Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

YAHUDİLİK

Soru: Yahudilik nedir ve Yahudiler neye inanır?


Cevap: 
Yahudilik nedir ve Yahudi kimdir, nedir? Yahudilik sadece bir din midir? Kültürel bir kimlik mi yoksa sadece bir etnik grup mudur? Yahudiler bir halk grubu mu yoksa bir millet midir? Yahudiler neye inanır, hepsi aynı şeylere inanır mı? 

Soru: “Yahudi” kelimesinin sözlük anlamlarına şunlar dâhildir: “Yahuda oymağının bir üyesi,” “bir İsrailli,” “İ.Ö. 6’cı yüzyıldan İ.S. 1’ci yüzyıla kadar Filistin’de yaşayan bir milletin üyesi,” “Soydan gelme veya Yahudiliği kabul etme yoluyla eski Yahudi halkına ait olan biri” ve “dini Yahudilik olan biri.”

***

Rabinik Yahudiliğe göre Yahudi, annesi Yahudi olan veya Yahudiliğe resmen geçiş yapmış olan biridir. Tevrat (Torah) bu geleneği destekleyen herhangi bir iddiada bulunmadığı halde, bu inanca güvenilirlik kazandırmak için sık sık Levililer 24:10 aktarılır. Bazı hahamlar bunun bireyin gerçekten neye inandığıyla bir alakası olmadığını söyler.

***

Bu hahamlar bize bir Yahudi’nin Yahudi sayılması için Yahudi yasalarını ve geleneklerini yerine getirmesi gerekmediğini söyler. Hatta yukarıdaki yoruma göre, bir Yahudi Tanrı’ya hiç inanmasa da hâlâ Yahudi sayılabilir. 

***

Başka hahamlar bir insan Tevrat’ın ilkelerini izleyip Maimonides’in (ortaçağın en büyük Yahudi bilginlerinden biri olan Haham Moşe ben Maimon) “İmanın On Üç İlkesi”ni kabul etmedikçe Yahudi olamayacağını açıkça bildirir.

Böyle biri “biyolojik” bakımdan Yahudi olduğu halde Yahudilik’le gerçek bir bağlantısı yoktur. 

***

Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabı olan Tevrat’ta (Torah), Yaratılış 14:13, ilk Yahudi kabul edilen Avram’ın bir “İbrani” olarak tanımlandığını öğretir.

“Yahudi” ismi, Yakup’un on iki oğlundan biri ve İsrail’in on iki oymağından biri olan Yahuda isminden gelir.

***

Belli ki, “Yahudi” ismi ilk önce, Yahuda oymağının üyeleri olanlardan söz etmek için kullanılıyordu ama Süleyman’ın hükümdarlığından sonra krallık ikiye bölündüğünde (1 Krallar 12) bu terim, Yahuda, Benyamin ve Levi oymaklarını da içeren Yahuda krallığındaki herkesten söz etmek için kullanıldı.

Günümüzde birçok insan, Yahudi’nin ilk on iki oymağın hangisinden olursa olsun, fiziksel olarak İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan gelen herkes olduğuna inanır. 

***

Soru: Peki, Yahudiler neye inanır ve Yahudiliğin temel ilkeleri nelerdir?

Günümüzde dünyada Yahudiliğin beş ana biçimi veya mezhebi vardır. Bunlar mezhepler, Ortodoks, Muhafazakâr, Reformcu, Yeniden Yapılandırıcı ve Hümanist’tir. Her grubun inançları ve gerektirdikleri birbirinden dramatik bir biçimde farklıdır ancak Yahudiliğin geleneksel inançları şöyle özetleyebiliriz: 

***

Tanrı var olan her şeyin yaratıcısıdır, Tanrı birdir, bedensizdir ve evrenin mutlak yöneticisi olarak sadece O’na tapınılmalıdır. 

İbrani Kutsal Kitap’ının ilk beş kitabı Tanrı tarafından Musa’ya vahiy yoluyla indirilmiştir. Bunlar gelecekte değiştirilmeyecekler ve bunlara hiçbir şey eklenmeyecektir. 

Tanrı, Yahudi halkıyla peygamberler aracılığıyla iletişim kurar. 

Tanrı, insanların faaliyetlerini yönetir; onları yaptıkları iyi işlerden ötürü ödüllendirir ve kötülerinden ötürü cezalandırır. 

Hıristiyanlar, Yahudiler’le aynı Kutsal Kitap’a inandıkları halde, inançlarında büyük farklılıklar vardır. Yahudiler genel olarak hareketler ve davranışları en önemli sayar; inançların davranışlardan kaynaklandığına inanır.

Bu düşünce, inanca en büyük önemi veren ve davranışların bu inançtan kaynaklandığına inanan muhafazakâr Hıristiyanların görüşleriyle çelişkilidir. 

***

Yahudi inancı, Hıristiyanlığın özgün günah kavramını (bütün insanların Âdem’le Havva’nın Aden Bahçesi’nde Tanrı’nın talimatlarına itaatsizlik ettiklerinde işledikleri günahı miras aldığı inancını) kabul etmez. 

Yahudilik, Tanrı’nın yaratıkları olarak dünyada ve dünyadaki insanlarda iyiliğin var olduğunu savunur. 

Yahudi inanlılar mitsvot (ilâhi buyrukları) yerine getirerek hayatlarını kutsallaştırıp Tanrı’ya daha çok yaklaşabilirler. 

Aracı olarak bir kurtarıcıya ihtiyaç da yoktur, kurtarıcı da yoktur. 

Levililer ve diğer kitaplarda bulunan 613 buyruk, Yahudi hayatının her yönünü düzenler. Mısır’dan Çıkış 20:1-17 ve Yasa’nın Tekrarı 5:6-21’de bildirilen On Emir, Yasa’nın kısa bir özetidir. 

***

Tanrı’nın mesh edilmişi anlamına gelen Mesih, gelecekte gelecek ve Yahudiler’i bir kez daha İsrail diyarına toplayacaktır.

O sırada ölüler toplu halde dirilecektir.

İ.S. 70 yılında Romalılar tarafından yok edilen Yeruşalim’deki (Kudüs) Tapınak yeniden inşa edilecektir. 

***

İsa Mesih hakkındaki görüşler büyük bir çeşitlilik gösterir. Bazıları O’nu büyük bir ahlak öğretmeni, diğerleri ise sahte bir peygamber veya Hıristiyanlığın bir putu olarak görürler.

Yahudiliğin bazı mezhepleri, bir putun ismini söylemek yasak olduğundan İsa’nın ismini bile söylemezler.

***

Yahudiler’den sık sık Tanrı’nın seçilmiş halkı olarak söz edilir. Bu onların herhangi bir şekilde başka gruplardan üstün oldukları anlamına gelmez ama büyük ölçüde doğrudur; çünkü dünyanın büyük bir kısmını onlar yönetirler.

Mısır’dan Çıkış 19:5 gibi Kutsal Kitap ayetleri sadece Tanrı’nın Tevrat’ı almaları ve etüt etmeleri, bir tek Tanrı’ya tapmaları, Şabat gününde dinlenmeleri ve bayramları kutlamaları için İsrail’i seçtiğini bildirir.

Yahudiler başkalarından daha iyi olmaları üzere değil, sadece Yahudi olmayan milletlere bir ışık ve bütün milletlere bir bereket olmak üzere seçildiler. 

13. yaşına gelen erkek Yahudiler özel bir törenle kutsanır.

:"300"}[/embed]

Bugünlerde vefat eden Jerry Louis de bir Yahudi idi ve çok büyük bir komedyendi.

Son zamanlarda sayıları gittikçe azalmakta, neden acaba?

Tanrı’dan en büyük dileğim, aşure diye tasvir ettiğim Türk Yahudilerinin artık bu memleketi terk etmemeleri.

Dilerim öyle olur ve barış, sevgi, paylaşım içinde bir arada yaşamaya devam ederiz.

Şalom, selam, bilim…

Hepsi aynı kapıya çıkmıyor mu?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Ağustos 2017 Salı

Okumaya devam et
  1582 Hits
  0 yorum
1582 Hits
0 yorum

ADNAN ZİYALAR da VEFAT ETTİ

Hocayı ilk defa asistanlık senelerimde yakinen tanımıştım ama aslında kendisi de uzun süre hocalığımı yaptı.

Adnan Ziyalar Hocamız 1932’de Kalkandelen’de dünyaya gelmişti.

İlk ve orta tahsilini İstanbul okullarında tamamladı. 1950 -1956 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi’nde (Çapa) okumuş ve oradan da mezun olmuştu.


 

1956 - 1958 yılları arasında tabip teğmen olarak vatanî görevini tamamlamıştı… Ben daha yeni doğuyormuşum demek ki.

***

1959 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Psikiyatri Kürsüsünde psikiyatri asistanı olarak göreve başlamıştı. 1962 yılında nöropsikiyatri uzmanlık dalı imtihanında başarılı olarak aynı kürsüde uzman asistan olarak göreve başlamıştı.

Rivayet edilir ki,  ilaç mümessili iken bir gün Cerrahpaşa’ya uğramış. O zamanlar Doçent olan Merhum Ayhan Songar da kendisini şöyle bir süzüp “siz belli ki başarılı bir tabipsiniz, neden bizimle çalışmıyorsunuz” demiş.

O da bu daveti tabii ki reddetmemiş ve ikisi kolları sıvayarak kurmuşlar eski kliniğimi. Biri evden yemek taşırmış, öbürü hastaların çamaşırlarını yıkatırmış. Tam bir işbirliğiyle, hâlen de yerinde duran o iki buçuk katlı köşkü ıslah edip, tam bir bilim yuvasına çevirmişler. Kolay günler değilmiş.

***

Profesör olduktan Ayhan Bey bir yandan arabaları elektrik aksamını da tamir edip ek gelir sağlar, öte yandan muayenehanesine ve Adlî Tıp Kurumu’na koşuştururdu. O zamanları çok iyi hatırlıyorum. İlginç bir ekipti: Dinamik psikiyatriyi pek seven ve Balint gruplarında ara sıra kandırılan Prof. Dr. Koptagel Hanım, onunla neredeyse simbiyotik yaşayan Doç. Dr. Ömer Tunçer (sonradan lentoma geçirdi ama şifa buldu), bir dönem ziyarete sık sık gidip ailece görüşmemize rağmen, kliniğe kabul etmemeyi tercih ettiği Merhum Babam Doç. Dr. Recep Doksat, daha sonra bir dönem Anabilim dalı Başkalığı yapan Merhum Ağabeyim Prof. Dr. Ertaç İlkay, sonradan Profesör olan Müfit Uğur, Prof. Dr. Ruhi Yavuz, 

genç yaşta prostatektomi geçiren Prof. Dr. Turan Ertan, Doğramacı’nın dâhiliye tabipliğini yaptıktan sonra nokta tayiniyle gelen Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu

***

Engin Eker Hoca’nın da hâlâ tam bilemediğim sebeplerle kliniğe geri alındığı günlerdi. Bindir zahmetle Gero-Psikiyatri Bilim dalını kurmuştu. Şimdi gene faal, Nişantaşı’ndaki muayenehanesinde çalışıyor ve kongre düzenliyor.

Kıdemli asistanım ve sınav gözetmenim olan Levent Kayaalp de şimdi muayenehanesinde çalışıyor ve Profesör; Psikanalizle iştigal ediyor.

***

Gene Aziz Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Reha Bayar da kıdemlimdi.

Vizitleri beraber yapardık. Şimdi hepsi de Profesör olan Neşe Pekpak Kocabaşoğlu, Mine Özmen ve ben Ağrı ve Akupunktur Polikliniğini yürütmüştük 8 sene.

Sonradan epey süte Kliniğin vaka tartışmalarını sürdürdüm; Adlî Tıp Kurumu’nda görev almak istemedim ama Adlî Tıp Enstitüsü’nde iki sene ders verdim. O dönemde KENT TV’de programa çıkıyorduk. En unutamadıklarım arasında da Şafak Pavey’le yaptığımız Parola Şafak programlarıydı: Prof. Dr. Uğur Alacakaptan da, Prof. Dr. Celâl Şengör de, Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu da, Prof. Dr. Acar Baltaş da… Hep konuğumuz olmuştu.

***

KENT TV kapanınca, bu sefer Çankaya tepelerindeki bir yerden işe devam ettik. Sevgili Tuna Serim hem TV hem de radyo programları yapardı. O dönem Sevgili Dostum, DBE (Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucusu) Emre Konuk da gelmişti. Emre’nin sakin ve şakacı, zaman zaman muzip davranışları da hiç değişmemiştir. Hiç unutmam, Almanya’da felsefe okuduğunu iddia eden ama Almanca bilmeyen bir TV yöneticisi vardı.

Sevgili Beyazıt Çırakoğlu şöyle bir bakıp, gülmemek için kendini tutmuştu. Programdaki sorum “beni klonlayabilir misin” olmuştu. Gülüp, "şimdilik bunun için erken olduğunu" anlatmıştı. Emre de “abi, burada tuvalet nerede yaa” diyerek inceden ve tam medenice şekilde gırgırını geçmişti. Hep de öyledir ve çok iyi ve candan bir adamdır. Karısı Emire ile güzel bir çift oluştururlar.

***

Tabii ki yönetmenimiz de çocukluk arkadaşım, can dostum Banu Zorlutuna idi.

/embed]

Hatta bir düğünde tanışmışlar sanırım ve Ayhan Bey de, Reyhan Hanım’ıRecep, ona iyi bak, ileride karım olacak” demiş. Babam da emanete ihanet etmemiş ve çok iyi muhafaza etmiş. Sonradan da evlenmişler. Tam bir Çerkez güzeliydi…

***

Babam da iki seve fahrî asistanlık yapmış ve bana süt parası yetiştirebilmek için s. Recep Doksat diye gazete köşelerinde makaleler yazmış. Merhume validem ise o dönemlerde Sümerbank’ta çalışır ve içinde ukde olarak kolan Tıbbiye ve Hukuk Fakültesi hülyasını bırakıp, koşuşturur dururdu. O zamanlar on yaş civarıydım ve çok iyi hatırlıyorum. Sonradan bin bir mücadeleyle profesör oldu ama stres, puro ve sigara onu bitirdi, elimde vefat etti!

***

Dönelim dün rahmete kavuşan Adnan Ziyalar’a

Adnan Ziyalar, Kısa bir süre sonra hocası Dr. Ayhan Songar ile beraber yeni kurulmakta olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bünyesine katıldı.

1968 yılında aynı bilim dalında, Afazi Şizofrenide Konuşma ve Düşünme Bozukluğunun Hanfmann-Kasanin Test Metodu ile Tetkiki başlıklı teziyle, üniversite doçenti unvanlını aldı.

1973 yılında profesörlüğe yükseltildi.

1999 yılına kadar bu görevini sürdürdü ve yaş hâddinden emekli oldu.

41 senelik görev süresinin 17 yılını, bir yandan da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Üniversitesi Edebiyat Psikoloji Bölümü öğrencilerine Adlî Psikiyatri ve Psikoloji dersleri vererek geçirdi.

25 yıl boyunca Adlî Tıp Kurumu Gözlem Dairesinde psikiyatri uzmanı olarak görev yaptı; o dönemlerde kendisiyle çok daha yakınlaştık ve ne kadar mütevazı ama bir o derecede keskin tıbbî birikimi olan bir insan olduğunu müşahede ettim.

***

Yeri geldiğinde, Ayhan Hoca’ya dahi muhalefet edebilen bir onu, bir de gene seneler önce kaybettiğimi Aziz Hocam Nedim Zenbilci’yi bilirim. Doçent olduktan sonra vefat eden ve pek çok edebî esere imza atan Doç Dr.Kriton Dinçmen de o dönemde Adlî Tıp Enstitüsü’nde idi. Şair, edip ve çok velut bir insandı. O da vefat etti çoktan!

***

O zamanlardaki Adlî Tıp Enstitüsü’nün başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy’du ve orayı tam bir Alman disipliniyle yönetiyordu. O dönem verdiğim Cinsel Sapmalar dersine pek çok müracaat oldu. Mert Savrun henüz doçentti ama istikbal vaat ediyordu.

 

Sevil Hoca ve güzel kızı, eskiden paniklerdi ama simdi çok sağlıklı.

Neylan ve sonradan Adlî Tıp Profesörü olacak ama psikiyatriyi de iyi bilen Sevgili Dostum Gökhan Oral da vardı.

Alternatif Sorular diye askıya asılan belgeye hemen herkes epey gülmüştü. Sonra doğrusunu verip, herkesin en az 70 puanla (Neylan 100 almıştı sanırım) geçmesini sağlamıştım.

***

Şimdilerdeki Adlî Tıp Kurumu Başkanı da kadim bir dostum: Prof. Dr. Dursun Kırbaş. Orada da aynı dersi anlattın geçen ay.

***

O aralar, Kadim dostum Profesör Oğuz Polat beni aradı ve “cinsel sapmalar” dersini vermemi istedi. Eh, zaten Cerrahpaşa’da Doçent olduktan sonra en çok anlattığım derslerden birisiydi. Aslında o dönemlerde joker gibiydim. Mesela sonradan Profesör olan Ruhi Yavuz veya hâlâ da vefa ile aradığım pek çok öğretim üyesi oradadır.

Hangisinin dersi boş, Ayşe’ye sorar ve hiç düşünmeden girer, tamamen doğaçlama olarak anlatırdım.

***

Adnan Hoca, nöropsikiyatrideki uzmanlık çalışmasına başlamadan önce, 2 sene süreyle Prof. Dr. Besim Turan’ın yanında İstanbul Üniversitesi Patolojik Anatomi kürsüsünde fahrî asistan olarak çalıştı. Sanırım artık tek nöropsikiyatr olarak Haydar Dümen kaldı!

***

Maltepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde 2001 yılında başladığı görevini 2007 yılına kadar sürdürdü. Burada yüksek lisans öğrencilerine senelerce Erişkin Psikopatolojisi dersi vermişti.

30 yılı aşkın bir süre Symposium ve Yeni Symposium dergisinin sorumlu müdürlüğünü üstlenmişti.

Şimdilerde bu bayrağı ben Literaür Symposium’un editörü olarak üstlendim; bana tevdi eden de Muhterem lâkaplı Prof. Dr. Fevzi Samuk hocamız olmuştur.

1960 - 1967 yılları arasında Prof. Dr. Ayhan Songar ile beraber Yeşilay dergisinin yayımını sağlamıştır.

Radyo, televizyon ve yazılı basında toplumu ilgilendiren sağlık konularında çok sayıda konuşma yapmış, makale yazmış ve seminerlere katılmıştır. İstanbul ağırlıklı olmak üzere ülke genelinde alkol ve madde bağımlılıkları, öğrenme psikolojisi konularında seminerler; aile içi ilişkiler ve ebeveyn evlat ilişkilerini düzenleme amaçlı konferanslar vermiştir.

Maalesef bunların çoğu kayıtlı değil.

***

Prof. Dr. Adnan Ziyalar 45 yıllık evli, iki çocuk ve iki torun sahibiydi, İngilizce ve Almanca bilmekteydi.

Ben girdiğimde Kliniğe haftada iki veya üç gün uğrar, bir saatte en az 5 ilâ on hasta görür, tekrar muayenehanesine giderdi. Ben de bu sürate şaşardım.

Geriye eserleri kaldı. Kliniğin “sol” tarafının temsilcisiydi ve Ayhan Bey’in biraz dozunu aşan şakalarına he sükunetle ve suhuletle mukabele ederdi.

Allah rahmet eylesin.

***

ESERLERİ

Sosyal Psikiyatri (1999)

Psikiyatrik Semiyoloji ve Medikal Psikoloji (1999)

Psikiyatri Lügati (1981)

Stress ve Depresyon (1986)

Anorexia Nevrosa (1976)

Cinsel Davranış Bozuklukları (2000)

Dilimiz ve Düşüncemiz

Sokma Akıl Para Etmez (2001)

Erişkin Psikopatolojisi (2006)

İşte ölümsüzlük; eserlerinin tamamına yakını evimdeki kütüphanede mevcut…

Son zamanlarda kafama takılan bir şey var…

Ola ki bir gün ben de “boyut değiştirirsem”, bu kadar kitap kim(ler)e yarar diye.

***

Ayrıca, Kızı Neylan da, Ayhan Hoca’nın tek evladı olan Neslihan da çok eski arkadaşızdır. Adeta kopmaz bir üçlüydük eskiden: Neylan, Neslihan ve ben… Çocukluğumuzda hep beraberdik.  

Aradan kaç sene geçti, hiç sormayın!

Altın Yunus Tesisleri’ndeki bir tatilde epey eğlenmiştik. Reyhan Hanım, gözlerini hiç üzerimizden ayırmazdı. Daima kocasını destekleyen ama önüne geçmeyen fakat güçlü kişilikli bir kadın olarak yaşamıştır.  

Buradan, başta Fevzi Hocam olmak üzere, ilgilenen herkese bir davetim var.

Fevzi Hoca bana “Hz. İsa’yla ilgili makale yaz” derdi de, pek anlam veremezdim. Psikiyatrinin bu mevzularla ne alakası ola ki diye tefekkür ederdim…

Ne ileri görüşlüymüş meğer…

İçinde bütün dinî, mistik ve tabii ki bilimsel, epistemolojik bilgileri içeren bir Kişilik Bozuklukları kitabı yazmaktayım. İçinde hemen her şey var: Ezoterizm, din, psikoloji, parapsikoloji, mistisizm vs.

Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji de sırada.

Herkesten yardım istiyorum…

Akşamüstü, Adana’dan Kadim Dostum ve Meslektaşım Prof. Dr. Canan Ersöz’ü aradım. Fırsat bulabilirsem gideceğim.

Neslim de refakat eder mi bilemiyorum çünkü şu aralar bir hayli canı sıkkın.

Ben de üzülüyorum tabii ki.

Unutmayalım…

Her nefis ölümü tadacaktır; mutlaka.

":"300"}[/embed]

":"300"}[/embed]

Yeter ki Karmik dengeler ve Kader arasında tenakuz olmasın.

Adreslerim: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it., This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.. Her türlü katkıya açığım çünkü oldukça yalnızım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ocak 2016 Pazartesi

Okumaya devam et
  5477 Hits
  0 yorum
5477 Hits
0 yorum

ŞEYİN ŞEYSİ-1

Gene altını ıslatmıştı ve çok öfkeliydi.

 

Hiçbir şey yolunda gitmiyordu zâten…

Babasının kendisine olan derin sevgisinin farkındaydı ama sezinlemesi de, sezgileri de aslında onun öz olmadığını telkin ediyordu.

Bir kere, babası çok yakışıklı ama ödlek, kendisi ise çirkin fakat pek cesurdu.

Geçenlerde sokakta yürürken bir grup küstah adam tarafından, hem de karılarının önünde resmen aşağılanmıştı ama bir de özür dileyip şapkasını aldığı gibi, eğile büküle bir hâl olmuştu. Erkek dediğin, hele “Peder Beyciğim” diye hitap edeceğin insanın biraz gururu olmalıydı.

Ticarette asla başarılı olamamıştı ama dünya umurunda değil vaziyette, evde oturup Kitabı Mukaddes okuyor ve kendi ırkını aşağılayacak fıkralar anlatıp duruyordu.

İşin en fena yönü de, bütün bu garabetine rağmen etrafındakilerce çok seviliyordu.

Annesinde de bir gariplik vardı.

Kendisini, nasıl derler, biraz fazla seviyordu.

 

Çok net olarak kayırıyordu bir kere…

Diğer altı kardeşi bir odada tıkış tıkış uyurken, kendisi keyfine bakıyordu.

Tamam, çok zeki ve yaratıcıydı, bu pozitif ayrımcılığı da yan cebine koyuyordu ama her dakika koklanıp öpülmek, “seninle iftihar ediyorum” diye övülmek da fazla oluyordu canım…

Üstelik kendisini de hep bir farklı ve özel de hissetmişti.

Yâni herkesi anlamaya çalışıyor ama bir türlü onların duygularıyla özdeşleşemiyor, kendini onların yerine koyamıyordu.

İnsanları daha iyi anlayabilmek için bir şeyler yapmalıydı.

Ne yapsaydı, nasıl yapsaydı…

Her şeyden önce iyi bir tahsil yapmalı ve çok okumalıydı, çok…

Ailesini de, annesini de, kardeşlerini kurtarmalı, bir kahraman, bir Guru olmalıydı.

Peki, âlâ da…

Beş parasız bir Yahudi’ye kim iş verir veya onu kayırırdı ki?

“Hay senin soyunu sopunu kekeme Musa” diye söylenerek altını temizledi, aslında sadece kuruttu denebilir çünkü evde doğru dürüst su yoktu.

Bu kadar sıkıntı çekerken, bir de dadı tutmuşlardı çok icap ediyormuş gibi.

Ondan da hem çok hoşlanıyor, hem de nefret ediyordu çünkü kendisini yıkarken âdet kanı mı, kendisini kestiği için mi ortaya çıktığını bilemediği bir avuç kırmızı şeyle dolduruyordu uyduruk banyoyu. Sonra da uzun uzun okşayarak, iltifatlar ederek sabunluyordu.

“Ne acayip bir kadın bu” diye düşündü, “nedir benimle alıp veremediği”?

Bir bilse!

İsa mı, Musa mı yoksa kendi Rabbi mi; her şey karmakarışıktı.

Kime, neye inanacaktı?

Tam da kiliseye giderlerken, kendisine İsa’nın nasıl kan revan içerisinde süründüğünü anlatırken, zâten hiçbir şeyleri olmadığı hâlde, bir de evdeki paraları yürütünce kovmuşlardı kadıncağızı.

Kilisenin içindeki kocaman borulardan çıkan ses de hep çok ürkütmüştü nârin rûhunu. Tepedeki freskler, tavandaki sakallı acayip herifler, yankılanan âyin ve dualar, ilâhiler, öcü gibi cüppeli papazlar…

Bırrrrrrrr, banyonun berbat suyundan daha soğuktular…

Kendisine ulaşılmaz hazlar yaşatan bir dadısı da yoktu artık!

Kıllı koltukaltı ve berbat sesine rağmen paranın canına okumuş Madonna bile kalkıp “en iyisi İslâm” demeye getiriyordu ve “hepsinin aynı yere vardığını söyleyip Muhiddin İbn Arabi’den filân bahsediyordu.

Peki, kimdi kendisi?

Okumaya devam et
  4453 Hits
  0 yorum
4453 Hits
0 yorum

MAALESEF INSANLARI KANDIRMAK ÇOK KOLAY

Birkaç saat önce Tanrı olduğumu ilân ettim ve hemen inananlar, deli olduğumu düşünenler çıktı!

Eski talebelerimden, ABD'deki Mr. Obama'dan, Adnan Hocaefendi Hazretlerinden, buraya sığmayacak kadar çok, milyonlarca makamdan ve kişiden talepler yağdı.

Demem o ki, bu sadece bir sosyal bilimsel araştırmadan ibaretti.

   Kendisinin Tanrı olduğuna inanan o kadar çokmuş demek ki!

      Manitu aşkına...

         Dostlukla kalın...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 02.09.2012

Okumaya devam et
  4175 Hits
  0 yorum
4175 Hits
0 yorum

FOR GOD’S SAKE, MY BEST FRIEND OBAMA FROM THE ARMY ANSWERED TO ME!

Left-Handed is He.

So is Me.

 We are soul-mates, also el fallarımız (astro-charts) are similar...

Hi Everyone,

Do you remember my letter sent to Obama?

I’m sure you do.

Now, see his sincere and very much closely answer.

I am sure Mr. Number One will envy but after all, all the secret and sacred services like FBI, CIA, MOSSAD, NCSI, SPSS, SAS, SASS,  MIT, COADS, SOS, IASAF etc.

I am not ever afraid or shivering for any kind of assassins, deadly operations in nowhere on this lovely Blue Planet or in Space.

I will do my eylem (ToP SeCrEt GuN: Action) in Wandering Around Park or Beshictash Stadium though it is filled with petroleum with my Russian balalaika in becoming and coming days.

So, please read, with your eyes semi-closed in order 2 Nuru Ziya's blinding affect and effect:

***

Hello, everybody --

Michelle and I know exactly how tough it can be to pay for higher education. By the time we finished paying back the loans we took out to go to college and grad school, I was on my way to being a U.S. Senator.

I believe that anyone who works hard should have the same opportunities that our educations gave us. That's why, as President, I've made it a personal mission to make higher education more affordable -- and why I'm going to be visiting school campuses later this week.

Learn more about why this is the time to take action.

The facts are clear. Over the past three decades, the average tuition at a public four-year college has more than tripled. At the same time, many state governments are actually reducing their support for education, and many middle-class students are getting stuck with the tab. Today, the average student taking out loans to pay for education graduates with more than $26,000 in debt.

Just tinkering around the edges won't be enough: To create a better bargain for the middle class, we have to fundamentally rethink about how higher education is paid for in this country. We've got to shake up the current system.

That's why, starting Thursday, I will be embarking on a bus tour to offer my plan to make college more affordable, tackle rising costs, and improve value for students and their families. My plan includes real reforms that would bring lasting change. They won't all be popular with everyone --including some who've made higher education their business -- but it's past time that more of our colleges work better for the students they exist to serve.

Over the past four and a half years, we've worked to put college in reach for more students and their families through tax credits, improving access to financial aid, and new options that make it easier to repay those loans.

But if we're going to keep the doors of higher education open to everyone who works for it, we need to do more -- much more. And that's exactly what I'm going to be talking about this week.

So learn more here, then help to spread the word:

http://www.whitehouse.gov/share/college-affordability

Thanks,                             

President Barack Obama      

***

Yes, I know that you are angry and Hungary after seeing the linguistic error “-- but it's past time”, it should be “its” but he does not now 2 read and write in Americanish 2 much or so macho’s. Also “more here, then help to spread” should be “more here, and then help to spread”…

Please don't think or assume or propose that may best friend is a psychopath.

No!

He's just a lier like all the politicians.

But his survival won't be much long...

Nobody likes him, no-dudy, no dady...

Ahhh the Mirror Neurons, Where do They all Come From?

Okumaya devam et
  3733 Hits
  0 yorum
3733 Hits
0 yorum