Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Mehmet Aziz Göksel’den: Atatürkçüler, Biz Neciyiz?


Yukarıdaki linkteki röportajında, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Batılıların ve Ermeni diasporasının, Ermeni Sorunu ile ilgili bakış açısını eleştiriyor. Türkkaya Ataöv’ün, Anglosakson dünyâsının, Türkiye’yi ve Türk’leri değerlendirme biçimine bakışı çok hoş ve gerçekçi.

Batı’nın Türkiye ve Türk algısını bir kenara koyalım; biz daha kendi kendimizi tanıyor veya tanımaya çalışıyor muyuz ki? Bugün Türkler olarak, dahası Atatürkçüler olarak, Batı’ya veya Doğu’ya karşı neyimizi savunuyoruz? Neyimizi koruyoruz? Hangi argümanı yükseltiyoruz?

Kendine milliyetçi yâhut ulusalcı -ayrıntısına girmeyelim- o da kendisine milliyetçi diyemeyen “layt” sosyalistlerin, ulusal (millî) refleksler göstermeye başlayınca -nihâyet- uydurup, piyasaya sürdüğü câhilâne bir lâftır (millîci?)- diyen kesim; gardırop Atatürkçülüğü veya klavye silâhşorluğu dışında ne yapıyor?

Atatürkçü, vatanının bölünmez bütünlüğünü mü savunuyor? Atatürkçü, Kıbrıs’ın peşkeş çekilmesine karşı; bir itiraz mı serdediyor? Mesela EOKA kelimesi, bugünün Atatürkçü genci için ne ifâde ediyor? Okumuşu veya okumamışı için...

Atatürkçü, konuştuğu lisanın etki alanının ve kapasitesinin mi farkında? Türk dünyâsının sınırları hakkında ne biliyor? Atatürkçü’nün, bir Batılı’yla tartışırken, kendi dili ve kültürel kimliği hakkında üç beş kelâm edebilecek kadar donanımı mı var?

Bence yok! Çok zayıfız ve giderek daha da zayıflıyoruz.

Maşallah pek bir dini bütünüz! İnsanların ağzından hac ve umre serüvenleri düşmez oldu. Tamam; Allah kabûl etsin de… Millet, birbirine, tuttuğu orucun, verdiği zekâtın reklâmını yaparak saygınlık topluyor. Kim nerede iftar etmiş; sahurda ne yemiş, bunları gazetelerin magazin sayfalarından öğrenmek mümkün hale geldi.

Şaka mı yalan mı?

Bayramlarda telefonlarımıza gelen iletiler öte dünyâyı sanki gidip de geri gelmiş gibi resmediyor. Kutsal inanç, toplumsal bir gerçek ve elbette kültürel bir gereklilik... Ama bu dünyânın önemli işleriyle hiç ilgilenmez olduk. Geçmişte olanlarla da güncel olanlarla da...


Eskiden bir lise mezunu, Galileo kimmiş, La Fontaine kimmiş, Newton ne zaman yaşamış, Preveze’de ne olmuş, Macellan ne yapmış, Tanzimat Fermanı nedir… bunları hep bilirdi.

Okumaya devam et
  5751 Hits
  4 yorum
5751 Hits
4 yorum

CHP NASIL YOK EDİLDİ?

Yok, Çirkin Kral’mış, yok büyük sinema üstâdıymış, yok şuymuş buymuş!

Yâhu Yılmaz Pütün (sonradan Güney) kelimenin tam anlamıyla kaatildir, Kürtçüdür ve Fransa’nın koruması altında kanserden oralarda ölmüştür.

Babası Siverekli Zaza ve annesi Varto’lu Kürt olmakla birlikte, aslen Adana doğumludur. Kendisini “asimile edilmiş Kürt” olarak tanımlamıştır.

Yâhu, bir de edilmese neler yapardı acaba? 

Bakın seyredin:

,

Bu videoları mutlaka da indirin, yarın öbür gün bir Atatürkçü dernek tarafından(!) gene yasaklanmadan önce…

Arşivde bulunsun…

Okumaya devam et
  5494 Hits
  5 yorum
5494 Hits
5 yorum

AYŞE CÂNAN DOKSAT'TAN: KORKMA!

17 Ağustos 2012 günü başladı her şey aslında.

Depremin üzerinden 13 sene geçmiş dedim içimden.

Sonra internetten o felâket gününe ilişkin belgeselleri seyrettim. Ağladım çokça. Bir depremzede kızın âilesi kurtarmak için hiç tanımadığı bir adama “amca kurban olayım yardım et; beni bırak annemi, babamı, kardeşlerimi kurtar” diye bağırdığını, o amcanın da ağlayarak “evlâdım dayan geliyorum” diye kazmaya başladığını gördüm enkazı.

Ağladım bir sürü farklı sebeple tekrar. Depremzede kızın babasının enkazdan çıkarıldığında “oğullarımı askere yollayacağım ben” diye bağırdığını duyduğumda ise daha da çok ağladım bir sürü sevgi ve saygı dolu sebeple.


En çok bir depremzedenin sarf ettiği şu lâf etkiledi beni: “Düşünün ki binlerce kişinin aynı anda aynı şeye ihtiyâcı var ama hiç umutları yok çünkü etrafta kimse yok…

Okumaya devam et
  5770 Hits
  2 yorum
5770 Hits
2 yorum

İSRAİL NEREYE KOŞUYOR, BİZİMKİLER NEREYE?

Belli mihraklar ve kilit isimler vardır ki, onlar bir şeyi hararetle savunup kamuoyunu etkilemeğe başladılar mı, bilin ki Türkiye'nin aleyhinde yeni kumpaslar dönmektedir.

İsrail ne yaptı? Kendisini sürekli olarak rahatsız eden düşmanlarını berhava etmek için Lübnan'a girdi, çoluk çocuk demeden öldürüyor da öldürüyor. Filistin'de de yapıyordu zâten.

Buna karşı çıkmak her insan gibi insanın insanlık borcu mudur?

Evet! Ben de çıkmaktayım.

Peki, çok merkezli ve örgütlüce karşı çıkanlar kim? Türkiye'de Kürtçülük yapan, çeşitli isimlerdeki sivil toplum örgütleri ve ABD'den Türkiye'yi bölme misyonuyla gelmiş bütün etkili ve yetkili zevat. Ne diyorlar? İsrail'i ve ABD'yi tel''în edelim, oturma eylemi yapalım, bağıralım, çağıralım.

Arap'ları günahları kadar sevmeyen Kürtçü'lere neler olmakta! Bir bakalım.

Okumaya devam et
  4410 Hits
  0 yorum
4410 Hits
0 yorum

ŞİMDİ NELER OLACAK?

Prof. Erol Manisalı'nın mufassal ve açık seçik bir yazısını iktibas ediyorum (Cumhuriyet Gazetesi) ama "PKK''yi" değil "PKK''yı" yazarak (çünkü bu ifâde sehven destek verir; PKK'ye değil, PKK'ya olması gerektiği gibi) ve bâzı imlâ tashihleriyle:

erolmanisali.png

***

Batı PKK'yı Askıya Alıyor ama Ne Karşılığında?

Bush yönetimi ile AKP üst yönetimi arasında BOP ve PKK ile ilgili olarak varılan anlaşmalar yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Bunlar, 5 Kasım 2007'den çok önce yapılan bağlantılardır.

Bir kısmı AKP üst yönetimi ile Washington arasında 2003-2007 döneminde kimi zaman yazılı, kimi zaman da sözlü olarak yapıldı.

Bir bölümü ise AKP henüz iktidara gelmeden AKP üst yönetimi ile yapılan "uzlaşmalardır". 5 Kasım 2007 tarihi, AKP üst yönetimi ile Washington arasındaki kilometre taşlarından sadece bir tânesidir. 21-24 Eylül 2007'de Cumhuriyet'te 4 gün yayımlanan "AKP Nasıl Yaratıldı" başlıklı yazı dizisinde konunun kimi ayrıntıları, belgeleri ile ortaya konmuştu.

5 Kasım ertesinde ortaya çıkan gelişmeler nedir?

1) ABD''nin Bağdat''ı ve Barzani'yi uyarmaları sonucu, onlar da PKK'ya zarar vermeden, ona karşı bâzı önlemler almaya başladılar.

2) ABD güçleri Irak''ın kuzeyindeki PKK''yı tasfiye etmeye yönelik ciddi bir çaba göstermeden, "istihbarat niteliğinde" işbirliğine başladılar.

3) Yine ABD'nin rica etmesi sonucu, AB ülkeleri ve Brüksel de, özde değil ama sözde önlemler alıyorlar. Eski söylemleri biraz değişti.

Bir gerçeği unutmayalım:

AKP'nin 2002 sonrasında iktidara gelmesiyle, ABD ve İngiltere''nin Irak'ı işgâllerinin başlamasıyla PKK yeniden güçlendi ve Türkiye'deki silâhlı saldırılarını hızla arttırdı.

İşgâl ve AKP iktidarı, aynı zamanda PKK'nın siyasallaşarak Meclis'e girmesini sağladı.

PKK'nın BOP içindeki misyonu, AKP iktidarı ve Irak'ın işgâli ile başarılı bir biçimde öne çıktı.

Karşılığında İstenenler...

ABD, işgâlle birlikte tırmandırdığı PKK için bir ara döneme geldi; PKK askıya alınıyor. PKK'yı -şimdilik- frenleme karşılığında ödünler sıralanmaya başladı;

DTP'nin Meclis''teki yerine dokunulmayacak ve sonuçta PKK siyasallaşacak.

Barzani yönetimi (Bağımsız Kürdistan) ile resmî temaslar başlayacak.

Gayrıresmîsi çoktan başladı. İktisadî destekle, AKP Barzani yönetimini daha da güçlendirecek.

Böylelikle, 2003-2007 dönemindeki PKK'yı "tırmandırma operasyonuna" bir süre ara verilecek.

AKP hükûmeti, Barzani yönetimini resmen tanıyarak, Kürdistan operasyonunun önünü açacak, istenen bu.

ABD ve AB kıskacı içine sokulmuş Türkiye, AKP yönetimi altında BOP''ta adım adım "desteğini" sürdürecek, misyonunu yerine getirecek.

Ve birkaç yıl sonra gerektiğinde, "PKK yeniden çıtayı yükseltecek" ve ABD yeni bir genişleme daha yapacak. O zaman talep, Kürdistan projesi yanında, Ermeni mes''elesinde veya Patrikhâne konusunda olabilir... Hâttâ Güneydoğu'da özerklik istenebilir.

Türkiye''nin ABD ve AB tarafından nereye götürülmek istendiği çok açık olarak ortada; belgelere, kararlara, haritalara geçmiş ve fiilen uygulamaya başlanmıştır. AKP hükûmeti bunu çok iyi bilmekte ve "BOP'a karşı çıkmamaktadır" .

Hükûmet ile ABD ve AB arasındaki "alışveriş" , Türkiye üzerinden başarılı bir biçimde yürütülmektedir. Alışverişte kullanılan "metalar" şunlardır: Federatif bir yapı içinde dinci bir Türkiye ile birlikte BOP''un tamamlanması.

Bu alışverişten iki taraf da memnundur. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde PKK üzerinden bir oyun oynanıyor. Herkes PKK dizginlendi mi, dizginlenmedi mi tartışmasını yaparken,

Barzani yönetimi (Kürdistan) yavaş yavaş meşrûlaştırılıyor,

PKK, Türkiye içinde AB ve ABD desteği ile siyasallaşıyor,

Dinci bir yapılanma giderek derinleşiyor.

ABD, AB ve AKP hükûmeti bu gelişmelerden çok memnun.

Arap ülkelerini, İran'ı ve Türkiye'yi bölerek denetim altına almak isteyen ABD ve AB için PKK ve PEJAK gibi örgütler taktik güçlerdir. Bunları kullanmaktan hiçbir zaman vazgeçmezler. Sâdece mola verirler.

Arada bir üstüne gider gibi yaparlar, gerektiğinde tekrar kullanmaya başlarlar. AKP üst yönetimi ve Bush kadrosu esas uzlaşmalarında, BOP bulunmaktadır. PKK bunun içinde sâdece bir ara istasyondur.

Ankara hükûmetlerinin "ABD ile PKK''yı değil, BOP''u konuşmaları, tartışmaları ve bunun kavgasını yapmaları" gerekir. Bu kavgayı yapabilmek için Türkiye''nin Rusya, Çin ve İran''la yakın işbirliği içinde bulunması kaçınılmazdır.

Ne yazık ki AKP hükûmeti bu en önemli kozu kullanma olanağına sâhip değildir.

Çünkü arkasına ABD ve AB'yi almıştır. Bu misyon, AKP'yi BOP'a mahkûm etmektedir.

Türkiye ulusal devletle federasyon, Cumhuriyet'le İslâm devleti arasında işte bu nedenle sıkışıp kalmış durumdadır.

Daha önce de söyledim, tek bir çıkış noktamız kaldı: Millî demokratik devrim...

***

Erol Bey bence fazla iyimser.

Bu işlerin birkaç seneyi bulacağını hiç sanmıyorum. Kürt isyanı provaları alenen yapılmakta, büyük şehirlerde de vur kaç eylemlerinin yerini daha organize ve büyük boyutlu kalkışmalar başladı. Sanıyorum ki küresel ısınma ve onun neticesinde ortaya çıkan gelişmeler Amerika Birleşik Güçleri'nin (İngiltere - İsrail - ABD) öngördüğünden çok daha hızla seyrediyor ve BOP'a olan ihtiyaçları âciliyet fazına geçti.

PKK militanlarının elinde ısıya duyarlı uçaksavarlar var ve millî duygular, infiâl gâyet şuûrluca söndürülüp sindirilmekte. Yakında halk askere gitmekten "tırsmaya" başlayacak, nasıl olsa kanı yerde kalacaksa, kim bile bile ölüme gider?

Bakın şu Allah'ın işine ki, kış da bir türlü gelemedi ve artık istihza konusu hâline gelen "operasyonu" yapmamak için bir bahane bulamayıp medyaya fırçalar atılır oldu! Dün Kanal 7'de Kürtçüler ve 2. Cumhuriyetçiler alenen bölücülük yapıyorlardı canlı yayında, yanlarında da nazlı nazlı akan ılıcak ve gülün üniversiteden yol arkadaşı bir büyük gazeteci (gayrıresmî hükûmet sözcüsü zâten bu zat). AKP'deki Kürt milletvekillerini filân konuşuyorlar, Kürt'lerin Türk'lerden neler çektiğini paylaşıyorlar!

Bunlar hep ciddi bir ivmelenmenin alâmetleri. En fazla aylar zarfında çok daha büyük eylemler yapılacağını zannediyorum; psikolojik ortam çok hızla buraya çekiliyor çünkü.

Bunları nereden çıkardığımın bir başka göstergesi de gerek Başbakan'ın gerekse Cumhurbaşkanı'nın mutadın çok üzerinde hızla hareket etmeye başlamaları. Aceleleri var.

   Ne için mi?
      Herhâlde Erol Bey''in bahsettiği Millî Devrim için değil!
         Pardon, arada bir de "demokratik" kelimesi vardı, nedense atlayıvermişim.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 26 Kasım 2007 Pazartesi

Okumaya devam et
  4316 Hits
  0 yorum
4316 Hits
0 yorum