Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

PRO-FEMİNİST PROTESTO or NEW TESTAMENT!

Bu yazı görüntüsüz, fotosuz, karikatürsüz ve görgüsüzdür!

Aslında bu makalemin (makalenin mi) ismi Anti-Feminist Protesto da olabilirdi ama gözüm yemedi.

Neden mi?

Çünkü aradım, taradım ve bir baktım ki bugün herhangi bir şeyin Dünya Filânca Bir Şeyler Günü olmadığını tespit ettim.

Bu saptama beni öylesine mesut ettik ki, klavyeye oturdum hemencecik.

Ama bakın neler oldu:

***

Öyle bir rûya gösterdi ki bana EUM, hayat boyu sürecek, ömrümü dolduracak ama dişimin kavuğuna da, kovuğuna sığmayacak (sığacak mı) dersler verdi.

12 Eylül Dünya Darbeleri Kutlama ve Yerme Günü’nde Cesi’nin programına çıkacağım ya, ne desem, ne söylesem diye kafa yorarken Doğru Yola kavuştum ve kuş gibi uçtum.

Efendim, bu hayatta görmediğim bir malikânede ikamet ediyordum (ikâmet mi desem) ve leb-i derya idi.

Hem yüzüyor hem de uçuyordum (hani hem balık hem de kuştum).

Ne de hoş ve boştum.

Bütün doğal (tabiî mi desem) ve mânevi (ezoterik yahut içrek mi desem) ihtiyaçlarımı hem giderdim hem de doyumsuz kaldım (tatminsiz mi desem).

Kendimi Mevlâ’ya (Tengri’ye mi desem) saldım ve hayretle, hasretle, heyecanla ve helecanla donakaldım; çünkü bu evrimsel kodlar benim davranış portföyümde (para çantamda mı desem) zâten mevcuttu (vardı mı desem).

Sosyal Psikolog Fatih’lerin “kaybetmekten korkmuyoruz çünkü zaten kaybedecek bir şeyimiz yok Allah’ın izniyle; sabrım taşıyor, vicdansızca söylenenleri ne ben, ne…. hak etmiyor” (ediyor mu dese) beyanı da beni ilgilendirmiyor da, aklıma üzerinden Voz Vos geçince “ne horozdu yaw” diyen tavuk geliyor (hiç çıkmıyor mu desem).

Okumaya devam et
  5112 Hits
  1 yorum
5112 Hits
1 yorum

NELER OLUYOR NELER...

Değerli Mekâncılar,

Dün gece kadim arkadaşım Gazeteci Güler Kömürcü ve Neslim ile vakit gece yarısını geçerken epey sohbet ettik, Nişantaşı’ndaki Köşebaşı’nda bir güzel de kebap yedik.

Çok güzeldir ve hararetle tavsiye ederim bütçesi izin veren herkese; biz şimdilik gidebiliyoruz şükürler olsun.

 

Bu arada, epeydir makalelerimi neşreden bir İnternet gazetesi var: İlk Kurşun.

Ondan bahsettik.

Burada örneklerini kolayca bulabileceğiniz inanç sistemleri, epistemoloji ve dinler tarihi hakkındaki son bir makalemi sanal âleme koymadılar, tam iki kere yollamama rağmen.

Bu gazetenin patronu kim midir?

Güneş Erkul.

 

Her kim ki kravatına Atatürk ismi yazar, bilin ki bir ilginçlik vardır! Bu konuya Kadim tanışımız Hulki Cevizoğlu da "Rozet Atatürkçüleri" diye isabetle isim takmıştır. Hayatımda hiçbir yerime Sûret takmadım; günah olduğundan değil, ayıptır en azından...

Epeydir makale yazıyorum, onlar da yayımlıyorlar.

Okumaya devam et
  4314 Hits
  1 yorum
4314 Hits
1 yorum

FAŞİZM ÇEŞİTLERİ ve “ÖTEKİLER”…

Dün Yeniçağ gazetesinden Özcan Yeniçeri derli dolu bir makale neşretti, iktibas ediyorum (http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=13101):


Fasces...

“LİBERAL FAŞİZM”

Yazının başlığı olan “Liberal Faşizm” kavramı bize âit değildir. Zâten o yüzden de tırnak içinde gösterilmiştir. “Liberal Faşizm” Jonah Goldberg tarafından yazılmış, Pegasus Yayınları arasında da Türkiye’de de yayımlanmış bir kitaptır. Kitapla ilgili ilginç birkaç da değerlendirme var. Bunlar şöyledir: “Tek bir grubun başkalarını, hayatlarını biçimlendirebilme hakkına sâhip olduğuna inandığı zorlama elitist ahlâkî kesinliği görürüz. Kralların kutsal haklarını bireysel özgürlük haklarına dönüştürdük”. “Liberallerin bugün Avrupa faşizminden beslenen doktrinsel ve duygusal köklerinin olduğu savunuluyor. Uzun süre prim verilmeyen faşizmin diğer bir çağın ruhuna sızıp kemikleşebileceği düşüncesi insanları şok edecek” . “Faşizm sâdece soldan beslenmekle kalmayıp, Liberal faşist gücün günümüzde yetkilere sâhip olanlar ve hâttâ tutkulu muhafazakârlar arasında da varlığını sürdürdüğünü göstermektedir” vb.

Yafta ve amacı!

Geçmişte sosyalistlerin görüşlerine katılmayan hemen herkesi “Faşistlik” veya “Nazilik’le” suçladıkları bilinmektedir. Hâttâ sosyalistlerin kendileri gibi düşünmeyen eski dâvâ arkadaşlarını bile “sosyal faşistlikle” suçladıkları çok görülmüştür. Onlar bütün eşitlikçi ve emekten yana görüşlerin yalnız kendi tekellerinde olduğuna ciddi ciddi inanırlar.

Sosyalistlerin bu konuda “ya bizdensiniz ya da düşmandan (yâni sistemden) yanasınız” ilkesini esas alırlar. Onlar için “gri” alan yoktur. Sosyalistlerin yerini günümüzde biraz sanal, çokça da banal bir “Liberal” anlayış almıştır. Liberaller de tıpkı bir zamanın sosyalistleri gibi “Faşist” ve “Irkçı” yaftalarla görüşlerine karşıt olanlara hakaret etmektedir. Her iki grubun da kendilerini meşrû göstermek için kendileriyle aynı görüşü paylaşmayanları ahlâk dışı, daha az insan, takıntılı ve fanatik olarak göstermek amacıyla bunu yaptıkları açıktır. Bu nedenle karşıtlarını politik olarak mahkûm etmek için  “faşist”, “Nazist” ve “ırkçı” kavramlarını bol bol kullanırlar. Aslında bu kesim belki de farkında olmadan her karşıt görüşte olanı “faşist” diye yaftalayarak bir bakıma “faşizme” meşrûiyet de kazandırmış olurlar. Olgunun tartışılacak birden çok yönü vardır. Sonuçta Jonah Goldberg, Liberal Faşizm adlı kitabında “bilinçli olarak üretilen yalanların yerine şaşırtıcı ve aydınlatıcı araştırma açıklamalarla ve faşistlerin aslında Liberaller olduğu” tespitinde bulunmaktadır.

İnsanlık ve Liberallerin Suçları!

Kuşkusuz sorun, Liberalizm veya sosyalizm değil, insanın doğasıdır. Baskıcı, tepeden inmeci ve insanlık dışı tavırlar, yalnızca belirli kavram veya dünya görüşüne özgü değildir. Her değerin her zaman karşıtıyla özdeşleşme eğiliminden söz edilebilir. Kaldı ki hiç kimse insanlık adına olumlu görülen kavramların tekeline de sâhip değildir.

Öte yandan, günümüzde soldan sağa, sağdan sola savrulmaların yoğunluğu da ideolojik yargıların geçirgenliğini ispatlar. Nazizm veya komünizm denilince insanın aklına totalitarizm, soykırım, sürgün ve kamplar gelmektedir. Ancak tablo Liberal demokratların işledikleri insanlık suçları bakımından Nazi veya komünistlerden hiç de geri kalmadıklarını göstermektedir. Sonuçta atom bombasını da insanlara karşı demokrasi ile yönetilen bir ülke kullanmıştır. Vietnam, Irak veya Afganistan’a yağdırılan bombalar da aynı zihniyetin ürünüdür.

***

Bu derli toplu yazıyı iktibas etmemin sebebi basit:

Türkiye öyle bir kaosa sokuldu ki, kavramlar muğlâk, kafalar karmakarışık ve bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olup da, üstüne üstlük ahkâm kesmek vak’ayı âdiyeden oldu. Maâlesef en sık yaşananı da “kendinden” olmayanı “ötekileştirmenin” en kolay yolu da ona “faşist” demek hâline geldi

Hâttâ bu Faşomani bir entellektüel olan ama aydın (münevver: nurlanmış) olmayan, bilhassa da Atatürk’le Hitler’i veya Mussolini’yi aynı kefeye koyan kişilerin ortaklaşa bir hücum stratejisi hâkline geldi…

ed]

Okumaya devam et
  5703 Hits
  0 yorum
5703 Hits
0 yorum