagoop Akiskal) bir tablo mevzuubahistir.

d]

Pek çok kişide, bilhassa yaşlılarda, “Envolüsyonel Melankoli” de denen yaşlılık dönemine denk gelen depresyonlara rastlanır.

Hazin bir ifade olarak, Yaşlı Yaşlılar intihara Teşebbüs Etmez, Sıklıkla kendilerini öldürürler.

Böyle hastalarda antikolinerik yen etkisi olan ilaçlar verilmemelidir çünkü tam bir kısırdöngü ortaya çıkacaktır (Pipiribedil gibi).

Alzant (Memantin) gibi nöron koruyucu ilaçları şiddetli OKB'de bile, eğer bilhassa yüksek doz BZD'lere (benzodiazepinler) maruz kalanlara reçete edebiliyoruz.

Böylesine klasik endikasyon dışı kullanıma "off label" yâni mutat dışı reçete yazma denir.

Antidepresan etkisi plasebodan daha yüksek olan pek çok bileşik mevcuttur. Bu bileşikler içinde 1960’lı yıllarda imaline başlanan “trisiklik antidepresanlar (TSA)” ve 1990’lı yıllardan sonra antidepresan piyasasına hâkim olan “yeni antidepresanlar” en yüksek başarı olasılığına sâhip ilaçlar olarak dikkati çekmektedir.

Piyasa adları ile Passiflora (içerisinde az miktarda alkol vardır), Sülpir (amisülpirid), Lidanil (mezoridazin) gibi antipsikotikler, Xanax (alprazolam: bir triazolobenzodiazepin) gibi anksiyolitikler veya Atarax (hidroksizin) gibi antihistaminikler de antidepresan etki gösterebilmelerine rağmen, başarıyla tedavi ettikleri hasta oranları antidepresanlardan çok daha düşüktür.

Kısacası, depresyon tedavisinde birinci seçenek antidepresan ilaçlar olmalıdır.

Tioridazin (Melleril) çok güzeldi ama qTC aralığını arttırdığı için kaldırıldı ama hâlâ klorpromazin (Largactil), haloperidol (Norodol) bulunabiliyor ve NAL'lamak en geçerli akut teskin etme yöntemi (1 ampul Norodol ve 1 ampul Akineton kalçadan İM...

Antidepresanların bazı ortak özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

Antidepresanların eşdeğer dozda kullanıldıklarında etkinlik oranları aynıdır. Bağımlılık riskleri yoktur

Çoğu ilk haftadan başlayarak semptomlarda azalma yapmakla birlikte, en belirgin etki 3-6 hafta sonra gözlenir.

Tedavi ile düzelme gösteren olgularda, tedavinin aynı dozda en az 6 ay sürdürülmesi ile önemli oranda korunma sağlanabilmekte, oysa tedavinin erken sonlandırılması durumunda ise olguların yarısında depresyon 2 yıl içinde nüksedebilmektedir.

Eğer iki veya daha fazla atak geçirilmiş ise tedavi en az 12 ay sürdürülmelidir.

Yeterli dozda 4-8 hafta antidepresan tedavi almış hastaların %20-40’ında yeterli düzeyde yanıt alınamayabilir; bu vakalar psikiyatra sevk edilmelidir.

Antidepresan tedavide hangi ilacın seçileceği hekimin deneyimleri, ilaç yan etkileri, ilaç etkileşimleri, hastanın bireysel özellikleri gibi pek çok etmen ile bağlantılı olarak belirlenir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA) uzun yıllar kullanılmış ve güvenli ilaçlar olmalarına rağmen 1990’lı yıllarda kullanıma giren “yeni antidepresanlar” önemli ölçüde bu ilaçların yerini almışlardır. Antidepresan tedaviye trisikliklerle mi yoksa yeni antidepresanlarla mı başlanması gerektiği konusunda görüş ayrılıkları olmasına rağmen, birinci basamak hekimin tedaviye yeni antidepresanlarla başlaması ve tedaviye cevap vermeyen vakaları psikiyatra sevk etmesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bu bölümün yazarı da, özellikle ülkemiz şartlarında, tedaviye yeni antidepresanlarla başlanması gerektiği görüşünü benimsemektedir.

Yeni antidepresanlar etklilik açısından trisiklik antidepresanlardan farklı olmamakla birlikte, pek çok avantajları da bulunmaktadır.

Yeni Antidepresanların Üstünlükleri:

Çoğu günde tek doz ve tek hap olarak verilebilirler,

Geniş spektrumludurlar ve depresyonun yanı sıra anksiyete bozuklukları, Somatizasyon Bozukluğu gibi rahatsızlıklarda da etkilidirler, böyle hastalar elinizi abartılı sıkarlar ve temelde histerik oldukları için yandan cevaplar verebilirler.

Bu ilaçlarla intihar etmek hemen hemen imkânsızdır; trisiklik antidepresanların pek çoğundan 3-4 kutu ilaç içildiğinde iseölüm riski ortaya çıkmaktadır.

Üç kutu Laroxyl 25 mg (amitriptilin) içerek intihar eden bir hastamı hiç unutamam ama reçeteyi yetersiz bir nörolog yazmıştı. Böyle hastalarda SSGİ, Wellbutrin (amfebutamon; kıza etkilisi Zyban, bir Dopamin Noradrenalin-geri alım inhibitörü: NADARI) gibi maddeleri tercih etmek iyi olur. Bu ilacın farklı formlarını beraber almamak ve 1400 mg/günü aşmamak gerekir çünkü epilepsiye yol açabilir. Aynı şey Maprotilin (Ludiomil) Ampul için de muteberdir ve 225 mg/günün üzerine çıkılmamalıdır.

Kolay tolere edilebilen yan etkileri vardır, trisikliklere göre yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma riski 3-4 kat daha azdır,

Kilo alımı, aşırı sersemlik, ağız kuruluğu, kardiyotoksik etki gibi trisiklik antidepresanlarla rastlanan ve çoğu kez optimal etkili doza çıkılmasını engelleyen yan etkiler minimaldir,

Yeni antidepresanların ilaç maliyeti yüksek olmakla birlikte, toplam tedavi maliyetleri trisiklik ilaçlardan daha düşüktür,

Yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar gibi risk gruplarında daha güvenlidirler.

Alkol ile etkileşimleri minimal olmasına rağmen birlikte kullanmaktan kaçınılmalıdır

YENİ ANTİDEPRESANLAR

Fluoksetin, Sertralin, Paroksetin, Fluvoksaamin, Citalopram, S-sitalopram SSRI grubunda yer alan antidepresanlardır. Bu ilaçlar oldukça farklı yapıda olmalarına rağmen, her biri özgün olarak serotonin’in nöronlara geri alınımını engellerler. Ortalama dozlarda kolinerjik, histaminerjik, dopaminerjik, serotoninerjik ve noradrenerjik reseptörlere önemli düzeyde afinite göstermezler.

Bir istisna olarak Paroksetin (Paxil, Seroxat) hafif kolinerjik reseptör blokajı yapabilir fakat bu etki TSAlara göre çok daha az belirgindir ve klinikte önemli sorunlara genellikle neden olmaz. Hiç unutmam, bir hastam bana "Doktorum Doksat, ilacım Seroxat" diye takılmıştı.

Bütün SSGİlerin yan etki profilleri benzerdir. SSGİler aşırı doz durumunda hemen hiçbir zaman hayatı tehdit edici durumlara neden olmazken, trisiklik antiderpresanların aksine, bilişsel süreçlerde de yavaşlama ortaya çıkartmazlar. Etki spektrumları geniş olup, depresyon dışında Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Yeme Bozuklukları ve Anksiyete Bozukluklarında da etkilidirler.

Sedasyon, ortostatik hipotansiyon ve kabızlık gibi yaşlılarda önemli sorunlara yol açabilen yan etkilere sık rastlanmaması da diğer bir üstünlükleridir.

Fiziksel hastalığı olanlarda ve yaşlılarda yarı dozla başlanması ve etkin dozlara yavaş yavaş çıkılması akıllıca bir yaklaşımdır. Yeterli dozlarda kullanıldığında SSGİlerin etkinliği TSAlar ile eşdeğer düzeyde olmasına rağmen, yan etkiler nedeniyle tedaviye sonlandırma TSAlar ile çok daha sık görülmektedir: Fluoksetin, Sertralin, Paroxetin, Fluvoxamin ve Citalopram’ın yan etki profilleri belirgindir. Fluoksetin (Procac, Depreks vs.) bir anda bırakılabilir veya diğer SSGİler yahut TSA'lar bırakılırken kombinasyon halinde verilebilir çünkü hem yarı-örü, hem de Wash-out (organizmadan temizlenme) süresi 8 haftayı bulur; yıkım ürünü olan norfluoksetin de NA geri alım inhibitörüdür.

Alkol konusunda aşırı kısıtlamalar gereksizdir. Bilhassa SSGİ kullananlarda arada bir bir kaç kadeh sert liköre (alkollü içkiye) veya bir kadeh sert liköre (şarap, viski, rakı vs.) izin verilebilir. Bunlara likör denmesinin sebebi de, içlerinde etil alkol (uçucu) olmasıdır.

Yâni bunlar hem kafa yapıcı hem de volatil yapılı oldukları için likör denir (bizim likörler de bunlar içinde sayılır) ama Etil alkol içeren içkiler körlüğe, hattâ ölüme yol açabilir.

Bu arada tabii ki daha anlatacak çok şey var.

FOBİLER

Çoğu evrimsel kökenlidir ve Hayvan Korkusu, Ölüm Korkusu ve örümcek korkusu gibi şeyler daha Ontogenetik Psişe'de mevcuttur.

Yüksekten Korkmak (Akrobobi) de böyledir ama mesela bir köpek ısırdığında ortaya çıkınca, bilinçdışındaki Tahanatotik köpek imagosu ortaya çıkarak, bu fobiyi bir Fobi haline getirir.

Tedavide tabii ki HİPNOZ değerlidir ama icap ederse Bilişsel Davranışçı Terapi, Tedricen Yüzleştirme (Graded exposure) ve diğer pek çok yöntem de uygulanabilecektir.

EKT

Halk arasında elektroşok diye tanınan bu yöntemin, çoğunlukla sanıldığı gibi değil, hiçbir gerçek yan etkisi veya mahzur oluşturan tarafı yoktur.

Çok dirençli Manide, Depresyonda ve Psikotik tabloların akut dönemlerinde son derecede güvenle uygulanabilir.

Hep söylerim "eğer bir gün olur ya, ciddi akıl bozukluğu sergilersem, lütfen bana birkaç EKT yapın ki, kullanacağım ilacı veya diğer tedavileri beraberce seçebilelim". Bu yönteme bağlı hafıza bozukluğu geçicidir ve birkaç dakikalık antero-retrograt amnezi dışında zararı yoktur. Bazen çok hafif ve geçici baş ağrısı yapar. Etkisi anesteziyle uygulanmaya başladığından beri azaldı ama bu da yasal zorunluluk...

300"}[/embed]

Bu yöntem çok kolaydır ve artık bilateral (iki alna) uygulanan formu daha etkili, bunun kanıta dayalı olarak biliyoruz. Tek yanlı uygulamalar o kadar etkili olamıyor.

Önemli olan "hastalığın cephedeki düşman gibi görülmesi ve etik sınırlar dışına çıkmadıkça, her yöntemin uygulanmasıdır".

Elektro-Uyku gibi yöntemler de nedense unutuldu.

Ensülin Koma Terapisi de Nash'e uygulanmıştı ve işe de yaramış, kişi Nobel almıştı. Ben bu hastayı da, hekimini de tanıdım. Hâlen de ağızdan olanzapin benzeri antipsikotikler kullanıyor.

300"}[/embed]

Bu kayıt için kendisini kutlamak lazım çünkü çok az psikiyatrik hasta ekrana çıkıp kendilerini teşhir ederler.

Eskiden -ki hâlâ yapılabilir- kimyasal şok yapardık. Yani hastaya yüksek doz ampulden amitriptilin, maprotilin, B ve C grubu ilacı verip günlerce uyutup (arada ihtiyaçlarını karşılatarak) sonra uyandırmakla hastalar pırıl pırıl olabilirdi. Deliryuma karşı, içerisine 1 Ampul de Norodol koyardık...

Norodol Decaonate veya Haldol decaonate gibi ilaçlar da bulunabilmekte ve bunlar depo fotm olarak kalçadan verilebilmekte. 

Prolixin Ampul (flufenazin), zuklopentiksol ve flupentiksol gibi depo ilaçlar da uzun ekşili olarak kullanılabiliyor.

300"}[/embed]

Böle serum şokları çok pratiktir ve tercihen hastane şartlarında kullanılmalıdır. Çok iyi hizmet verilebiliyorsa, evde de tatbik edilebilir...

Yani, tedavide elimizde pek çok ilaç ve terapi mevcut.

Ümitsizliğe gerek yok.

Elimizde çok tedavi var.

Sevgiyle kalın.

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 27.03.2015

 

Okumaya devam et
  3923 Hits
  0 yorum
3923 Hits
0 yorum

ESRARENGİZ İNTİHARLAR ve HİSTRİYONİK ERKEKLER

ASELSAN’da 2006 ve 2007 yıllarında 4 mühendisin intihar etmesini inceleyen Başbakanlık Teftiş Kurulu, geçen hafta Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na sunduğu raporda mühendislerin uzaktan elektromanyetik saldırıyla intihara yönlendirilmiş olabileceğinden bahsetti. Kurul araştırması sırasında ünlü Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile temâsa geçerek dışarıdan bir etki olup olamayacağı yönünde görüşlerini istedi. O da düşüncelerini bir rapor hâline getirerek kurula sundu. Kurul da bu görüş çerçevesinde savcılığa yolladığı raporunda, mühendislerin ‘telekinezi’ tâbir edilen elektromanyetik saldırıya mâruz kalmış olabileceklerini ve intihara yönlendirilmiş olma ihtimâlini gözardı etmemelerini istedi. Hürriyet’e konuşan Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharların çok şüphe çekici olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: “Elektromanyetizma aracılığıyla bir kişiye yoğun bir şekilde dalga gönderip başının ağrıması, gerginleşmesi sağlanabilir. Kişi bu yoğun baskı altında zaman ve mekân algısını kaybeder. Depresyona girer, içinden çıkamadığı bir hâl alır. İntihara meyilli hâle gelir. Elektromanyetizma bir silâh olarak da kullanabilir.

Örneğin belirlenen hedefe 1.5 Kilometre öteden yoğun dalga yollanarak ortam gerginleştirilebilir. İnsanlar intihara varan bir psikolojik duruma yönlendirilebilir. Bu yüzden Genelkurmay’da komuta odaları yerin altına yapılıyor artık. Kritik projelerde çalışan insanların kesinlikle bizim “Clean Room” adını verdiğimiz, ince bakır levhalarla kaplanan alanlarda çalışması gerekiyor. Raporumda ASELSAN’daki ölümlerin bu nedenle kaynaklanmış olabileceğinden bahsettim. Ya mühendislerin çalıştıkları ortamda aşırı elekromanyetik yükleme var ya da dışarıdan kasıtlı olarak bu kişilere böyle bir yükleme yapılmış. İhmâl söz konusu”.

ASELSAN’da görevli Kripto Uzmanı Hüseyin Başbilen (31), 5 Ağustos 2006’da aracının içinde boğazı kesilmiş hâlde ölü bulunmuştu. 16 Ocak 2007’de de Elektrik Mühendisi Halim Ünsem Ünal (29),babasının tabancasıyla intihar etmişti. Aynı hafta elektrik mühendisi Evrim Yançeken (26), Ankara’da evinin balkonundan atlamıştı. 9 Ekim 2007’de de Yazılım Mühendisi Burhanettin Volkan, askerliğini yaparken silâhıyla intihar etmişti.

Büyük ve değerli bilim adamımız, ulaşılmaz insan ve çok değerli hoca Nöropsikoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan çok bilimsel görüşler serdederek, hepimizi bilgiye, irfana ve saadete gark ederek, hem de irşat etti.

Okumaya devam et
  6231 Hits
  1 yorum
6231 Hits
1 yorum