Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

BİR TİMSAH FIKRASI ÜZERİNE FELSEFÎ DENEMELER

Meşhur fıkradır. Kadın psikiyatra gider ve “yatağımın altında bir timsah var” der. Kocası buna kesinlikle inanmamaktadır ama ne yapsın; anlayışla sükût etmektedir. Hekim şaşırır ama “herhalde bu bir hezeyan” diyerek, hastasına bu açıdan yaklaşmanın daha isabetli olacağına karar verir.

Ne de olsa, böylesine hezeyanı olan bir kişiyle “saçmalama” diye münakaşa edilmez.

“Evet, anlıyorum… Bazıları evlerinde gerçekten de timsah besliyorlar ama bu onların habitatına (doğal yaşama alanlarına) uyan bir mekân yahut ortam teşkil edilebilirse daha makul olur, ne dersiniz” diye soruyu geri atar. Amacı içgörü uyandırmak, bir yandan da mecazî mânâda bir mesaj vermektir: “Timsahın Ankara’daki bir karyolanın altında ne işi ola ki”!

 ***

Üstelik şu “petshoplarda” (hayvanatın sergilenerek, ücreti mukabilinde satıldığı dükkânlar) satılan timsahların çoğu ya yavru, ya da genetiğiyle oynanmış minyatür formları. Böyle giderse, birkaç asır sonra bizleri de birileri satabilir (Kadim Yunan ve Roma’da, Ortadoğu kültürlerinde olmadı mı, olmuyor mu sanki? Bakarsınız 1000 sene sonra iyice tekâmül etmiş şempanzeler de bizi satarlar). Bırakın her hayvan kendi sevdiği ortamda hayatiyetini sürdürsün…

***

“Herhâlde evinizde bir korokodil yahut alligatör besleyecek hâliniz yoktur. Bunlar devasa hayvanlar ve derhal insanı yerler. Her ne kadar evrimsel açıdan predatörün (avcı) mönüsünde insanlar ön sırada gelmiyorsa da… Her sene ortalama 1000 Homo Sapiens sapiens’ten biri bu çok gelişmiş sürüngenlerce yenilip, bir de çevrile çevrile boğularak katledildikten sonra, mideye indiriliyor” der.

***

Eh, tabii ki antipsikotik ve biraz da morali düzelsin diye antidepresan bir ilaç başlar. Sonra da Bilişsel Davranışçı Terapiye alabilmek ümidiyle “bir dahaki seansta gelirken, bana her iki büyük timsah alt-türünün ve evlerdeki süs timsahların hayat şartları hakkında birkaç sayfalık doküman hazırlayıp gelin ki, konunun üzerinde uzun vadeli çalışıp, size maruziyet de duyarsızlaştırma terapileri yapayım. Sonra hipnoterapi de eklerim der.

***

Hasta ve kocası “peki Doktor Bey, iyi günler” der ve giderler. Ruh hekiminin keyfi yerindedir çünkü hem çaktırmadan meta-kognisyonla ona zekice bir mecaz yollamış hem de terapinin önünü açmıştır. 

***

Huzur içerisinde ve kendisiyle de iftihar ederek evine gider. Karısına “ne ilginç vakalar geliyor hayatım, etik sınırlar olmasa anlatırdım” der. Karısı gülmeye başlar “tamam da, galiba beni başkasıyla karıştırdın, ben de psikiyatrım yâhu” der.

Ruh hekimi kendine gelir ve ketumiyetine de itimat etiği için, karısı meslekdaşına vakayı özetler.

***

Karısı daha genç ve çok okuyan bir tiptir; azıcık da bilmiş ama iyi niyetli… “Hayatım, biraz erken yüzleştirme (konfrontasyon” yapmamış mısın? Ya hasta veya yakını bu mecazı anlamaz da, gidip internetten araştırır yahut daha da beteri, bir veterinere danışırlarsa” der.

***

Hekim biraz telaşlanır ama daha sonra rahatlar: “Hayatım, buradaki timsah aslında dinamik açıdan bir fallus imagosu ve hastaya bastırılmış cinselliğini ve saldırganlığını da ihsas ettirmiş oldum. Yeterince zeki ve entellektüel insanlar, mesajı almışlardır”.

 ***

Der de, azıcık huzuru kaçmıştır. “Ya bu kadın çılgınlık yapıp da evde timsah besliyorsa, ben ne yaparım” diye tedirgin olur. Sonra da bu gayrı mümkün ve gayrı varit bir düşünce. Nasıl olsa bir sorun çıkmaz deyip, konu hakkındaki son literatürü psikiyatri dergilerinden ve kitaplarından taramaya başlar. Karısı da iştirak eder. PubMed’e “home ve crocodile” yazınca 20 makale çıkar. Hepsinin özetlerini hızla okurlar; korkacak bir şey yoktur!

***

5 gün sonraki randevuya gelen hastalarına durumun nasıl olduğunu sorar, karısı meslekdaşı da yanındadır. “Vallahi, timsah hâlâ yatağın altında artık ben pek aldırış etmiyorum" der hanım; kocası kıpkırmızı ve gergin ama sabırlı bir duygulanımla susmaya devam eder.

***

İlaçların dozunu artırırlar ve “o timsah zamanla çekip gidecek” diye teminat verirler.

***

Bir sonraki randevuya gelmezler ama hastanın kocası telefon eder. Nazik ama bastırılmış bir öfkeyle “bizim eve gelebilir misiniz, ücreti takdim edeceğim” der.

“Aman efendim, bir uğrarız, zaten yakın” diye yola çıkarlar.

Bir bakarlar ki hanımı timsah yemiş kısmen ama acil servise yetiştirmişler!

 ***

Ruh hekimi sorar: “Beyefendi, gerçekten de böyle bir timsah mevcut muydu”?

Hastanın kocası hazin bir tebessümle cevap verir: “Hiçbir zaman olmadı ama belki de karımın beyninin muhayyile gücünü yeterince ciddiye alamadık”, o kadar beynini zorladı ki, varolmayan timsah zuhur etti ve karanlıkta karımı ısırdı. Işığı yaktığımda sadece onu yaralı olarak gördü. Timsah ortada yoktu!

***

Ruh hekimi hüzünlüdür…

“Bunca senedir bu işi yapıyorum, hayal gücünün sonsuzluğunu ve onun organı olan beynin yaratıcı kuvvetinin muhteşem becerilerini yeterince almadım. Muhtemelen bir Dissosiyatif nöbet geçirip kendine zarar verdi. Merak etmeyin” der.

Tam evden çıkacaklarken, pek zarif bir adam olan kocası viziteyi verirken ikisinin de kulağına fısıldar: “Ben bu geceyi yanız geçireceğim, hastaneye almadılar. Ya bu timsah bana da saldırırsa” diye endişesini dile getirir.

Telkin, ikna, belki de folie a deux. Ne fark eder?

 ***

Karısı teselli eder; “bir de EEG isteyelim, belki temporo-limbik epilepsi geçirdi” der.

Ruh kekimi “tabii ki hayatım” cevabını verir. 

Sonra eve giderler. Geniz bazalı ve yere yapışık yataklarına tam uzanacakken hekim fırlar.

“Aşkım, odada sanki bir hırıltı mı var, yoksa bana mı öyle geldi diye” haykırır.

 ***

Karısı güler ama o da tedirgin olmuştur: “Bana bak, üzüm üzüme baka baka kararır” der.

O gece kâbuslar içinde geçirirler.

Ya timsah onlara da gelmişse?

Daesin mi yoksa Umwelth mi?

Yoksa Eigenwelth mi?

 ***

Acaba, basitçe bir paranormal fenomen mi? Hani başka bir boyuttan gelen ama tecessüm ederken timsaha istihale olan bir Marslı mı?

Tam da terapide metakognitif süreç başlamışken!

***

Uyandıklarında her tarafları sağlamdır.

Hangi boyuttaydık diye sorarlar kendilerine karı koca

Acaba gerçek olan ne?

Bunun gerisini daha sonra paylaşacağım.

Hepimiz hayal ettiğimiz şeyleri yaratıp onlarla beraber yaşıyor, bir kohabitasyon içinde mi devinip duruyoruz acaba!

Yoksa bu işin içinde beynelmilel güçler mi var?

*** 

Bu aralar beni bir düşüncedir sardı... İktidarda kim olursa olsun, Ruslar bizim tarihî düşmanımız değil mi?

Kalktık tayyarelerini düşürdük.

d]

IŞİD'di değil mi?

Mukabele-i bil misilden de geçtim.

Ya Putin ve Meldeyev doğal gaz vanalarını üç beş günlüğüne kısarlarsa?

Buna da acaba Illuminati mi karışmış olur yaksa amaca yönelik hareket eden, silahla dolaşan, kendinden hiç kimseye güvenmeyen, ilginç yönelimleri olan eski bir KGB ajanı mı?

Ya bir de her tarafta canlı bombalar kendilerini patlatmaya başlarlarsa?

Bunların çoğu akıl hastası değildir, kendilerini inandıkları davaya vermiş adamlardır!

Tarih tekerrür ediyor: Aklıma 11 Eylülde NTV'den yaptığımız canlı yayında Sayın Celâl Pîr'le konuştuklarımız aklıma geliyor.

Hepsi ABD'nin numaraları, "kendi İkiz Kulelerini kendileri vuruyorlar" demiştim de, pek kimseler inanmamıştı.

Bu memleket için üzülüyordum geçen gün aldığım bir haberden sonra moralim düzeldi!  

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 05 Şubat 2016 Cuma

Okumaya devam et
  4241 Hits
  0 yorum
4241 Hits
0 yorum

Profesör John Nash VEFAT ETTİ

Sevgili Mekâncılar,

Çoğu kimse onu unutulmaz bir şaheser şeklinde tarihe geçen AKIL OYUNLARI (A Beatiuful Mind) filmiyle tanışmıştır.

Şizofreninin şiirini yazan adamdı ve büyük medyada küçücük bir haber olarak yer aldı.

Hayatını özetleyeyim sizler için…


John Forbes Nash (13 Haziran 1928 – 23 Mayıs 2015), ABD'li matematikçi.


***

Lisans ve yüksek lisans eğitimini Carnegie Teknoloji Enstitüsü (günümüzde Carnegie Mellon Üniversitesi)’de tamamladıktan sonra doktora yapmak için Princeton Üniversitesi’ne gitti.

21 yaşında hazırladığı doktora tezi, “Oyun Teorisi” “(Game Theory) ona uzun yıllar sonra, 1994'te Nobel Ekonomi Ödülünü kazandırdı.

Genç deha, John von Neumann’ın icadı olan Oyun Teorisindeki sorunları çözüp kullanılır hâle getirdi.

30 yaşına kadar parlak fikirleri ve göze çarpan kişiliği sayesinde hızla yükselip matematik camiasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

MIT’de profesörlük yapmaya başladığında karısı Alicia Larde ile tanıştı.

Larde, o zamanlar daha bir fizik öğrencisiydi.

Nash’in şizofreni sorunları başlamadan kısa süre önce çiftin bir oğlu oldu:

John Nash, aynı zamanda Soğuk Harp döneminde ordu adına şifre çözücü olarak çalışmıştı.

Hastalığının ilk belirtileri 1958 yılında görülmeye başlamıştı.

Bir oda arkadaşı olmamasına rağmen, gene bir oda arkadaşından bahsedip etrafındakileri korkutmuş ve oda arkadaşıyla yaptığı hayalî sohbetler onun şizofren olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Daha sonra bu hastalığı kendi zekâsını kullanarak yenmişti denir ama aslında ilaç kullanıyordu.

***

Alicia Larde-John Nash çifti 1963’te boşanır ve 1970’te tekrar bir araya geldi. Bu tarihten itibaren darılıp barışan çift, kendileri hakkında “aynı çatı altındaki iki yabancı” benzetmesini yapmıştı.

Nash, 1994’te Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra aralarını düzelttiler ve 1 Haziran 2001’de tekrar evlenirler.

1945 ve 1996 yılları arasında 23 bilimsel çalışma yayınlar, ayrıca “Essays on Game Theory” (1996) ve “The Essential John Nash” isimli kitapları yazdı. Aynı zamanda “Hex” ve “So Long Sucker” adlı 2 popüler oyunun yaratıcıları arasındadır. Princeton’da matematik üzerine çalışmalar yapmaktaydı.

Hayatı, Akıl Oyunları adlı filme konu olmuştu.

Nash 23 sayısıyla takıntılıydı. Nash, toplam 23 bilimsel makale yayınlamıştı.

Dört gün hastanede yattıktan sonra kendine gelmiş ve eve dönmüş.

Doktoru “ölümü ucuz atlattığını ve sağlığının tehdit altında olduğunu söyledi” demiş.

Sonra Nash düzenli ilaç da kullanmaya başlar.

23 Mayıs 2015’te karısıyla birlikte New Jersey otoyolunda geçirdikleri trafik kazasında ikisi de hayatlarını kaybetmişler.

21 Ağustos 2009’da kalp krizi geçirmiş, bir taksi şoförü çarpmış ve hayata gözlerini yummuş.

***

Ben merhumla tanışmıştım ve aslında yeni nesil anpsikotikleri de kullanıyordu.

Cinsel sorunları ortaya çıktığında karısı tarafından aldatılmıştı ama o bunlara hiç aldırış etmeksizin, ısrarla ve sebatla üniversitesine gitmiş ve meşhur dolma kalemini kapabilmek için epey uğraşmıştı. Sanırım bazı homoseksüel deneyimleri de yaşamıştı o zamanlar...


Hakkındaki filim de çok gerçekçiydi ve beni, bütün dünyada yaşayan şizofreni mağdurlarını derinden etkilemişti.

O dönemler bir dergide yazıyordum ve epey hararetle övmüştüm merhumu.

Şimdi de buradan vefatını duyurmak bana kaldı.

Sanki bu mekândan başka yer kalmamışçasına…

Büyük adamdı Nash ve bütün cihandaki Şizofrenler onu pek sever, hayatından ibret alarak filmini seyrederlerdi

Şimdilerde Oyun Teorisi denince hemen herkes onu rahmet ve şükranla hatırlayacak.

Bu dünyaya da başka bir John Nash gelmeyecek!

Demem o ki hayat bir rüyadır ve kim olursak olalım, unvanımız veya geldiğimiz, geleceğimiz nokta ne olursa olsun, gidilecek yer orası ve dönüş de yok sanırım.

Hüzünlendim, eski bir dostu kaybetmiş gibi oldum tam da bahara girerken.

Bir garip oldum tam da bahara girerken.

Hani “her vefat erkendir derler” ya, bu da öyle…

Altından Saray’da oturanlar var ya, kendini ölümsüz sananlar, mevkiini ve sâhip olduğu nimetleri ona buna dağıtanlar.

Yaptıklarının hesabını veremeyenler, kul hakkı yiyenler ve oturdukları makamın kıymetini bilmek yerine, işlerine gelenlere ulufe dağıtanlar.

Elbette ki sizler de Öte Âleme göçeceksiniz.

Bu aralar vefat ve zafer haberleri hep bir arada geliyor.

Hem toprağı bol olsun ve huzur içerisinde uyusun, hem de Allah rahmet eylesin, ne diyeyim.

Bir daha ona bir kongrede rastlayamayacak olmak da ganisi…

***

Gani deyince, Gani Müjde ile tanışmayı çok isterim çünkü Osmanlı Cumhuriyeti filmi, memleketimizin bugünkü ibretlik durumunu çok güzel özetlemiştir.


Şimdi tekrar toparlanalım, Neslim eve gelecek, koşuşturmayı sever.

Akşam da sanırım bir misafirimiz var, son anda caymazsa o gelecek.

Hayırlı bir hafta diliyorum, içim biraz buruk…

Boğazımda da bir yumruk!

Acaba Peder ve diğerleriyle orada buluşurlar mı?

Anacığım da kahve yapar mı, belki Toygar Enişte ile Babam hâlâ tavla atıyordur,

Bir bilsem, öğrenebilsem anasını satayım!

Not: Evrimsel Psikiyatri Temel Kitabı için sponsor ve iki adet de genç, enerjik asistan kız aramaktayım.

Uykunun Evrimsel Yönü zaten fırına girdi bile...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25.05.2015

Okumaya devam et
  3490 Hits
  0 yorum
3490 Hits
0 yorum